Navigation

1 Mayıs Artık Gerçek 1 Mayıs Olmalı

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Tüm dünyada coşkuyla kutlanan 2009 1 Mayıs’ı, işçi sınıfı mücadelesinin temel eğilimlerinin tekrar tekrar doğru bir biçimde anlaşılması bakımından bize çok önemli veriler sunuyor. İşçi sınıfına baskıyla, şiddetle, darbelerle unutturulmaya çalışılan kendi tarihi ve mücadele yöntemleri, işçi sınıfı devrimcileri tarafından yeniden ve tutarlı bir biçimde ayakları üzerine dikilmeli. Sınıf bilinci gelişmiş işçilerin gerideki işçilere mücadele etmenin zorunlu olduğunu anlatması ve onları sınıf mücadelesine ve 1 Mayıslara katması önemli bir görevdir. Milyonlarca işçinin çalıştığı bu topraklarda da işçi sınıfı alanları yüz binlerle doldurduğu ve kendi sınıf taleplerini haykırdığında 1 Mayıslar gerçek anlamını bulmaya başlayacaktır.

Peki, son birkaç yılda yaşananlar nedir? Nedir bu bazılarının kendini dev aynasında görme ve Taksim’i bu güçsüz halleriyle acilen fethetme merakı? Türkiye işçi sınıfının bu haklı mücadelesini burjuva güçler arasında yürüyen pis kapışmaya alet etmenin işçi sınıfına yapılabilecek en büyük kötülüklerden biri olduğu ortadadır. Bu girdaba kapılanlar, başlangıçta olumlu gibi görünen bu hamlenin arkasını görememekteler. Çünkü son yıllarda yaşanan ekonomik kriz ve artan hak gaspları karşısında işçi sınıfı mücadelesinin hâlâ güçsüzlüğünün ve dağınıklılığının temel nedenlerinden biri, mücadeleden alabildiğine uzaklaşmış DİSK bürokrasisinin sınıfı kendi kaderine terk etme anlayışıdır. Bu basit bir hata değildir, bu bir iş yapma tarzıdır. Taksim hususunda da olan budur. Bütün yanlışların üstü “Taksim’e çıktık” ile kapatılıyor. DİSK yönetimi işçi sınıfının gerçek gündemi olan konularla uğraşmayıp, reklamcılıkla kahramanlık ve sözde solculuk taslıyor. Bu mutlaka görülmeli.

Soru bir: DİSK’li işçilerin Türk-İş’e üye işçilerle yılda hiç olmazsa bir kez bir araya gelebilme, o işçileri de biraz daha ileri çekebilme olanağını ortadan kaldıranlar esasen DİSK yöneticileri değil midir?

Soru iki: DİSK yöneticilerinin gerçek derdi nedir? Onca patırtı, gürültü ve poz, polisle yapılan derin müzakereler makul bir kitlenin Taksim meydanına çıkarılması için miydi? Son yıllarda parçalanmış bir biçimde kutlanan 1 Mayıslar birkaç bin kişinin Taksimi böyle “fethetmesi” için miydi?

Soru üç: Kriz dolayısıyla işsiz kalan yüz binlerce işçiyi 1 Mayıs alanına taşıma görevi kimlere aittir? Bu işi beceremeyenler o koltuklarda ne için oturuyorlar?

Soru dört: 1976’da, 1977’de, 1978’de DİSK işçileri Taksim Meydanına böyle mi çıkarmıştı? 1970’lerde Türkiye işçi sınıfı mücadelesinin yüz akı olan DİSK, o tarihlerde “alan fetheden müfreze savaşları”yla mı DİSK olmuştu? Yoksa işçi sınıfını terk etmeyen, fabrika fabrika çalışan, mücadeleyi ören yaklaşımıyla mı?

Soru beş: 2007 ve 2008’de Taksim’in kazanıldığı iddia edildiği halde, 2009’da da Taksim’in fethinden söz edilmesi gariplik değil midir? 2010 yılında yeni bir fetih mi yapılacaktır?

AKP hükümeti eliyle 1 Mayıs’ın tatil edilmesi manevrası bir şeyi gayet iyi gösterdi. Son yıllarda DİSK’e bağlı kaç TİS görüşmesinde 1 Mayıs’ın tatil edilmesi bir hak olarak talep edildi? Bu hedefe ulaşmak için ne tip mücadeleler verildi?

İşçi sınıfından umutsuz olanlar 1 Mayıs gündemi ile yükselen tartışmalarda şunu mu söylemek istiyorlar: “Hak-İş ve Türk-İş’e bağlı işçileri veya henüz örgütlenememiş işçileri bırakalım! Onlardan zaten bir şey olmaz. Nasıl olsa mücadele de etmiyorlar, etmeye niyetleri de yok!” Unutulmamalı ki solun kitleler nezdinde ciddi bir meşruiyet sorunu var ve kaynağında işte bu yanlış yaklaşım yatıyor. Bu topraklarda da bir şeyler olacaksa bu işçi sınıfı ile olacak, başka bir yerden beklentiye girmenin gereği yok.

Tekrar hatırlatalım. 1 Mayıs’ın köklerinde ne yatıyor? Sınıflar mücadelesi tarihinde işçi sınıfının geri unsurlarının ileriye çekilemediği, hakları için mücadele etmenin işçi sınıfının geniş kitlelerine öğretilemediği, kavratılamadığı hangi kazanımlar kalıcı olabilmiş? Bugün 31 yıl sonra bu iş tamamdır diyenlerin bu yaşananlardan haberi yok mu? Herhalde gelecekte bu yıllar anıldığında, siyasette çarpılmanın boyutlarını anlamak isteyenlere muazzam bir örnek oluşturacak.