Navigation

Marksist Tutum: Bağımsız Proleter Çizgide 100. Sayı

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Marksist Tutum elinizdeki sayısıyla dalya (100) diyor. İşçi sınıfının Marksist sesi olarak 2005 yılının Nisan ayında yayınına başlayan Marksist Tutum dergisi aradan geçen 8 yılı aşkın sürede tek bir sayı dahi aksamadan her ay yayınını sürdürerek bugüne geldi. Gelinen nokta işçi sınıfı devrimcileri için bir kıvanç, bir mutluluk kaynağıdır. Marksist Tutum tüm toplumsal ve siyasal sorunlara işçi sınıfının perspektifinden bakan, işçi sınıfına dayalı devrimci yanıtlar geliştiren bir emeği ifade ediyor. Bunun farkında olan işçi sınıfı militanları 100. sayıyla birlikte onu daha sıkı kucaklıyor, ona daha çok sahip çıkıyorlar.

Bu kucaklayışın çeşitli sebepleri var. Fakat tüm bunların özet açıklaması Marksist Tutum’un katıksız biçimde proleter bir sınıf tutumunu ifade ediyor olmasıdır. Bu olgu kendisini Marksist Tutum’un savunduğu temel pozisyonlardan tutun, dünyada ve Türkiye’deki siyasal gelişmelere ilişkin aldığı politik tutumlarda, meselelerin ele alınış tarzında, kullanılan üslupta, dağıtım tarzında ve işçi sınıfıyla ilişkilenme tarzında ortaya koymaktadır. Marksist Tutum küçük-burjuva sosyalizmi ve devrimciliğinin tüm görünümlerinden uzak, dahası bunlarla açık bir karşıtlık ve mücadele içinde, tüm bu cephelerde kararlı ve net bir devrimci işçi sınıfı duruşunu ortaya koyma bilinciyle hareket etti daima. Ve bugün gelinen noktada bu bilincin işçi sınıfı içinde karşılığını bulduğunu görmekten mutluluk duyuyoruz.

Marksist Tutum’u eline alan kişi onun bu işçi sınıfı karakterini tüm satırlara sinmiş biçimde hissetmekten kendini alamayacaktır. Sayısı ve çeşitliliği sürekli artan okur mektuplarında işçiler çeşitli bakımlardan bu olguyu dile getirmektedirler. Kesintisiz biçimde akan zengin işçi mektuplarının bizatihi kendisi Marksist Tutum’un şaşmaz proleter karakterinin en belirgin ve güzel doğrulanma biçimlerinden birini oluşturmaktadır. Dahası, bu mektupları yazan işçilerden zaman içinde yeni yeni Marksist Tutum yazarları doğmaktadır.

Marksist Tutum başlangıçtan bugüne gelişti, güçlendi. Üzerinde hareket ettiği yatağı, türlü engebelerle dolu arazide daha da kazıp derinleştirerek, belirginleştirerek, ilerleterek bugünlere geldi. Bu yatak proleter devrimci sınıf çizgisinin yatağıdır. İşin doğrusu, Marksist Tutum’un özgünlüğü, çoğu sosyalist yayının sadece dilinde kalan işçi sınıfını, varlığının temeli olarak, bir gerçeklik olarak yaşaması ve yaşatmasıdır. Zihniyet dünyası anlamında bir küçük-burjuva denizi olan Türkiye’de bunun paha biçilmez bir değeri olduğuna inanıyoruz. Bunun giderek daha güçlü biçimde anlaşılmakta olduğunu da görüyoruz, ama Türkiye’yi bekleyen yeni sınıf mücadeleleri döneminde bunun anlamı çok daha iyi anlaşılacaktır.

Bununla doğrudan bağlantılı diğer önemli nokta ise Marksist Tutum’un daima işçi sınıfının örgütlülüğünün, örgütlü mücadelesinin önemine keskin bir vurgu yapmasıdır. “Örgütlüysek her şeyiz, örgütsüzsek hiçbir şey” sloganı, bu tutumun slogan düzeyinde özet bir ifadesi olarak Marksist Tutum sayfalarından daima yükselmiştir ve bundan sonra da yükselecektir. Yukarıda sözünü ettiğimiz işçi mektuplarında, aynı Marksist Tutum’un sınıf karakteri konusunda olduğu gibi, bu husus da kendini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Marksist Tutum entelektüel ilgileri tatmine yönelik kuru bir yayın olmayıp, işçileri kapitalist düzene karşı örgütlü bir mücadeleye yönelten canlı bir araçtır. Tam da bu nedenle Marksist Tutum’un dağıtımı da ticari dağıtım kanalları üzerinden değil, ruhuna uygun olarak elden yapılmakta, işçilere birebir olarak ulaştırılmaktadır.

Marksist Tutum’da ortaya konan düşünceler havada uçuşan düşünceler olmayıp, sınıf mücadelesinin tarihsel ve güncel pratiklerinin içinden gelen ve oraya yönelen, bu anlamda ete kemiğe bürünen düşüncelerdir. Bu, Marx’ın dediği şekilde düşüncenin maddi güç haline gelmesidir. Marksist Tutum işçi sınıfının Marksist sesi olarak küçük-burjuva mahfillerde değil, işçi sınıfının içinde hayat bulmakta, orada nefes alıp vermekte, işçi sınıfının mücadelesini büyütmektedir.

Bunları yazmak gerçekleştirmekten kolaydır. Marksist Tutum bir göle maya çalma girişimi değildi. Bir boşluğun üzerine inşa edilmedi. Daha baştan ayakları işçi sınıfının içine basarak yol almış bir yürüyüşün yeni bir halkasını, bir aşamasını ifade ediyordu. O nedenle en başından itibaren işçi sınıfı içinde kendi yerini buldu. İşçi sınıfının öncü neferleri başından bu yana onu sevgiyle kucakladılar. Onda kendi gerçek sorunlarının ve çözüm yollarının dile getirilişini, ihtiyaç duydukları sağlam bir sınıf yönelişini buldular. Onda kendi sınıflarına yabancı olmayan bir dil, üslup ve tarzı buldular.

Marksist Tutum’un net ve ödünsüz proleter sınıf karakteri, çeşitli siyasal sorunlarda ortaya koyduğu tutumlarla özel bir belirginlik ve anlam kazandı. Bu tutumlar sadece Marksist Tutum’un yayın hayatında olduğu süre içinde gelişen siyasal olaylarla ilgili değildir. Bunlara değinmeden önce sınıf mücadelesinin yakın ve uzak geçmişindeki siyasal sorunlara ilişkin geliştirilen bilimsel tahliller ve bu temelde savunulan görüş ve tutumlar söz konusudur. Bunlar arasında özellikle SSCB ve benzeri ülkelerdeki rejimlerin sınıfsal karakteri ve bu temelde işçi sınıfı sosyalizmi anlayışının netleştirilmesini vurgulamak yerinde olacaktır. Tam tutarlı bir işçi sınıfı duruşu olmayanlar, ortada bir işçi sınıfı egemenliğinin olmadığı alenen belli olduğu halde, bu ülkelerdeki rejimleri bir biçimde işçi devleti olarak niteleyebilmişlerdir. Daha kötüsü bu rejimleri bıraktık işçi devleti olarak nitelemeyi, sosyalizm olarak niteleyenler vardı ve bilindiği gibi zaten bu sonuncular sosyalist hareket içinde çoğunluğu oluşturmaktaydılar.

Olaylara işçi sınıfının bağımsız sınıf çıkarları noktasından bakmayanlar bu ülkelerdeki işçi sınıflarının gerçek durumunu göremiyor ya da görmezden gelmeyi tercih ediyorlardı. Ancak güçlü bir sınıf temeline ve duruşuna sahip olanlar doğru bir tahlile ulaşma şansına sahiplerdi. Aksi, bu ülkelerde işçi sınıfının emeğinin sömürüldüğünü ve bu emek sömürüsü temelinde kendini var eden azınlık bir egemen sömürücü sınıfın varlığını görememeyle sonuçlanıyordu. Bu ülkelerdeki işçi sınıfının da, kendilerini sömüren ve ezen egemenlere karşı sınıf mücadelesi yürütmesini savunmak gerekliydi. Bu rejimler çözülme sürecine girdiğinde de, ne bunları savunmaya kalkmak ne de demoralize olmak gerekiyordu. Oysa solun büyük bölümü tam da bu konuma düştü. İşte Marksist Tutum’u var eden devrimci birikim bu konuda tam bir proleter sınıf tutumu ortaya koymuş ve ortalıkta dolaşan tahlillerden herhangi birine kendini teslim etmeden bağımsız bir bilimsel tahlil geliştirme yoluna gitmiştir. Ancak böylesi bir tahlil gerekli zihin açıklığını sağlayabilir ve geleceğin mücadelelerine sağlıklı bir hazırlığın önünü açabilirdi. Nitekim öyle oldu.

Solun geniş kesimi tarafından şu ya da bu biçimde olumlu bulunan bu rejimler çöktüğünde doğal olarak büyük bir moral bozukluğu dalgası yaşandı. Türkiye’de zaten 12 Eylül darbesiyle ezilen ve geniş ölçüde tasfiyeciliğe savrulan sol, bu yeni darbeyle tasfiyecilikte yeni ufuklara açıldı. Yılgınlık ve küfür adeta sınır tanımadı. Genel olarak da sosyalist düşünce büyük bir itibar kaybına uğradı. İşte Marksist Tutum öncelikle tüm dünyada esen bu yılgınlık ve tasfiye rüzgârlarına karşı bir devrimci duruş temelinde yükselmiştir. Bu duruş küçük-burjuva devrimciliğinin temelsiz ütopik romantizminin değil, bilimsel temellere dayalı proleter devrimci tarihsel iyimserliğin ifadesiydi. Bazıları “devir değişti” edebiyatının basıncı altında türlü biçimlerde kaykılırken Marksizmin devrimci dünya görüşüne kararlılıkla sahip çıkmak, işçi sınıfının devrimci potansiyeline inancı korumak ve aşılamak hiç de göründüğü kadar kolay bir iş değildir.

Kapitalizmin krizli doğasının 2000’li yıllarda daha genel ve belirgin biçimde kendini ortaya koyması ve buna paralel olarak dünya genelinde işçi ve emekçi kitlelerin mücadelelerinde yeni bir uyanışın baş göstermesi olgusu, geçmişte zorluklara karşı verilen mücadelenin yeterince takdir edilememesi sonucunu doğurabilir. O nedenle bu noktayı vurgulamak bizim boynumuzun borcudur. Bugünün ve geleceğin kazanımları bu direngen miras üzerinde yükselmiştir, yükselecektir.

Marksist Tutum, cumhuriyet Türkiye’sinin siyasal tarihinde tarihsel önemde dönüşümlerin yaşandığı bir kavşak noktasında sahneye çıktı. Bu süreç egemen sınıf içinde değişik aşamalardan geçen keskin çatışmalarla dolu bir süreçti. Tüm cumhuriyet tarihi boyunca ülkedeki siyasal rejimin temel bir belirleyicisi konumundaki ayrıcalıklı asker-sivil Kemalist bürokrasi, bu çatışma sürecinde ilk kez hâkim pozisyonlarını yitirmiş ve önemli ölçüde hizaya çekilmiştir. Devletin hâkim ideolojisi olan Kemalizmin temel dayanağı olan bu kesimler, ne yazık ki solun geniş kesimi tarafından bir biçimde ilerici olarak görüldüğü için sosyalist mücadele açısından affedilmez yanlışlar yapılıyordu ve halen de bu devam etmektedir. Türkiye’de sosyalist solun büyük bölümü ne yazık ki başından bu yana Kemalizmin şu ya da bu ölçüde etkisi altında olmuştur. Bu etki Kemalizmin burjuva elitist doğası gereği solun proleterleşmesinin önünde ciddi bir engel olmuştur.

Bu süreçte Marksist Tutum geleneksel sosyalist solun tutumlarından tümüyle farklı bir yerde durarak, bağımsız devrimci bir sınıf çizgisinin inşasını derinleştirmeye yöneldi. Sosyalist sol içinde son derece yaygın olan küçük-burjuva rekabet ve reklâmcılıktan daima uzak durdu. Gelişen siyasal olaylar karşısında basmakalıp ve ezber formüllerden uzak durmayı, gerektiğinde yalnız da kalsa Marksizmin ilkesel duruşundan taviz vermemeyi şiar edindi. Devrimci olan tek şeyin gerçeklik olduğundan hareketle, “başkaları ne der” kaygısına prim vermeyen bir politik cesaret sergiledi. Bu tavır kelimenin tam anlamında akıntıya karşı yüzmek anlamına geliyordu. Ama zaten Marksist Tutum’un karakteristik özelliklerinden birisi daima bu oldu. Marksist Tutum’a can veren devrimci birikim ve irade daha başından, bu topraklarda zayıf bir damar olarak kalmış olan proleter devrimci çizgiyi temsil ediyordu. Ve bunun temel bir gereği, solun genel bir zaafı olan Kemalizme karşı kesin ve sonuna kadar tutarlı bir duruş ortaya koymaktı ve bu sınavdan alın akıyla çıkılmıştır. Şurası kesindir, Kemalizmden ve onun asıl toplumsal tabanı durumundaki küçük-burjuva katmanlardan nemalanmaya çalışarak Türkiye’de proleter devrimci bir güç yaratmak, yani çağın gerçek devrimci gücünü yaratmak mümkün değildir. Bu uğurda hayallere kapılanlar geçmişte olduğu gibi bundan sonra da sükûtu hayale uğrayacaklardır. Hayal görmeyenler ise hayal kırıklığına uğramazlar. Marksist Tutum başından itibaren Kemalizmden arındırılmış bir proleter devrimci damar oluşturmaya azmetmiştir ve bu çaba sonuna kadar sürdürülecektir.

Bununla doğrudan bağlantılı olarak, Marksist Tutum milliyetçiliğe, özellikle onun “yurtseverlik” gibi kılıklara sokulmaya çalışılan sinsi görünümlerine karşı amansız bir ideolojik-politik mücadele yürüttü ve işçileri bu tuzaklara karşı bilinçlendirmeye büyük önem verdi, veriyor. Kürt sorunu bir turnusol kâğıdı durumundaydı ve burada da bağımsız bir işçi sınıfı duruşu hayati önem taşımıştır. Şovenizmin alabildiğine kol gezdiği ve ezilen Kürt halkının haklı mücadelesine kem küm etmeyen açık ve net bir tutumla destek vermekten hemen herkesin kaçtığı bir ortamda Marksist Tutum kararlı bir duruş sergiledi. Kürt halkının haklı ulusal-demokratik talepleri Marksist Tutum tarafından her zeminde açık ve net biçimde savunuldu. Ancak bu açık ve net tutum bir küçük-burjuva demokratik duyarlılıktan değil, işçi sınıfının devrimci enternasyonalist geleneği üzerinde yükselen proleter sınıf tutumundan kaynaklanıyordu. Dolayısıyla Kürt halkına ve onun mücadelesine verilen destek, devrimci işçi sınıfının verdiği bir destek olmuştur. Öte yandan bu destek Marksist Tutum sayfalarında dile getirilen sözlü bir destek olarak kalmamış, Marksist Tutum’u sahiplenen devrimci işçiler, işçi sınıfı açısından her anlamlı fırsatta Kürt halkının haklı mücadelesine desteklerini sunmuşlardır. İşçi sınıfı içinde şovenizmi ve Kürt düşmanlığını körükleme kampanyasına, proletarya enternasyonalizmi ve halkların kardeşliği ilkesiyle hareket ederek karşı durmuşlardır. Marksist Tutum’u mücadelelerinde bir yol gösterici olarak kucaklayan işçiler arasında Kürt işçilerin önemli bir yer tutmaları ve genelde Kürt emekçilerin Marksist Tutum’a gösterdikleri sıcak ilgi bunun en güçlü göstergesidir.

Marksist Tutum’un bu proleter devrimci duruşu, örgütlülüğe yaptığı hayati vurgu ve güncel ve tarihsel sorunlarda ortaya koyduğu duruş, onu kucaklayan, rehber edinen devrimci işçilerin bu temellerde hayatın içinde verdikleri mücadeleler, aradan geçen yıllar içinde doğruluğunu ve isabetliliğini defalarca göstermiştir. O nedenle Marksist Tutum’u bağrına basan işçilerin sayısı istikrarlı biçimde artmış, onların mücadeleleri nicel ve nitel olarak yeni yeni biçimler alarak büyümüştür. Marksist Tutum’un dayandığı enternasyonalist komünist çizgi bu anlamda geleceği temsil etmektedir.

Dünya çapında sınıf mücadelelerinin yükselmekte olduğu yeni bir döneme girilmiştir. Bu yeni dalganın henüz ilk evrelerindeyiz ve emekçi yığınlar dünya çapında henüz ilk ataklarını yapmış durumdalar. Bunları yenilerinin izleyeceğine şüphe yoktur. Bunu doğrularcasına, adeta gün geçmiyor ki dünyanın farklı bir köşesinde yeni isyanlar, kalkışmalar yaşanmasın. Bu durum kapitalizmin çürümüşlüğünün her gün ortaya konan yeni kanıtlarını oluşturuyor yalnızca. En zor dönemlerde buna dikkat çeken ve rüzgârlar karşısında dik duran Marksist Tutum’un haklılığı gün gibi ortadadır. Aynı zamanda bu yeni mücadelelerin ortaya koyduğu tüm enerjiye rağmen, temelde örgütsüzlük nedeniyle yenilgilerle ya da yetersiz sonuçlarla yüz yüze gelmesi de Marksist Tutum’un örgütlülüğün hayati önemine yaptığı vurguyu haklı çıkarmaktadır. Gerçek anlamda bir proleter devrimci örgütlülük, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde yaratılmadığı müddetçe kitlelerin patlak veren isyanları düzen tarafından bir biçimde savuşturulacaktır. Tüm tarihsel deneyim bunu göstermektedir.

Türkiye’de de önümüzdeki dönemde büyük sınıf mücadeleleri olacağına kuşku yoktur. Yeni kuşak bir işçi sınıfı şekillenmekte ve bunlar şimdilik mevzi mücadelelerle ilk denemelerini yapmaktalar. Türkiye kapitalizminin yakaladığı görece elverişli konjonktür ve içine girilen adeta yeniden inşa süreci, burjuvaziye bir tarihsel nefes aralığı yaratmış olsa da, bunun ilelebet sürmeyeceği açıktır. Bugünkü mevzi mücadelelerde işçilere yol gösteren Marksist Tutum, o büyük günler geldiğinde de mücadele sahasının ön saflarında bilinçli işçilerin ellerinde dalgalanacaktır. Buna inancımız tamdır. Bu proleter devrimci birikim, tüm küçük-burjuva rüzgârlara inat, yatağını daha da derinleştirerek ve büyüterek yoluna devam edecektir.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no:100, Temmuz 2013