Navigation

Okur mektupları

Her Şey İnsanlık İçin mi?

Her şeye kâr gözüyle bakan kapitalizm, insanlık için hayati öneme sahip tıbbi konuların araştırılmasına değil insanların uzun süreli kullanacakları ilaçların araştırılmasına ve üretimine yönelmiş durumda. Bilimsel ve teknolojik imkânların bu denli gelişmiş olduğu günümüzde kolayca tedavi edilebilecek birçok hastalık çözümsüz bırakılmakta.

“Çocuklar Ölmesin” ve “Devletin Bölünmez Bütünlüğü”

Ayşe Öğretmen, “çocuklar ölmesin” diyordu. Suçu büyüktü! İnsani duygularını dile getirmiş, hiçbir suçlama yapmadan ve hiçbir isim vermeden söylemişti söylemek istediklerini. Devletin kolluk güçlerine methiyeler düzmemişti. Kürt çocuklarının öldürülmesine sessiz kalmamıştı. Tez elden soruşturma başlatılmalı, cezası kesilmeliydi! Nitekim hakkında hemen soruşturma başlatılan Ayşe Öğretmene bir yıl üç ay hapis cezası verildi.

Ekmek ve Özgürlük Kavgasının Devrimci Şairi Vaptsarov

Tarihte bazı yaşam öyküleri vardır ki, tanıklık ettiği yılların yanı sıra, insanlığın umutlarını, acılarını, mücadeleyi ve gelecek güzel günlere olan inancını da anlatır. Nikola Vaptsarov’un soylu bir davaya adanmış yaşamı bunun güzel örneklerinden biridir.

Çözümsüzlüğün Adı: “MEB”

Eğitimdeki tablo son derece iç karartıcıdır. İktidarın bu alana dair planları, siyasi hesapları tabloyu daha feci hale getiriyor. Eğitimdeki sorun iddia edildiği gibi TEOG’la sınırlı değil. Kalabalık sınıflar, okullarda yeterli altyapının olmaması devlet okullarındaki temel sorunların başında gelmektedir. Genel itibariyle eğitimin bilimsellikten uzak olması; laik ve anadilinde eğitimin önündeki engeller; gerici, milliyetçi, hurafelere dayanan tarih anlayışı ile şekillendirilmiş müfredat, eğitim sisteminin hayati sorunları arasındadır.

Ekim Devrimi 100. Yılında Işık Tutmaya Devam Ediyor

Elbet bugün yaşadığımız karanlık ve zor günler de bitecektir. Her daim yüzümüzü işçi sınıfının mücadele tarihine çevireceğiz, ders çıkaracağız ve geleceğe hazırlanacağız. Üzerinden yüz yıl geçen Ekim Devriminin haklılığı bugün daha berrak biçimde açığa çıkıyor. Kapitalist çürümenin geldiği boyut ortadayken kurtuluşun yolunun işçi devriminde olduğu gün gibi ortadadır. Ekim Devriminin sönmeyen ateşi işçi sınıfının mücadelesine ışık tutuyor.

Ateşle Oynayan Sonunda Kendini Yakar!

Şimdi de kalkmış “Müslümanlığa yakışmaz” beyanatları veriyorsunuz. Bir kere önce insanlığa yakışmaz efendiler! Ama sizin için ne önemi var? Bütün bu açıklamalarınız ikiyüzlülükten başka bir şey değil. Çünkü bunu zaten siz istediniz. Ateşi siz büyüttünüz. İktidar hırsıyla o kadar dönmüş ki gözünüz çok önemli bir şeyi unuttunuz. Ateşle oynayan sonunda kendini de yakar!

Kürt Anasını Görmesinden, Kürt Anasını Defnetmesine...

Annesini kaybeden Tuğluk’un acısı, defnedildiği yerden çıkarılmak zorunda kalınan annesinin cansız bedeninin memleketi Dersim’e götürülmesi artık sürecin bambaşka bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Kuşkusuz bu yaşananlar kolay unutulamayacak bir trajedi. Umudun ve kardeşliğin düşmanları olan ırkçı, faşist güruh fütursuzca saldırıyor. Fakat sözümüz olsun; Hatun Ana, Taybet Ana, Berfo Ana ve daha niceleri… Elbet soracağız tüm yaşatılanların bir bir hesabını. Bitecek bir gün bu acılar, çökecek saraylar ve saltanatlar…

Burjuvazinin “Kutsal Aile”si

Kapitalist sistem, ayakta kalabilmek için insani değerlere saldırmaktan, bu değerlerin içini boşaltıp onlar yerine kendi çirkin değerlerini, bencilliği, çıkarcılığı koymaktan hiçbir zaman çekinmemiştir. Burjuvazi bir taraftan insani değerleri yerle yeksan ederken, diğer taraftan içi boşaltılan değerleri biz işçi ve emekçilere kutsallık kılıfına bürüyerek pazarlamaktan geri durmamıştır. Bu “kutsal” değerlerden biri de ailedir. Burjuvazi, her fırsatta ailenin kutsallığından, öneminden bahsederek, ailenin gerçek işlevini gözlerden gizlemeye çalışıyor. Oysa bu sistemde ailede menfaat ilişkileri ön plana çıkarılmış durumda.

İnsan Olmalı İnsan

İnsan olmalı insan / Yeşertebilmeli yüreğinde sevgiyi ve umudu / Meselâ yaşamalı hasretleri en kıvamında / Bazen, / Bazen öteki olabilmeli meselâ, / Meselâ, / Pelen Hüseyin’in acı, dehşet ve yaşama isteğini hissedilebilmeli insan / Ya da, insan kendini, Al-rahmun’un yerine koyabilmeli / Ya da, ya da acıların ve gözyaşlarının rengine bakılmamalı

Adalet Bakanlığı Hizmette Sınır Tanımıyor!

Başkanlığın 2016 faaliyet raporuna göre 258 farklı işkolunda, 50 binin üzerinde mahkûm çalıştırılıyor. İşlerin “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu” kapsamına girmeden yapılabilmesi dolayısıyla, mahkûmları diledikleri gibi çalıştırabilme serbestliğine sahipler.

Bir Kurumun Anatomisi: “ÖSYM”

Başkanın açıklamalarında en az pardon meselesi kadar dikkat çeken bir başka husus ise, “kusur üretme meselesine ilişkin” ÖSYM’nin herhangi bir sabıkasının söz konusu olmadığını iddia etmesiydi. Fakat kurumun siciline baktığımızda iddia edilenin tersine sabıkasının hayli kabarık olduğunu görüyoruz. ÖSYM özellikle AKP iktidarı döneminde yaptığı sınavlarda ve yerleştirmelerde birçok skandala imza attı.

Kapitalizmin Hava Koşulları

Sıcaklıklar bu sene de rekor derecelere ulaştı. Her sene hava sıcaklığında yeni rekorlar kırarak doğanın dengesini nasıl bozduğumuzu tüm doğaya kanıtlar olduk. İyi de doğanın dengesinin bozulması, havanın gitgide daha sıcak ve kirli hale gelmesi, küresel ısınma ya da doğal afetler biz insanların zararına değil mi?

Yeni Dünya ve Göçmen Olan İnsanlık

Mültecilere duyulan düşmanlığın en büyük sebepleri kışkırtılan milliyetçilik ve patronların kâr hırsıdır. Egemenler sermayelerini büyütmek uğruna düşmanlıkları körüklüyor, savaş çıkarıyor, insan kanıyla besleniyorlar. Onlar için bu yaptıkları normal, çünkü onlar sistemlerini ve iktidarlarını ayakta tutmak için insanlığa bu acıları yaşatıyorlar. Onların var olma yöntemi bu!

Marx’ın Küçük Kızı Eleanor

Marx’ın kızları işçi hareketine karşı büyük ilgi ve çaba gösterdiler. Marx ile çocukları arasındaki ilişki şefkatlice ve serbestçeydi. Babalarına ağabey, arkadaş gibi davranıyorlardı. Marx baba otoritesinden tiksiniyordu. Marx kızlarının ciddi işlerinde danışmanı oluyordu. Marx’ın kızları komünizmi doğrudan Marx ve Engels’in eğitimiyle öğrenmişlerdi ve onların birer komünist öğrencileriydiler.

Sessiz Bir Devrim Çığlığı: “Ben, Daniel Blake”

Bazı filmler vardır, karakterlerin çaresizliği sizi çaresizlik içinde kıvrandırır, taş gibi oturur bir şeyler içinizin en derinlerine. “Ben, Daniel Blake” de öyle filmlerden biri. Hem de en vurucu, en çarpıcı cinsinden. Gerçeği yumuşatmadan, törpülemeden, hazmedilir kıvama getirmek için sulandırmadan öylesine sert işliyor ki Ken Loach, insanı dayak yemiş gibi sarsıyor adeta.

Bir Sendikal Örgütlenmenin Düşündürdükleri

Baskıların alabildiğine arttığı, en ufak hak arama mücadelesinin bile bastırıldığı, grevlerin ya erteleme adı altında yasaklandığı ya da Tekno Maccaferri örneğindeki gibi etkisizleştirilmeye çalışıldığı bir dönemdeyiz. Türkiye’de zaten sendikalı işçi sayısı çok az. Gerçekten işçilerin hak arama mücadelesine sahip çıkan sendika sayısı ise giderek daha da azalıyor. Bunun yerine sınıf işbirlikçi, hükümet destekli sendikaların önü açılıyor. Örneğin Hak-İş konfederasyonunun toplam sendikalı işçiler arasındaki örgütlenme oranı 2013 yılında %17,1 iken, Ocak 2017 itibariyle %31,6’ya çıkmış durumda. Buna karşın DİSK için bu oran %10’dan %9’a gerilemiş bulunuyor.

TOMA Nedir ve Neden Kullanılır?

Grev, direniş yaparak hakkını arayan işçileri TOMA’larla dağıtmaya çalıştılar. Yeri geldiğinde evler TOMA’larla yıkıldı. Her türlü muhalefetin karşısına TOMA’lar dikildi. Anlayacağınız TOMA’lar hakkını arayanlara karşı kullanılan bir şiddet aracıdır. Bugün bir TOMA bir işçinin 38 yıllık asgari ücretine eşittir.

Yetimhane Ziyaretleri Yetim Çocuk Sayısını Azaltabilir mi?

İnsanların birbirlerini önemsemesi, etrafındakilere kendi gücü oranında yardım etmesi, birbirleriyle dayanışma duyguları geliştirmesi elbette önemlidir ama yeterli değildir. Gerekli olan, sorunların kaynağını görebilmek ve onu ortadan kaldırmak için mücadele etme zorunluluğunu kavrayabilmektir. Egemenler, gençlerin tam da sorgulama dönemlerinde, sorunların kaynağının kapitalist sistem olduğu ve hedefe bu sistemin konması gerektiği gerçeğini görmelerini engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Vatanseverliğin En “Duygusal” Hali

Biz bu kadar saat, bu koşullarda, bu ücretlere çalışırken memleketin güzide insanları, yani patronlar ve onların sınıfından yöneticiler, on binleri, yüz binleri, milyonları hatta milyarları kazanırlar. Kimileri işçileri azarlayarak, kimileri işçiler için ölüm fermanı demek olan yasa ve kararnameleri imzalayarak, kimileri el kaldırıp indirerek, kimileri de anlamakta güçlük çektiğimiz mimikler yapıp düdük öttürerek. Ve bu tayfadan bir kısmının işsiz kaldığında aldığı bir aylık tazminat bile, biz bütün aile yemeden, içmeden yetmiş yıl çalışsak yan yana getiremeyeceğimiz kadardır.

Hayatımın Dönüm Noktası Mücadele Etmek Oldu

Birçok insanın hayatında dönüm noktaları vardır. Benim hayatımın dönüm noktası ise abimin beni bir işçi derneğinin şiir, müzik etkinliğine götürmesiyle oldu. İlk defa böyle bir yere gidiyordum, insanlar bana çok sıcak davranmıştı. Kadın arkadaşlar boynuma sarılarak hoş geldin diyordu. Sanki birbirimizi yıllardır tanıyorduk.

Rejimden Bir Gerici Adım Daha: Müftü Nikâhı!

Bu son yasa tasarısı da Erdoğan rejiminin emelleri doğrultusunda atılan bir adım olarak değerlendirilmelidir. Bunun malûm rejimin mimarlarının toplumun dokusunu değiştirme girişiminin ve kitle tabanını sağlamlaştırma çalışmasının bir parçasını oluşturduğu gözden kaçmamalıdır. Bu konuda emekçileri kutuplaştırıcı bir dil kullanan iktidarın tuzaklarına düşülmemelidir. Bu gibi uygulamaları, sadece dini uygulamalar karşıtlığı ve laikliğin elden gittiği propagandası temelinde emekçilere anlatmak iktidarın minderinde güreşmek anlamına gelir ki, bu da onların değirmenine su taşır.

“Kişisel Gelişim ve Zengin Olma” Yalanları!

İngilizce öğrenmek için tıkladığım videoların arasında “zenginliğe giden yolda ücretsiz raporlar” adında bir videoyla karşılaştım. Merak edip içeriğine bakmak istedim. İnsanların zengin olamamasının 5 nedenini açıklayan bir burjuva yazar uzun uzun anlatıyor. Bu arada zengin olmanın ve başarının yollarını gösteren videolar bir hayli çokmuş!

“Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” ve “Dönüş Yolu”nda Anlatılanların Güncelliği

Emperyalist savaşlar, savaşın yıkıcılığı, insanın insana yabancılaştığı, müthiş travmaların yaşandığı tarihsel kesitler… Kapitalizmin insanlığa çektirdiği acılardan bir kesit… Yazar Erich Maria Remarque, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşındaki bir grup askerin hikâyesini 19 yaşındaki iki gencin, Paul ve Ernest’in gözleriyle anlatıyor “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” ve onun devamı niteliğinde olan “Dönüş Yolu” romanlarında.

Trump’ın Politikaları Irkçılığı Besliyor

ABD’deki ırkçıların yapmak istediklerine karşı durmak, onları engellemek için eyleme katılan göstericilerden biri “eğer sessiz kalırsam hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanıyorum” demişti. Bu protesto eylemlerine katılanlar sayıca çok fazla olmamasına rağmen, ırkçıların yaptıkları ve Trump’ın ırkçıların elini güçlendirmek için seçtiği “tarafsız” dil yine de ABD gündemine oturdu ve insanların daha yüksek bir sesle ırkçılığı kınamasına yol açtı. Derinleşen kriz ve 3. emperyalist paylaşım savaşı koşullarında tüm dünyada giderek yükselişe geçen aşırı sağ hareketlerin ABD’de uç örneklerle ortaya çıkması şaşırtıcı değil elbette.

Aram Acının Resmini Çiziyor

Yani Aram, kaderimiz ortaksa demek ki kavgamız da ortak. Görülecek bir hesabımız var onlarla. Kadınlarımızın, çocuklarımızın yüzünden akan acının, umutsuzluğun, çaresizliğin son bulması için, görülecek bir hesabımız var. Anadolu’da halkların kardeş olabilmesi, birbirinin yaralarını sarabilmesi için görülecek bir hesabımız var. Sürgünler, mahpuslar, boyun eğmeyip mücadele edenlerin yürüdüğü yoldan yürüyüp onlardan hesap soracağımız günler de gelir elbet.

Kadınların Gerçek Kurtuluş Yolu

Kadınların yaşanan bu olaylar karşısında sessiz kalmayıp tepki göstermesi son derece önemlidir. Susmak ve korkuya kapılıp sinmek, egemenlerin kadına yazdığı kadere razı gelmek, teslim olmak en kötüsüdür. Ancak gösterilen tepkilerin bireysel düzeyde kalması ve sorun yaşandıkça açığa çıkması yeterli değildir. Kadın sorununun çözümü için atılacak en kararlı adım kadının örgütlü mücadeleye katılmasıdır. Kadının gerçek anlamıyla özgürleşip ikinci cins olmaktan çıkmasının ve bu düzenin neden olduğu pisliklerden kurtuluşunun tek ve nihai çözümü, örgütlenip bu düzeni yıkmak için mücadele etmesinden geçmektedir.

Ezidiler ve “Huzursuzluk”

Neydi bu IŞİD denen barbarlar ordusunun Ezidi insanlara olan nefreti? İşte bu sorunun cevabını Livaneli’nin son romanlarından birinde az da olsa öğrendiğimi düşünüyorum. “Huzursuzluk” adlı kısa ama bence çok etkileyici romanında Livaneli bizlere Ezidilerle ilgili çok renkli bir anlatım sunuyor. Tabii konu Ezidi kadınlara ve çocuklara tecavüz edilmesi etrafında yoğunlaştığı için maalesef renkli kısımlar karanlık hikayelerin içinde boğulup gidiyor.

Ateşten Tuğlalar

Biliyor musun? / Sefalet devam ediyor hâlâ, / fikri sefalet... / Peki ya sen? / Hangi patikalardan geçtin? / Hangi dağ yamaçlarından?

Çin Malı Hayatlar

Çin’de işçi sınıfı değil komünizmi yaşamak, kapitalizmin hüküm sürdüğü diğer ülkelerdeki sınıfdaşlarından bile daha kötü koşullar altında hayatını sürdürmektedir. Çin de dahil bütün kapitalist ülkelerde işçiler insanlık dışı çalışma ve yaşam koşullarına maruz kalmaktadır. Ve bu koşulları değiştirebilmenin tek yolu sosyalist bir dünya devrimidir.

Göçemeyen

Bu, göçemeyen yüz binlerce mülteciden suskun kalan milyonlara bir sitem türküsüdür.

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.