Navigation

Emperyalist Savaşlara Hayır!

Suriye Savaşında Yeni Sayfa

Üçüncü Dünya Savaşının Suriye cephesinde son aylarda önemli gelişmeler yaşanıyor. Savaşın içindeki taraflarca mevcut güç dengelerini değiştirmeye yönelik hamleler ve bunlara karşı hamleler yapılıyor. Azez-Mare, Halep-İdlib, Rakka ve Menbic gibi stratejik bölgelerde, gelişmelerin seyrini belirleyecek önemde mücadeleler yürüyor. ABD, AB, Rusya, İran, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerin desteği ve yönlendirmesi altında hareket eden çeşitli güçler, son zamanlarda bu bölgelerde kritik muharebeler yaptılar. Bu çatışmalar sonucu oluşacak kırılmalar da Suriye’de yürüyen emperyalist savaşın gidişatına önemli etkilerde bulunacak gibi görünüyor.

“Reis-i Cumhur” Buyurdu: Kıyamete Kadar Savaş!

Kapitalizmin halklar arasında yapay sorunlar oluşturarak çıkardığı savaşlarla kendisini yeniden yeniden ürettiğini görüyoruz. 105 milyon ölü gibi çok ağır bir bilançoyla sonuçlanan iki dünya savaşı ve içinden geçtiğimiz 3. Dünya Savaşı, Ortadoğu’da devam eden savaş, durumu yeterince somutlamaktadır. Hedefi saptırmak isteyen Erdoğan, olup bitenleri “terör” başlığı altında değerlendirerek, bir tarafta devletlerin insanlık için iyi şeyler yapmak istediklerini ama bunun karşısında terör belâsının sürekli kargaşa çıkardığını söylüyor.

AKP’nin Patolojik Emperyalist Siyaseti ve Sonuçları

Azgın bir şekilde kışkırtılan milliyetçilikle, sömürülen dini duygularla, şişirilen Osmanlı efsanesiyle, “büyük Türkiye” masallarıyla, “İslam âleminin birleştirici gücü Türkiye durdurulmak isteniyor” yalanıyla kitlelerin zihni felç edilmektedir. Kısacası AKP kurmayının izlediği patolojik siyaset, toplumu her geçen gün uçuruma sürüklemektedir. Bugün olanlarla, tam yüz yıl önce Osmanlı’yı yeniden büyük imparatorluk yapmak üzere yanıp tutuşan Enver Paşaların maceracı siyaseti ve ideolojisi çok ama çok benzemektedir. Ancak tarih bu tür maceraların neyle sonuçlandığını da gözler önüne sermektedir.

Kut’ül Amare: AKP’nin Yeni Menkıbesi

Geçtiğimiz ay billboardlarda, televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde belki de çoğu insanın daha önce hiç duymadığı bir Osmanlı “zaferi” bir hayli yer kapladı: Kut’ül Amare. Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşında Çanakkale ile birlikte kazandığı iki muharebeden biri olan Kut’ül Amare, 100. yıldönümü vesilesiyle şişirilerek iktidar tarafından gündeme sokulmuş durumda. 1916 yılında Osmanlı ordusunun İngilizlere karşı kazandığı bir muharebe olan Kut’ül Amare’nin bu kadar çok parlatılmasının tek sebebi 100. yıldönümü olması değil elbette. Muharebenin yapıldığı coğrafya AKP’nin dış politikasıyla birlikte düşünüldüğünde, biraz elden geçirilmiş bir Kut’ül Amare AKP’nin emperyalist maceracılığını meşrulaştırmak için bulunmaz Hint kumaşı. Önce Kut’ül Amare’de ne olduğuna, sonra AKP’nin bu hadiseyi nasıl abarttığına ve kullandığına bakalım.

Suudi İttifakı ve AKP’nin Hayalleri

Her ne kadar AKP liderliği vehme kapılıp kendini Osmanlı’nın mirasçısı ve İslam âleminin lideri olarak sunsa da, politik güç ilişkileri bambaşka bir tablo sunmaktadır. Meselâ Suudi Arabistan, hiç kuşkusuz petro-dolarların gücünü de kullanarak İslam ülkeleri üzerinde son derece etkili olmaktadır. Sünni İslam ittifakının ve ordusunun kurulmasına öncülük eden Suudilerdir. Keza İslam Ülkeleri İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği, Körfez Ülkeleri İşbirliği’ni kontrol eden, bu birlikleri kendi çıkarları temelinde kullanan da Suudi Arabistan’dır. Anlaşılacağı üzere, dış politika da dâhil, hayat teorik varsayımlar üzerinden değil katı gerçekler üzerinden akmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin Suudi Arabistan ile bir Sünni İslam ittifakı yaratarak, onu ve diğer İslam ülkelerini nüfuzu altına alması hayalden başka bir şey değildir.

3. Dünya Savaşı Yeni Biçimler Altında Yürüyor

İnsanlık yeni bir emperyalist paylaşım savaşının içinden geçiyor. Elif Çağlı, Marksist Tutum sayfalarında, parçalı ve pek de alışılagelmedik biçimler altında yürüyen bu savaşın aslında 3. Dünya Savaşı olduğu tespitini yapalı yaklaşık on yıl oluyor. Bu tespit ilk yapıldığında pek çokları idrak etmekte zorlanmıştı, bugünse burjuva ideologlarından ünlü politikacılara, sosyalistlerden papaya kadar pek çokları “3. Dünya Savaşı” tabirini kullanıyorlar.

Azerbaycan-Ermenistan: Güney Kafkasya’da Sular Durulmuyor

Ermenistan-Azerbaycan sınırında aylardır devam eden ve kimi zaman çatışmalara neden olan gerginlik 1 Nisanda doruğa ulaştı. İki ülke arasında çıkan çatışmalarda her iki taraftan onlarca asker öldü. Sivillerin de öldüğü çatışmaların nedenini her iki ülke de karşı tarafın provokasyonu olarak nitelendirdi. Azerbaycan Savunma Bakanlığına göre, Ermenistan ordusu Azerbaycan mevzilerine ve yerleşim birimlerine havan topları, top ve büyük çaplı silahlarla ateş açmıştı. Ermenistan Savunma Bakanlığına göre ise, Azerbaycan güçleri yerleşim yerlerine ve askeri güçlerin mevzilerine ateş açmıştı. Her iki taraf saldırıya uğradığını ve mağdur olduğunu iddia etti. Kayıpların ve itidal çağrılarının ardından çatışmalar 5 Nisanda sona erdi. Ancak yaşanan gerginliğin sürmekte olan üçüncü emperyalist paylaşım savaşının Kafkasya’daki tezahürlerinden biri olduğu ve daha büyük çatışmaların kapıda olduğu aşikârdır.

Birinci Dünya Savaşının Işığında Osmanlı’dan Bugüne

Bugünkü iç ve dış siyasi gelişmeler beraber okunduğunda, devlet ile bütünleşip faşist tırmanışa kapı aralayan AKP ve Sarayın, bu topraklarda yaşanacak muhtemel acıların zehirli mayasını çoktandır ortalığa saçtığını anlatmaktadır bizlere. Birinci emperyalist paylaşım savaşı sürecinde birbirlerine boğazlatılan bu toprakların yoksul emekçi kitleleri bugün de aynı tehlikeyle yüzyüzedirler. Bugünün yoksul emekçi kitleleri de, geçmişteki söylemlerinin aksine devletle bütünleşmiş ve kendini devlet olarak tepeden tırnağa yeniden örgütlemiş olan AKP’nin faşizan politikalarını bilinçsiz bir cehaletle destekler pozisyona düşmüş durumdadırlar. Bu topraklarda hafızası silinip, devlet kanallı resmi tarih yorumları ile doldurulanlara, geçmişte yaşanmış büyük tarihsel deneyimleri kavratmak gerçekten de zor bir iştir. Egemenler, örgütsüz emekçi kitlelere televizyonlardan seyrettirerek alıştırdıkları savaşı, şimdi yaşatarak benimsetme safhasına geçmiş durumdalar. Belli ki yoksul kitleler, gerçek durumu, gerçek yaşam deneyimlerinin acılarından fark ederek ve öğrenerek ilerleyecekler.

Suriyeli Mülteciler ve Bitmeyen Hesaplar

Tüm ipuçları Türkiye’nin şimdi Suriyelileri ve özellikle Suriyeli Arapları yerle bir edilen ve yeniden inşa edilmesi düşünülen Kürt kentlerine yerleştirme niyeti taşıdığını gösteriyor. Daha şimdiden Sur’da 6300 parselin acele kamulaştırma uygulamasıyla gasp edilmesi bu konudaki kuşkuları arttırıyor. Kürt halkının eşitlik ve özgürlük mücadelesini ezmek isteyen devlet çareyi bölgenin demografik yapısını değiştirmekte arıyor. Savaşın şiddetinden kaçarak Türkiye’ye gelen ve Erdoğan’ın kendilerini himaye ettiğini düşünen Suriyelilerin AKP için oy deposu, Erdoğan’ın başkanlık hayalleri için payanda olacağı hesap ediliyor. Mazlum Kürt halkı ile savaş mağduru Suriyeliler arasında oluşacak düşmanlık, kırımlar, acılar egemenlerin umurunda bile değil.

Savaşı Sadece Biz Durdurabiliriz

Patlatılan bombalarla ve terörizm propagandasıyla işçi sınıfı korkutularak baskı atına alınmak isteniyor. Bu ortamdan yararlanan egemenler işçi sınıfının kazanılmış haklarına da saldırıyor. Kıdem tazminatına fon adı altında el koyulmaya çalışılırken iş güvencesi de ortadan kaldırılıyor. Özel istihdam büroları ile işçileri kölece çalışma koşulları bekliyor. Mültecilik sorunu da, “terör” eylemleri de, devletlerin baskı politikaları ve işçi sınıfının haklarına dönük saldırılar da Üçüncü Dünya Savaşının ve krizin dünya genelinde işçi sınıfına çıkan faturasıdır.

Milyonlar Açlık ve Savaşla Boğuşuyor

Milyarlarca insan kapitalist sistemin yarattığı açlığa, yoksulluğa, sömürüye ve savaşlara maruz kalmaya devam ediyor. Bugün savaşların yakıp yıktığı şehirlerdeki emekçiler ölülerini bile geride bırakarak, uzun, sonu görünmeyen göç yollarına dökülüyor. Sanki bugüne kadar yaşanan acılar, akıldışı katliamlar, açlık, yoksulluk ve yıkımlar az gelmiş gibi, yeni ve daha korkunç savaş araçlarının denemeleri yapılıyor. Şehirler yanıyor, yıkılıyor ve her bir günün sonunda dünya üzerinde 25 bin insan doğrudan gıda ihtiyacı karşılanamadığı için açlıktan veya açlığın yol açtığı sebeplerden ölüp gidiyor.

“Açık Konuşalım, Artık Savaştayız”

İşçi ve emekçiler iyi bilmelidirler ki, egemenlerin yürüttüğü savaşın amacı, ifade ettikleri gibi “vatan savunusu” değildir. Savaşın amacı burjuvazinin emperyalist emelleridir. Türkiye’yi olası bir bölünmeye götürecek olan da, emperyalist paylaşım savaşının alanı haline getirecek olan da, egemenlerin izledikleri emperyalist savaş politikaları ve bu uğurda girişmeyi göze aldıkları çılgın maceralardır. Yüz yıl önce İttihatçı paşalar aynı şeyi yapmış ve halkı sonu gelmeyen acılara garketmişlerdi. Erdoğan-AKP iktidarı da aynı yolda ilerlemektedir.

Sayfalar

Emperyalist Savaşlara Hayır! beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.