Navigation

Bu Dünyaya Marx Geldi!

Elif Çağlı

Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.

Okur mektupları

OHAL’in Medyaya Tahammülsüzlüğü

Tarih bize gösteriyor ki içinden geçtiğimiz bu karanlık dönem ve baskılar sonsuza dek sürmeyecek. İşçiler ağır ellerini toprağa basarak doğruldukları ve örgütlendikleri zaman zulmedenlerin, zalimlerin düzenini yerle bir edecekler. Biz sınıf bilinçli işçiler tarihsel iyimserliği elden bırakmadan, umutsuz ve karamsar olmadan sabırla, azimle mücadele ederek bu karanlık günlerde de yolumuzda yürümeye devam edeceğiz.

OHAL Sürecinde İlginç Bayram Ziyareti

Yaşananlar, burjuva düzen içinde işçilerin, emekçilerin tüm haklarının ancak örgütlü mücadele ile korunabildiği gerçeğini de acı bir şekilde gösterdi, gösteriyor. Kamu emekçilerinin “iş güvencesi” bunun en iyi örneklerinden biri. “Devlete daya sırtını, hiçbir şeyi düşünme, dert etme” anlayışının ne kadar yanlış olduğunu binlerce kamu emekçisinin bir gecede işinden edilmesiyle görmüş olduk. Uzun zamandır 657’yi kaldırmaya çalışan AKP hükümeti, darbe girişimini bahane ederek bunu da fiili olarak gerçekleştirmiş oldu.

Başbakan’ın Mırıldanışı

Otobüste, metroda, metrobüste, dolmuşta, işyerinde, sokaklarda, evde, kısacası emekçi kadınların olduğu her yerde şiddet, taciz, tecavüz ve baskıyı görmek mümkün. Emekçi kadınlar hayatlarını zindana çeviren, susturan, öldüren, “aciz” hale getiren erkek egemen gerici zihniyetten ancak örgütlü mücadeleyi yükselterek kurtulabilir. Kapitalizm yıkılmadan, tüm pislikleri ortaya çıkaran bu bataklık kurutulmadan, emekçi kadınlar özgür olmaz.

Bataklıkta Açan Kızıl Çiçekler

Tarihte iz bırakmış nice devrimci kadın ve erkek var şüphesiz. Biz, özellikle Bolşevik kadınların yaşamlarının bugünün devrimci, emekçi kadınlarına ilham vereceğini düşünerek, hayatlarını okuyup tartıştıklarımızı Marksist Tutum okurlarıyla da paylaşmak istedik. Burada ancak birkaçına değinebileceğimiz bu Bolşevik kadınların sosyalizme olan inançları ve mücadeleye bağlılıkları bizi çok etkiledi. Inessa Armand, Nadejda Krupskaya, Natalia Sedova Troçki, Alexandra Kollontay, Sofya Nikolayevna Smidoviç, Maria İlyiniçna Ulyanova, Anna İlyiniçna Ulyanova, Praskovya Franzevna Kudelli ve daha niceleri…

Kapitalist Kriz ve Emperyalist Savaş Kıskacında Kitle Psikolojisi

Kaosun ve istikrarsızlığın hüküm sürdüğü bu çalkantılı dönemde, kitlelerin psikolojisi burjuva ideolojisi tarafından adeta dumura uğratılmış durumda. Örneğin, 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişimini kendilerinin engellediğine inandırılan kitleler, “demokrasi” adına tek adam yönetimine dayalı baskıcı ve otoriter başkanlık sisteminin kitle tabanı olarak kullanılmaktadır. OHAL ilanının sevinçle karşılanması, Cerablus’a düzenlenen “Fırat Kalkanı” harekâtının desteklenmesi ve çıkarılan KHK’ler eliyle devletin yeniden yapılandırılması karşısında kitleler, hükümet politikalarının payandası haline getiriliyor, emperyalist savaşların destekçisi konumuna düşüyor. Elbette ki bu durumun yaratılmasında, burjuvazinin çıkarlarını kitlelere propaganda eden burjuva ideologları büyük bir rol oynamaktadır.

Kaybedenler Kaybedecek!

Türkiye’de ve Arjantin’de olduğu gibi dünyanın her yerinde, egemenler kendilerine karşı mücadele edenleri yıldırmak için hep aynı yöntemleri kullandılar. Binlerce mücadeleci insan faili meçhule kurban gitti. İşkenceler, katliamlar, faili meçhuller burjuva devletlerin birer geleneği. Tüm bunlar, işçi sınıfının örgütlü mücadelesi sonucunda kapitalist sistemin ve burjuva devletlerin ortadan kalkmasıyla son bulabilir. İşçi sınıfı burjuvaziden tüm bunların hesabını da ancak öyle sorabilir. İşte o günler geldiğinde Emine Ananın oğlu Hasan Ocak’ın mezar taşında yazdığı gibi “Kaybedenler, kaybedecek!”

Amele Taburunda Bir Asker: Manoli Aksiyotis’in Öyküsü

Benden Selam Söyle Anadolu’ya adlı romanında Dido Sotiriyu, bir Anadolu Rum köylüsü olan Manoli’nin öyküsünü aktarır bizlere. Manoli’nin öyküsü Kırkıca’da (şimdiki adıyla Şirince) başlar. Ona göre Kırkıca yeryüzü cennetinin bir parçasıdır. Nitekim 1914’e gelinceye kadar köyde adam öldürüldüğü işitilmiş şey değildir. Savaş başlamadan önce insanlar dostça ve halklar kardeşçe yaşıyorlardı. Manoli’nin çoban Şevket’le olan arkadaşlığı da bu kardeşliğin bir parçasıydı. Ne var ki halkların kardeşliğini baltalayacak ilk kıvılcım da çakılmıştı ve tarih 1912’yi gösterdiğinde Balkan Harbi patlak vermişti.

Suriye Ağıdı

Emevi camisinde / Bir öğle üzeri / Namazındaydın ölmelerin / Beyaz bir güvercin / Sessizliğindeydi yüreğin / Bütün parmaklar tetikteydi / Bütün gözler namludaydı / Bütün bedenler çürümekteydi / Bir ülke bütün bütün / Boğazlanmaktaydı

Darbe Girişiminin Ardından Açılan Rant Kapısı

“Vatan-millet sevdası”, “ülkem varsa ben varım”, “Türkiye ekonomisi büyüyecekse elimizi taşın altına koymaya hazırı”’, “bu ülke için ölenlere vefa borcumuzu ne yapsak ödeyemeyiz” gibi daha nice söz dökülmektedir “yerli ve milli” burjuvaların ağzından. Gerçekte ise burjuvazi ikiyüzlü, daha doğrusu yüzsüzdür. Bugün şehit dedikleri insanlar üzerinden gemisini yürütenler, yarın iş zora gelince pek sevgili yurtlarını değil, sermayelerini kucaklayacaklardır.

Baskılarınız Bizi Yıldıramaz

Türkiye’de rejim olağan burjuva işleyişin dışına çıkarak uzunca bir dönemdir olağanüstü bir rejime doğru ilerlemektedir. Hükümet darbe girişiminin ardından OHAL ile birlikte mevcutta zaten sınırlı olan demokrasinin sınırlarını çıkarılan KHK’lar ile günden güne iyice daraltıyor. Bir yandan dalga dalga operasyonlarla darbeci, FETÖ’cü olduklarını iddia ettikleri kişileri tutuklarken, diğer taraftan da on binlerce kamu personeli hakkında soruşturma açarak aynı gerekçeyle işten atıyor. Tabii ki AKP hükümetinin başlattığı bu işten çıkarma ve tutuklamalar sadece darbecilerle sınırlı kalmıyor. AKP hükümetinin politikalarına karşı sesini çıkaran, muhalif olan herkes bu saldırıdan nasibini alıyor. Hükümetin politikalarını eleştiren, buna karşı mücadele eden sosyalistler, aydınlar, gazeteciler ve mücadeleci işçiler işten çıkarılma ve tutuklama saldırısına maruz kalıyor.

Tiyatroda Tektipleştirmeye Hayır!

Tiyatroların tektipleştirilmesine başta tiyatro sanatçıları olmak üzere tüm işçi ve emekçiler karşı çıkmalıdır. Shakespeare de, Brecht de, Yunus Emre de, Çehov da, Nazım Hikmet de, Hacivat Karagöz de, Ortaoyunu da bizim. İnsanlığın yıllar önce farklı farklı ülkelerde ortaya çıkardığı dayanışmayı, mücadeleyi, evrensel değerleri işleyen tüm tiyatrolara ve onları yazanlara sahip çıkmalıyız. “Vatan milliyetçisi değil”, “milli ve yerli değil”, “bizden değil” diye tiyatroları ayrıştırmak ve yasaklamak bir insanlık suçudur. Sanatsal değerleri muktedirlerin elinden ancak işçi ve emekçiler mücadele ederek kurtarabilir.

Onurlu Yaşam Marksist Bilinçle ve Mücadeleyle Mümkündür!

Gençlik doğası gereği toplumun en dinamik ve değişime en açık kesimidir. Geleceğin yetişkinleri olan gençler hangi duygular içinde ve nasıl yaşamaktadır?  Milyonlarca genç insan bulunduğu konumu nasıl değerlendiriyor? Nasıl bir dünyada yaşadığını, onu nasıl bir geleceğin beklediğini düşünmekte midir? İçinden geçmekte olduğu dönem onu nasıl yanılsamalara götürmektedir?

Sanatçıların Reklâmı veya Reklâmın Sanatçıları

Sanat ticarete, sermaye iktidarının çıkarına alet olunca sıradanlaşıyor. Sanatını iktidarın çanak yalayıcılığına döndüren zihniyet kapitalist düzende fazlasıyla var. Bu türden kişiler sermayenin ve iktidarın basit bir propaganda aleti durumuna dönüşmüşlerdir. Kimisi iktidardaki despot için methiyeler dolusu şarkı besteliyor, kimisi tarihi tepetaklak eden filmler kurguluyor, kimisi de reklâm spotlarında avlanan basit bir figürana dönüşüyor.

Suriyeli Emekçiler Kardeşimizdir

Türk milliyetçiliği üzerinden hedef tahtasına konulan Suriyeli işçiler, emekçiler, bizim düşmanımız değil sınıf kardeşimizdir. Düşük ücretlerin, artan kiraların ve sefaletin sebebi Suriyeli işçi ve emekçiler değildir. Bunların tek sebebi bu kapitalist sistem, patronlar sınıfı ve onların düzenini koruyan hükümettir.

“Yolcu Yolunda Gerek” Demişler

Şimdilerde herkes, her şey bir yerlere gidiyor. Yolcular var bir yerlere gidiyor. Kuşlar var göç yollarında; hasadı yeni alınmış yemişler, meyveler var, bir yerlere gidiyor. Koca koca nehirler akın akın; yazları mecalsiz kalmış dereler damla damla bir yerlere gidiyor. Yetmişinde son nefesini veren dede, ömrünün sonunda bir ağaçkakan, zehirlenmiş bir haşere, milyonlarca pert makine, bir yerlere gidiyor. Aynı anda şu koca cihanda milyarlarca döl, yumurta, milyarlarca çiçek tozu belki düşe kalka, belki aksak, belki apar topar, belki de sadece olması gerektiği gibi bir yerlere gidiyor.

İhbar Ediyorum!

Darbe sonrasında hükümet ve Cumhurbaşkanınca yapılan açıklamalarda, vatandaşların şüpheli gördüğü kişileri ihbar etmeleri istendi. Ben de gönüllü olarak bu ihbar furyasına katılıyorum. Şüpheli hal ve hareketleriyle nicedir dikkatimi çeken bazı şahısları devletin en başındaki zat-ı muhteremlere bildirmek istiyorum.

Bugünün Karanlığına Işık Tutanlar

Böyle dönemlerde umutsuzluğa kapılmamak ve ne yapacağımızı bilmek çok önemli. Çünkü örgütsüz ve bilinçsiz olduğumuzda egemenler bizleri kolayca yönlendirirler. 15 Temmuz sonrasında olduğu gibi ya burjuva medyanın ve egemenlerin yalanlarına kanıp “demokrasi” adına faşizmin tırmandırılması politikalarının peşine takılırız ya da hiçbir şey yapamayacağımızı, hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünerek umutsuzluğa kapılırız. Ama biz Marksizme inanan, onun öğretisiyle beslenen mücadeleci emekçi kadınlar olarak ümitliyiz.

İşçiler ve Kürt Sorunu

Kürt sorunu, işçilerin, emekçilerin ekonomik, sosyal ve siyasal haklarının gasp edilmesi için de bir bahane olarak kullanıldı egemenler tarafından. Örgütsüz ve bilinçsiz işçi kitleleri ise Kürt sorununa ilişkin düzenin çizdiği sınırları aşamadı. Kürt sorunu çözüme ulaşmadığı için asker ve polis devleti uygulamaları olağanlaşıyor. Sendikal hak ve özgürlükler, gösteri ve yürüyüşler, düşünce özgürlüğü, “bölünme”, “terör örgütünün elini güçlendirme” türü gerekçelerle hayat şansı bulmadan eziliyor. İşçi sınıfının ulusal temelde değil sınıfsal temelde birleşmesi gerçekleşmediği için işçi sınıfı milliyetçi, şovenist politikaların esiri oluyor. Daha da önemlisi savaş, Türk ve Kürt işçilerin ve yoksulların da canını alıyor.

Gençlik Sverdlov Olup Mücadeleyi Büyütmeli!

Tarihte, adları mücadeleleriyle ölümsüzleşen pek çok devrimci önder vardır. 20. yüzyılın başlarında bu önderlerden bir fidan filizleniyordu. O, Lenin’in “muazzam bir örgütçü” dediği genç Yakov Mihayloviç Sverdlov’dur. Onu, eşsiz mücadele tutkusunu yaşamının sonuna dek yaşatmış olan bu devrimciyi, hayat arkadaşı Klavdiya Sverdlova’nın “Sverdlov: Urallı Delikanlı” adlı biyografik romanıyla daha yakından tanıyoruz. Bugün biz gençler için Sverdlov ve onun gibi birçok yoldaşının mücadelesinden, yaşamından feyiz almak son derece önemlidir. Üçüncü Dünya Savaşının sürdüğü bu yıllarda devrimci önderlerin mücadeleleri, yaşamları karanlığı yırtarcasına aydınlık bir yol sunuyor bize.

Tarihin Çağrısı ve Mülteciler

Emperyalist hevesleri ve Kürt kazanımlarına darbe indirme isteğiyle bizi Suriye savaşının içine atan ve bu süreçlerde Suriyeli mülteciler üzerinden çıkar devşirmeye çalışan AKP hükümeti, mültecilerin ne durumda olduğunu, ne hissettiklerini çok umursuyormuş gibi vatandaşlık demagojisiyle siyasi çıkarlar peşinde.

Yalanlara Kanmayalım!

Erdoğan’ın bizleri demokrasi yalanlarıyla kandırmasına izin vermemeliyiz. “Demokrasiyi” sadece kendileri için isteyen egemenler arasında taraf olmamalıyız. Gerçek anlamda demokrasi ancak ve ancak kendi sınıfımızın çıkarları için bir araya geldiğimizde ve mücadele ettiğimizde mümkündür. Ancak o zaman darbeci egemenlerin oyunları bozulabilir. Yaşasın bağımsız işçi sınıfı mücadelemiz, kahrolsun faşizm!

Seni Seçtik Mücadele!

Dünyanın pek çok ülkesinde ve Türkiye’de onca olay yaşanırken, nasıl oluyor da insanlar gerçek hayatla ilgisi olmayan şeylerin peşinden sürükleniyorlar? Aslında kapitalistler tarafından piyasaya sürülen bu oyunlar, medyada önümüze sunulan diziler, filmler, videolar vb. hepsi bu çürümüş sistemin üzerine serilen desenli bir örtü. Bu sistemin ürettiği tüm pislikler örtünün altında büyümeye devam ederken, bizden örtünün üzerinde oyalanmamızı istiyorlar. Yaşadığımız sorunları, işsizliği, yoksulluğu, gelecek kaygımızı örtünün altına süpürüp, dünyada her şey normalmiş gibi yaşamamızı istiyorlar.

Küçük Kara Balık Olalım, Deryalara Akalım!

“Ben bilmek istiyorum, hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak, sonra da yaşlanıp ölüp gitmek mi? Yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak da mümkün mü?” diye soruyordu Küçük Kara Balık annesine, Samed Behrengi’nin o ünlü kitabında. Ve böylece başlıyordu Küçük Kara Balığın hikâyesi, kılıç balığına, korkunç balıklara ve yaşamında bir kere bile denizi sormamış komşularına inat.

Darbeleri de Bu Düzeni de Ortadan Kaldıracak Olan İşçi Sınıfıdır

Faşist tırmanışa rağmen durmaksızın işçi sınıfının örgütlülüğünü yükseltmeye çalışmalı, mücadeleye devam etmeliyiz. Zira tarihte hiçbir faşist diktatörlük sonsuza kadar kalamamış ve elbet sonunda ortadan kalkmış, kaldırılmıştır. Elbet bu günler de geçecek ve elbet işçi sınıfı kendini sömürenlere karşı olan haklı davasında nihai ve en güzel sonuca ulaşacaktır. Tüm yaşananlara rağmen unutulmamalıdır ki, gecenin en karanlık anı, şafağa en yakın anıdır…

“Fevzi Babam Evren’i Ayağıma Getirdi”

12 Eylül askeri faşist darbesinin üzerinden 36 sene geçti. O günün gençleri yaşlandı. Çocuk olanlar orta yaş kuşağı oldu. O günlerde faşist Evren hakkında en küçük bir şey söyleyenler sorgulara çekiliyor, korkutuluyor, korkmayanlar kodese tıkılıyorlardı. Atatürk hakkında ise malûm on yıllar boyunca eleştiren herkese dava üstüne davalar açılır, başlarına gelmedik kalmazdı. Belki çoğu işçiye, 12 Eylül askeri faşist darbesiyle ilgili duyduğu sanki gerçek değilmiş gibi geliyor. Oysa şimdilerde de sivil bir faşizm her gün biraz daha ilerliyor.

Fransa’da Grevler ve Euro 2016

Sermayenin elindeki futbol, her zaman kapitalistlerin işçileri uyutmak, oyalamak için kullandıkları bir araç olmuştur. Özellikle Avrupa ve Dünya Kupalarında oynanan milli maçlarla, farklı ülkelerdeki işçilerin milliyetçi duyguları harekete geçirilmeye ve dünyada yaşanmakta olan diğer gelişmeler ve saldırılar unutturulmaya çalışılmaktadır. Ama görüyoruz ki, egemenler bu isteklerinde o kadar başarılı olamıyorlar. Fransa işçi sınıfı Euro 2016’yı mücadeleyle, grevlerle karşıladı. Fransa’da hükümete yakın sendikalar grevleri durdurmaya, işçilerin mücadele azmini geriletmeye çalışıyorlar. İşçiler zorlu mücadelelerle, güçlükle kazandıkları hakları ellerinden almaya çalışan patronlar sınıfı karşısında örgütlü mücadele etmek zorundadır. Dünya işçi sınıfı saldırganlaşan burjuvazi karşısında kararlı ve örgütlü mücadeleyi büyütmelidir.

Kapitalizmde Kirletilen Spor

Kapitalistlerin elinde şekillenen spor anlayışı her türlü pisliğin ve insanlık dışı uygulamaların kol gezdiği bir rant kapısına da dönüştürülmüş durumda. Pompalanan hormonlu ilaçlar bir süre sonra sporcuda kondisyon eksikliği, yıpranma, dikkat eksikliği ve ruhen çökme meydana getiriyor.

Prangalı Öğretmenler

Doğu ve Güneydoğu’ya yönelik bu projenin bir başka ayağı da eğitimle ilgili yapılan planlar. Tabii amaç doğu illerini “güzelleştirmek, kalkındırmak, geliştirmek” olduğunda sıra eğitim “sektörüne” de geliyor. Yıllardır Kürt çocukların kaderini, açlık, yoksulluk, kan, savaş, umutsuzluk, korku ile yoğurarak yazan TC devleti, şimdilerde de Kürt çocuklara kirli ellerini eğitim yoluyla uzatmayı planlıyor. Doğu ve Güneydoğu illerindeki eğitimin kötü olmasının faturasını da öğretmenlere yüklüyor. Bunu bahane göstererek de sözleşmeli öğretmenliği tekrar hayata geçirecek olan yeni bir yasa çıkaracağını söylüyor.

“Komşum Tok, Benim Sınıfımdan Ölen de Yok”

AKP iktidarı ile birlikte kadına şiddet ve kadın cinayetlerinin sayısı katlanarak arttı. İktidar, şiddete uğrayan kadını koruyacağına, uğradığı şiddete boyun eğmeyip hakkını arayan kadına yardım etmiyor, kadını şiddet uygulayan erkeğin eline teslim ediyor. Kadından, erkeğine hizmet etmesi, bol bol çocuk doğurması ve kaderinde dayak, şiddet ya da ölüm ne varsa sessizce razı olması isteniyor. İşte egemenlerin ve onların siyasetçilerinin biz işçi sınıfının kadınlarından istediği budur. Çocuk doğurmak ve şiddete, tacize karşı sesini çıkarmadan “kaderine” razı gelmektir. Burjuvazinin işçi sınıfının kadınlarına yazdığı kader bu! Hangi kadın bu kadere razı gelebilir?

“Reis-i Cumhur” Buyurdu: Kıyamete Kadar Savaş!

Kapitalizmin halklar arasında yapay sorunlar oluşturarak çıkardığı savaşlarla kendisini yeniden yeniden ürettiğini görüyoruz. 105 milyon ölü gibi çok ağır bir bilançoyla sonuçlanan iki dünya savaşı ve içinden geçtiğimiz 3. Dünya Savaşı, Ortadoğu’da devam eden savaş, durumu yeterince somutlamaktadır. Hedefi saptırmak isteyen Erdoğan, olup bitenleri “terör” başlığı altında değerlendirerek, bir tarafta devletlerin insanlık için iyi şeyler yapmak istediklerini ama bunun karşısında terör belâsının sürekli kargaşa çıkardığını söylüyor.

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.