Navigation

Emperyalist Savaşlara Hayır!

Özgürlük Çocukların Kanatlarında

Dünyayı güzel, özel ve yaşanılır kılan çocukları yaşatmamak, aslında kapitalistlerin nasıl da uygar görünümlü barbarlar olduklarının kanıtıdır. Ölümün vatanı olmuş Ortadoğu’da binlerce çocuk öldü. Çoğunun cansız bedenleri saatlerce, günlerce ortada kaldı. Türkiye’de de durum çok farklı değil. Yüzlerce Kürt çocuk öldürüldü, bombalarla, mayınlarla sakat bırakıldı, “ıslahevinde” işkenceye maruz kaldı. Pozantı cezaevinde tecavüze uğrayan çocuklar için “bu çocuk cin gibi, her şeyi yapar” denildi. Taş atan çocuklar müebbet hapis cezalarıyla yargılandı. Çoğu ilkokul eğitimini bile alamadı. Savaşın ortasında, işkencenin göbeğinde, yüreklerinde acı bulunan çocuklar… Onların hayallerinin hâlâ masum ve saf olması bu barbarların ne kadar acınası bir durumda olduğunu gösteriyor. Acı kelimesini duyunca aklına sadece “acı biber” gelen çocuklar yetiştirememektir insanlığın en büyük utancı. Onları öldürmek ya da ölüme yollamak da insanlık eksiğimiz.

Türkiye NATO’dan Çıkar mı?

Son zamanlarda ABD ile Türkiye’nin arası Ortadoğu sorunları üzerinden açılmış olsa da, ABD ve AB’den Erdoğan’a yönelik eleştiriler giderek artsa da, buna karşılık Erdoğan ve AKP Batı’ya sesini yükseltse de, bu gelişmeler henüz köprülerin atılmasına yol açacak nitelikte değildir. Alt-emperyalist bir ülke olan Türkiye’nin gücü henüz bölgede bile kendi başına oyun kurmaya yeterli değildir. Bu yüzden küresel güçlerden birisinin yanında yer alarak pozisyon tutmaktan başka bir seçeneği yoktur. Türkiye bugünkü pozisyona gelmeyi de bugüne kadar ABD’nin yanında yer alarak başarabilmiştir. Türkiye güçlendikçe, ABD ile ters düşme pahasına farklı adımlar atmayı göze alabilmiş ve hatta kimi zaman maceracı girişimlerde de bulunmuştur. Dış politikada riskli adımlar atılmıştır. 15 Temmuz sonrası tasfiyelerle birlikte arka planında ABD karşıtlığı olan kadrolar önemli kademelere getirilmiştir. Ancak bu gelişmelere rağmen Türkiye’nin geleneksel olarak Batı kampının bir parçası olduğu unutulmamalıdır.

Suriyeli Emekçiler Kardeşimizdir

Türk milliyetçiliği üzerinden hedef tahtasına konulan Suriyeli işçiler, emekçiler, bizim düşmanımız değil sınıf kardeşimizdir. Düşük ücretlerin, artan kiraların ve sefaletin sebebi Suriyeli işçi ve emekçiler değildir. Bunların tek sebebi bu kapitalist sistem, patronlar sınıfı ve onların düzenini koruyan hükümettir.

Dünya Barış Günü: Haksız Savaşlara Karşı Barışın Çığlığı

Yeni bir dünya savaşının yaşandığı, AKP hükümetinin gerek içeride gerekse dışarıda savaş politikalarına hız verdiği, ülke içinde ise ağır bir OHAL rejiminin hüküm sürdüğü bir süreçte, 1 Eylül Dünya Barış Günü, bu yıl çok daha yakıcı hale gelen barış taleplerinin haykırıldığı bir gün olarak her zamankinden fazla öne çıkıyordu. Bu nedenle, emek ve demokrasi güçlerinin oluşturduğu “Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği”nin çağrısıyla bu yıl Türkiye’nin pek çok kentinde mitingler, basın açıklamaları vb. eylemlilikler için hazırlıklar yapıldı. Ne var ki siyasi iktidar, OHAL’i işçi ve emekçilerin barış taleplerini yüksek sesle dile getirmesini engellemenin aracı olarak kullandı.

Cerablus Harekâtı, Manipülasyonlar, Gerçekler

Türk ordusu, uzun bir süredir eğitip donattığı ve ÖSO adı altında biraraya getirdiği Türkmen ve Arap birlikleri eşliğinde 24 Ağustos sabahı Cerablus’a girdi. Gerekçesi “IŞİD’e karşı mücadelede koalisyon güçlerine destek vermek ve sınır güvenliğini sağlamak” olarak açıklanan bu askeri harekâta “Fırat Kalkanı” adı verildi. Bu adın, harekâtın gerçekte kime karşı yapıldığına işaret eden bir mesaj taşıdığı aşikârdır. Nitekim 14 saat içinde düştüğü açıklanan Cerablus’ta IŞİD hiçbir direniş göstermeden kenti terk ederken, TSK ve yanındaki güçler esasen YPG’yi bölgeden atmaya odaklanmışlardır. Erdoğan’dan başbakana devlet ricalinin tüm açıklamalarındaki temel vurgu da, bölgeden temizlenmek istenen ve düşman olarak görülen esas gücün PYD-YPG olduğudur.

Kalıcı Barış Ancak Kapitalizme Karşı Savaşan İşçilerle Gelir

Gün geçtikçe daha fazla sayıda insanın yaşamını altüst edecek biçimde derinleşen bir emperyalist paylaşım savaşının içindeyiz. Bu gerçek, tüm dünyada barış sorununu acil bir gündem olarak toplumların önüne koyuyor. Türkiye’de ise, devletin Kürt halkına yönelik olarak yükselttiği saldırılar emperyalist paylaşım savaşı süreci ile birleşerek barış sorununu daha yakıcı bir biçimde öne çıkarıyor. Cerablus operasyonu ile birlikte hem emperyalist paylaşım savaşı hem de Kürt halkına karşı savaş bağlamında kritik bir adım atan Türkiye egemen sınıfının, bugüne kadar yaşananları misliyle katlayacak bir yıkımı Türkiyeli emekçilere ve Kürt halkına dayatması bu yakıcılığı açık biçimde gösteriyor.

Faşizme, Darbelere, Savaşa Karşı Demokrasi ve Barış İstiyoruz!

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin başını çektiği emek örgütlerinin, emekten yana siyasi parti ve grupların ve çeşitli demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği’nin 1 Eylül Dünya Barış Günü için yaptığı çağrıyı yayınlıyoruz.

Gaziantep Vahşeti ve Kürtlere Yönelik Çok Yönlü Saldırı

İster IŞİD tarafından organize edilmiş olsun, isterse onu yönlendiren güçler tarafından, Gaziantep katliamı, Türkiye ve Suriye Kürtlerine verilmiş bir gözdağı ve savaşçı çizginin devam edeceği mesajıdır. Türkiye, son iki gündür bir yandan IŞİD bahanesiyle Cerablus’u, diğer yandansa Minbiç’teki YPG mevzilerini topa tutmaktadır. AKP hükümeti, Cerablus’ta Kürtleri ekarte ederek kendi denetimi ve yönlendiriciliğindeki cihatçı çeteleri sahaya sürmeyi, IŞİD’den boşalan yerlere bu güçleri yerleştirmeyi ve bunları aynı zamanda Kürtlerin de üzerine salmayı planlamaktadır. Suriye Kürtlerinin özyönetim adımlarını boşa çıkarma temeline oturan bu planın akıbeti belli değildir.

Tarihin Çağrısı ve Mülteciler

Emperyalist hevesleri ve Kürt kazanımlarına darbe indirme isteğiyle bizi Suriye savaşının içine atan ve bu süreçlerde Suriyeli mülteciler üzerinden çıkar devşirmeye çalışan AKP hükümeti, mültecilerin ne durumda olduğunu, ne hissettiklerini çok umursuyormuş gibi vatandaşlık demagojisiyle siyasi çıkarlar peşinde.

Dış Politikada Tornistanlar, 15 Temmuz ve Sonrası

Erdoğan’ın ve AKP iktidarının izlediği politikalar ve büyüttüğü gerilimler Türkiye’de çalkantılı gelişmeleri tetiklemiştir. Birkaç ay önce Atatürk Havalimanında gerçekleşen IŞİD katliamı da, kanlı 15 Temmuz darbe girişimi de bunun örnekleridir. Gelinen nokta Türkiye’nin emperyalist sistem içindeki köklü konumunun sorgulanır hale geldiği bir noktadır. Önümüzdeki dönemin Türkiye için bir istikrar dönemi olmayacağı açıktır. Çelişkiler sona ermiş değildir. Bir yandan Erdoğan’ın başını çektiği otoriterleşme sürecinin daha da ilerletilmesinin doğuracağı gerilimler ülkeyi beklerken, bir yandan da artan dış çelişkilerin daha zorlayıcı etkileri ufuktadır.

Suriyelilere Vatandaşlık: “Biz Almayalım da İngilizler mi Alsın?”

AKP’nin Suriyelilere vatandaşlık sözünün arkasında binbir kirli plan bulunmaktadır. Türkiyeli işçiler, işsizliğe, pahalılığa, evsizliğe duydukları öfkeyi Suriyelilere değil bu kirli planları yapanlara yöneltmelidirler. Sömürünün, taşeronlaştırmanın, iş cinayetlerinin, yoksullaşmanın sorumlusu olan sermayeye karşı göçmen işçi kardeşleriyle birlikte mücadeleyi yükseltmelidirler. Bu sayede savaşlar da son bulur, kapitalist sömürü sisteminin köküne de kibrit suyu dökülür.

Silahlanma Yarışıyla Harlanan Emperyalist Savaş Ateşi

ABD emperyalizmi, 2003 yılında Irak’a “demokrasi ve özgürlük” götürürken, dönemin ABD başkanı Bush, sonsuza kadar sürecek bir savaş başlattıklarını açıklamıştı. Kuşkusuz bu ifade laf olsun diye kullanılmamıştı. Geçtiğimiz günlerde ise benzer bir itiraf döküldü, bir başka burjuva liderden. Almanya Başbakanı Angela Merkel “kimse Avrupa’ya yarım yüzyıl daha barışın hâkim olacağına inanmamalı” dedi. Sonsuzlukla kıyaslandığında, yarım yüzyıl daha “usturuplu” bir zaman tahmini gibi görünse de emperyalist savaş cehenneminin içinde bulunan dünyanın ve üzerindeki tüm canlılığın 50 yıllık bir geleceği olup olmayacağı tartışma konusu. Diğer bir ifadeyle tarihi milyar yıllarla ölçülen yerküre, tarihi yüz bin yıllarla ölçülen insanlık ve tüm canlılık 50 yıl içerisinde, burjuvazinin atacağı “son!” kazığı yiyebilir.

Sayfalar

Emperyalist Savaşlara Hayır! beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.