Muktedirlerin Şehitlik Arzusu!


Günlerden bir gün zenginlik içinde yüzen devlet büyüklerinden biri şehitlik mertebesine erişmek istediğini söyler: “Allah nasip ederse ben de şehit olurum. İnşallah sizler de şehit olursunuz.” Muktedirler ölmeyi ve öldürmeyi kutsallaştırmakta birbirleriyle yarışıyorlar. “Onlar ölmek için para alıyor” diyenler, peygamber ocağında yapılan her şeyin hak olduğunu, şehit olmanın öyle herkese nasip olacak bir şey olmadığını dile getirenler… Ortadoğu’daki savaş, Kürt illerindeki yıkım, devletin insanlık dışı uygulamalarının yol açtığı savaşın giderek Batı illerine taşınmasının acı örnekleri... Beşiktaş’ta 100’den fazla insanın yaralandığı, 44 kişinin hayatını kaybettiği patlamadan sonra Kayseri’de bir patlama daha meydana geldi. Egemenler, onlarca insanın yaşamını kaybettiği bu olayları da kendi emelleri için kullanıyorlar.

Hatırlarsanız Erdoğan bir askerin cenaze töreninde “şehitlik şereflerin en büyüğüdür, ne mutlu şehit ailesine” demişti. Ardından da malûmunuz bakanlar buna benzer çıkışlar yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar. “Benim amacım Allah nasip ederse şehit olmaktır” diyen Taner Yıldız, “Allah nasip ederse ben de şehit olurum” diyen Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki ve son olarak “Bu aziz milletin evlatları gerektiğinde şehit veya gazi olmakta asla tereddüt etmeyecektir” diyen Bozdağ ilk akla gelenler. Belli ki bakanlar da şehit olmak için çok gönüllü ve arzulular! Lakin anahtarı yanlış yerde arıyorlar. Nasrettin Hoca gibi anahtarı samanlıkta kaybedip bahçede arayanlar, samanlığa gönderecekleri birilerini bulacaklarına inandıklarından olsa gerek, böyle rahat konuşuyorlar.

Biz yoksulları, emekçileri dünyanın güzelliklerinden, zenginliklerinden mahrum bırakanlar, “şehitlik” şerbeti tatmamızı istemekte ve bunun için güzellemeler yapmaktadırlar. Din ile aldatanlar, her şeyin üzerini kapatabileceklerine inananlar bizleri “öteki dünya” ile susturmaya, hatta ölmeyi ve öldürmeyi ülkü haline getirmemizi sağlamaya çalışıyorlar. Askerde, iş cinayetlerinde, yurt yangınlarında ölenlerin ardından “şehit oldular” dememizi, avunmamızı istiyorlar.

Gerçekten şehit olmak istiyorlarsa muktedirler, Soma’da katledilen 301 işçinin ailesinden öğrensinler “şehitliğin” nasıl bir mertebe olduğunu, bunun için ne yapmak gerektiğini. Aladağ’da gözbebeklerini kaybeden analara sorsunlar, yanan küçücük bedenlerin nasıl “şehit” olduğunu. Evladını gencecik yaşta askere gönderen ve kardeş kavgasında öldüğünü bilen analara sorsunlar. Saray duvarlarının, zırhların, korumaların ardında aramasınlar şehitlik mertebesini!