Navigation

4. Yargı Paketi: Bir Kandırmaca Daha

Aylardır merakla beklenen “4. Yargı Paketi” mecliste görüşülmeye başlandı. Alt komisyondan geçen paket muhtemelen çok az değişiklikle Meclis’te kabul edilecek. “İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” adlı pakete milliyetçi-faşist koro baştan beri karşı çıkıyor. Başını MHP’nin çektiği bu cenaha göre yasayla birlikte KCK’lılar serbest bırakılacak, Öcalan yeniden yargılanacak, PKK meşrulaşacak, ülke bölünecek… CHP de milliyetçi-şovenist çizgisine uygun bir biçimde yasanın İmralı’da hazırlandığı gibi söylemlerle MHP ile birlikte hareket etti. Liberal yazarların bir kısmı yasanın yetersiz olduğunu belirtmekle beraber önemli değişiklikler içerdiğini dillendirdi, hatta bazıları tasarıyı reform olarak nitelendirdi. Konunun en önemli muhataplarından BDP ise haklı olarak yasanın beklentileri karşılamadığını söyledi.

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, “bunca reklâmı yapılan bu paket boş. Boş olmaktan öte, daha da ağırlaştırıcı” diyerek şunları dile getirdi: “Eğer bu da reformsa, bu dehşet verici bir reformdur. Bu paket, bu sürece bu haliyle hiçbir katkı sağlamadığı gibi siyasetin tamamen yasaklanmasını getirecek yeni cezalar getiriyor. ‘Silahlar sussun fikirler konuşsun’ diyor Başbakan. Bu haliyle, fikirler silahların beş katı fazla ceza alıyor. Nasıl konuşulacak? Bunu gerçekten anlamak mümkün değil. Öz olarak, bu yasa gelirse içeride tutuklu olan tek bir kişi çıkmaz, aksine tutuklu olmayanların hepsinin içeri girmesinin yolu açılmış olur.”

Kaplan, Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. ve 7. maddelerine arttırıcı yeni hükümler konulduğuna da dikkat çekti: “Örneğin artık puşi takarsanız da örgüt üyesi olarak ceza alacaksınız. Yüz kapama, amblem, resim, işaret, slogan, üniforma; bütün bunlar yeni Terörle Mücadele Kanunu’na konulmuş. Kamuoyunu yanıltmanın, aldatmanın bir gereği yok.”

Paket hangi değişiklikleri getiriyor?

Paket bugüne kadar AİHM’in Türkiye’yi AİHS’i ihlal etmekten mahkûm ettiği yasa maddeleriyle ilgili 20 maddelik değişikliği içeriyor. Tasarı yasalaştığında işkence suçlarından dolayı zaman aşımı kalkacak; işkence suçlarında AİHM etkin soruşturma yürütülmediği kararı verirse soruşturma yeniden başlatılabilecek, adli yardım hakkı genişletilecek, halkı askerlikten soğutma suçunun kapsamı daraltılmış olacak. Türk Ceza Kanununda yapılacak değişiklikle “suçu ve suçluyu övme” ancak “kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde” iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Ancak biz geçmiş uygulamalardan ve örneklerden biliyoruz ki sadece birkaç rötuşla sorun çözülmüyor. Bazı ibarelerin eklenmesiyle veya çıkarılmasıyla ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kalkması mümkün değildir. Örneğin yürürlükteki TCK’de yer alan “halkı askerlikten soğutmak” ibaresinin yerini “askerlik hizmetini yapanları firara sevk etmek veya askerlik hizmetine katılacak olanları bu hizmeti yapmaktan vazgeçirecek şekilde teşvik” alacak. Maddenin militarist özü korunuyor ve askerlik hizmetini yapanlara veya yapacak olanlara anti-militarist propaganda yapmak halen suç sayılıyor.

Muğlak ve yoruma açık ifadeler burjuva hukukunun karakteristik özelliğidir. Burjuva yasalar, burjuvazinin çıkarlarına göre yapılır ve yine burjuvazinin çıkarlarına göre yorumlanır. Burjuva yargı, hukuktaki belirsizlikleri burjuvazinin lehine, işçi sınıfının ve ezilenlerin ise aleyhine yorumlar. Aynı eylem bazen suç teşkil edebilir, bazen etmeyebilir. Van KCK davası bunun bir örneğidir. Aralarında Van Belediye Başkanı’nın da bulunduğu 13 kişi KCK üyeliğinden yargılanıyor. 29 Marttaki duruşmada tutuklu olan 8 kişi serbest bırakıldı. Savcı duruşma mütalaasında şunları söyledi: “Sanıkların tamamının 'örgüt üyesi olmak' gerekçesiyle tutuklanmalarını istemiştik. Ancak tutuklama sırasında üyesi olduklarını düşündüğüm PKK'nın kırsal ve sokak olaylarının devam ettiğini düşündüğümüzden dolayı toplumsal barışın zedelenmesinden dolayı tutuklama talep etmiştik, ancak gelinen aşamada örgütün eylemlerine son verdiği ya da böyle bir karar aldığı görülmektedir. Van Cumhuriyet Savcılığı olarak da bunu göz önünde bulundurarak, toplumsal barışa zarar verecekleri gerekçemiz ortadan kalktığından dolayı sanıkların toplu tahliye edilmesine karar verilmesini talep ediyoruz.”

Görüldüğü üzere sudan sebeplerle tutuklananlar yasa henüz değişmediği halde, süreç değişmiş olduğu için serbest bırakılabiliyor. Elbette demokratik hakların yasalarda tanımlanmış olması önemlidir ve bu hakların genişletilmesi için mücadele etmek işçi sınıfının da görevidir. Ama sadece yasal değişiklikler hiçbir hakkı garanti edemez. Son tahlilde taraflar arasındaki güç dengesi, siyasi koşullar ve konjonktür yasaların hangi yönde uygulanacağını belirler. Bugün esen barış rüzgârları yönünü savaşa doğru çevirirse yeni tutuklama dalgaları da beraberinde gelecektir.

Hükümetin derdi “insan hakları ve ifade özgürlüğü” olsaydı, rötuşlarla yetinmez, TCK’deki ilgili maddeleri kaldırırdı. Çünkü TCK birçok maddesiyle düşünce özgürlüğü ve demokrasi önündeki en büyük engellerden birisidir. Çok sayıda aydın, sosyalist ve Kürt bu yasa doğrultusunda yargılanmış ve cezalandırılmıştır. Sayısız dava ise devam ediyor. Oysa paket, çok sayıda kişinin yargılanmasına sebep olan bu yasadaki 314 ve 301 nolu maddelere dokunmuyor bile. Sadece 220. maddede yapılan bir değişiklikle örgüt propagandasının suç sayılabilmesi için “şiddeti övme” kriteri getiriliyor. Ama örneğin aynı maddedeki diğer bir fıkra varlığını aynen koruduğu için örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi örgüt üyesi olmak suçunu işlemiş sayılıyor. Bugün TCK veya TMK ile yargılananların önemli bir bölümü “örgüt üyeliği suçu” ile yargılanmaktadır. Dolayısıyla “örgüt üyeliği” ile ilgili hiçbir değişiklik yapılmadığı için siyasi davalarda tutuklular yargılanmaya devam edecek. Benzer bir biçimde bugün KCK davasından yargılananların çoğunluğu 314. maddeden yargılanıyor. 4. Yargı Paketi savcı ve hâkimlerin “biz sizi propaganda yaptığınız için değil, örgüt üyesi olduğunuz için yargılıyoruz” demelerini engelleyebilecek mi? Hatırlayalım, Türkiye’de çok sayıda gazetecinin tutuklu olmasıyla ilgili olarak Başbakan onların gazeteci olmadıklarını söylemişti.

Devrimcileri, ezilenleri, sosyalistleri sindirmenin başlıca araçlarından biri olan Terörle Mücadele Kanununda önemli değişiklikler yapıldığı söyleniyor. Oysaki yapılan değişiklikler sadece kanunu AİHM kriterlerine uygun hale getirmeye yöneliktir. Kanunun 6. maddesinde yer alan “Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını basanlara veya yayınlayanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir” fıkrasına, “cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden” ibaresi eklenerek kâğıt üstünde suçun kapsamı daraltılmıştır. Aynı değişiklik 7. maddedeki propaganda fıkrasında da yapılmış. Bu değişikliklere göre, bildiri basmanın ya da yayınlamanın veya propaganda yapmanın suç sayılabilmesi için bildirinin şiddeti içeren yöntemleri meşru göstermesi şartı aranacak. Kâğıt üstünde “güzel” görünen bu değişikliğin, pratikte pek de bir güzelliği olmayacaktır. Hukukta iki kere ikinin her zaman dört etmediğini biliyoruz. Yasayı çıkartanlardan uygulayacak olanlara kadar zihniyet değişmediği sürece, TC yargısı istediği zaman “meşru gösterme şartını” rahatlıkla bulabilir. Hrant Dink’in Ermeni diasporasının Türk düşmanlığını eleştirdiği yazısından “Türklüğü aşağılama” bulup onun katline giden yolu açan yargı süreci bunun en acı örneklerinden birisidir.

Bir hususun daha altını çizmek gerekiyor. Devletin uyguladığı şiddetin üstünden atlayarak genel bir şiddet karşıtlığı kisvesi altında ezilenlerin şiddetini suçlamak, ezenlerin ekmeğine yağ sürmektir. Devletin uyguladığı şiddet yöntemleri meşru ama devlet terörü karşısında tepki gösteren Kürtlerin ve devrimcilerin eylemleri terör suçu mu? Yahut özel harekâtçıların yaptıklarından bezmiş bir Kürt genci kendini savunmaya kalktığında acaba yargıçlar “meşru müdafaa” kararı mı verecekler yoksa “örgüt üyeliği” mi? Bu zihniyete göre patronun saldırılarına karşı mücadele eden, direniş çadırı kuran, polisin saldırılarını teşhir etmek ve diğer işçileri de mücadeleye çekmek için bildiri dağıtan bir işçi terör örgütünün propagandasını yapmaktan ve örgüt üyeliğinden yargılanmalıdır.

TMK’nin 7. maddesinde yapılan diğer değişiklikler ise mevcut durumdan daha da kötüye gidiş anlamına geliyor. “Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün tamamen veya kısmen kapatılması” ile “örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması”, “slogan atılması”, “ses cihazları ile yayın yapılması”, “terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi” terör yöntemlerini meşru göstermeye karine olacak ve bu “suçu” işleyenler bir yıldan yedi buçuk yıla kadar hapis cezası alabilecekler. Üstelik öncesinden farklı olarak, suç kabul edilen bu eylemlerin herhangi bir eylem esnasında gerçekleşmesi şartı da aranmayacak.

Kürt sorununda gelinen yeni aşamayı göz önünde bulundurduğumuzda bu ve benzeri maddelerin ne kadar çelişkili olduğu ortadadır. Kürt halkının önder olarak kabul ettiği Öcalan ile bir taraftan görüşmeler yapılırken, hatta Kandil-İmralı-Avrupa arasında haberleşme ve görüşmeler devletin desteği ve onayıyla sağlanırken, PKK bayrakları suç mu kabul edilecek? Şu anda devletin de olumlu anlamda ön plana çıkardığı Öcalan’ın posterini evinde bulunduranlar TMK’nin 7. maddesinden hapse mi gönderilecek? TMK ve benzeri hükümlere sahip yasalar Kürt sorununda çözümün ve barışın önünde büyük engel oluşturmaktadır. Tasarının TMK cenderesine bir nebze de olsa çözüm bulması bir yana, durumu daha da kötüleştirmesi yeni müzakere sürecinin halen çok hassas olduğunu gösteriyor. Belli ki hükümet bir taraftan görüşmeleri sürdürürken, diğer taraftan da elindeki baskı araçlarını korumak istiyor.

Fos çıkan bir paket daha

Kürt halkına karşı baskıların arttığı son 1,5 yıldan sonra başlayan yeni müzakere sürecinin oluşturduğu atmosfer yargı paketinden beklentileri de arttırdı elbette. KCK davasından yargılananların tahliye edilmesinden Öcalan’ın hapis koşullarının değiştirilmesine kadar farklı tipte beklentiler oluştu. Ama bu paket de pek çokları gibi fos çıktı.

Yargı paketi gündeme geldiğinde, düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılmasına dair adımlar atılması, haklar ve özgürlüklerin genişletilmesi bekleniyordu. Ancak ismine aldanıp bu paketten insan hakları ve ifade özgürlüğü konusunda reform bekleyenlerin umutları suya düştü. AKP daha önceki yargı paketlerinde ve diğer yasal değişikliklerde olduğu gibi yine göstermelik değişikliklerden başka bir şey yapmadı. Daha önce defalarca söylediğimiz üzere AKP, demokrasi ve özgürlüklere dair düzenlemeleri demokrat ve özgürlükçü olduğu için yapmıyor; siyasi çıkarları gereği yapıyor. Zoraki demokratın yaptığı reformların niteliği makyaj tazelemekten ileriye geçemiyor. Hakeza “4. Yargı Paketi” de AKP’nin insan hakları ve demokrasiye verdiği önemin sonucu ortaya çıkmamıştır. Hükümet, Türkiye’nin AİHM nezdindeki kabarık sicili yüzünden birtakım düzenlemeleri yapmak zorunda kalmıştır. Türkiye, Avrupa Konseyine üye 47 ülke arasında hakkında en çok ihlal kararı verilen ikinci ülke pozisyonundadır. Bu bakımdan Türkiye burjuvazisi TC’nin mahkûm edildiği konularda yapılacak değişikliklerle uluslararası imajını düzeltmeyi amaçlamaktadır. Nitekim hükümet tasarının gerekçesi olarak şunları söylemektedir: “Böylece, insan haklarına saygılı her devletin yapması gerektiği gibi, bir yandan bu alanda ortaya çıkan aksaklıklar kendi iç hukukumuzda çözüme bağlanırken, diğer yandan da ülkemizin AİHM kararları açısından görünümünün daha iyi bir noktaya taşınabilmesi mümkün olacaktır.”

Sonuç olarak, başta sosyalistler ve Kürtler olmak üzere tüm ezilenleri hedef alan yasal mevzuatın değişmesi elzemdir. Hükümet siyasi prim toplamak için yapılan değişiklikleri reform olarak kitlelere lanse etmektedir. Unutmamak gerekiyor ki hükümetin demokrasi adına yaptığı sade suya tirit değişiklikler zevahiri kurtarmak içindir. Yasal düzenlemelerin hiçbirisi hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve yasal güvence altına alınması amacıyla yapılmamaktadır. Bunu sağlayacak olan örgütlü işçi-emekçi güçlerin yürüteceği mücadeledir.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 97, Nisan 2013