Navigation

Okur mektupları

Umut Bizde

Yere ilk bastığı andan beri ayaklarımız / Düşe kalka öğrenmişiz yürümeyi / Bahar dallarıysa bizimle birlikte / Geleceğe yürümüşüz…

Şovenizmin Vardığı Nokta: Artık Çocuklar Yuhalanıyor!

Hani Edirne’den Diyarbakır’a bir millettik! Nasıl oluyor da bu çocuklar hem de bakanlığın düzenlediği bir yarışmada böyle bir muameleye uğrayabiliyorlar?Ödünç alınan kostümlerle, zar zor denkleştirilen yol paralarıyla küçücük hayatlarında yarışmada birinci olarak bir umut yarattılar. Ama bu muameleyi reva görenler bu çocukların bu kadar bile umut etmesine tahammül edemediler. İnsanların gözlerini bu denli körleştiren nedir? Gencecik çocuklara bu yaklaşımı reva görenler hangi zihniyetin ürünü olabilir?

Yasaklara, Acılara, Katliamlara Hayır!

Bunca yıkım ve vahşetin sorumlusu kendileri değilmiş gibi, şimdi de çeşitli göz boyamalarla “tek adam rejimi” için bölgeden “evet” oyu istiyorlar. Yıllar boyu ezildik, hor görüldük. Bizi bizden başkası, sınıfımızdan başkası anlamayacaktır ve sınıfımız azımsanmayacak kadar kalabalıktır. İnsanlığın, insanlarımızın, ezilen halkın gerçek kurtuluşu ancak işçi sınıfının iktidarıyla mümkündür. Hep birlikte HAYIR’a yürüyelim!

Gençlik HAYIR’dan Yana Olmalı

Sınıf bilincinden yoksun gençler yaratılan korku ve baskı atmosferi içinde sıkışmış durumda. Bilinmelidir ki referandumda totaliter diktatörlük inşasına “evet” demek ya da tarafsız kalmak, kendi cellâdına onay vermek anlamına gelir. Gelecek güzel günlere ulaşmak istiyorsak bugün “HAYIR’ı” örgütlemekle işe başlamak şarttır. Bu noktada, işçi sınıfının bilimi ve tarihin dersleriyle aydınlanmış gençlere büyük görev düşmektedir.

AKP’nin Emperyal Hayalleri

Ortadoğu’da süren savaşlarda aktif rol alıp emperyalist basamakları hızla tırmanmak isteyen başta AKP sermayesi ve diğer sermaye kesimlerinin, yoksul çocuklarının ölmesine bir itirazları yok. Dedikleri gibi “Şehitlik acıdır, ama meyvesi tatlı”. Ne de olsa onlara düşen acısı değil tatlı meyvesi. Ne de olsa ağlayan onların anası değil yoksul emekçi çocuklarının anası. Savaşlarda ölmemek için HAYIR DE!

Geleceğimiz İçin Hayır!

Ne yaparlarsa yapsınlar, güzel günler göreceğimize olan inancımız, bizleri motive ediyor ve hayata bağlıyor. Değişmez denilen bu düzen, yıkılmaz denilen bu hükümdarlık tarihin karanlık sayfalarına gömülecektir bir gün. Tıpkı bundan önceki sömürü düzenleri gibi. Dünyada bir şeylerin yanlış gittiğinin, yaşamın bu şekilde sürdürülemeyeceğinin farkına vardığımızda, kendi sınıfımızla birlikte vereceğimiz mücadeledir bizleri kurtaracak olan.

Kıdem Tazminatlarının Gaspı ya da Kuşa Bak Kuşa!

Patronlar hem uluslararası krizi ve hem de uluslararası rekabeti neden göstererek, işçileri çok daha kolay sömürmenin önündeki bütün engellerin kaldırılmasını istiyorlar. Onun için KÖLELİK BÜROLARI yasalaştı. Birikmiş tazminatların işçileri işten atmak istediklerinde yarattığı caydırıcılığı ortadan kaldırmak, patronlara ucuz kredi vermek, iflasla yüz yüze gelmiş olanları kurtarmak için de KIDEM TAZMİNATI fona devredilmek isteniyor. Ciddi bir karşı koyuş örgütlenemezse kıdem tazminatları patronların kasasına akacak.

Bir Kürt Genci Olarak Hayır Diyorum!

Ben bir Kürt genciyim. Bugüne kadar iktidara her kim geldiyse Kürtlere karşı yürütülen imha ve inkâr politikasını devam ettirdi. AKP de farklı vaatlerle iktidara gelmesine rağmen sonunda aynı çizgiye geldi oturdu.

Karanlık Gidişatı Aydınlığa Çevirebilmek İçin Hayır!

İçinde bulunduğumuz bu sancılı dönemde, AKP hükümeti “yepyeni bir öneriyle” karşımıza çıkmış bulunuyor; “Türk tipi başkanlık sistemi”. Bütün yetkilerin bir tek kişide toplandığı bu yeni sistemin, Türkiye’de akan kana, dökülen gözyaşlarına son vereceği yalanı halka yutturulmaya çalışılıyor. İstediğini elde edemediği zaman Türkiye’yi kan gölüne çeviren, Kürt halkının yaşadığı coğrafyayı enkaza döndürenler, Türkiye halkına bu sistemle huzur ve barış vaat ediyorlar. İnanalım mı?

Eğitim Emekçileri HAYIR Diyor!

Anlata anlata bitmez bizim hal-i pür melalimiz sayın büyüklerimiz. Şimdiye kadar yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatıdır bize göre. Boşuna geldiniz kapımıza, boşuna tüketiyorsunuz nefesinizi. Bizden size EVET çıkmaz. Şimdi varın gidin saraylarınıza. Gün ola HAYIR ola!

Kemal Kurkut

Diyarbakır Newrozunda polis kurşunuyla öldürülen gencin çantasında şiir kitabı olduğu anlaşıldı.

Yaptıklarınız Yapacaklarınızın Garantisi!

“Büyük Türkiye” için, istikrarın sürmesi için, “terörle mücadele” için referandumda “evet” dememiz gerekiyormuş. Bunun için tüm yetkiyi tek adama vermemiz gerekiyormuş. Hükümet ve cumhurbaşkanı çıkıp 80 milyonun geleceğini bir kişinin yetkisi altına vermemizi istiyor. Bunun adına da utanmadan “milli irade” diyorlar. Metal işçilerinin almış olduğu grev kararını yasaklayan, iradelerini yok sayan zihniyet şimdi çıkıp milli iradeden bahsediyor. Hakkını almak için direnişe, greve çıkan işçilerin üzerine kolluk kuvvetlerini yollayan, şiddetle baskıyla yıldırmaya çalışan, tutuklayıp cezaevine atan hükümet değil mi?

Sağlık İşçileri Tek Adam Rejimine “Hayır” Diyor!

Mevcut şartlar altında sağlık emekçilerinin, işçi sınıfına hak ettiği sağlık hizmetini sunması mümkün değildir. Ayrıca OHAL’le birlikte gerçekleşen hukuksuz ihraçlar, şikâyetler üzerine açılan soruşturmalar, “Hayır” diyenlerin terörist ilan edilmesi gibi saldırılar yüzünden, sağlık emekçileri bölünmüş, kutuplaşmış durumdadır. İşte işçilerin, emekçilerin payına düşen bunlardır. Bu yüzden örgütlü sağlık işçileri olarak güçlü bir şekilde “HAYIR” diyoruz!

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Ne İş Yapar?

Basına da yansıyan ve vicdanları yaralayan kadın cinayetleri ve Ensar Vakfı örneğinde olduğu gibi çocuk istismarları karşısında büyük bir sessizlik içinde olan, sosyal hizmet alanında hedeflerinde bir adım ileri gidemeyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının başındaki Betül Fatma Sayan Kaya, son günlerde Hollanda ile yaşanan siyasi krizin başrol oyuncusu olarak öne çıktı. Tek adam rejimine destek vermeyenleri milliyetçilik temelinde kışkırtmak ve oy toplamak için tezgâhlanan bu oyunda şahane bir oyunculuk sergiledi.

Savaşa HAYIR!

Evet, savaş bitsin istiyoruz. Evet, artık gözümüzde yaş, yüreğimizde acı olmasın diyoruz. Tüm bunlara evet! Ve bu yüzdendir ki, başkanlığa HAYIR! Tek adam rejimine HAYIR! Biz kadınlar bu toplumun yarısıyız. Kadınız, anayız, barıştan yanayız! Savaşa HAYIR!

Umut Ekiyoruz

Böylesi dönemlerde umutlu olmak, umudu yaymak, örgütlü mücadeleye daha sıkı ve şevkle sarılmak öncülerin tarihsel görevidir. Tarihin işçi sınıfının öncülerinden beklediği budur. İşte dünya tam da böylesi bir dönemden geçmektedir. Kriz kapitalizmin bünyesine ara vermeden darbeler indirmektedir. Ama krizin darbeleri, işçi sınıfının örgütlü yumruk darbeleriyle birleşmeden kapitalizmi tarihin karanlık sayfalarına göndermeye yetmiyor. İşçi sınıfı mutlaka bu kriz dönemlerinden birinde güçlü yumruklarını birleştirip kapitalizmin yaşlı bedenini yere serecektir. Buna inancımız ve umudumuz tamdır. Coşkuyla, umutla kavgaya ve geleceğe!

Sizin Özel Mülkiyetiniz Yerin Dibine Batsın!

Yaşamakta olduğumuz olaylar, yaşayacağımız olaylara ayna tutuyor. Esenyurt’ta geçtiğimiz günlerde gerçekleşen cinayet bunun açık bir göstergesi olsa gerek. Gazetelerin yazdığına göre, bir AVM’den iki liseli gencin çıkışı esnasında alarm çalıyor, hırsızlık şüphesiyle polisin müdahale etmesi sonucu çocukların elleri kelepçeleniyor ve gözaltına alınıyorlar. Ancak karakola götürülecekleri sırada çocuklardan biri kaçmaya çalışıyor ve polis 16 yaşındaki bu çocuğu kafasından vurup öldürüyor.

Anti-Depresan!

Ben artık hastalık saçan bu sisteme, patronların saltanatına karşı işçi sınıfının devrimci saflarında mücadele etmeye niyetliyim. Bu yolda Marksist Tutum’un fikirleri bana yol gösteriyor. Krizin, savaşın kendini çok daha fazla hissettirdiği bu gibi süreçlerde asıl mutluluk, insanlığımızın ve dünyamızın bu bataklıktan kurtulabilmesi için örgütlü mücadele etmek.

8 Mart ve Clara Zetkin

Hem 8 Mart 1857’de mücadele eden kadın işçiler hem de 8 Mart’ı uluslararası bir mücadele günü olarak dünya işçi sınıfına kazandıran Clara Zetkin gibi işçi önderleri, mücadeleleri ve hayatlarıyla bizlere kapitalizmin karanlığından çıkışın yolunu gösteriyorlar. Tarihin çok önemli dönemeçlerinde emekçi kadınlar hem kitlesel olarak hem de tarihsel kişilikleriyle çok önemli roller üstlendiler. Bugün de, savaşa, ekonomik krize, tek adam rejimine ve tüm bunları doğuran kapitalizme karşı verilecek mücadele tarihsel önem taşıyor. Bunun bilinciyle emekçi kadınlar olarak gücümüzü sınıfımızdan ve tarihimizden almalı, güzel günleri yaratmak için erkek sınıf kardeşlerimizle omuz omuza mücadeleye katılmalıyız.

Savaşa HAYIR!

Bu savaş kimin savaşı? Ne uğruna ölüyor evlatlarımız? Ne uğruna çocuklarımızı ölüme yolluyorlar? Şimdi tüm yetkileri bir tek kişinin ellerine bırakacak bir anayasa değişikliğini onaylamamızı istiyorlar. Hem de savaş ve terör bitsin diye! Evet, evlatlarımız ölmesin diyoruz. Evet, savaş bitsin istiyoruz. Evet, artık gözümüzde yaş, yüreğimizde acı olmasın diyoruz. Tüm bunlara evet! Ve bu yüzdendir ki, başkanlığa HAYIR! Tek adam rejimine HAYIR! Biz kadınlar bu toplumun yarısıyız. Kadınız, anayız, barıştan yanayız! Savaşa HAYIR!

Çürüyen Kapitalizm ve Parlayacak Yıldızlar

Ocak ayında kaybettiğimiz devrimci Marksist önderlerimiz, Lenin, Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht, Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı birer yıldız gibi yolumuzu aydınlatıyor ve mücadelenin onurlu bir yaşam demek olduğunu tekrar tekrar bilince çıkartmamızı sağlıyor. Burjuvazi onları bedenen aramızdan almış olabilir fakat onların mücadelesine olan inançları ve insanlığın kurtuluşu için verdikleri kavga devam ediyor.

Gecenin Karanlığından Başka Karanlık Kalmayacak!

Gecenin en karanlık anı şafak sökmeden az önceki andır. Böylesine zorlu koşullarda mücadeleyi sürdürme azmine sahip olmak, bugünün karanlığına aldanmamak, umudu ve direnci diri tutmak, gelecek güzel günlerin inancından ve örgütlenmekten vazgeçmemek çok daha büyük bir önem taşıyor. Anın karamsarlığına kapılmaksızın mücadeleyi ilerletebilmek için, dövüşmeyi göze almak gerek.

Ocak’ın Kardelenlerine

Yaşamlarını, kavgayla, güzel günlerin inancıyla yoğurmuş işçi sınıfının önderlerinden Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’i 15 Ocak 1919’da, Lenin’i 21 Ocak 1924’te, Mustafa Suphi ve yoldaşlarını ise 28 Ocak 1921’de yitirdik. Onların mücadelesi bugün bize yol göstermeye devam ediyor. Burjuvazi bedenlerini katletse de onların fikirleri yaşıyor ve yaşayacak.

Patronların Gözünden Emekçi Kadınların Önemi

Bir patron örgütü olan TÜSİAD, geçtiğimiz Aralık ayında yabancı bir şirketle birlikte “Women Matter” adıyla bir rapor hazırladı. TÜSİAD patronları bu raporla hedeflerini şu şekilde ifade ediyorlar: “Daha fazla kadın çalışan, daha fazla kârlılık!” Yayınlanan raporda kadınların işgücüne katılım oranının artmasıyla GSMH’nin %20 kadar artabileceği vurgulanıyor. Şirketlerin zenginleşmesinin kadınların işgücüne daha fazla katılımıyla mümkün olduğu sık sık belirtiliyor. Yani işçi sınıfının kadınlarının onlar için kâr getiren birer üretim aracından başka bir şey olmadığını açıkça dile getiriyorlar. İşte emekçi kadınların önemi!

Ahir Zaman, Deccal ve Kıyamet

Düşündüm ki, gerçekten de “ahir zaman”ları yaşıyoruz.  Baş “şeytan” sermayenin hükmettiği kapitalizm dünyayı hızla yok oluşa götürüyor “deccal”ler eliyle. O “deccal”ler ki, kendilerini dinin en büyük savunucusu ilan ediyorlar aslında günah içinde debelenmelerine rağmen. “Ben olmazsam mahvolursunuz, benim peşimden gelin” diyorlar. İnsanı insan yapan değerleri hiçe sayıyorlar. Yoksullara maneviyattan bahsedip kendileri hamuduyla götürmeye çalışıyorlar dünyanın malını.

Çocukların Hayallerini Çalıyorlar

Aslında düşündüğümde bu acımasız düzen bizlerden bir sürü şey çalmış. Çocukluğumuzu bizlerden çaldılar efendiler. Daha geçenlerde Aladağ’daki katliam bunun bir kanıtıdır. O körpecik bedenler yanarak can verdi. Çaresiz, elinde avucunda olmayan emekçilerin çocukları katledildi. Yıllardır devlet bizleri bir koyun olarak gördü ama şimdi bıçak kemikte. Daha doğmamış bebeklerin kaderini, dilini, kültürünü belirleyen bir devletten hiçbir zaman hayır gelmeyeceğini öğrendik. İnsanca, şerefli bir şekilde yaşamak bizlerin ellerinde, yeter ki örgütlenelim, ellerimizi birleştirelim, güçlü olalım.

Ekim’in 100. Yılına Merhaba!

İşçi sınıfının umudu 100 yıl öncesinde saklı. 1917 Ekim Devrimi zifiri karanlıkta yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. O yüzden bu yeni yılda 1917 Ekim Devriminin bilinciyle, Ekim Devrimini yaratanların izinden yeni bir mücadele yılına girelim. Sınırsız, sınıfsız, savaşsız bir dünya için umudumuzu ve inancımızı bileyerek omuz omuza mücadeleyi büyütelim. Çünkü umut tarih bilinciyle donanmış örgütlü işçilerin ellerinde, yüreklerinde... Gelin Nazım’ın dizelerinde söylediği güzel günleri birlikte yaratalım.

Geceyi Aydınlatanlara

Gece çökmüş, etraf karanlık / Ama hiç mi ışık yok? / Ya bu binlerce minik parıltı? / Hayır, yıldız değil! / Yıldız kadar uzakta değil, omuz başın kadar yakınındalar İyi bak! / Alev alev yanan binlerce çift gözdür onlar / Aldanma parıltının ufaklığına / Binlerce minik parıltı birleşip, yarın güneşi doğuracaklar!

Muktedirlerin Şehitlik Arzusu!

Günlerden bir gün zenginlik içinde yüzen devlet büyüklerinden biri şehitlik mertebesine erişmek istediğini söyler: “Allah nasip ederse ben de şehit olurum. İnşallah sizler de şehit olursunuz.” Muktedirler ölmeyi ve öldürmeyi kutsallaştırmakta birbirleriyle yarışıyorlar. “Onlar ölmek için para alıyor” diyenler, peygamber ocağında yapılan her şeyin hak olduğunu, şehit olmanın öyle herkese nasip olacak bir şey olmadığını dile getirenler… Ortadoğu’daki savaş, Kürt illerindeki yıkım, devletin insanlık dışı uygulamalarının yol açtığı savaşın giderek Batı illerine taşınmasının acı örnekleri... Beşiktaş’ta 100’den fazla insanın yaralandığı, 44 kişinin hayatını kaybettiği patlamadan sonra Kayseri’de bir patlama daha meydana geldi. Egemenler, onlarca insanın yaşamını kaybettiği bu olayları da kendi emelleri için kullanıyorlar.

Aladağ’daki Yangın ve Yurtların Durumu

Herkesin nitelikli, parasız eğitim hakkı güvence altına alınmalıdır. Barınma sorunu bir an önce giderilmeli, küçük çocuklar başta olmak üzere hiçkimse tarikat ve cemaatlere mahkûm edilmemeli. Bu sorunlardan muzdarip olan bir öğrenci olarak dile getirdiğim bu talepleri elbette ki hükümet altın bir tepside bizlere sunmayacaktır. Parasız eğitim hakkı için, barınma hakkı için mücadeleye!

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.