Navigation

Kadın

Bolşevik Kadınlar

Hayatını adayan Nadejda Krupskaya, fedakâr Klavdiya Timofeyevna Sverdlova,  amansız savaşçı Yelena Dmitriyevna Stassova, uzlaşmaz Aleksandra Kollontay, direnç çiçeği Inessa Armand… Daha niceleri. Onlardı erkek işçi kardeşleriyle dünyaya aydınlık kapıyı açanlar. Kızıl bayrağı geleceğe taşıyanlar!

Toplumsal Atmosfer Kadına Şiddeti Körüklüyor

İktidarın körüklediği nefret ve düşmanlık duygusunun yarattığı körleşme elbette sonsuza kadar sürmez, emekçi insanların gözü açılır. Tarihte çok kereler olduğu gibi işçi sınıfı bu körleşme durumundan sıyrılıp gerçekleri görür, yeter diyerek ayağa kalkar. Kadın ve erkek işçiler el ele verir, şiddet yaratan kapitalizmi alaşağı eder.

O Sensin!

Göz kapakları ağırlaşmıştı. Biraz zorlayarak göz kapaklarını araladı. Ne olduğunu, nerede olduğunu hatırlayamadı. Vücudunu hissetmiyor gibiydi.  Başı zonkluyordu. Sağ kolunu inleyerek kaldırıp alnına götürdü. Alnı, saçları, yüzü ıslaktı. Bu ıslanmışlığı anlamak için eline uzun uzun baktı. Kan vardı elinde. Kolu da kan içindeydi.

Burjuva Kadın Liderler: Sınıf Aynıysa Cinsiyet Ne Fark Eder?

Burjuva ve küçük-burjuva kadın örgütlerinden özellikle seçim dönemlerinde sıkça duyduğumuz iddialardan biri, şimdiye kadar iktidarı elinde tutan erkeklerin icraatlarıyla dünyanın bugün yaşanmaz hale geldiğidir. Onlara göre kadınlar yönetseydi her şey farklı olurdu. Onlar, kadınların doğaları gereği daha yumuşak, duygulu ve daha anlayışlı olduklarını, o nedenle acımasız olamayacaklarını söylüyorlar.

İktidarın Kadın Düşmanlığı

İktidara geldiği günden bu yana AKP, cinsiyetçi politikalar gütmekten, erkek egemen zihniyeti körüklemekten çekinmedi. İktidar ve iktidar yalakaları kadın düşmanı görüşlerini topluma benimsetmeye çalışmaktan vazgeçmediler. Onlar, kadınlara 25 yaşına gelmeden evlenmeyi, “annelik kariyerine” gönül verip çok sayıda çocuk doğurmayı, hamileyken dışarı çıkmamayı, kahkaha atmamayı, şiddet karşısında sessiz kalmayı, biat etmeyi salık verdiler. Hak arayan, eylemlere katılan kadınları aşağıladılar. “Benim başörtülü bacılarım” söylemi eşliğinde emekçi kadınlar arasında, toplumda yapay ayrımları körüklediler. Kadının giyimi ve bedeni üzerinden kendi politikalarına meşruiyet sağlamaya çalıştılar.

Kadınların Gerçek Kurtuluş Yolu

Kadınların yaşanan bu olaylar karşısında sessiz kalmayıp tepki göstermesi son derece önemlidir. Susmak ve korkuya kapılıp sinmek, egemenlerin kadına yazdığı kadere razı gelmek, teslim olmak en kötüsüdür. Ancak gösterilen tepkilerin bireysel düzeyde kalması ve sorun yaşandıkça açığa çıkması yeterli değildir. Kadın sorununun çözümü için atılacak en kararlı adım kadının örgütlü mücadeleye katılmasıdır. Kadının gerçek anlamıyla özgürleşip ikinci cins olmaktan çıkmasının ve bu düzenin neden olduğu pisliklerden kurtuluşunun tek ve nihai çözümü, örgütlenip bu düzeni yıkmak için mücadele etmesinden geçmektedir.

Marksizmin Doğuşuna Emek Veren Kadınlar

Marx ve Engels, Marksizmin kurucu dehaları olarak tarihe adlarını kazırlarken egemenleri korkudan titretmiş ve saldırıların hedefi haline gelmişlerdi. Bir de bu iki dehayla yaşamlarını paylaşmış ve onlarla devrimci yaşamın getirdiği tüm zorlukları göğüslemiş, Marksizmin kuruluşunda emek harcamış olan ve adları çok da sık duyulmayan devrimci kadınlar var: Jenny Marx ve Marry ve Lizzy Burns kardeşler.

“Gökten Yağmur Yağsa Size Bir Damla Su Vermeyeceğiz”

Geçtiğimiz günlerde Mersin’in Tarsus İlçesinde T Tipi Kapalı Kadın Cezaevinde, işkence ve kötü muameleye maruz kalan tutukluların aileleri ve avukatları suç duyurusunda bulundu. Bu konu ile ilgili tutuklu aileleri ve avukatları TBMM İnsan Hakları Komisyonuna, CHP ve HDP’ye işkence ve darp raporlarını gönderdiler. Cezaevlerindeki koşulların zaten kötü olması yetmezmiş gibi mahkûmlar bir de işkenceleri, darpları, şiddeti yaşıyorlar.

Kadınların Mücadelesi, Mücadelenin Kadınları /4

Direngen bir komünist ve büyük bir şair olan Nâzım Hikmet, Osmanlı’nın son yıllarına ve Türkiye Cumhuriyetinin ilk 40 yılına şahitlik etmiştir ve şiirlerinde o yılların kadınlarını betimlemiştir: Korkunç ve mübarek elleri olan kadınlar sanki hiç yaşamamış gibi ölürler, ekinde, tütünde, odunda ve pazarda onlar vardır. Ama sofradaki yerleri öküzden sonra gelir. Karasabana koşulurlar, dağlara kaçırılırlar. Onlar anadır, avrattır, yârdır, ötesi değil.

Birleşmiş Milletler’den Suudi Arabistan’a Kadın Komisyonu Kıyağı!

Kadın hakları konusunda dünyanın en geri kalmış ülkelerinden biri olan Suudi Arabistan, yapılan gizli oylama sonucu 54 ülkenin 47’sinin oyunu alarak Komisyon üyeliğine seçildi. Bu kararla birlikte Suudi Arabistan, 2018-2022 yılları arasında kadınların haklarını “korumak” amacıyla komisyonda görev alacak! Komisyonun çiçeği burnunda üyesi Suudi Arabistan, “Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi”ni 2000 yılında kabul etti. Ancak Suudi Arabistan’da kadınların toplumdaki yeri içler acısı!

Kadınların Mücadelesi, Mücadelenin Kadınları /2

Adları Ekim Devriminin önder kadroları arasında sayılan Bolşevik kadınlar, çok küçük yaşlardan itibaren değişim isteğiyle doluydular ve dünyayı insanların tümü için adil ve güzel yapacak gerçeği aradılar. Onlar mücadeleyi içtenlikle sevdiler. Gerçeği kararlılıkla savunmayı öğrendiler. Ve inançları da başardıkları da bu nedenle çok büyük oldu.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Ne İş Yapar?

Basına da yansıyan ve vicdanları yaralayan kadın cinayetleri ve Ensar Vakfı örneğinde olduğu gibi çocuk istismarları karşısında büyük bir sessizlik içinde olan, sosyal hizmet alanında hedeflerinde bir adım ileri gidemeyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının başındaki Betül Fatma Sayan Kaya, son günlerde Hollanda ile yaşanan siyasi krizin başrol oyuncusu olarak öne çıktı. Tek adam rejimine destek vermeyenleri milliyetçilik temelinde kışkırtmak ve oy toplamak için tezgâhlanan bu oyunda şahane bir oyunculuk sergiledi.

Kadınların Mücadelesi, Mücadelenin Kadınları

Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.

8 Mart ve Clara Zetkin

Hem 8 Mart 1857’de mücadele eden kadın işçiler hem de 8 Mart’ı uluslararası bir mücadele günü olarak dünya işçi sınıfına kazandıran Clara Zetkin gibi işçi önderleri, mücadeleleri ve hayatlarıyla bizlere kapitalizmin karanlığından çıkışın yolunu gösteriyorlar. Tarihin çok önemli dönemeçlerinde emekçi kadınlar hem kitlesel olarak hem de tarihsel kişilikleriyle çok önemli roller üstlendiler. Bugün de, savaşa, ekonomik krize, tek adam rejimine ve tüm bunları doğuran kapitalizme karşı verilecek mücadele tarihsel önem taşıyor. Bunun bilinciyle emekçi kadınlar olarak gücümüzü sınıfımızdan ve tarihimizden almalı, güzel günleri yaratmak için erkek sınıf kardeşlerimizle omuz omuza mücadeleye katılmalıyız.

Bakırköy’de Binlerce Kadın “HAYIR!” Diye Haykırdı

8 Mart, emekçi kadınların sembolleşmiş bir uluslararası mücadele günüdür. Tüm dünyada ezilen, sömürülen emekçi kadınlar kendilerine miras bırakılan bu şanlı güne sahip çıkıyor. 8 Mart’ı grevlerle, direnişlerle karşılayan emekçi kadınlar, meydanlarda, sokaklarda taleplerini haykırıyorlar. 5 Mart Pazar günü Türkiye’de de pek çok kentte kadınlar, hükümetin baskılarına ve yasak girişimlerine rağmen, taleplerini haykırmak için meydanlardaydılar.

Sayfalar

Kadın beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.