Navigation

Nepal: Maoculuk ve “Sosyalist” Yönelimli Ulusal Kapitalizm!

Avrupalı ve ABD’li seçkinlerin “huzur” ülkesi diye tanımlamayı pek sevdikleri Nepal’de, Kurucu Meclis (Anayasa Meclisi) seçiminin sonuçları, gerçekte ülkede “huzur” sahibi tek kesim olan egemen sınıfı alabildiğine sarstı. Çünkü, 10 Nisan 2008’de yapılan seçimin galibi, monarşinin sona ermesini savunan Nepal Komünist Partisi (Maoist) oldu. NKP(M), 1996 yılında başlattığı “Uzun Erimli Halk Savaşı”nı, Nisan 2006’da gerçekleştirilen ve bir milyon insanın sokaklara döküldüğü 19 günlük ayaklanma ile kitlesel bir seferberliğe dönüştürmüştü.

Seçimde, mevcut düzenin bir süredir temel dayanakları haline gelmiş olan Kongre Partisi ve Nepal Komünist Partisi (Birleşik Marksist Leninist) ağır bir yenilgiye uğradı. NKP(M), yeni anayasayı kaleme alacak Kurucu Mecliste 217 sandalye kazanırken, rakipleri 107 sandalyede kaldı. Nispi ve çoğunluk sistemlerinin birlikte kullanıldığı karmaşık bir yöntemle oluşturulan Kurucu Mecliste, mutlak hâkimiyete değil ama önemli bir ağırlığa sahip olan NKP(M)’nin lideri Praçanda, sonuçların kesinleşmesinin ardından, 239 yıldır hüküm süren monarşinin Kurucu Meclisin yapacağı ilk oturumda sona erdirileceğini ilan etti.

28 Mayısta gerçekleştirilen bu ilk oturumda, krallık ezici oyla tasfiye edilirken federatif demokratik cumhuriyet resmen ilan edildi. Krala sarayını terk etmek için 15 gün süre tanınırken, kraliyet bayrağı gönderden indirilip cumhuriyet bayrağı çekildi. Böylece Nepal’in yoksul köylülerinin ve işçilerinin düzene karşı yükselttikleri mücadele yeni bir merhaleye ulaşmış oldu.

Nepal’deki bu gelişmeler dünyanın çeşitli bölgelerindeki sol hareketler tarafından heyecanla karşılanırken, “burjuvazinin biçimsel demokrasisine karşı halk demokrasisinin” başarıya ulaştığı türünden değerlendirmeler de yapıldı sıkça. NKP(M) ise 15-30 Mayıs tarihli Kızıl Yıldız adlı yayın organının başyazısında, “Devrimin ilk aşaması feodal düzenin sona erdirilmesi ve cumhuriyet düzeninin başlatılmasıdır. Politik olarak bu görev burjuva partiler tarafından yerine getirilmeliydi. Ancak onlar feodal düzeni sona erdirmek kapasitesinde değildir. Bu nedenle proletarya bu sorumluluğu yüklenmek zorunda kalmıştır. Büyük bir ciddilik ve etkin bir bakış açısı ile NKP(M) bu görevi omuzlamış ve cumhuriyete giden yolu açmıştır değerlendirmesinde bulundu.

Nepal’de, devrimci güçlerin gerici ve statükocu politik yapıları alt etmiş olmasını ve asıl önemlisi halk komitelerine dayanan kitle hareketini önemsizleştirmek ya da göz ardı etmek doğru değildir elbette. Bunlar Nepal’deki devrimci yükselişin açık göstergeleridir zaten. Ancak, işçi sınıfı devrimciliği ile küçük-burjuva devrimciliğinin ayrımlarının kendini gösterdiği en önemli noktalardan biri olan devrim perspektifleri konusunda, geçen yüzyılın başlarında devrimci Marksizmin mahkûm ettiği Stalinist (ve onun devamcısı Maoist) aşamacı anlayış, bugün Nepal örneğinde de Marksizm adına öne sürülmekte, hatta uygulanmaktadır. İşçi sınıfının ve yoksul köylülerin devrimci mücadelesinin ortaya çıkardığı yapıların ve birikimin burjuva kurumların eline teslim edilmesi sessizce geçiştirilmekte, üstelik de tüm bunlar Marksizm adına yapılmaktadır. Bu yüzden Nepal deneyimini bu bağlamda ele almak, yaşanmakta olan bu örnek üzerinden, bir kez daha Marksizmin doğrularını ortaya koymak gerekmektedir.

Nepal’de mevcut durum

Kişi başına düşen 260 dolarlık yıllık gelirle dünyanın en yoksul ikinci ülkesi olan Nepal’de nüfusun üçte ikisi yoksulluk sınırının altında yaşarken, ulusal gelirin %47’si nüfusun en zengin %10’unun elinde toplanmıştır. Yaklaşık 26 milyon olan nüfusun %90’ından fazlası kırsal bölgelerde yaşarken, %60’ı okuma-yazma bilmemektedir. Nüfusun %76’sı tarımla uğraşmakta, %18’i hizmet sektöründe ve %6’sı da sanayi sektöründe çalışmaktadır. Endüstriyel üretimse büyük ölçüde tarımsal ürünlere dayalıdır. Tarımın son derece geri tekniklerle yapıldığı Nepal’de, ailelerin yüzde 16’sı tamamıyla topraksızdır. Toprak sahibi olan ailelerin yüzde 47’si toprakların sadece yüzde 15’ine sahipken, yüzde 5’lik bir kesim de bütün toprakların yaklaşık yüzde 37’sine sahiptir.

Yani ezici çoğunluğunu kırsal nüfusun oluşturduğu, bu yüzden kapitalizm öncesi kurumları ve ilişkileri yoğun olarak bünyesinde barındıran, gecikmiş bir kapitalist gelişmenin çelişkilerini, sancılarını ve gelgitlerini en yakıcı biçimiyle yaşayan bir ülkedir Nepal. İşte bu nesnellik nedeniyle, devrimin acil görevleri arasında burjuva demokratik görevler önemli bir yer tutmaktadır.

1949 yılında Nepal Komünist Partisinin kuruluşundan bu yana komünist hareketlerin geniş bir kitle desteği bulduğu Nepal’de, Maoist akım 1996 yılında başlattığı gerilla savaşı ile giderek gelişmiş, özellikle de NKP(Birleşik Marksist Leninist)’in mevcut düzeni doğrudan hedef almayan reformist ve oportünist politikaları nedeniyle, monarşist rejime karşı toplumsal muhalefetin en önemli odağı haline gelmiştir. Bu mücadelesinde NKP(M), başlattığı gerilla savaşıyla birlikte kısa sayılabilecek bir sürede Nepal topraklarının aşağı yukarı yüzde 80’ini denetimi altına almıştır. Kralın iktidarı ise başkent Katmandu ile kent merkezleri ve bunları birbirine bağlayan anayolların denetimiyle sınırlı kalmıştır. NKP(M)’nin mücadelesinin ilerlemesindeki önemli dönüm noktası ise 2005 yılında gerçekleşmiştir. Şubat 2005’te meclisi feshederek mutlak monarşi ilan eden Kral Gyanendra’nın baskıcı rejimi, zaten ülkenin kırsal kesiminin önemli bir bölümünü kontrol altında tutan NKP(M)’ye halk desteğinin artmasının önünü açmıştır.

2006 yılındaysa, feshedilen meclisteki partilerin oluşturduğu Yedi Partili İttifak ve NKP(M)’nin öncülüğünde başlayan krallık karşıtı gösteriler kısa sürede kitlesel bir halk hareketine dönüşmüş ve Kral Gyanendra Nisan ayında meclisin yeniden açılmasını ve seçimlerin düzenlenmesini kabul etmek zorunda kalmıştır. Bunun üzerine yeni bir anayasa hazırlayacak Kurucu Meclis için adil seçimler yapılması üzerinde Yedi Partili İttifakla anlaşan NKP(M) ise ateşkes ilan ederek, seçimlere kadar görev yapacak geçici hükümete katılmayı kabul etmiştir. 18 Mayıs 2006’da kralın elindeki yetkileri alan meclis, 28 Aralık 2007’de de NKP(M)’nin talebi üzerine cumhuriyeti ve federalizmi ilan eden bir yasa çıkarmış, söz konusu yasanın Kurucu Meclisin oluşturulmasının ardından yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır. Ardından da başta belirtildiği gibi 10 Nisan 2008’de Kurucu Meclis seçimleri yapılmış ve NKP(M) ezici bir seçim galibiyeti sağlamıştır.

NKP(M)’yi Nepal’de bu pozisyona getiren, çürümüş monarşist rejime karşı verdiği kararlı mücadele ile halk nezdinde sağladığı güven ve daha önemlisi bununla birlikte yürüttüğü halk komitelerini örgütleme ve işlevli kılma başarısıdır. Halk komiteleri 1998 yılından itibaren Kralın denetiminden çıkan bölgelerde, rüşeym halinde ve farklı düzeylerde gelişmeye başlamıştır.

Bu komiteler değişik gelişme düzeyinde çok sayıda komün ve tarım kooperatifi faaliyeti örgütlemişlerdir. Küçük toprak sahipliğinin yaygın olduğu bölgelerde kooperatif çiftçiliğine ağırlık verip, diğer bölgelerde ise büyük toprak sahiplerinin ellerinden alınan toprakları topraksız köylülere dağıtmışlardır. Tarımsal üretim ayrıca pek çok küçük ölçekli sulama ve hidro-elektrik sisteminin, su değirmenlerinin ve yol şebekelerinin komiteler tarafından inşa edilip fiziki altyapının geliştirilmesiyle desteklenmiştir. Komiteler hareketli ve yerel halk mahkemelerini kurmuşlar ve bunlar kısa süre içinde eski resmi mahkeme sisteminin yerini almıştır. Halk Kurtuluş Ordusu savaşçılarının tedavisi için askerî sıhhiye olarak kurulan devrimci sağlık ekibi de yaygınlaşan biçimde sivil halka hizmet vermiştir. Halk komiteleri kurtarılmış bölgelerdeki okullarda eğitimi düzenlemişler ve öğrencilere kendi anadillerinde ve NKP(M)’nin eğitim bölümünce hazırlanan yeni kitaplarla eğitim verilmiştir.

2001 yılının Eylül ayında bu komitelerin delegeleriyle gerçekleştirilen toplantıda, komitelerin birleştirildiği ve Nepal Birleşik Devrimci Halk Meclisi adını aldığı ilan edilmiştir. Bu Meclis, merkezi düzeyde genel grev ve boykot çağrıları yapmak, mevcut iktidara karşı diyalog ve siyasi talepleri dile getirme işlerini üstlenmek, yerel düzeyde de yerel halk komiteleri üzerinde merkezi iktidarı temsil etmekle görevlendirilmiştir. Yani bütün bu faaliyetlerle adım adım ikili iktidar durumu yaratılmış ve mevcut sistemin alternatifi, halk komiteleri üzerinde yükselen Birleşik Devrimci Halk Meclisi haline gelmiştir.

NKP(M) hangi yolda yürüyor?

Ancak tüm bunların gerçekleşmesine öncülük eden NKP(M), bugün gelinen noktada, bu durumu daha da geliştirmesi olanaklı Halk Meclisini etkisiz kılarak, işçi sınıfını ve yoksul köylüleri Kurucu Meclisin otoritesine yönlendirmektedir. Oysa işçilerin ve yoksul köylülerin komiteleri yerine ikame edilen Kurucu Meclis, devrime ilerleyen bu kesimlerin kaderinin cellâtlarının eline bırakılması, biriken bütün devrimci enerjinin boşa gitmesi demektir.

Tıpkı Nikaragua’da geçici hükümete ve Devlet Konseyine katılarak buralarda ağırlık kazanmak uğruna işçilerin ve yoksul köylülerin öz örgütlenmelerini işlevsiz hale getiren Sandinistler gibi, Nepal’deki Maocular da Kurucu Meclis seçimlerinin ardından “cumhuriyetçi” bir devleti kurumsallaştırmak istediklerini söylemektedirler. Ancak açıktır ki, bu cumhuriyet yapısı gereği hiç de söylendiği gibi proletaryadan yana bir cumhuriyet olmayacaktır. Çünkü proletaryadan yana bir cumhuriyet, ancak burjuva devlet aygıtının bütünüyle lağvedilip, iktidarın özyönetim organları aracılığıyla işçi-emekçilerin eline geçtiği bir yapının kurulması ile mümkündür.

Oysa Maocu Parti yerli burjuvaziye ve dünya burjuvazisine kapitalist ekonomiye müdahale etmeyeceğine dair sözler vermektedir. Örneğin NKP(M)’nin merkez komite üyelerinden Hisila Yami, Kasım 2005’de Monthly Review dergisinde yayımlanan makalesinde şöyle diyordu: “Küresel kapitalizmin kendi ihtiyaçları doğrultusunda çarpıtıp şekillendirdiği bir ülkede, Yeni Demokratik Devrimin hedefi, Komünist Parti yönetiminde sosyalist yönelimli bir ulusal kapitalist ekonomik sistem geliştirmektir.” Bugün de ülkedeki sanayici ve işadamlarıyla bir araya gelen NKP(M) lideri Praçanda, partisinin ülkenin kalkınması için elinden geleni yapacağını ve “yeni bir geçiş ekonomisi politikası” benimseyeceğini ifade ediyor. Partinin iki numaralı ismi Baburam Bhattarai de, Maocuların öncülüğündeki hükümetin “kamu-özel sektör işbirliği” politikasını uygulayacağını kaydediyor.

NKP(M)’nin savunduğu “Yeni Demokratik Devrim” Maoculuğun alameti farikalarından biridir. Bu devrimle kurulacak olan ve “geçiş kapitalizmi” olarak nitelenen “yeni devlet” ise Bhattarai tarafından şöyle tarif edilmektedir: “Bizimki gibi yarı-feodal, yarı-sömürge çok sınıflı bir toplumda yeni devletin ilk aşamada, bütün anti-feodal, anti-emperyalist sınıfların ya da proletaryadan köylülüğe ve ulusal burjuvaziye kadar (feodal, komprador ve bürokrat burjuvazi hariç) tüm sınıfların ortak demokratik diktatörlüğü olacağı kesinlikle kavranmalıdır.” (Nepal’deki Devrimin Sorunları ve Olasılıkları, Kazanılacak Dünya Yay., s.387)

Açıktır ki, NKP(M) kapitalist işleyişin dışına çıkmayan ulusal kalkınmacı bir burjuva iktidarın kurulmasından başka bir şeye yol açmayacak bir yolda yürümektedir. NKP(M) işçi sınıfının ve yoksul köylülüğün devrimci yükselişinin önüne geçip süreci burjuva sınırlara hapsetmeye çalışmaktadır. Bu politikalar, devletin ekonomide daha fazla rol üstlenmesiyle, yani devlet kapitalizmi yoluyla Nepal’in uluslararası kapitalist sistemle bütünleşmesini sağlamaktan başka bir şeye yol açmayacaktır. İktidarının asıl kaynağı olan üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetini sağlama alan burjuvazinin, NKP(M) üzerinde içeriden ve dışarıdan nasıl baskı oluşturmaya çalışacağını önümüzdeki süreçte daha net göreceğiz. Ancak siyasi iktidarı tam olarak ele geçirmek isteyen burjuvazinin, NKP(M)’yi daha radikal proleter unsurlarından temizleyerek ehlileştirmeye ya da bunu başaramadığı takdirde iktidarın dışına itmeye çalışacağına hiç kuşku yoktur.

Partideki kimi kesimler de bu durumun farkındadır. Örneğin Kızıl Yıldız’daki makalesinde NKP(M) Merkez Komite üyesi Dharmendra Bastola bu tehlikelerden şöyle söz ediyor:

“Önümüzdeki tehlikeler yalnızca düşmandan kaynaklanmıyor, Maoistlerin aklını parlamentarizm ile çelmeye çalışıyorlar, örneğin meclis partileri Maoistleri eski, çürümüş, gerici ana politik akıma yöneltmek amacıyla 12 noktalı anlaşmayı sürekli delmeye, ihlal etmeye ve yok saymaya çalışıyor ve seçimlerdeki yenilginin ardından Maoistlerin hükümeti kurma hakkını, bu en bilindik ve sözde onların en bağlı olduğu demokratik hakkı yok saymaya çalışıyorlar. Tüm bunların yanında tehlike, partinin ve örgütün kendi içinden de yükselebilir. Bir yanda parti yeni Nepal’i inşa etme görevini geniş halk kitlelerine vermek ve onları örgütlemek zorundadır, diğer yanda ise pek çok oportünist ve ikbal avcısı, çürümüş sınıf düşmanları, reformist ve sosyal demokratlar da Partiyi halkın çıkarlarına karşı kendi çıkarlarını koruması için etkilemeye ve kendilerini parti içinde kamufle etmeye çalışacaktır. Savaşta ve mücadelede yer almış olan geniş halk kitleleri ve politik aktivistlerin büyük bir kesimi geleceğe yönelik bir belirsizlik duygusu içindeyken, eğitimli entelektüeller hükümet görevlerinde yer alma olanağı bulacaktır ve bu da yeni durumda yeni bir sınıfsal bölünmenin kötü emaresi olacaktır. Bu tarz hayal kırıklıkları ve endişeler elbette ki mücadelenin böylesi geçiş aşamalarının net sonuçlarıdır, dahası devrimci proletarya etrafındaki Nepal toplumunda partiyi bataklığa sürükleyebilecek bu koşulların gerçek bir zemininin olduğu da açıktır.”

Nepal devriminin çözmesi gereken görevlerin burjuva demokratik doğasını aklı başında hiç kimse yadsıyamaz. Ancak burada da sorun, bu devrimin hangi sınıfın önderliği altında, hangi sınıfın hegemonyasında gerçekleşeceği ve bu görevlerin ne tür bir siyasal iktidar aracılığıyla çözülebileceğindedir. Nepal’de bu görevleri yerine getirme sorumluluğu, devrimci işçi ve yoksul köylülerin omuzlarındadır. Nepal’in yoksul emekçileri açısından sorun krallığın tasfiye edilmesiyle sona ermeyecektir. Onların gerçek kurtuluşlarının yolu, kendi öz örgütlülüklerine dayalı sovyetik tipte bir devletten geçmektedir. Ne var ki, böylesi bir devletin yaşayabilmesinin tek garantisi, başta Çin ve Hindistan’da olmak üzere bölgenin gelişmiş kapitalist ülkelerinde patlak verecek devrimler ve bu devrimlerin Nepal’e uzatacakları yardım elidir. Tüm bunların gerçekleşmesiyse, dünya devrimi perspektifine sahip enternasyonalist komünist çizgideki bir proleter devrimci önderliğin var olmasına sıkı sıkıya bağlıdır.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no:39, Haziran 2008