Tüm Mesele Hayatın Olağan Akışına Ters Aksiliklerde!


7 yaşındaki Muhammet ve 6 yaşındaki Furkan şans eseri dışarıdaki kurşunlardan kurtulmuşlardı… Bir gece yarısı çocuklar yataklarında uyuyorken 18 tonluk bir araç, bir panzer evin içine girip ikisinin de canını aldı.


7 yaşındaki Muhammet ve 6 yaşındaki Furkan şans eseri dışarıdaki kurşunlardan kurtulmuşlardı… Bir gece yarısı çocuklar yataklarında uyuyorken 18 tonluk bir araç, bir panzer evin içine girip ikisinin de canını aldı. Silopi’de 3 Mayısta, saat 23.50’de, Ömer Yeğit adlı polis, kullandığı panzerle, Mesut Yıldırım adlı yoksul bir Kürdün evine girdi. Tutuklu yargılanan Ömer Yeğit, 17 Ekimdeki ilk duruşmada serbest bırakıldı. Davada tutuksuz yargılanan aynı zamanda Yeğit’i görevlendiren emniyet amiri Murat Maden üzerindeki suçlamalar ise “olayda mevcut haliyle herhangi bir sorumluluğu bulunamadı” denilerek düşürüldü. “Olay yerinde 22 Kasımda keşif yapılmasına…” karar verilerek duruşma ertelendi.  

Anne Nesima Yıldırım, “Allah’ın verdiği ‘bela’ güzeldir, zalimlerin değil” diyor ve olayı şöyle anlatıyor: “Üç çocuğumla odadaydık. Aniden yüksek bir sesin gelmesiyle yerimden kalktım. Odaya yöneldiğimde bütün duvarın yıkıldığını ve çocuklarımın altında olduğunu gördüm. Betonu kaldırdığımda Muhammet’imi gördüm. Daha sonra Furkan’ı da komşularımız kaldırdı yerden.”

Olay esnasında yaşananlar, ailenin, akrabaların söyledikleriyle duruşmadan sonra daha da anlaşılır hale geliyor. Olay esnasında 5-6 polisin olduğunu söyleyen anne, şöyle isyan etti: “Polisler de oradaydı. Betonu kaldırmama yardım etmediler. Sadece ‘bir şey yok korkma’ diyorlardı. Dar sokakta ne işleri vardı?” Yıldırım ailesi de bölgede yaşayan diğer Kürt aileleri gibi çok iyi tanıyordu “devlet-i aliyelerini!” Yapılanlar ilk olmadığı gibi devlet ricalinden alacakları cevaplar da ilk olmayacaktı. Hastaneye gittiklerinde vali de gelip anneye “teselli” veriyor ve büyüklerinden gördüğü gibi “kader” diyordu.  Medya ise bu “kaderi” ne güzel işliyor: “Ölüm onları yatakta yakaladı.” Bu nasıl bir ölüm ki yatağında yatan iki çocuğu katlediyor? Nasıl oluyor da onlar için en güvenli olması gereken yere bir panzer giriyor, evin duvar ve kolonlarını yıkıp onları yataklarında uyurken eziyor? O daracık sokakta, gece yarısı, o süratte, o koca panzerin ne işi vardı?

Anne Nesima’nın ve diğer tanıkların ifadelerine göre olay esnasında 5-6 polis olmasına rağmen Ömer Yeğit tek başına olduğunu iddia ediyor. Yeğit, emniyette 3 panzer aracın bulunduğunu ancak belgesi olan 2 polis olduğunu söyleyerek belgesi olmamasına rağmen emniyet müdürü tarafından görevlendirildiğini belirtti ifadesinde. “Emniyet müdürü ve yetkililer sorumludur” diyen Yeğit suçlamayı bir üst birime attı. Emniyet amiri Murat Maden de, görevlendirmeyi kendisinin yaptığını, dolayısıyla suçlamayı kabul ettiğini fakat kendisinin de “sözlü” olarak emniyet müdürü Selçuk Erdoğan’dan emir aldığını iddia etti. Böylece o da suçlamayı üzerinden atmayı başarmış “emniyet müdürü ve yetkililer sorumludur” iddiasında bulunarak davanın daha da ötelenmesini sağlamış oldu.

Olayı trafik kazası olarak niteleyen Yeğit, “durduğumda ayağım frene basılı haldeydi, hayatın olağan akışının aksine, aracın freni tutmadı” dedi. Gecenin 12’sinde, koca panzeri süratli biçimde, dar sokak aralarında, üstelik belgesiz kullanmış olması hayatın olağan akışıyken, frenin tutmaması hayatın olağan akışının aksineymiş! TC hukuku zor durumda kaldığında hemen bu sihirli cümleye başvurur. Silopi’de gece yarısı insanların evlerini başlarına yıkıp çocukları içerde katledersin ama olanların nedeni basittir. Yüksekova’da zırhlı araç “kendiliğinden” ateş alır ve 4 kişinin hayatını alır. Yine nedeni basittir, hayatın olağan akışıdır, aksiliklerdir sadece bunlar.

21 Ekimde Siirt’te 6 yaşındaki Felek Batur da bu “aksiliklerin” kurbanı oldu. Bu kirli savaş sürdüğü ve sorumlulardan hesap sorulmadığı için “hayatın olağan akışına ters” olaylar can almaya devam ediyor. 

Katlettikleri sivil Kürtleri terörist olarak yaftalayan vicdanlarını kaybetmiş, azıcık olsun insaniyetten nasibini almamış mahlûkların; yıktıkları evleri, zindana attıkları insanları sıradan bir günün sıradan olayları olarak gördükleri ortadadır. Zannediyorlar ki bu böyle sürüp gidecek. Sürmez, hayır! Asıl bu hayatın, tarihin olağan akışına ters. Gelecektir o gün ve sorulacaktır hesabı bir bir çektirdiğiniz tüm acıların.