2017 1 Mayıs’ı: İşçi Sınıfı Geleneğine Sahip Çıkıyor!


Türkiye’de 2017 1 Mayıs kutlamaları ağır baskıların ve işçi sınıfını hedef alan kapsamlı saldırıların hüküm sürdüğü koşullarda yapıldı. Ancak bu olumsuz etmenlerin olağanüstü fazlalığına rağmen 50’yi aşkın il ve ilçede on binlerce işçi-emekçi alanlara çıkmaktan geri durmayarak 1 Mayıs geleneğine sahip çıktı. Olağanüstü Hal adı altında burjuva demokrasisinin asgari evrensel ölçülerinin paspas edilip çiğnendiği ve totaliter rejimin kurumsallaştırılması adımlarının atılmakta olduğu Türkiye’de, işçi sınıfının on binlerle alanlara akması 2017 1 Mayıs’ının en önemli ve kıymetli yanıdır.

1 Mayıs sesinin bu ülke topraklarında ilk kez işitildiği dönemden bu yana yüzyılı aşkın zaman geçti. Bu uzun zaman dilimi içinde 1 Mayıs toplam 60 yıl kadar yasaklı idi. Bu baskı dolu ve yasaklı geçmişe rağmen 2017 1 Mayıs’ı bir kez daha göstermiştir ki, bu gelenek büyük bir dirençle yaşamaktadır ve geleceğin büyük mücadeleleri için bir umut ve azim kaynağı olmaya devam etmektedir.

Devlet 1 Mayıs kutlamalarının yapılmaması, yapılırsa da en etkisiz ve gözden ırak biçimde yapılması için elinden geleni yaptı. Her şeyden önce OHAL bahanesiyle İstanbul’un en merkezi meydanları bir kez daha işçilere yasak kılındı. Türkiye işçi sınıfının tarihsel 1 Mayıs alanı olan Taksim Meydanı ve Kadıköy bu yasaklamaların başlıca konusuydu. Yer olarak Bakırköy Halk Pazarı ve Kadıköy E-5 kenarındaki Salı Pazarı alanının gösterilmesi, gerçekte işçi sınıfıyla ve temel bir özgürlük olan toplanma ve gösteri hakkının özüyle alay etmek anlamına gelmekte. Bu hakkın özünü oluşturan şeyin toplumsal görünürlük olduğunu anlatmak zuldür. Burjuva devlet, mitingi böylesi konumlara hapsetmekle daha baştan katılımı ve işçi sınıfının sesini duyurmasını sınırlandırmayı amaçlamıştır.

1 Mayıs öncesi miting için geniş ölçekli bir kitle çalışması yapmak ise tümüyle olanaksız hale getirilmiştir. Referandum öncesi propaganda döneminde Hayır oyu için mücadele edenlerin sokak çalışması yapması nasıl çeşitli baskı yollarıyla engellendiyse, 1 Mayıs için de aynı şey söz konusu olmuştur. Türk-İş ve Hak-İş merkezi bürokrasisi mevcut iktidarın korporatist uzantısı durumuna gelmiş olduğu için, zaten ortak ve kitlesel bir 1 Mayıs örgütlenmesi uğraşının tümüyle dışında durmuştur. Bağlı sendikaların başka mitinglere katılmasını da yasaklayan Türk-İş 1 Mayıs’ı baltalamak için elinden geleni yapmıştır. Bu çabanın somutlanması Türk-İş’in Ankara’da diğer örgütlerden ayrı bir merkezi miting düzenlemesi olmuştur. Hak-İş ise 1 Mayıs’ı işçi havzalarından en uzak nasıl tutabilirim sorusunun cevabını Erzurum’da ciritli, mehterli bir “kutlamayı” işçilere layık görerek vermiştir. Devlet güdümlü her iki konfederasyonun miting kürsüleri bizzat bakanların ve AKP milletvekillerinin katılımıyla burjuva iktidarın propaganda kürsüsü haline dönüştürülmüştür. Bu durum da korporatizmin geldiği düzeyi göstermesi bakımından ayrıca dikkat çekicidir.

Hükümet muhalifi sendikaların, kitle örgütlerinin ve sosyalist çevrelerin örgütlediği 1 Mayıs kutlamaları ise devletin kolluk güçlerinin yığınağı altında, her türlü tacize maruz kalınarak gerçekleştirildi. Devletçe makbul olmayan mitinglerde, alana üzerinde “OHAL” ya da “KHK” gibi ibarelerin yer aldığı pankartların girmesine izin verilmedi, tek tek her bir pankart ve döviz “ideolojik” kontrolden geçirildi.

Taksim’de ise her yıl yaşanan manzara bu yıl da yaşandı. AKP hükümeti, bu tarihsel meydanda bir kutlama yapılmasını engellemek için bir kez daha 15 milyonluk metropolün en merkezi bölgelerinde hayatı durdurdu. Bu bölgelerde adeta polis cumhuriyetinin hüküm sürdüğü gün boyunca 200’e yakın kişi gözaltına alındı, darp edildi.

Bu baskı koşullarının yanı sıra, işçi sınıfının uzun zamandır içinde olduğu genel örgütsüzlük durumu da elbette olumsuz bir faktör olarak kendi rolünü oynadı. Sendikaların ya açıkça ihanet ettiği ya da sınıfın örgütlendirilmesi için pek çaba harcamadığı şartlarda, geçmiş mücadele dönemlerinin deneyimleriyle bağları kopuk olan işçilerin daha güçlü bir 1 Mayıs yaratması elbette mümkün değildir. Bunun için sınıfın öncü güçlerinin sabırla çalışmasından başka bir yol yoktur.

Yine de tüm bu nesnel ve öznel olumsuzluklara rağmen bugünün Türkiye’sinde hâlâ on binlerin sokağa çıkması anlamlıdır. 1 Mayıs bilinci, ağır akan büyük bir ırmak gibi yeni işçi kuşaklarına da yavaş yavaş nüfuz etmektedir. Nispeten yeni kent sakinleri olan bu işçi kuşakları kendi deneyleriyle çoğu şeyi yeni baştan ağır ağır öğrenmekteler. Referandumda sanayi ve ticaretin merkezleri olan en büyük kentlerin ve genel olarak bunların içinde yer aldığı bölgelerin, daha önce AKP’ye oy veriyor olmalarına rağmen, şimdi Hayır oyu vermeleri toplumsal değişim açısından önemli bir işarettir.

Üzerinden sadece iki hafta geçen şaibeli referandum da kaçınılmaz olarak 2017 1 Mayıs’ının temel konularından biriydi. Muhalefet eden tüm kesimler üzerindeki büyük baskılara, emsali görülmemiş eşitsizlikteki kampanya sürecine ve son aşamada yürürlüğe sokulan ek hilelere rağmen, ancak yüzde 51 gibi kıl payı bir üstünlük çıkarılabilen referandumda, bunun gerçek sonuç olmadığının ve Hayır oylarının Evet oylarından daha yüksek olduğunun herkes farkında. Bu bakımdan, totaliter rejimin kurumsallaştırılmasında önemli bir aşama olan referandumun resmi sonuçlarına duyulan tepki doğal olarak 1 Mayıs’ta da yankı buldu. Hak-İş ve Türk-İş konfederasyon merkezlerinin düzmece 1 Mayıs kutlamaları bir yana bırakılacak olursa, ülke çapındaki tüm miting ve yürüyüşlerde referandumdaki Hayır’a sahip çıkıldı.

İşçi-emekçiler, kadınlar, gençler, devrimciler, ilericiler, demokratlar alanlara akarak, bir yandan şaibeli referandum sonucunun doğurduğu tepkiyi ortaya koydular, bir yandan da işçi sınıfının gündemindeki saldırılara karşı tepkilerini ifade ettiler. Özellikle kıdem tazminatı hakkının fiilen ortadan kaldırılması anlamına gelecek olan düzenleme ve taşeronlaştırma sorunu ağırlıklı bir yer tuttu.

Bir sanayi kenti olan Gebze’de, metal ve petrokimya işçileri başta olmak üzere, deri, taşımacılık, lastik, cam gibi pek çok sektörden işçilerin yoğun katılımıyla gerçekleşen 1 Mayıs mitinginin, bu bağlamda özellikle öne çıktığını da belirtmeliyiz. Ağır baskı koşullarına rağmen Gebze 1 Mayıs meydanına binlerce işçi akmış, başta kıdem tazminatının gaspı ve taşeronlaştırma olmak üzere sınıfsal taleplerini coşkuyla dile getirmişlerdir. Sınıf devrimcilerinin hedef kitlesini oluşturan işçi sınıfı bölüklerinin ağırlıklı olarak yer aldığı bu kent, bu 1 Mayıs’ta da bir kez daha öne çıkmıştır.

1 Mayıs’ın gündemini oluşturan bu mücadele başlıkları, sınıfın mücadelesi bakımından hiç kuşkusuz önümüzdeki günlerin de bazı önemli mücadele güzergâhlarına işaret ediyor. Yeni saldırılar ve krizin daha da derinleşmesiyle birlikte hızla artacak olan işsizlik gibi sorunlar, yanısıra Ortadoğu’da girişilen yayılmacı savaş politikalarının gitgide artacak toplumsal faturası, işçi sınıfına mücadeleden başka seçenek bırakmıyor. İstikrar adına getirilen yeni rejim, tam aksine türlü türlü istikrarsızlık getirecek ve sınıf mücadelesi için yeni yükseliş noktaları oluşturacaktır. Sınıfın öncülerine düşen görev, hoşnutsuzluğu artan ve kendi sancılı deneyimlerini yaşayan işçilere, gidişatın karakterini sabırla açıklamak ve 1 Mayısları hadım etmeye çalışan sendika bürokrasilerinden kurtulmayı da içeren bir hat üzerinde örgütlü mücadeleyi büyütmektir.