Navigation

Suriye Savaşında Yeni Sayfa

Üçüncü Dünya Savaşının Suriye cephesinde son aylarda önemli gelişmeler yaşanıyor. Savaşın içindeki taraflarca mevcut güç dengelerini değiştirmeye yönelik hamleler ve bunlara karşı hamleler yapılıyor. Azez-Mare, Halep-İdlib, Rakka ve Menbic gibi stratejik bölgelerde, gelişmelerin seyrini belirleyecek önemde mücadeleler yürüyor. ABD, AB, Rusya, İran, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerin desteği ve yönlendirmesi altında hareket eden çeşitli güçler, son zamanlarda bu bölgelerde kritik muharebeler yaptılar. Bu çatışmalar sonucu oluşacak kırılmalar da Suriye’de yürüyen emperyalist savaşın gidişatına önemli etkilerde bulunacak gibi görünüyor.

Üçüncü Dünya Savaşının Suriye cephesinde son aylarda önemli gelişmeler yaşanıyor. Savaşın içindeki taraflarca mevcut güç dengelerini değiştirmeye yönelik hamleler ve bunlara karşı hamleler yapılıyor. Azez-Mare, Halep-İdlib, Rakka ve Menbic gibi stratejik bölgelerde, gelişmelerin seyrini belirleyecek önemde mücadeleler yürüyor. ABD, AB, Rusya, İran, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerin desteği ve yönlendirmesi altında hareket eden çeşitli güçler, son zamanlarda bu bölgelerde kritik muharebeler yaptılar. Bu çatışmalar sonucu oluşacak kırılmalar da Suriye’de yürüyen emperyalist savaşın gidişatına önemli etkilerde bulunacak gibi görünüyor.

Nisan ayı başında, IŞİD’in kontrolü altındaki Türkiye sınırına yakın El-Rai kasabası ve çevresindeki bazı köylerin, ABD uçaklarının havadan ve Türkiye ordusunun obüs topu atışları ile verdiği destekle Türkiye’nin örgütlediği grupların eline geçmesi, son dönemde gerçekleşen kritik hamlelerin başlangıcı olarak kabul edilebilir. Çünkü bu hamle büyük emperyalist güç ABD’nin, Suriye’de kimlerle birlikte hareket edeceğinin belirlenmesi bakımından önemli bir test niteliği taşıyordu.

IŞİD Cerablus’tan başlayan ve Azez’e kadar uzanan Türkiye sınırındaki bölgeyi kontrolü altında tutuyor ve burayı dünyaya açılan kapısı olarak kullanıyordu. Bu bölgenin IŞİD’in elinden alınması ABD’nin başını çektiği koalisyon güçleri açısından öncelikli hale gelmişti. Bunu gerçekleştirebilecek güç olarak da YPG (Halk Savunma Birlikleri) öne çıkıyordu. Ancak 2015 yılının Aralık ayında IŞİD’in kontrolü altındaki Sarrin ve ardından Tişrin Barajı’nı ele geçirerek Fırat’ın batısına adım atan YPG’nin ilerleyişi Türkiye’nin itirazları nedeniyle durdurulmuştu. Bu durum karşısında IŞİD güçlerini yeniden tahkim etmişti. Bu nedenle, Türkiye’nin “YPG’nin Fırat’ın batısına geçmesi kırmızı çizgimizdir! yaklaşımını ısrarla sürdürmesi karşısında ABD de Türkiye’ye “Kürtler gelemez diyorsan buyur IŞİD’i buralardan sen temizle” dedi. Bunun üzerine Erdoğan son ABD gezisinde Obama’ya bir öneri götürüp, Türkiye’nin kontrolünde bulunan operasyon güçlerinin IŞİD’i Türkiye sınırındaki bölgeden çıkaracağını vaat etti. ABD de YPG’yi Rakka’ya kuzeyden yapılacak bir operasyonun hazırlıklarına yönlendirerek Türkiye’nin verdiği sözü yerine getirmesini beklemeye başladı.

Bu plan başlangıçta işliyor gibi göründü. Operasyona, çoğu Türkiye destekli gruplar olan Sultan Murat Tugayı, Sultan Selim Tugayı, Muhammed Fatih Tugayı, Muntasır Billah Tugayı, Hamza’nın Torunları Tugayı, Feylak El Şam, 99. Tümen, Sukur El Cebel Tugayı, Cephet El Şamiyye ve Ahrar El Şam katıldı. Azez’den Cerablus’a doğru başlatılan hamleyle önemli bir konumdaki El-Rai kasabası ve civarındaki köyler 7 Nisanda IŞİD’den alındı. Türkiye’de medya bunu bir Türkmen zaferi olarak sundu. Bu hamle ile Kürtler olmadan da bölgenin IŞİD’den temizlenebileceğinin görüldüğü ve muhaliflerce güvenli bölge oluşturulmasının ilk adımlarının atıldığı anlatıldı. Ne var ki bu durum sadece dört gün sürebildi. Kayda değer bir direniş göstermeden geri çekilen IŞİD, karşı taarruzla El Rai’yi geri aldı. Türkiye destekli grupların silahları bırakıp kaçtığı büyük bir hezimet yaşandı. Üstelik IŞİD, Azez-Mare hattına da yüklenmeye başladı. Bu gelişme üzerine ABD kuzeyden Rakka’ya yönelme planını erteleyerek, YPG ile birlikte Menbic operasyonunu başlattı.

Menbic taaruzu

YPG önderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) IŞİD’e karşı 1 Haziranda Menbic’te başlattığı operasyon, TC’nin Suriye politikalarının kırmızı çizgi çıkışlarının arkasının ne denli boş olduğunu açık biçimde gösteriyordu. Daha birkaç ay önce dönemin Başbakanı Davutoğlu “Biz ABD’ye de Rusya’ya da söyledik. Fırat Nehri’nin kuzeyine PYD de geçmeyecek dedik ve PYD’yi iki kez vurduk” demişken, PYD’nin askeri gücü YPG’nin 3 Haziranda Fırat’ın üzerinden tank ve askeri araçlar geçirirken çekilmiş görüntüleri dünyanın bütün önemli medya organlarında yayınlanıyor, Türk devleti de bu durumu çaresizlik içinde kabullenmek zorunda kalıyordu.

Bu tablonun Türk devleti açısından anlamı açıktı. Erdoğan liderliğinde hareket eden Türkiyeli egemenlerin, Suriye’nin kuzeyinde özerk, federatif ya da bağımsız bir Kürt oluşumuna izin vermemek üzerine kurdukları politikalar büyük bir darbe almıştı. Suriye’nin tümüne dair diğer hayallerle birlikte Kürtleri geriletme, “oyun” dışına çıkarma çabaları da çökme noktasına gelmişti.

Buna rağmen kuyruğu dik tutma telâşında olan Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ABD’nin kendilerine, Menbic’in IŞİD’den temizlenmesinin ardından YPG’nin bölgeden çekileceği sözünü verdiğini söyledi. Erdoğan ise “Şu anda Suriye Demokratik Güçleri olarak ifade edilen bu güçlerin içerisinde yaklaşık 450 kadar YPG’li var. Bunun dışında 2500 civarında Araplardan var. Yani toplamda yaklaşık 3000 kişi bu operasyonun içerisinde yer alıyor ve söylenen de şudur: YPG burada Menbic’te daha çok lojistik bir güç teşkil edecek, asıl gücü Araplar oluşturacak” diye iç kamuoyunu teselli etmeye uğraşıyordu. Bu sözler, artık herkesin gülümseyerek dinlediği Türk devletinin kırmızı çizgisinin “Fırat’ın batısına zinhar geçemezler”den “Menbic’e kadar gelsinler ama girmesinler”e dönüşmüş olduğunu anlatıyordu. Yani, Kobani ile Afrin arasında bir koridor oluşturmayı stratejik bir hedef olarak belirleyen YPG, Türkiye’nin kırmızı çizgilerinin üzerinden atlaya atlaya hedefine doğru ilerliyor, Türkiye’nin elinden de bunu seyretmek dışında bir şey gelmiyordu.

Bu koşullar içerisinde başlayan Menbic operasyonunda YPG’nin başını çektiği Suriye Demokratik Güçleri önemli ilerlemeler kaydetmiş durumda. 1 Haziranda başlayan Menbic operasyonunda, Tişrin Barajı’nın güneybatı ve kuzeybatısından iki kol olarak Menbic’e ilerleyen Suriye Demokratik Güçleri, üç haftada şehri kuşatmayı başararak ilk aşamadaki hedeflerinin büyük çoğunluğunu gerçekleştirmiş oldu. IŞİD bu cephede büyük bir çöküş yaşayarak geriye çekildi. IŞİD liderleri ve savaşçıları Cerablus ve Menbic’ten ailelerini çıkardılar. IŞİD’in Menbic Emiri ve ailesi şehirden kaçarlarken öldürüldüler. IŞİD, Azez-Mare hattından kısmen çekilerek Menbic’e takviye birlikler göndermek zorunda kaldı.

Ancak Menbic hızlı bir biçimde kuşatılmış olsa da bundan sonraki aşamanın seyri daha uzun sürebilir. Çünkü kentte IŞİD’in ayrılmasına izin vermediği yaklaşık 20 bin sivil bulunuyor. Bu nedenle de Suriye Demokratik Güçleri ile Menbic Askeri Meclisi güçleri kentte giriş konusunda daha temkinli hareket etmek istiyor. Kuşatmayı engelleyemeyen IŞİD ise çoğunluğu Kürtlerden oluşan bin kişi civarındaki sivili rehin alarak SDG’nin hareketini kısıtlamaya yöneldi. IŞİD ayrıca, şehir içinde yürüteceği savaşla SDG güçlerine ağır kayıplar verdirmeye çalışacak gibi görünüyor.

Buna duruma rağmen Haziran ayının son günlerinde SDG güçleri Menbic’e birkaç ayrı noktadan girmeye başladı. Londra’daki Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Suriye Demokratik Güçleri’nin kente güneyden giriş yaparak buradaki buğday siloları ve un değirmenlerini ele geçirdiğini açıkladı. Ayrıca şehrin kuzey girişindeki Menbic-Cerablus yolunda da şiddetli çatışmaların ardından SDG güçleri ilerlemeye başladı.

Şehrin içerisinde sürecek çatışmalarla kaderi belirlenecek olan Menbic kuşatması böylelikle son aşamasına girmiş oluyor. ABD’nin hava kuvvetleri ile verdiği destekle ilerleyen SDG hedeflerine ulaşırsa Suriye savaşında önemli bir kırılma yaşanacak ve kuzeydoğu Halep’teki dengeler büyük ölçüde değişecek. Doğu Halep’teki en büyük şehir olan Menbic’i kaybetmesi halinde, IŞİD’in bütün kuzeydoğu Halep’teki varlığı, dolayısıyla Türkiye üzerinden dünya ile sağladığı bağlantı kanalı tehlikeye girecek. YPG’nin Afrin kantonuna ulaşma ihtimali ise güçlenecek.

Rusya-Esad-İran cephesinin hamleleri

Suriye’de yürüyen savaşta stratejik olarak en önemli yerlerden birisi de, IŞİD’in başkent olarak ilan ettiği Rakka. Rakka’yı hangi gücün ele geçireceği, sonraki süreçlerde kimin elinin daha kuvvetli olacağını da büyük ölçüde belirleyecek. Bu yüzden Suriye’deki savaşta kimi konularda anlaşmış gibi görünen ABD ve Rusya bu konuda büyük bir mücadele içerisindeler. ABD koalisyon güçleri sözcüsü Albay Steve Warren’ın Rakka’yı Esad’ın yerine Suriye Demokratik Güçleri’nin ele geçirmesini tercih edeceklerini açıkça söylemesi de bu mücadelenin ne kadar çetin geçtiğini gösteriyor.

Suriye Demokratik Güçleri’nin baskın gücü olan Kürtler de ABD ile birlikte Rakka’yı ele geçirirlerse hakimiyet alanlarının genişleyeceğinin ve pazarlık masasına büyük bir güçle oturacaklarının farkındalar. Ancak Suriye Demokratik Güçleri’nin Rakka’nın kuzeyinden başlattığı operasyonlar, Kürtlerin Afrin’e Kobani’den koridor açma ihtiyacı nedeniyle öncelik kazanan Menbic kuşatması yüzünden şimdilik ertelenmiş durumda. Kürtler Menbic ve ardından El Bap’ın alınması ile IŞİD’e karşı Rakka’da daha güçlü bir saldırının zemininin oluşabileceği konusunda ABD’yi ikna etmiş görünüyorlar.

ABD ve Suriye Demokratik Güçleri’nin Rakka’ya kuzeyden yapacakları taarruzu erteleyerek Menbic’e yoğunlaşmaları, Rakka’ya Rusya ve Esad güçlerinin güneyden bir hamlede bulunmasını tetikledi. Rakka’ya olası ABD-SDG operasyonu öncesinde burada ilerlemek isteyen Esad’ın ordusu, bu yüzden, Haziran ayının başlarında, Rusya’nın verdiği hava desteğiyle, Hama’nın doğusundaki İsriye’den yola çıkarak uzun süredir IŞİD’in elinde olan Rakka’ya güneyden yöneldi. İki hafta boyunca hızlı biçimde ilerleyen Esad güçleri, Rakka’nın içlerine kadar girmeyi de başarabildi. Ancak IŞİD’in ilk ciddi taarruzuyla birlikte Suriye ordusu aldığı yerleri bırakarak İsriye’ye geri çekilmek zorunda kaldı. Esad’ın ordusu Rakka’ya taarruzu daha sonra tekrar deneyecek olsa da, bu başarısızlık, Rakka’ya Suriye Demokratik Güçleri ile girmek isteyen ABD’nin elini kuvvetlendirmiş görünüyor.

Suriye’de yürüyen savaşın en az Rakka kadar önemli cephelerinden birisi de Halep. Halep’in savaşın gidişatını belirleyecek önemde bir bölge olması nedeniyle, savaşın içindeki bütün güçler buradaki varlıklarını tahkim etmek için yoğun çaba gösteriyorlar. Esad’ın ordusu, Rusya, İran ve Hizbullah’ın desteğiyle Halep’i rejim karşıtı gruplardan temizleyerek elini güçlendirmek için her fırsatta bu bölgeye yükleniyor. Ne var ki, Nusra ve Ahrar’ın liderliğindeki Fetih Ordusu, Cenevre görüşmeleri sırasında Rusya-ABD mutabakatıyla gelen ateşkesi fırsat bilip Türkiye üzerinden cephane stoklarını ikmal ederek Halep’te Suriye ordusunun önünde güçlü bir set çekmiş durumda. Nitekim Rakka’da olduğu gibi Halep civarında da Suriye ordusu Haziran ayında ilerlemeye çalıştı, ancak Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın büyük bir seferberlikle destekledikleri cihatçı gruplar, güçlü bir direnişle Suriye ordusunu şimdilik engellediler.

Suriye savaşı belirleyici bir süreçten geçiyor

Suriye’de son aylarda ama özellikle Haziran ayı içerisinde yaşanan bu gelişmelerin savaşın seyrini belirlemede önemli olacağı aşikâr. IŞİD, Azez-Cerablus hattında Türkiye destekli grupların, Rakka’da Esad güçlerinin saldırılarını püskürtmüş olsa da, Menbic’te büyük bir bozguna uğrama ihtimali ile karşı karşıya. IŞİD’in Menbic’te yenilgiye uğratılması diğer cephelerde de zora girmesine yol açacak. Çünkü iki yıldır elinde tuttuğu bu kent Suriye ve Irak’ın içlerine doğru uzanan bağlantı yollarının merkezi olması nedeniyle IŞİD için stratejik önemi yüksek bir kale anlamına geliyor. Menbic’in kaybı durumunda IŞİD’in hem kuzeydoğu Halep’te hem de Rakka’da tutunması iyice zorlaşacak.

Bu yüzden IŞİD’in Menbic’teki çöküşüyle birlikte Esad güçlerinin El-Bab’a, Türkiye destekli muhaliflerinse El Rai-Cerablus hattına saldırması büyük bir olasılık gibi görünüyor. Ancak aynı bölgeler YPG için de önemli hedefler. Ne var ki YPG’nin buralara hızlı bir biçimde yönelmesi biraz zor görünüyor. Menbic gibi büyük bir kentin güvenliğinin ve sivil idaresinin yeniden tesis edilmesinin zaman alacak olması YPG’yi oyalayacaktır. El Rai-Cerablus hattına yönelmesi ise Türkiye’nin büyük direnciyle karşılaşacaktır. Her ne kadar Fırat’ın batısına geçme konusunda Türkiye’yi küçük düşürmüş olsa da YPG’nin Türkiye’nin bu konudaki direncini aşması kolay olmayacaktır. El-Bab’ın ele geçirilmesi konusunda Esad güçleri ile girişeceği rekabet de çetin geçecektir. Ancak görünen bütün zorluklara rağmen bugüne kadar hep ilerlemeyi başaran YPG yine de stratejik hedefi olan Kobani ile Afrin’i birleştirme konusunda kazanımlar elde edebilir.

Menbic’in düşürülmesi başarılırsa ardından gelecek asıl büyük mücadele Rakka operasyonu olacak. Suriye’deki bütün güçler için bu operasyon büyük önem arz edecek ve belki de bölgedeki savaşın kaderini büyük ölçüde tayin edecektir.

Neticede tüm gelişmeler yaz sürecinde Suriye’de savaşın hararetinin artacağını gösteriyor. Rusya’nın bazı kara unsurlarıyla takviye edilmiş daha güçlü silahlarla Suriye’ye tekrar dönme hazırlıkları, Menbic’te süren kuşatma, Halep’te ve Rakka’da yaşanması muhtemel karşılıklı hamleler, ABD’nin başkanlık seçimlerinden önce Rakka’yı düşürme hesapları, Türkiye’nin Kürtlere karşı acaba kimle nasıl bir ortaklık kurabilirim arayışları bu süreçte savaşın hararetinin artacağının açık göstergeleri. Bütün bunlar Suriye’de yakın dönemde savaş alanında alınacak sonuçların belirleyici önemde olacağı anlamına geliyor.