Navigation

Bu Dünyaya Marx Geldi!

Elif Çağlı

Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.

Okur mektupları

Genç Karl Marx Filmi

Haitili Raoul Peck’in yaptığı Marx ve Engels’in gençlik dönemlerine bir kapı aralayan Genç Karl Marx filmi sınırlı sayıda sinema salonunda gösterime girmişti. Bu film, 1844-1848 yılları arasında gelişen işçi hareketinin, bilimsel sosyalizmin doğuşunun ve işçi sınıfının önderleri Karl Marx ve Friedrich Engels’in siyasi dönüşümlerinin bir kesitini gözler önüne seriyor.

Duvarla Sarmalanmış “Özgür Dünya!”

Dünya! Adeta bir köy haline gelen dünyamız. Birbirimize o kadar yakın ve bir o kadar uzak olduğumuz mekân. Yıl 1989 ve bir dönemin sonu gelir. Berlin Duvarı yıkılır. Ve ses gelir bir yerlerden: Artık bitti, sevinin. Gayrı geride kaldı tüm tasamız, kederimiz ve bizleri birbirimizden ayıran o lanet olasıca duvarlar. Bakın işte! O yenilmez dedikleri “sosyalizm” çöktü ve o güzelim kapitalizm kazandı, yani insanlık kazandı. Bundan böyle insanlık ebediyete kadar bu güzelim düzende yaşayacak…

“Başarının” Sırrı!

Bu yıl TEOG’a 1 milyon 174 bin 427 öğrenci girmiş ve ilk sınavdan 4742, ikinci sınavdan 17 bine yakın şampiyon çıkmış. Peki, geriye kalan 1 milyondan fazla öğrenci aptal mı? Ya da kazanmak istememişler mi acaba? Eğitim sistemi harika da sorun öğrencilerde mi? Gencecik, pırıl pırıl çocukları yarış atına çeviren, psikolojilerini bozan, rekabetçi, bireysel insanlar haline getiren eğitim sisteminden ve bu yüzden başarısız olanlardan bahsedilmiyor bile. Sınavda sıfır çeken öğrenci sayısı açıklanmıyor.

“Siz İşinize Bakın, Biz İşimize!”

Çevresinde olup biten haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı sesini çıkaran, doğanın katledilmesine karşı tepkisini dile getiren ve bu anlamıyla “kendi işine bakan” insanlar daima olacaktır. Sizin işiniz rant uğruna kıyım yapmaksa, bizim işimiz de size ve sizin soydaşlarınıza karşı durarak içinde yaşadığımız dünyayı daha beter hâle getirmenizi engellemektir.

İşçi Sınıfının Şairi Nâzım Hikmet

3 Haziran 1963’de Moskova’da öldü Nazım. Sevdası sevdamız oldu. Yazdığı şiirler bazen türkü oldu dilimizde, bazen ışık oldu, yol gösterdi, aydınlattı yolumuzu. O katıksız sevdi insanı, yaşamı, memleketini. O günü görebilmek için ömrünü mücadelenin içinde umutla, hınçla ve yılmadan geçirdi. Onu 54. ölüm yıldönümünde saygıyla anıyoruz.

Aladağ: Göz Göre Göre Ölen Çocuklar

Yoksul ailelerin çocuklarının kaldığı tarikata ait yurtlarda bu ilk facia değil ve sonuncusu da olmayacak. Devlet ailelerin çocuklarının emanet ettiği bu yurtları hiçbir şekilde denetlemediği gibi, yaşanan faciaların üzerinin örtülmesine de engel olmuyor. Yandaş sermaye gruplarını, tarikatları her koşulda korumak için seferber olan iktidar sahipleri için insan canının, ailelerin acılarının ve çaresizliğinin hiçbir önemi yok.

Çocuklarımız Yok Ediliyor!

Çocuk… düşmanlar… çocuk… cesetler… Birbirine bu kadar zıt kelimeler, birbirinden çok uzakta olması gerekirken artık birliktelikleri kanıksanır hale geldi. Bakılıp geçilen, görülüp duyumsanmayan, işitilip el uzatmaya tenezzül edilmeyen çocuklar. Ne görülmedi, ne bilinmedi, ne yapılmadı ki çocuk cesetleriyle doldu bu coğrafya?

Sahi Ne Zaman Büyüdük Biz?

Ne ara büyüdük biz sahi? / On sekiz yaşın deli kanında mı büyüdük / Yoksa, / Öpülünce acıyan yerimizin iyileşmeyeceğini öğrenerek / Kaybettiğimiz masumiyetimizde mi? / Ya da / Bedenimizden ağır bir yükü taşırken mi büyüdük, / Bir kapitalisti zengin ederken? / Sahi ne zaman büyüdük biz? / Akşam yemeği telaşında, / eve ekmek götürürken / yolda vurulup öldüğümüzde mi büyüdük.

Bursa’nın Yeşili Griye Çalıyor

Bursa, yeşiliyle, tarihiyle, medeniyetlere ev sahipliği yapmasıyla, iklimiyle dünya mirası olmuş bir şehir. Bir araştırmaya göre, dünyada yaşanabilir şehirler listesinde 28’inci, Türkiye’de ise birinci sırada yer alıyor. Fakat ne yazık ki Bursa günden güne bu özelliklerini kaybediyor. Yeşilini kaybediyor, doğal iklimi bozuluyor, nefes alınamaz bir şehre dönüşüyor.

İtaat Etmeyen Gençlik Lazımmış!

Bugün sürekli nasıl davranılması gerektiğinin söylendiği, eğitim sisteminin kıskacı altında pek de çizilen sınırlar dışına çıkamadığı, ne giyeceğine, neye inanacağına, hangi dili konuşacağına yönetenlerin karar verdiği, uyuşturucuyla, medyayla zihinlerin zehirlendiği bir sistemin içinde yaşıyor gençlik. Adeta kümes hayvanları gibi yaşamamız istenirken lafa gelince “itaat etmeyin, sorgulayın” oluveriyor.

Yüreğinde 33 Kurşun Taşıyan Şair

Ahmed Arif yaşadığı topraklardan, mücadelesinden hep gurur duymuştur. Bunu tüm yaşamı boyunca da dile getirmiştir.  Yaşamı boyunca hakkını aramış; ezilenin ve güçsüzün yanında durmuştur, kâh ozan kâh komünist kimliğiyle... Emekçiler sömürülmesin, insanlar ezilmesin, ölmesin diye yaşamının sonuna kadar mücadelenin içinde yer almıştır Ahmed Arif.

Fransa’da Seçimler ve Gençliğin Mücadelesi

Burjuvazi tüm dünyada işçi sınıfını ve gençliği düzen içi seçeneklere hapsetmeye çalışıyor. Oysa bizler çaresiz ve seçeneksiz değiliz! İşçi sınıfının devrimci mücadelesini harlama seçeneği, kapkaranlık bir gecede gümüş bir ay gibi parıldıyor. Sınıflar mücadelesi sertleşiyor, saflar sıklaşıyor! 100. yılında Ekim Devrimi yol gösteriyor!

Kalem

Ses ver tüm yol ayrımlarında / Hiç bir yol ayrımında / SUSMA / Çürüme işin kolayına kaçıp, / Her zaman doğruyu ara, / Her zaman! / Bulunmamış olanın düş peşine / Buldum diye aldanma / Aldatma sakın! / Ara... / Doğruyu bulana kadar ara!

Birleşmiş Milletler’den Suudi Arabistan’a Kadın Komisyonu Kıyağı!

Kadın hakları konusunda dünyanın en geri kalmış ülkelerinden biri olan Suudi Arabistan, yapılan gizli oylama sonucu 54 ülkenin 47’sinin oyunu alarak Komisyon üyeliğine seçildi. Bu kararla birlikte Suudi Arabistan, 2018-2022 yılları arasında kadınların haklarını “korumak” amacıyla komisyonda görev alacak! Komisyonun çiçeği burnunda üyesi Suudi Arabistan, “Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi”ni 2000 yılında kabul etti. Ancak Suudi Arabistan’da kadınların toplumdaki yeri içler acısı!

Kaçın da Nereye Kadar Kaçacaksınız?

Bu yıl 1 Mayıs’ı Hak-İş Erzurum’da, Türk-İş de Ankara’da kutladı. Hak-İş, Erzurum’da karar kılarken çok düşünmüş olmalı! Demek ki bugüne kadar hiçbir sendika  “sanayinin kalbinin” Erzurum olduğunu fark etmemiş! Mehterli, ciritli mitingde hükümet yetkilileri de kürsüde yerini almış. Öyle ya kendileri de sonuçta o hükümetin destekçisi, hükümet yanlısı sendika bürokratları olunca, Sağlık Bakanı ve 1 Mayıs bir arada olabiliyor! Türk-İş de Hak-İş’ten aşağı kalır bir 1 Mayıs organizasyonu yapmadı. O da işçileri sanayi kentlerinden uzak, devlete yakın olan Ankara’ya çağırarak 1 Mayıs’ı Ankara’da kutladı.

Atı Alan Üsküdar’ı Geçti mi?

İşçi sınıfının mücadele etmeye hazırlanma zamanıdır. İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma gününe sayılı günler kaldı. Önümüz 1 MAYIS. Şimdi birlik olmak, gerçekleri görüp mücadeleye hazırlanmak gerek. Bu faşist gidişata dur demek için “HAYIR” diyen milyonlarız. Biz bitti demeden bu kavga bitmez.

Unutmayacağız ve Unutturmayacağız!

Ne kadar da kolay öldürülebiliyoruz. İstedikleri gibi öldürülüyor, istedikleri gibi yargılanabiliyoruz. Birlikte sevindiğimiz, birlikte üzüldüğümüz, dostça vakit geçirdiğimiz, mücadele için haykırdığımız her ev, her alan bizim için suç mahalli olabiliyor. Suçumuz belli ki çok fazla… Sorgusuz sualsiz öldürülüşümüze sebeptir saltanatlarının geleceğini tehlikeye atmamız.

Umut Bizde

Yere ilk bastığı andan beri ayaklarımız / Düşe kalka öğrenmişiz yürümeyi / Bahar dallarıysa bizimle birlikte / Geleceğe yürümüşüz…

Şovenizmin Vardığı Nokta: Artık Çocuklar Yuhalanıyor!

Hani Edirne’den Diyarbakır’a bir millettik! Nasıl oluyor da bu çocuklar hem de bakanlığın düzenlediği bir yarışmada böyle bir muameleye uğrayabiliyorlar?Ödünç alınan kostümlerle, zar zor denkleştirilen yol paralarıyla küçücük hayatlarında yarışmada birinci olarak bir umut yarattılar. Ama bu muameleyi reva görenler bu çocukların bu kadar bile umut etmesine tahammül edemediler. İnsanların gözlerini bu denli körleştiren nedir? Gencecik çocuklara bu yaklaşımı reva görenler hangi zihniyetin ürünü olabilir?

Yasaklara, Acılara, Katliamlara Hayır!

Bunca yıkım ve vahşetin sorumlusu kendileri değilmiş gibi, şimdi de çeşitli göz boyamalarla “tek adam rejimi” için bölgeden “evet” oyu istiyorlar. Yıllar boyu ezildik, hor görüldük. Bizi bizden başkası, sınıfımızdan başkası anlamayacaktır ve sınıfımız azımsanmayacak kadar kalabalıktır. İnsanlığın, insanlarımızın, ezilen halkın gerçek kurtuluşu ancak işçi sınıfının iktidarıyla mümkündür. Hep birlikte HAYIR’a yürüyelim!

Gençlik HAYIR’dan Yana Olmalı

Sınıf bilincinden yoksun gençler yaratılan korku ve baskı atmosferi içinde sıkışmış durumda. Bilinmelidir ki referandumda totaliter diktatörlük inşasına “evet” demek ya da tarafsız kalmak, kendi cellâdına onay vermek anlamına gelir. Gelecek güzel günlere ulaşmak istiyorsak bugün “HAYIR’ı” örgütlemekle işe başlamak şarttır. Bu noktada, işçi sınıfının bilimi ve tarihin dersleriyle aydınlanmış gençlere büyük görev düşmektedir.

AKP’nin Emperyal Hayalleri

Ortadoğu’da süren savaşlarda aktif rol alıp emperyalist basamakları hızla tırmanmak isteyen başta AKP sermayesi ve diğer sermaye kesimlerinin, yoksul çocuklarının ölmesine bir itirazları yok. Dedikleri gibi “Şehitlik acıdır, ama meyvesi tatlı”. Ne de olsa onlara düşen acısı değil tatlı meyvesi. Ne de olsa ağlayan onların anası değil yoksul emekçi çocuklarının anası. Savaşlarda ölmemek için HAYIR DE!

Geleceğimiz İçin Hayır!

Ne yaparlarsa yapsınlar, güzel günler göreceğimize olan inancımız, bizleri motive ediyor ve hayata bağlıyor. Değişmez denilen bu düzen, yıkılmaz denilen bu hükümdarlık tarihin karanlık sayfalarına gömülecektir bir gün. Tıpkı bundan önceki sömürü düzenleri gibi. Dünyada bir şeylerin yanlış gittiğinin, yaşamın bu şekilde sürdürülemeyeceğinin farkına vardığımızda, kendi sınıfımızla birlikte vereceğimiz mücadeledir bizleri kurtaracak olan.

Kıdem Tazminatlarının Gaspı ya da Kuşa Bak Kuşa!

Patronlar hem uluslararası krizi ve hem de uluslararası rekabeti neden göstererek, işçileri çok daha kolay sömürmenin önündeki bütün engellerin kaldırılmasını istiyorlar. Onun için KÖLELİK BÜROLARI yasalaştı. Birikmiş tazminatların işçileri işten atmak istediklerinde yarattığı caydırıcılığı ortadan kaldırmak, patronlara ucuz kredi vermek, iflasla yüz yüze gelmiş olanları kurtarmak için de KIDEM TAZMİNATI fona devredilmek isteniyor. Ciddi bir karşı koyuş örgütlenemezse kıdem tazminatları patronların kasasına akacak.

Bir Kürt Genci Olarak Hayır Diyorum!

Ben bir Kürt genciyim. Bugüne kadar iktidara her kim geldiyse Kürtlere karşı yürütülen imha ve inkâr politikasını devam ettirdi. AKP de farklı vaatlerle iktidara gelmesine rağmen sonunda aynı çizgiye geldi oturdu.

Karanlık Gidişatı Aydınlığa Çevirebilmek İçin Hayır!

İçinde bulunduğumuz bu sancılı dönemde, AKP hükümeti “yepyeni bir öneriyle” karşımıza çıkmış bulunuyor; “Türk tipi başkanlık sistemi”. Bütün yetkilerin bir tek kişide toplandığı bu yeni sistemin, Türkiye’de akan kana, dökülen gözyaşlarına son vereceği yalanı halka yutturulmaya çalışılıyor. İstediğini elde edemediği zaman Türkiye’yi kan gölüne çeviren, Kürt halkının yaşadığı coğrafyayı enkaza döndürenler, Türkiye halkına bu sistemle huzur ve barış vaat ediyorlar. İnanalım mı?

Eğitim Emekçileri HAYIR Diyor!

Anlata anlata bitmez bizim hal-i pür melalimiz sayın büyüklerimiz. Şimdiye kadar yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatıdır bize göre. Boşuna geldiniz kapımıza, boşuna tüketiyorsunuz nefesinizi. Bizden size EVET çıkmaz. Şimdi varın gidin saraylarınıza. Gün ola HAYIR ola!

Kemal Kurkut

Diyarbakır Newrozunda polis kurşunuyla öldürülen gencin çantasında şiir kitabı olduğu anlaşıldı.

Yaptıklarınız Yapacaklarınızın Garantisi!

“Büyük Türkiye” için, istikrarın sürmesi için, “terörle mücadele” için referandumda “evet” dememiz gerekiyormuş. Bunun için tüm yetkiyi tek adama vermemiz gerekiyormuş. Hükümet ve cumhurbaşkanı çıkıp 80 milyonun geleceğini bir kişinin yetkisi altına vermemizi istiyor. Bunun adına da utanmadan “milli irade” diyorlar. Metal işçilerinin almış olduğu grev kararını yasaklayan, iradelerini yok sayan zihniyet şimdi çıkıp milli iradeden bahsediyor. Hakkını almak için direnişe, greve çıkan işçilerin üzerine kolluk kuvvetlerini yollayan, şiddetle baskıyla yıldırmaya çalışan, tutuklayıp cezaevine atan hükümet değil mi?

Sağlık İşçileri Tek Adam Rejimine “Hayır” Diyor!

Mevcut şartlar altında sağlık emekçilerinin, işçi sınıfına hak ettiği sağlık hizmetini sunması mümkün değildir. Ayrıca OHAL’le birlikte gerçekleşen hukuksuz ihraçlar, şikâyetler üzerine açılan soruşturmalar, “Hayır” diyenlerin terörist ilan edilmesi gibi saldırılar yüzünden, sağlık emekçileri bölünmüş, kutuplaşmış durumdadır. İşte işçilerin, emekçilerin payına düşen bunlardır. Bu yüzden örgütlü sağlık işçileri olarak güçlü bir şekilde “HAYIR” diyoruz!

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.