Navigation

Obezite, Küresel Isınma ve Bir Muhakeme İhtiyacı

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Yaklaşık 50 yıldır küresel ısınma, yerkürede ölçülebilir ve günlük hayatta hissedilebilir değişiklikler yaratmış durumda. Dünyanın her yerinden bilim adamları bu konu üzerine araştırmalar yapıyor. Birçok kuruluş küresel ısınma üzerine rapor üstüne rapor yayınlıyor ve yaklaşan felâket konusunda alınması gereken önlemleri sıralıyor. Kötü sonuçlardan kaçınabilmek, doğal olarak o sonuçları yaratan nedenlerin anlaşılması ve yok edilmesini ya da tehlike sınırlarının altına çekilmesini gerektirir. Dolayısıyla küresel ısınmanın nedenleri ortaya konulmadan ve bu nedenler ortadan kaldırılmadan küremizi “soğutmanın” imkânı yok. Bu konuda araştırmalar yapan bilim çevreleri elbette bu gerçeğin farkındadır. Buna rağmen küresel ısınmanın nedenleri üzerine yapılan açıklamalar pes dedirtecek niteliktedir. Bu toprakların insanının deyimiyle; yalandan kim ölmüş?

Bilindiği üzere geçtiğimiz yıllarda ABD Başkanı Bush, dünyadaki büyükbaş hayvanların atmosfere saldığı gazların küremizi en çok ısıtan neden olduğunu söylemişti. Ardından Hint kadınları yemek yapmak için açık havada ateş yakmaktan suçlu ilan edildiler. Bu yalanlar pek tutmamış olacak ki, geçtiğimiz günlerde yeni suçlular medya aracılığıyla deşifre edildi. Küresel ısınmanın yeni nedeni obezler! Türkiye’de yayın yapan özel bir televizyon kanalının kaynak belirtmeden verdiği bir habere göre, obezlerin ulaşımını sağlamak için daha çok fosil yakıt kullanıldığı ve daha çok gıdaya ihtiyaç duymaları nedeniyle enerji kaynaklarını da daha yoğun tükettikleri saptanmış! O halde bizi aydınlatan bu “bilimsel gerçek” ışığında dünyayı kurtarmak için Hitlervari önlemler almak yeterli, öyle değil mi? Deli saçması bilimsel araştırmaların sonucu olsa olsa budur!

Bu noktada, biraz muhakeme yürüterek olayın saçmalık boyutunu ortaya koymakta fayda var. Birkaç yıl önce Hollanda’da yapılan ve sonuçları internette yayınlanan bir araştırmada, obezite mağduru insanların normal kilodaki insanlara göre ortalama yaşam sürelerinin 13 yıl daha kısa olduğu dile getiriliyordu. Bunun da sağlık sistemi açısından tasarruf anlamına geldiği ifade ediliyordu! İleri yaşlarda görülen Alzheimer gibi hastalıkların tedavi giderleri oldukça yüksek olduğundan daha kısa yaşayan her bir obez insan başına 2007 verilerine göre Hollanda 50.000 Amerikan doları kârda sayılıyordu. Yani obezlerin dünya kaynaklarını küresel ısınmaya neden olacak kadar çok tüketmeye ömürleri vefa etmiyor… Kaldı ki obez olmak dünyaya zarar vermek demekse, insanoğlunun genetik özelliklerini, yaşam biçimini, tükettiği gıdaların doğallığını bozarak onu bu hale getiren kapitalizmin kâr mantığına ne demeli?

Küresel ısınmaya geri dönelim. Obeziteden kaynaklı olarak daha çok tüketildikleri iddia edilen fosil yakıtlar aynı zamanda başta savaş sanayi olmak üzere her türlü sanayi kolunun olmazsa olmazıdır. Kapitalizmin fabrikalarından yükselen dumanlar, denizlere giden atıklar, milyonlarca lüks arabadan çıkan egzoz bir tarafa, acaba her gün Irak halkının tepesine yağan bombaların küresel ısınmaya hiç katkısı yok mudur? Mesela füzeler, savaş uçakları nasıl uçuyor? Bir askeri üsten bir askeri üsse, ABD’den Irak’a, Afganistan’a tanklar, zırhlılar nasıl gidiyor? Dünyayı bir kerede yerle bir etmeğe yetecek silahları üreten fabrikalar hangi enerji kaynaklarını kullanıyor? Binlerce ton ağırlığındaki mühimmat cepheden cepheye nasıl ulaştırılıyor? Bizim bilmediğimiz, küremizi ısıtmayan, sera gazlarını arttırmayan, ozon tabakasını delmeyen bir silah sanayi ve savaş şekli icat edildiyse dönüp obezlere veya Hint kadınlarına söyleyecek bir çift lafımız olurdu. Ama eğer kapitalistlerin ve onların ideologlarının, “bilim” adamlarının yalanlarını artık yutmuyorsak, gün bu yalanlara karşı mücadele etme günüdür.

Şu gerçeği unutmamak gerekiyor. Obezite hastalığından muzdarip olan ve sayıları her geçen gün artan insanların ezici bir çoğunluğu, yeterli ve dengeli beslenecek gıdalara ulaşamayan ve tek tip bir beslenmeye mahkûm edilen, hastalıklarını tedavi ettirmek için sağlık hizmetlerinden yararlanamayan işçi sınıfının evlatlarıdır. İşçi sınıfı, sorumlusu olduğu tüm sorunlarla beraber kapitalizmi tasfiye edecek güce sahiptir. Yeter ki bunun için mücadeleye atılsın.

“Kapitalizmin elinde bilim ve teknoloji, uygarlığı tehdit eden potansiyelleriyle insanlığın kâbuslarına sebep olmaktadır. Ancak bütün bu çevresel felâketlere ve olası kıyamet senaryolarına rağmen, yine bilimin ve teknolojinin geldiği düzey sayesinde insanlığın kurtuluşu da mümkün olabilecektir. Bilimsel ilerlemelerden geriye dönüş diye bir şey yoktur. Var olan ilerlemeleri reddetmekle sorunlar aşılamaz. Bütün bu sorunların çözüm yolu, kapitalist üretim anarşisine son vermekten geçiyor. Teknolojinin doğanın geri dönüşsüz bir biçimde tahrip edilmesi doğrultusunda kullanılmasının ve çevreyi mahvedip yeryüzünde bir cehennem yaratmasının engellenmesi, ancak kapitalist üretim tarzının bir devrimle ortadan kaldırılması sayesinde mümkün olabilecektir. Bugün dünya işçi sınıfının somut tarihsel görevi de budur.” (Küresel Isınma Tehdidi Altında Geleceğimiz, Selim Fuat, Marksist Tutum, No:23)

“Ya barbarlık ya sosyalizm” ikilemini çözelim. Gezegenimize ve gelecek kuşaklara sosyalizmi armağan edelim.