Navigation

İran Devrimi

Kapitalist sistem daha ilk ortaya çıkışıyla birlikte Marx’ın da dediği gibi kendi mezar kazıcılarını da yarattı. Bir yandan kendisi büyürken bir yandan da işçi sınıfı büyümüş ve işçi sınıfının komünist önderleriyle birlikte, işçi sınıfının kurtuluş mücadelesi bilimsel bir ifadeye kavuşmuştur. İşçi sınıfının bu bilimsel ideolojisi Bolşevik Parti önderliğinde şanlı Ekim Devrimiyle ete kemiğe bürünmüştür ve Ekim Devrimi işçi sınıfına nasıl bir önderliğin gerektiğini ve işçi iktidarının şeklini gözler önüne sermiştir.

1917 Ekim Devrimi bir sürü olumlu örnekle doludur ders çıkarmak için. Ama 1924’te devrimin mimarı Lenin’in ölümü birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Bolşevik Partinin bürokrasinin eline geçerek tasfiye edilmesi, Alman devriminin geri çekilmesi ve işçi iktidarının tek ülkeye hapsolması, devrimin yenilgisinin yollarını açıyordu. Bütün bu nesnel koşullar Stalinizmi doğurduğu gibi dünya proleter devrimine de engel olmuştu. Stalin Bolşevik Partiyi ele geçirdikten sonra koltuğunu kaybetmemek için tüm dünyada işçi sınıfı hareketinin önüne aşamalar çıkararak devrimleri daha doğmadan boğazlamıştır. Bu ihanet politikası onun ölümünden sonra da SBKP tarafından devam ettirilmiştir. İran devrimi de, Stalinist anlayış tarafından boğazlanan devrimlerden biridir.

İran’da bir yandan Şahlık rejimi toplumun tepesine çöreklenmişken, bir yandan da kapitalizm gelişmeye başlamıştı. Bunun bir sonucu olarak işçi sınıfında da gitgide bir büyüme söz konusuydu. İran işçi sınıfı yaşama gözlerini açmasıyla birlikte burjuva sınıfla kavgaya tutuşmuş, sayıca gelişmemiş olsa da, ekonomik taleplerle 1906’da ilk defa greve çıkmıştı. 1908’de İran’da petrolün bulunması ve bu petrolün çıkarılması için gerekli olan tesislerin kurulmasıyla işçi sınıfının sayısı hızla artıyordu. 1917 Rus Ekim Devriminin dalgası, kendini İran’da da hissettirmiş ve işçiler arasında ciddi bir radikalleşme olmuştu. İşçiler irili ufaklı çeşitli sorunlarda militanca bir tutum alıyordu. 1921’e gelindiğinde işçi sınıfının militan mücadeleleri sayesinde ve SSCB’nin de etkisiyle İran Komünist Partisi (İKP) kurulmuş ve Komintern aracılığıyla kızıl sendikalar konseyi inşa edilmişti. Ekim Devrimi İran işçi sınıfına moral kaynağı olmuştu. Kapitalizmin gelişmeye başlamasıyla birlikte, 10 sene içerisinde kır çözülmeye başlamış, işçi sayısı %250 artmıştı. Bin kişiden fazla işçi çalıştıran 8 büyük tekstil fabrikası vardı. Petrol sanayiinde 30 bin, demiryollarında 14 bin, inşaat sektöründe ise 60 bin işçi çalışıyordu.

1921’de İKP’nin ve kızıl sendikalar konseyinin kurulmasında SSCB’den büyük bir destek gören İran işçi sınıfı, Stalinist bürokrasinin hakimiyetini kurmaya başlamasıyla birlikte yüzüstü bırakıldı. Stalinist bürokrasi İKP’ye ve İran işçi sınıfına yüz çevirerek Şah Rıza ile yakınlaşmıştı. Bu gelişme İKP içinde büyük moral bozukluğuna, dağılmalara ve İKP’nin çöküşüne yol açtı.

Her şeye rağmen İran işçi sınıfı mücadelesine devam etti. 1944’e gelindiğinde büyük işletmelerde grev sayısı 60’a, grevci sayısı 20 bine yükselmişti Şahlık rejimi bu hareketten ciddi rahatsızlık duyuyordu. Ne var ki, koyulan yasaklar ve saldırılar geri püskürtülüyordu işçiler tarafından. İşçiler bir taraftan faal bir şekilde mücadeleye atılırken bir taraftan da öncü bir Bolşevik önderlikten yoksundular. İşçiler İran’ı sallarken, Halkın Fedaileri örgütü işçi sınıfından kopuk bir gerilla mücadelesini savunuyordu. Tudeh ise daha çok küçük-burjuvazi içinde örgütleniyor ve İran işçilerinin iktidara gelebilmesi için çok erken olduğunu, önce burjuvazinin gelişmesi gerektiğini ileri sürerek devrimin önüne pek çok aşama dikiyordu.

Ne var ki İran işçi sınıfının vermiş olduğu mücadeleler meyvesini veriyor, önemli kazanımlar elde ediliyordu. Örneğin, haftalık çalışma süresi 48 saate indirilmiş, fazla mesai işçinin isteğine bırakılmış, doğum izni, sendika kurma hakkı gibi önemli haklar elde edilmişti. Hareket öyle güçlüydü ki, büyük toprak sahipleri, topraklarında çalışan işçilere çıkan ürünün %15’ini vermek zorunda kalmışlardı.

11 Aralık 1978’de Tahran’da yürüyen 2 milyon gösterici, halkın silahlanmasını ve Şahın devrilmesini haykırıyordu. Ve 16 Ocak 1979’da Şah ülkeyi terk ederek Mısır’a kaçtı. Şahın kaçışıyla birlikte ordu parçalanmış, askerler her gün kışlalardan kaçmaya, muhalif subaylar ise isyancılara silah dağıtmaya başlamış ve 24 saat içerisinde bütün devlet kurumları ve işletmeler ele geçirilmişti. Böylece 2500 yıllık rejim son bulmuştu.

Şahın devrilmesinin ardından, işçiler işyeri şuraları kurarak, yapılması gereken işler üzerine kararlar alıyor, toplantılar düzenliyor, ekonomik ve siyasal tartışmalar yapıyorlardı. Sürgünde olan Humeyni İran’a geri dönmüş ve işçileri karşısına almamak için başlangıçta ikiyüzlü bir politikayla işçilerin şuralarını desteklediğini bildirmişti. Fakat diğer taraftan da sıkı bir örgütlenmeye girişerek, din adamlarını, küçük-burjuvaziyi, lümpen proletaryayı çevresine toplayarak her gün güç kazanıyordu.

11 Şubatta kurulan Humeyni yanlısı geçici hükümet, işçilere yoğun baskı uygulamaya koyulmuş ve birçok işyerinde şuralar dağıtılmıştı. Buna rağmen gerçekleştirilmiş olan 1 Mayıs gösterisine 1,5 milyon kişi katılmıştı. İran işçi sınıfı böyle muazzam bir kitleselliğe sahip olmasına rağmen önderlikten yoksun oluşu yüzünden, iktidarı fethedemeden hızlı bir şekilde güç kaybetmeye başladı. Bu boşluktan faydalanan Humeyni güçlenerek iktidarı ele geçirdi.

Humeyni iktidara gelir gelmez işçi şuralarına saldırıya girişti. Bir sene içerisinde bütün grevler son bulmuştu neredeyse. Umutsuzluğa düşen işçiler molla rejiminin girdabına kapılırken, yüzlercesi de darağaçlarında can verdi. Yalnız işçiler değil, Humeyni’ye anti-emperyalist sıfatı yükleyip onu destekleyen İran solu da aynı sonla karşılaştı. Sanırım buradan çıkarmamız gereken sonuç, acil ihtiyacımız olan dünya çapında bir Bolşevik önderliğin yaratılmasıdır.

Sınırsız ve sınıfsız bir dünya için devrimci isyan bayrağını yükselt!