Birleşmiş Milletler’den Suudi Arabistan’a Kadın Komisyonu Kıyağı!


Kadın hakları konusunda dünyanın en geri kalmış ülkelerinden biri olan Suudi Arabistan, yapılan gizli oylama sonucu 54 ülkenin 47’sinin oyunu alarak Komisyon üyeliğine seçildi. Bu kararla birlikte Suudi Arabistan, 2018-2022 yılları arasında kadınların haklarını “korumak” amacıyla komisyonda görev alacak! Komisyonun çiçeği burnunda üyesi Suudi Arabistan, “Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi”ni 2000 yılında kabul etti. Ancak Suudi Arabistan’da kadınların toplumdaki yeri içler acısı!



Birleşmiş Milletler Kadın Statüsü Komisyonunun 61. toplantısı 13-14 Mart tarihleri arasında New York’ta yapıldı. 1946 yılından bu yana var olan komisyonun amacının, kadın haklarını ilerletmek, kadınların hayatlarına dair dünya çapındaki gerçekliği belgelemek ve kadın eşitliği ile kadınların güçlendirilmesine dair küresel standartları şekillendirmek olduğu iddia ediliyor. Elbette gerçeklik bu şatafatlı iddiadan çok uzaktır. Hükümetler arası bir organ olan bu komisyon, her yıl Mart ayında 10 günlük toplantılar yapıyor. UN Women (Birleşmiş Milletler-Kadın) tarafından organize edilen toplantılara tüm BM üyesi ülkelerden burjuva siyasetçiler, önde gelen burjuva kadınlar ve burjuva kadın örgütleri katılım sağlıyor. Tüm dünyadaki kadınların sesi olma iddiasındaki bu kuruluş, sorunlara çözüm noktasında ise tüm ülkelere tavsiye vermekten öteye geçmiyor! Kadın sorunu kararnamelerle çözülmüyor. Ayrıca bu tür zirvelerde yapılan konuşmalar, alınan kararlar, komisyon üyesi ülkelerin ne kadar ikiyüzlü siyaset yürüttüklerini de gösteriyor.

Kadın hakları konusunda dünyanın en geri kalmış ülkelerinden biri olan Suudi Arabistan, yapılan gizli oylama sonucu 54 ülkenin 47’sinin oyunu alarak Komisyon üyeliğine seçildi. Bu kararla birlikte Suudi Arabistan, 2018-2022 yılları arasında kadınların haklarını “korumak” amacıyla komisyonda görev alacak! Komisyonun çiçeği burnunda üyesi Suudi Arabistan, “Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi”ni 2000 yılında kabul etti. Ancak Suudi Arabistan’da kadınların toplumdaki yeri içler acısı!

  • Ülkedeki tüm kadınlar, yabancılar da dâhil, siyah giyinmek zorundalar. Giysileri ya çarşaf ya da abaye (siyah renkli, bol, omuzlardan ayak bileğine kadar uzayan kaftan veya çarşaf benzeri kadın üst giysisi) olmak zorunda. Ayaklar ve yüzler kapalı olmak zorunda.
  • Dünya Ekonomik Forumunun 2015 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği raporuna göre, Suudi Arabistan cinsiyet eşitsizliği sıralamasında 145 ülke arasında 134’üncü sırada yer alıyor.
  • Ülkede çalışan işgücünün sadece yüzde 22’si kadın, onlar da ancak erkeksiz ortamlarda çalışabiliyor.
  • Kadınlar seçme ve seçilme hakkına 2015 yılında sahip oldular. Birçok kadın oy kullanma konusunda aile içi engellerle karşılaşıyor.
  • Mahkemelerde iki kadının tanıklığı bir erkeğin tanıklığına eşdeğer görülüyor. Kadınlar ancak erkek tanıkların bulunmadığı, kişisel davalarda tanıklık yapabiliyor. Çoğu zaman tecavüz olaylarında bile kadınların tanıklığı geçerli olmuyor.
  • Kadınların araba kullanmaları daha önce yasaktı.  Kadınlar,  bu yasağa karşı gerçekleştirilen çeşitli eylemler sonucunda 2016’da kısıtlı olarak bu hakkı kazandılar. Ama bisiklete binmek hâlâ yasak.
  • Devlet tarafından oluşturulan din polisleri, kadınları hayatın her alanında gölge gibi takip edip şeriata uygun davranıp davranmadıklarını denetliyor. Din polisi olmaksızın kendi mahallelerinde bile tek başlarına dolaşamayan kadınların, ülke sınırları dışına çıkmak için eşlerinden ya da babalarından izin almaları gerekiyor, izin belgeleri olmadan pasaport verilmiyor.
  • Kadınlar, ülkede toplu taşıma araçlarına binemiyorlar. Ayrıca, kadının yanında kendisine eşlik eden erkek bir akrabası olmadan taksiye binmesi ahlâksızlık olarak görülüyor.
  • Gencinden yaşlısına tüm kadınların aile kısmı olmayan kafe ve lokantalarda oturmasına izin verilmiyor. Hatta kadın kasası ayrı olmayan fast-foodçulardan paket siparişi bile yapamıyorlar.
  • Evlenecek kadın ve erkekler birbirlerini göremezler. Erkeğin annesi gidip kızı görür, beğenirse kızı ister.
  • Ülkenin bazı bölgelerinde kadın sünneti mecbur kılınıyor.
  • Kadınlar üniversiteye gidebiliyor, ancak erkeklerden ayrı eğitim almaları şart. Eğitmen erkek ise dersi ancak video-konferans yoluyla izleyebiliyor.
  • Boşanma ya da dul kalma durumunda, bir kadın erkek çocuğunun velayetini en fazla yedi yaşına kadar, kız çocuğunun velayetini de dokuz yaşına kadar elinde tutabiliyor.
  • Kadınlar yüksek devlet görevlerine atanmıyor.
  • Kadınlar eşlerinin izni olmadan çocukları adına ayrı banka hesabı açamıyor. Yanlarında kendilerine eşlik eden bir erkek yakınları olmadan bankaya girmeleri yasak. Bu yüzden, kadın müşterilerin işlemlerini yalnızca kadın görevlilerin yapabildiği, kadınlara özel banka şubeleri açılıyor.
  • Bir kadın doktorun erkek hastayı muayene etmesi yasak, erkek doktorun ise kadın hastaya müdahale etmesi hasta kadının yakınlarının iznine bağlı.

Tüm bu yasaklara karşı sınırlı da olsa direnen kadınlar mevcut. Erkek vasiliğine karşı internette yürütülen imza kampanyası bunlardan biridir. Bölgede yaşanan “Arap Baharı”nın ve mücadele yürüten kadınların etkisiyle kadınların kamusal yaşama katılımı konusunda Kraliyet yönetimi tarafından bazı açılımlar gündeme geldi. Kraliyet yönetimi, kadın sorunlarının tartışılacağı bir konsey oluşturdu. Ancak oluşturulan konsey Suudi tarzındaydı. Kadın konseyinde kadınların sorunlarını erkekler konuşuyor ve kadın konseyinin toplantısında sadece erkekler fotoğraf karelerinde yer bulabiliyor.  Suudi egemenlerin kadın sorunundan ve kadın haklarından anladığı işte budur!

Böylesi bir gericiliğin hüküm sürdüğü, kadınların “insan” olup olmadığının sorgulandığı bir ülkenin Birleşmiş Milletler Kadın Statüsü Komisyonuna seçilmesi neyle açıklanır? Kadınların her türlü ayrımcılığa, ağır baskıya maruz kaldığı Suudi Arabistan’ın bu komisyona katılacak olması, başta cinsiyet ayrımcılığı olmak üzere her türlü eşitsizliğe karşı kadın haklarının korunması yerine kapitalist çıkarların göz önünde bulundurulduğunu göstermektedir. Bu tür örgütlerde yapılan konuşmalar, alınan kararlar kulağa ne kadar hoş gelirse gelsin, büyük yalanlarla dolu olduğu aşikârdır. Kendi ülkelerinde kadınlara eşit siyasal ve hukuksal haklar vermeye yanaşmayan kapitalistlerin bu tür konferanslarda sorunu çözme adına bir araya gelmeleri tam anlamıyla ikiyüzlülüktür. Kapitalistlerin bu tür uluslararası örgütlerinden, kadınlar adına gerçek manada eşitlik ve özgürlük adımları atması beklenemez. Emekçi kadınlar sınıf mücadelesinde yerini alıp kapitalist sömürü düzeni yıkılmadıkça, kadınların gerçek eşitlik ve özgürlüğe ulaşmaları mümkün olmayacaktır.


Etiketler