Navigation

Bu Dünyaya Marx Geldi!

Elif Çağlı

Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.

Okur mektupları

Umut Ekiyoruz

Böylesi dönemlerde umutlu olmak, umudu yaymak, örgütlü mücadeleye daha sıkı ve şevkle sarılmak öncülerin tarihsel görevidir. Tarihin işçi sınıfının öncülerinden beklediği budur. İşte dünya tam da böylesi bir dönemden geçmektedir. Kriz kapitalizmin bünyesine ara vermeden darbeler indirmektedir. Ama krizin darbeleri, işçi sınıfının örgütlü yumruk darbeleriyle birleşmeden kapitalizmi tarihin karanlık sayfalarına göndermeye yetmiyor. İşçi sınıfı mutlaka bu kriz dönemlerinden birinde güçlü yumruklarını birleştirip kapitalizmin yaşlı bedenini yere serecektir. Buna inancımız ve umudumuz tamdır. Coşkuyla, umutla kavgaya ve geleceğe!

Sizin Özel Mülkiyetiniz Yerin Dibine Batsın!

Yaşamakta olduğumuz olaylar, yaşayacağımız olaylara ayna tutuyor. Esenyurt’ta geçtiğimiz günlerde gerçekleşen cinayet bunun açık bir göstergesi olsa gerek. Gazetelerin yazdığına göre, bir AVM’den iki liseli gencin çıkışı esnasında alarm çalıyor, hırsızlık şüphesiyle polisin müdahale etmesi sonucu çocukların elleri kelepçeleniyor ve gözaltına alınıyorlar. Ancak karakola götürülecekleri sırada çocuklardan biri kaçmaya çalışıyor ve polis 16 yaşındaki bu çocuğu kafasından vurup öldürüyor.

Anti-Depresan!

Ben artık hastalık saçan bu sisteme, patronların saltanatına karşı işçi sınıfının devrimci saflarında mücadele etmeye niyetliyim. Bu yolda Marksist Tutum’un fikirleri bana yol gösteriyor. Krizin, savaşın kendini çok daha fazla hissettirdiği bu gibi süreçlerde asıl mutluluk, insanlığımızın ve dünyamızın bu bataklıktan kurtulabilmesi için örgütlü mücadele etmek.

8 Mart ve Clara Zetkin

Hem 8 Mart 1857’de mücadele eden kadın işçiler hem de 8 Mart’ı uluslararası bir mücadele günü olarak dünya işçi sınıfına kazandıran Clara Zetkin gibi işçi önderleri, mücadeleleri ve hayatlarıyla bizlere kapitalizmin karanlığından çıkışın yolunu gösteriyorlar. Tarihin çok önemli dönemeçlerinde emekçi kadınlar hem kitlesel olarak hem de tarihsel kişilikleriyle çok önemli roller üstlendiler. Bugün de, savaşa, ekonomik krize, tek adam rejimine ve tüm bunları doğuran kapitalizme karşı verilecek mücadele tarihsel önem taşıyor. Bunun bilinciyle emekçi kadınlar olarak gücümüzü sınıfımızdan ve tarihimizden almalı, güzel günleri yaratmak için erkek sınıf kardeşlerimizle omuz omuza mücadeleye katılmalıyız.

Savaşa HAYIR!

Bu savaş kimin savaşı? Ne uğruna ölüyor evlatlarımız? Ne uğruna çocuklarımızı ölüme yolluyorlar? Şimdi tüm yetkileri bir tek kişinin ellerine bırakacak bir anayasa değişikliğini onaylamamızı istiyorlar. Hem de savaş ve terör bitsin diye! Evet, evlatlarımız ölmesin diyoruz. Evet, savaş bitsin istiyoruz. Evet, artık gözümüzde yaş, yüreğimizde acı olmasın diyoruz. Tüm bunlara evet! Ve bu yüzdendir ki, başkanlığa HAYIR! Tek adam rejimine HAYIR! Biz kadınlar bu toplumun yarısıyız. Kadınız, anayız, barıştan yanayız! Savaşa HAYIR!

Çürüyen Kapitalizm ve Parlayacak Yıldızlar

Ocak ayında kaybettiğimiz devrimci Marksist önderlerimiz, Lenin, Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht, Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı birer yıldız gibi yolumuzu aydınlatıyor ve mücadelenin onurlu bir yaşam demek olduğunu tekrar tekrar bilince çıkartmamızı sağlıyor. Burjuvazi onları bedenen aramızdan almış olabilir fakat onların mücadelesine olan inançları ve insanlığın kurtuluşu için verdikleri kavga devam ediyor.

Gecenin Karanlığından Başka Karanlık Kalmayacak!

Gecenin en karanlık anı şafak sökmeden az önceki andır. Böylesine zorlu koşullarda mücadeleyi sürdürme azmine sahip olmak, bugünün karanlığına aldanmamak, umudu ve direnci diri tutmak, gelecek güzel günlerin inancından ve örgütlenmekten vazgeçmemek çok daha büyük bir önem taşıyor. Anın karamsarlığına kapılmaksızın mücadeleyi ilerletebilmek için, dövüşmeyi göze almak gerek.

Ocak’ın Kardelenlerine

Yaşamlarını, kavgayla, güzel günlerin inancıyla yoğurmuş işçi sınıfının önderlerinden Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’i 15 Ocak 1919’da, Lenin’i 21 Ocak 1924’te, Mustafa Suphi ve yoldaşlarını ise 28 Ocak 1921’de yitirdik. Onların mücadelesi bugün bize yol göstermeye devam ediyor. Burjuvazi bedenlerini katletse de onların fikirleri yaşıyor ve yaşayacak.

Patronların Gözünden Emekçi Kadınların Önemi

Bir patron örgütü olan TÜSİAD, geçtiğimiz Aralık ayında yabancı bir şirketle birlikte “Women Matter” adıyla bir rapor hazırladı. TÜSİAD patronları bu raporla hedeflerini şu şekilde ifade ediyorlar: “Daha fazla kadın çalışan, daha fazla kârlılık!” Yayınlanan raporda kadınların işgücüne katılım oranının artmasıyla GSMH’nin %20 kadar artabileceği vurgulanıyor. Şirketlerin zenginleşmesinin kadınların işgücüne daha fazla katılımıyla mümkün olduğu sık sık belirtiliyor. Yani işçi sınıfının kadınlarının onlar için kâr getiren birer üretim aracından başka bir şey olmadığını açıkça dile getiriyorlar. İşte emekçi kadınların önemi!

Ahir Zaman, Deccal ve Kıyamet

Düşündüm ki, gerçekten de “ahir zaman”ları yaşıyoruz.  Baş “şeytan” sermayenin hükmettiği kapitalizm dünyayı hızla yok oluşa götürüyor “deccal”ler eliyle. O “deccal”ler ki, kendilerini dinin en büyük savunucusu ilan ediyorlar aslında günah içinde debelenmelerine rağmen. “Ben olmazsam mahvolursunuz, benim peşimden gelin” diyorlar. İnsanı insan yapan değerleri hiçe sayıyorlar. Yoksullara maneviyattan bahsedip kendileri hamuduyla götürmeye çalışıyorlar dünyanın malını.

Çocukların Hayallerini Çalıyorlar

Aslında düşündüğümde bu acımasız düzen bizlerden bir sürü şey çalmış. Çocukluğumuzu bizlerden çaldılar efendiler. Daha geçenlerde Aladağ’daki katliam bunun bir kanıtıdır. O körpecik bedenler yanarak can verdi. Çaresiz, elinde avucunda olmayan emekçilerin çocukları katledildi. Yıllardır devlet bizleri bir koyun olarak gördü ama şimdi bıçak kemikte. Daha doğmamış bebeklerin kaderini, dilini, kültürünü belirleyen bir devletten hiçbir zaman hayır gelmeyeceğini öğrendik. İnsanca, şerefli bir şekilde yaşamak bizlerin ellerinde, yeter ki örgütlenelim, ellerimizi birleştirelim, güçlü olalım.

Ekim’in 100. Yılına Merhaba!

İşçi sınıfının umudu 100 yıl öncesinde saklı. 1917 Ekim Devrimi zifiri karanlıkta yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. O yüzden bu yeni yılda 1917 Ekim Devriminin bilinciyle, Ekim Devrimini yaratanların izinden yeni bir mücadele yılına girelim. Sınırsız, sınıfsız, savaşsız bir dünya için umudumuzu ve inancımızı bileyerek omuz omuza mücadeleyi büyütelim. Çünkü umut tarih bilinciyle donanmış örgütlü işçilerin ellerinde, yüreklerinde... Gelin Nazım’ın dizelerinde söylediği güzel günleri birlikte yaratalım.

Geceyi Aydınlatanlara

Gece çökmüş, etraf karanlık / Ama hiç mi ışık yok? / Ya bu binlerce minik parıltı? / Hayır, yıldız değil! / Yıldız kadar uzakta değil, omuz başın kadar yakınındalar İyi bak! / Alev alev yanan binlerce çift gözdür onlar / Aldanma parıltının ufaklığına / Binlerce minik parıltı birleşip, yarın güneşi doğuracaklar!

Muktedirlerin Şehitlik Arzusu!

Günlerden bir gün zenginlik içinde yüzen devlet büyüklerinden biri şehitlik mertebesine erişmek istediğini söyler: “Allah nasip ederse ben de şehit olurum. İnşallah sizler de şehit olursunuz.” Muktedirler ölmeyi ve öldürmeyi kutsallaştırmakta birbirleriyle yarışıyorlar. “Onlar ölmek için para alıyor” diyenler, peygamber ocağında yapılan her şeyin hak olduğunu, şehit olmanın öyle herkese nasip olacak bir şey olmadığını dile getirenler… Ortadoğu’daki savaş, Kürt illerindeki yıkım, devletin insanlık dışı uygulamalarının yol açtığı savaşın giderek Batı illerine taşınmasının acı örnekleri... Beşiktaş’ta 100’den fazla insanın yaralandığı, 44 kişinin hayatını kaybettiği patlamadan sonra Kayseri’de bir patlama daha meydana geldi. Egemenler, onlarca insanın yaşamını kaybettiği bu olayları da kendi emelleri için kullanıyorlar.

Aladağ’daki Yangın ve Yurtların Durumu

Herkesin nitelikli, parasız eğitim hakkı güvence altına alınmalıdır. Barınma sorunu bir an önce giderilmeli, küçük çocuklar başta olmak üzere hiçkimse tarikat ve cemaatlere mahkûm edilmemeli. Bu sorunlardan muzdarip olan bir öğrenci olarak dile getirdiğim bu talepleri elbette ki hükümet altın bir tepside bizlere sunmayacaktır. Parasız eğitim hakkı için, barınma hakkı için mücadeleye!

Alesta Viya!

Mendirekte bir gemi. / Gemide direkler, / gemide odalar, / gemide güverte. / gemide mutfak, / İskele, / Sancak. / Borda, / Karina, / Pupa, / Pruva, / Gemide dümen.

Çîroka Mem

Bir ay kadar önce, mahpus damından bir arkadaşımın avukatını hatır sormak için aramıştım. Hatırlı biri olmasından ötürü arada bir ben ararım, bazen de avukat arkadaş beni arar. Üç-beş dakika eski günleri yâd eder, hemhal olduğumuz zamanları anımsar, anımsatırız birbirimize. Son aramasında “Mem’in selamı var. ‘lîmon şimdi kimde?’ diye sordu. Fakat bizim Mem çok ciddi sağlık sorunu yaşıyor. Hafızası da gelip gidiyor. Cep telefonu da kullanmıyor. Lîmonu soruyor. Haberin olsun” demişti. Ben de “lîmon benimle dışarı çıktı. Hâlâ bende” demiştim.

Yeni Ekimlere

Kapitalist sistemin krizi derinleştikçe egemen sınıf daha da saldırganlaşıyor. İnsanlığı bir yok oluşun içerisine sürüklüyor. Teknolojinin ve üretim araçlarının gelişmesi, iddia edildiği gibi kapitalist sistemin krizini aşmasına olanak sağlamıyor. Aksine bu durum krizi daha fazla tetikliyor. Kriz, derin ve sancılı olarak kendini dışa vuruyor.

İşçi Sınıfının Kadınları Mücadeleyle Özgürleşir

Sınıfımızın devrimci kadınları bugünün devrimci işçi kadınlarına yol göstermeye devam ediyor. Bizler bir taraftan mücadelemizi sürdürürken, diğer taraftan da zafere ulaşmak için işçi sınıfının kadın devrimci önderlerinden ve onların mücadele dolu hayatlarından öğrenmeye devam edeceğiz. Başta Ekim Devriminin kahramanı olan devrimci kadınlar olmak üzere işçi sınıfının mücadelesinin devrimci kadınlarını gururla hatırlayacağız.

Patronların İşçileri Aldatma Aracı: Medya

Bu topraklarda 1700’lü yıllarda İstanbul’da küçük bir matbaada başlayan medyanın serüveni neredeyse iki yüzyıl boyunca kayda değer bir gelişme gösteremedi. 1940’lara gelindiğinde gazetelerin sayısı artmaya başladı, 1960’larda televizyon hayatımıza girdi. Özellikle 1980’li yıllarda medya o güne dek görülmemiş bir gelişme gösterdi. Günümüzde medya, yüzlerce televizyon kanalı, binlerce radyo, gazete, dergi gibi görsel ve işitsel araçlarla, hayatımızın hemen her alanına girmiş durumda. İnşaattan enerjiye, madencilikten finansa, otomotivden turizme pek çok alanda faaliyet gösteren Doğan, Doğuş, Demirören, Ciner, Albayrak, Turkuaz, İhlas ve Es gibi holdinglerin medya sektörüne girişiyle, medya patronlar sınıfının ellerinde yükselişe geçti.

Çıkar İçindeki İnsanı

Çıkar içindeki insanı, / Gör önündeki sis perdesinin ardını, / Ümran bebeğin yüreğini gör. / Ermenek’te oğlunu kaybeden ananın yüreğini, / Roboski’de kardeşi paramparça olmuş ablanın yüreğini gör. / Çıkar içindeki insanı, / Gör önündeki sis perdesinin ardını, / Aklınla düşün. / Neden savaşlar var? / Kim başlatır savaşları ve kim kâr eder savaşlardan? / Sanayide işçi Ömer mi? / Pancar tarlasında ırgat Hacer mi?

Güneşin Çocukları

Terk ettiler gökyüzünü / Maviye bu denli vurulmuşken hem de / Düşman gökkuşağımıza kara çaldı / Ankara’nın “kara”sından… / Ağladı tüm renkler / Can verene küstü / Eller, kollar ağladı / Ankara’nın soğuk taşları ağladı / Kuşlar göçtü bu topraklardan/ Kanat çırpa çırpa / Yırtarak karanlığı güneşe seslendiler / “Öldürdüler” dedi en öndeki ağlayarak “öldürdüler çocuklarını…” / Güneş sırtını döndü bize, karanlığınız tüketecek ışığımı deyip gitti…

“Kapitalistleri İktidarda Tutan Sihir” İşçiler Arasındaki Bölünmedir

Ülkemizde ve dünyada kapitalistler tarafından çıkarılan bütün savaşları ancak örgütlenerek durdurabiliriz. Örgütlü bir işçi sınıfı dünyayı değiştirebilir. Örgütsüz olduğumuz sürece burjuvazinin askerliğini, cephanesini üretmeyi, savaş cephelerinde kendi sınıf kardeşlerimizi öldürmeyi, asıl düşmanı unutup kendi içimizde bölünmeyi sürdüreceğiz.

Kendi Sınıf Penceremizden Görmek

İşçi sınıfı tüm bu saldırılara, içine çekildiğimiz savaşa ve faşist tırmanışa karşı bir araya gelip mücadele etmedikçe faşistlerin elleri bir o kadar rahatlıyor. Erdoğan ve ekibi adım adım faşizmi örerken içerde işçi ve emekçileri birbirine karşı düşmanlaştırmak istiyor ve görünen o ki bunu şu ana kadar başardı da. İşçi sınıfı tüm bu saldırılara, baskılara, haksız uygulamalara karşı sustukça, örgütlü bir şekilde bu saldırıları geri püskürtmedikçe bizi hiç de iyi günler beklemiyor. Faşist tırmanışı durdurmanın yolu bir araya gelip örgütlü bir şekilde mücadele etmekten geçiyor.

YÖK Bugün de Görev Başında

12 Eylül faşizminin yarattığı YÖK 35 yıldır varlığını sürdürüyor. Türkiye bugün de 12 Eylül’ü aratmayacak bir dönemden geçiyor. Fakat egemenler bir şeyi unutuyorlar; devrimci işçi sınıfı en baskıcı, karanlık dönemlerde bile mücadeleyi sürdürmüş, aydınlığa çıkmasını bilmiştir. Bugün de olağanüstü bir dönemden geçiyoruz, ama öyle diye sınıf bilinçli öğrenciler olarak YÖK gibi çürümüş bir kurumun altında sinecek, ezilecek değiliz! Tarih bize gösteriyor ki her koşulda yapılacak bir şey vardır. Yeter ki seçimimizi yapıp işe girişelim. Dolayısıyla biz sadece YÖK’ü değil, onu yaratan sistemi ve zihniyeti kökünden söküp atacak bir mücadele yolunu seçiyoruz: İşçi Sınıfının Devrimci Mücadelesi!

“Booy, Alamanın Kuçikleri Kürtçe Gonuşordu”

O nineler bu dünyadan göçüp gideli çok zaman oldu. Küçük Emrah büyüdü, saçlarına aklar düştü. Ama bu Kürt düşmanlığı hiç değişmedi. Kürtlere Kürt olduklarını unutturmak için dillerini yasaklamaya devam ettiler. İsmi Welat olan 7 yaşındaki çocuk, anasının babasının doğup büyüdüğü ülke sınırından tek başına geldiği ülkeye gönderildi. Nüfus dairesinde çalışan memur, isminin içinde “W, X, Q, harfi bulunan çocuk isimleri için ya “bu isim olmaz” diyor ya da kendisi bir isim yazıyor. İşi çocuklara okumayı-yazmayı, yani hayatı öğretmek olan güya öğretmen kişi, ismi Kürtçe olan çocuğa “senin adın Ramazan olsun” diyebiliyor.

Özgürlük Çocukların Kanatlarında

Dünyayı güzel, özel ve yaşanılır kılan çocukları yaşatmamak, aslında kapitalistlerin nasıl da uygar görünümlü barbarlar olduklarının kanıtıdır. Ölümün vatanı olmuş Ortadoğu’da binlerce çocuk öldü. Çoğunun cansız bedenleri saatlerce, günlerce ortada kaldı. Türkiye’de de durum çok farklı değil. Yüzlerce Kürt çocuk öldürüldü, bombalarla, mayınlarla sakat bırakıldı, “ıslahevinde” işkenceye maruz kaldı. Pozantı cezaevinde tecavüze uğrayan çocuklar için “bu çocuk cin gibi, her şeyi yapar” denildi. Taş atan çocuklar müebbet hapis cezalarıyla yargılandı. Çoğu ilkokul eğitimini bile alamadı. Savaşın ortasında, işkencenin göbeğinde, yüreklerinde acı bulunan çocuklar… Onların hayallerinin hâlâ masum ve saf olması bu barbarların ne kadar acınası bir durumda olduğunu gösteriyor. Acı kelimesini duyunca aklına sadece “acı biber” gelen çocuklar yetiştirememektir insanlığın en büyük utancı. Onları öldürmek ya da ölüme yollamak da insanlık eksiğimiz.

Körelmesin Yürekler

Çocukların sesi kesilmemeli / Sokakların ortasında oynarken / Anneler ninni diye / Ağıt yakmamalı beşiktekine / Asılmamalı durduk yere / Gül yüzler / Varlıklar asalakların varlığına / Armağan olmasın artık / Kim ölmeyi hak ediyor?

OHAL’in Medyaya Tahammülsüzlüğü

Tarih bize gösteriyor ki içinden geçtiğimiz bu karanlık dönem ve baskılar sonsuza dek sürmeyecek. İşçiler ağır ellerini toprağa basarak doğruldukları ve örgütlendikleri zaman zulmedenlerin, zalimlerin düzenini yerle bir edecekler. Biz sınıf bilinçli işçiler tarihsel iyimserliği elden bırakmadan, umutsuz ve karamsar olmadan sabırla, azimle mücadele ederek bu karanlık günlerde de yolumuzda yürümeye devam edeceğiz.

OHAL Sürecinde İlginç Bayram Ziyareti

Yaşananlar, burjuva düzen içinde işçilerin, emekçilerin tüm haklarının ancak örgütlü mücadele ile korunabildiği gerçeğini de acı bir şekilde gösterdi, gösteriyor. Kamu emekçilerinin “iş güvencesi” bunun en iyi örneklerinden biri. “Devlete daya sırtını, hiçbir şeyi düşünme, dert etme” anlayışının ne kadar yanlış olduğunu binlerce kamu emekçisinin bir gecede işinden edilmesiyle görmüş olduk. Uzun zamandır 657’yi kaldırmaya çalışan AKP hükümeti, darbe girişimini bahane ederek bunu da fiili olarak gerçekleştirmiş oldu.

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.