Aladağ’daki Yangın ve Yurtların Durumu


Geçtiğimiz haftalarda Adana’nın Aladağ ilçesindeki kız öğrenci yurdunda çıkan yangında biri eğitmen 11’i çocuk 12 can yitirildi. Çıkan yangın üzerine çok şey söylendi ve söylenmeye devam ediliyor. Baştan belirtmek gerekir ki bu çocuk bedenlerin böyle bir katliamda kurban verilmesinin nedeni sadece elektrik kontağı olarak gösterilemez. Yoksul emekçi aileler köylerindeki okulun kapatılmasından dolayı çocuklarını ilçedeki okullara göndermek zorunda kalıyor ve burada bulabildikleri yurtlara yerleştiriyorlar. Türlü türlü zorluklarla büyüttükleri, canlarından bir parça olan evlatlarını dönem içinde belki bir defa bile göremeyen ailelerin, onları evden uzakta cehennem yangınında yitirmeleri ne acı! Annelerinin öpmeye bile kıyamadığı küçücük, sevimli kız çocuklarının birbirlerine sarılı hâlde cansız bedenleriyle karşılaşmak, böyle bir sonun reva görülmesi büyük bir zulüm!

Katliamdan sonra yurdun Süleymancılar olarak bilinen bir tarikata ait olduğunu öğreniyoruz. Velilerden birinin buradaki devlet yurdunun yıkılması nedeniyle birçok öğrencinin bu yurda yerleştirildiğini söylemesi, devlet ile tarikat arasındaki ilişkiyi biraz olsun gün yüzüne çıkarmaktadır. 13 yaşındaki kızı Zeliha’yı kaybeden Mustafa Avcı, içinde bulunduğu yoksulluğu, çaresizliği şu kelimelerle dile getiriyor: “Maddi durumumuz iyi değil, işim yok. Yurdu yıktılar. Buraya yönlendirdiler bizi. Yoksa çocukların da isteği yoktu. Gönülsüz gittiler oraya. Bizim de gönlümüz yok. Ama çaresiz kaldık. Bu yüzden çocuklarımız orada yandı.”

Çaresizlik, olanaksızlık bir kez daha yoksul halkın çocuklarını yaktı ve yakmaya devam ediyor. Yangından hemen sonra RTÜK, “yayınların gerek ilçe genelinde gerekse yurt çapında huzur ve güven ortamıyla kamu düzenini bozucu eylem ve davranışlara dönüşebileceği” gerekçesiyle yayın yasağı getirdi. Çocukların küçücük bedenleri yanmış, aileler ıstırap kuyularına atılmış ama RTÜK hâlâ huzur ve güven ortamından, kamu düzenini bozucu eylemlerden bahsediyor! Aslında bu korkunun ifadesidir. Sorumluluklarını yerine getirmeyip bir katliama sebebiyet verenler gerçeklerin ortaya çıkmasını elbette istemezler. Hesap vermekten ölesiye korkarlar. Bu korku yersiz değil. Zalimler hep korkarlar!

Öğrenci sayısı artarken yurtların sayısı, kapasitesi ve kalitesi yeterince artmıyor. Eğitim herkesin hakkı diyenler, pratikte emekçi çocuklarına bu hakkı tam manasıyla kullandırmıyor? Devlet ilk ve ortaöğretim düzeyinde yurt açmak şöyle dursun olan yurtları da yıkarak/kapatarak öğrencileri seçeneksiz bırakmaktadır. Böylece çeşitli cemaat ve tarikatlara ön açmakta ve öğrencileri buralara yönlendirmektedir. Bunu verilere baktığımızda daha net görebilmekteyiz. İlk ve ortaokul öğrencilerinin sadece %0,97’sine yurt imkânı sağlanıyor. Bu, ancak yüz öğrenciden biri yurt imkânından faydalanabiliyor demektir. 2002 yılında Yatılı İlköğretim Bölge Okulları’nın (YİBO) sayısı 521 iken bu sayı 2015’e gelindiğinde 341’e düşmüştür. YİBO’larda kalan öğrenci sayısı yine 2002’de 278 bin 448 iken bu sayı 2015’te 94 bin 445’e düşmüştür. İdeolojik olarak neye hizmet ettiği bir yana yurt sayılarının artması yerine olanların da yıkılması/kapatılması ne anlama gelmektedir?

Lisans, yüksek lisans, doktora öğrencilerinin kaldığı yurtların durumu da çok farklı değil. 200’e yakın üniversitesi olan Türkiye’de öğrenci sayısı (lisans, yüksek lisans, doktora) yaklaşık 6 milyon 700 bin. Son 15 yılda üniversite sayısı 2,5 kat artarken öğrenci sayısı ise 3,5 kat arttı. YURTKUR’un 2016 Aralık rakamlarına göre yurtların toplam kapasitesi 554 bin 403. Dernek ve vakıflara ait yurtların sayıları tam olarak bilinmemekle birlikte MEB’in verilerine göre 2 bin 160 yurtta 112 bin 423 öğrenci kalıyor. Kontenjan yetersizliğinden dolayı devlet yurduna yerleşemeyen öğrenciler, yüksek ücretler nedeniyle üniversite yurtları ve özel yurtlarda kalamıyor. Özel yurtlar ateş pahasıyken 6 milyondan fazla öğrenci nerede ve hangi parayla kalacak, öğrenim hayatını nasıl sürdürecek?

Böyle acı olayların tekrar etmemesi için herkesin nitelikli, parasız eğitim hakkı güvence altına alınmalıdır. Barınma sorunu bir an önce giderilmeli, küçük çocuklar başta olmak üzere hiçkimse tarikat ve cemaatlere mahkûm edilmemeli. Bu sorunlardan muzdarip olan bir öğrenci olarak dile getirdiğim bu talepleri elbette ki hükümet altın bir tepside bizlere sunmayacaktır. Parasız eğitim hakkı için, barınma hakkı için mücadeleye!