Navigation

İklim Mültecileri

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
FORES bünyesinde yapılan bir araştırmada, bu felâketler nedeniyle 2050’ye kadar 200 milyon kişinin göç etmek zorunda kalacağı öngörülüyor! “İklim mültecisi” olarak da anılan bu göçmenlerin en çok Afrika, Doğu ve Güney Asya ile Latin Amerika ülkelerinden Akdeniz kıyılarındaki ülkelere ve Avrupa’ya gitmesi bekleniyor.

Uzun bir süredir Marksist Tutum sayfalarında küresel iklim değişikliği, kapitalizmin rolü, tehlikeler ve neler yapılabileceği üzerine yazıları okuyoruz. Tehlikenin geldiği boyut ortadadır ve bu çeşitli medya organlarının da gündemini meşgul ediyor. Her vesileyle birbiri ardına açıklamalar yapılıyor. Çeşitli çevre örgütlerinden küresel düzeyde kuruluşlara kadar araştırmalar, konferanslar, zirveler eksik olmuyor. Buna mukabil devletler, taahhüt ettikleri önlemleri almayarak küresel ısınmayı geriletmek bir yana hızla artmasına zemin hazırlıyorlar. Kapitalizmin neden olduğu küresel ısınma sonucunda aşırı sıcaklık, kuraklık, ani yağışların neden olduğu seller, kasırgalar gibi felâketler artarak devam ediyor. Bütün bunların sonucunda büyük göç trajedilerinin artması kaçınılmaz olmaktadır.

Stockholm merkezli düşünce kuruluşu FORES bünyesinde yapılan bir araştırmada, bu felâketler nedeniyle 2050’ye kadar 200 milyon kişinin göç etmek zorunda kalacağı öngörülüyor! “İklim mültecisi” olarak da anılan bu göçmenlerin en çok Afrika, Doğu ve Güney Asya ile Latin Amerika ülkelerinden Akdeniz kıyılarındaki ülkelere ve Avrupa’ya gitmesi bekleniyor. 2008’den bu yana yılda ortalama 21,5 milyon kişi göç ediyor, ancak BM Mülteciler Sözleşmesine göre bu kişiler mülteci sayılmıyor. Mülteci tanımlamasına uymayan iklim mültecilerinin başka ülkelere sığınmaları mümkün olmuyor. Yaşadığı topraklardan bir daha geri dönmemek üzere ayrılmak zorunda kalan bu insanlar sahip oldukları her şeyi kaybederek güçsüz ve savunmasız duruma düşüyorlar!

Araştırma raporunda, küresel ısınmaya neden olan sera gazı üretiminin sınırlandırılmaması durumunda gıda krizi, yaygın bulaşıcı hastalıklar ve derin sosyal istikrarsızlıkların yaşanacağına da dikkat çekiliyor. Su kıtlığı, kuraklık gibi sorunların gıda üretiminde ve çeşitliliğinde düşüşe neden olacağı, dünya kaynaklarının insanların beslenmesinde yeterli olmayacağı, bunun sonucunda ekonomik sorunlar yüzünden çatışmalar yaşanacağı söyleniyor. Deniz seviyesinin 2100 yılında 1 metre yükseleceği, bu yüzden milyonlarca insanın evlerini, yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalacağı vurgulanıyor. Diğer yandan “doğal” felâketlerde milyonlarca yoksul insanın yaşamını kaybedeceğini şimdiden kestirmek zor değil.

Kapitalizm altında, doğanın azgınca yağmalanması ve tahribatı asla son bulmayacak. Bu sistem ayakta kaldığı, nefes aldığı her an dünya ömründen kaybedecek. Küresel ısınma, egemenleri en çok sosyal patlamalara ya da kârlarının düşmesine neden olabileceği için korkutuyor. Bütün korkuları bundan. Yoksul insanların, gezegenin başına gelecekler onları zerre kadar ilgilendirmiyor. Alacağız dedikleri önlemleri bile almıyorlar. Sermayenin kârından vazgeçebileceğini ummak saflık olur. Doğanın yağmalanmasını ve tahribatını önleyecek, doğa ile uyumlu bir yaşamı var edecek olan işçi sınıfıdır. Kendi kurtuluşu için mücadele eden işçi sınıfı aynı zamanda tüm insanlığı ve doğayı da kurtaracaktır!