Kaçın da Nereye Kadar Kaçacaksınız?


1 Mayıs işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. Ülkemizde 1 Mayıs’ın, işçi sınıfının ve öncülerinin yasaklara, baskılara, katliamlara ve tutuklamalara maruz kaldığı zorlu bir tarihi vardır. Ama işçi sınıfı tüm baskılara, yasaklara ve katliamlara rağmen 1 Mayıs geleneğine sahip çıkmıştır. İşçi sınıfı bu topraklarda tarih sahnesine çıkıp bir sınıf olduğunun bilincine vardığından beri 1 Mayıs’tan vazgeçmemiştir. Bugün ise işçi sınıfının yeterince güçlü ve örgütlü olmadığı koşullarda, 1 Mayıs’ın içi hükümet ve sendika bürokratları tarafından boşaltılmaya çalışılmaktadır. Burjuvazi işçi sınıfının 1 Mayıs’ı birlik içinde, örgütlü ve coşkulu bir şekilde kutlamasının önüne geçmek için her yolu deniyor. İşçi sınıfının coşku içinde, birlikte ve kitlesel bir şekilde bir araya gelerek birlikteliğinden güç ve moral kazandığı tüm eylemlilikleri elinden geldiğince baltalamaya çalışıyor. Bunu bazen yasaklarla, bazen provokasyonlarla, bazen de sendika bürokratları aracılığı ile yapıyor. Sendika bürokratları gerek birlikte ve kitlesel bir 1 Mayıs’ın sorumluluğunu almayarak, gerekse de hükümete yaranmak için uzlaşmacı bir şekilde 1 Mayıs’ın içeriğini boşaltıyorlar.

Bu yıl 1 Mayıs’ı Hak-İş Erzurum’da, Türk-İş de Ankara’da kutladı. Hak-İş, Erzurum’da karar kılarken çok düşünmüş olmalı! Demek ki bugüne kadar hiçbir sendika  “sanayinin kalbinin” Erzurum olduğunu fark etmemiş! Mehterli, ciritli mitingde hükümet yetkilileri de kürsüde yerini almış. Öyle ya kendileri de sonuçta o hükümetin destekçisi, hükümet yanlısı sendika bürokratları olunca, Sağlık Bakanı ve 1 Mayıs bir arada olabiliyor! Böylece hükümet yanlısı Hak-İş, bu sene de işçileri 1 Mayıs alanına taşımanın sorumluluğundan kaçmak ve 1 Mayıs’ın adına yakışır bir şekilde kutlanmasının önüne geçmek için görevini başarılı bir şekilde yerine getirdi. Gerek mitingin organizasyonu, gerek içeriği, gerek sanayi kentlerinden uzağa çekilmesi ile dostlar alışverişte görsün misali bir “1 Mayıs” organizasyonu ortaya çıkmıştır.

Türk-İş de Hak-İş’ten aşağı kalır bir 1 Mayıs organizasyonu yapmadı. O da işçileri sanayi kentlerinden uzak, devlete yakın olan Ankara’ya çağırarak 1 Mayıs’ı Ankara’da kutladı. Zaten gündeminde de işçi sınıfının en temel sorunları arasında yer alan taşeron işçilik, kıdem tazminatının gaspı, iş kazaları yoktu. Türk-İş’in gündeminde 15 Temmuz darbe girişimi vardı. İşçiler alanda taşeron çalışmaya ve kıdem tazminatının gaspına karşı tepkilerini sloganlarla dillendirirken, Türk-İş üst bürokratlarının aklı sabah Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu ile yaptıkları kahvaltıda kalmış olacak ki, 15 Temmuz gündemi işçi sınıfının bunca sorununun önüne geçti. İşçi sınıfının taleplerine ve sorunlarına kulak tıkayan uzlaşmacı Türk-İş bürokratları, kürsüde aynı telden çalmaya devam ettiler. 1 Mayıs’ın içeriğini boşaltma noktasında o kadar ileri gittiler ki “Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz” sloganını kürsüden “Yılgınlık Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz” şeklinde attılar. Buna tepki duyan işçiler ise “Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz” sloganını atarak kürsüye tepki gösterdiler.

İşçi sınıfı ve öncüleri 1 Mayıs’ın doğuşundan bu yana, tüm dünyadaki ve ülkemizdeki 1 Mayıs kutlamalarında nice bedeller ödediler. Ama yılmadılar, mücadeleden ve 1 Mayıs’tan vazgeçmediler. Bugün ise işçi sınıfının güçsüzlüğünü fırsat bilen uzlaşmacı sendika bürokratları 1 Mayıs’ın kitlesel bir şekilde kutlanmasının önüne geçtikleri gibi içeriğini de boşaltmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Kürsü programları hükümet yetkililerinin boy gösterdiği ve işçi sınıfının taleplerinin hükümetin gündeminin gölgesinde kaldığı şekilde düzenleniyor. Sendika bürokratları işçi sınıfının birliğini ve örgütlülüğünü güçlendirmek yerine, 1 Mayıs meydanlarında hükümete ve onların çıkarlarına hizmet ediyorlar. İşçi sınıfının mücadelesini sahiplenip, güçlendirmek gibi bir dertleri de yok. İşçi sınıfı elbette örgütlenerek daha güçlü bir şekilde mücadeleye atılacak. İşte o zaman meydanı boş bulan bu bürokratları da başından def edecek. Sendikalarının başına işçi sınıfının mücadeleci sendika önderlerini getirecek. Şimdi onlar meydanı boş buldukları için böyle koşturadursunlar, işçi sınıfı, kendisi ile dalga geçer gibi taleplerine kulak tıkayanlardan ve patronlar sınıfından elbet hesap soracaktır. Ezilen sınıfların mücadelesi tarih boyunca yeri geldi yükselerek kazanımlar elde etti, yeri geldi yavaşlayarak güç kaybetti. Ama hiçbir zaman ezilenler mücadeleden vazgeçmediler. Bu günler eninde sonunda mücadelenin yükseleceği günlere gebe. Ve o mücadelenin sonucunda da işçi sınıfı bir gün bu düzeni kökünden değiştirip, kendi iktidarını kurarak nihai çözüme kavuşacak.