Navigation

AKP ve Otoriterleşme

Adım Adım “Demokrasi Devrimi”

Karşımızda, “tek vatan, tek millet, tek dil, tek bayrak” şovenizmini düstur edinen, bunların yanına “tek din, tek mezhep” ve elbette “tek şef”i de ekleyen, tüm çatlak sesleri sopayla bastırmaya kalkan, “artık savunma değil saldırı çizgisi izleyeceğiz” diye ilanlarda bulunan, anti-demokratik yasaları değiştirmek bir yana, yasaların ve anayasanın ayakbağından kurtulmak için bulunmuş ideal yönetim biçimi “OHAL”i uzatmayı planlayan bir hükümet var. Yerli ve milli “demokrasi devrimi” böyle bir şey demek ki! Bu gidişle Türkiye, faşizme “demokrasi devrimi”yle ilerleyen ilk ülke olarak tarihe geçebilir!

Darbe Girişiminin Ardından Açılan Rant Kapısı

“Vatan-millet sevdası”, “ülkem varsa ben varım”, “Türkiye ekonomisi büyüyecekse elimizi taşın altına koymaya hazırı”’, “bu ülke için ölenlere vefa borcumuzu ne yapsak ödeyemeyiz” gibi daha nice söz dökülmektedir “yerli ve milli” burjuvaların ağzından. Gerçekte ise burjuvazi ikiyüzlü, daha doğrusu yüzsüzdür. Bugün şehit dedikleri insanlar üzerinden gemisini yürütenler, yarın iş zora gelince pek sevgili yurtlarını değil, sermayelerini kucaklayacaklardır.

Türk Burjuvazisinin Demokrasiyle İmtihanı

İşçi sınıfının ve genelde emekçi kitlelerin demokratik özlemleri halen karşılanmış olmaktan uzak olduğu gibi, arada elde edilen bazı kazanımlar da bugünkü otoriterleşme sürecinin ökçesi altında unufak olmuştur. AKP hükümeti Kürt sorununun çözümü doğrultusunda adım atmak ne kelime bu taleplere savaş politikalarıyla yanıt vermektedir. Siyasi iktidarın “yeni anayasa”yla kastettiği şey tüm yetkiyi tek kişinin elinde toplayan, anti-demokratik özünü olduğu gibi koruyan bir anayasadır. Terörle mücadele yasası ağırlaştırılmış maddeleriyle olduğu yerde durmaktadır. İfade ve basın özgürlüğü katledilmiş durumdadır. İşçi sınıfının sendikalaşma, grev ve toplu sözleşme özgürlüğü gasp edilmektedir. En ufak bir hak talebi gaddarca muamelelerle yanıtlanmakta, en temel demokratik haklar için yükseltilen mücadeleler ağır cezalarla karşılaşmaktadır. Tüm bunların gösterdiği gerçek şudur ki, Türkiye’de burjuva kapsama giren demokratik hak ve özgürlükler için bile çok güçlü, kitlesel bir işçi sınıfı mücadelesi gerekmektedir.

Baskılarınız Bizi Yıldıramaz

Türkiye’de rejim olağan burjuva işleyişin dışına çıkarak uzunca bir dönemdir olağanüstü bir rejime doğru ilerlemektedir. Hükümet darbe girişiminin ardından OHAL ile birlikte mevcutta zaten sınırlı olan demokrasinin sınırlarını çıkarılan KHK’lar ile günden güne iyice daraltıyor. Bir yandan dalga dalga operasyonlarla darbeci, FETÖ’cü olduklarını iddia ettikleri kişileri tutuklarken, diğer taraftan da on binlerce kamu personeli hakkında soruşturma açarak aynı gerekçeyle işten atıyor. Tabii ki AKP hükümetinin başlattığı bu işten çıkarma ve tutuklamalar sadece darbecilerle sınırlı kalmıyor. AKP hükümetinin politikalarına karşı sesini çıkaran, muhalif olan herkes bu saldırıdan nasibini alıyor. Hükümetin politikalarını eleştiren, buna karşı mücadele eden sosyalistler, aydınlar, gazeteciler ve mücadeleci işçiler işten çıkarılma ve tutuklama saldırısına maruz kalıyor.

Tiyatroda Tektipleştirmeye Hayır!

Tiyatroların tektipleştirilmesine başta tiyatro sanatçıları olmak üzere tüm işçi ve emekçiler karşı çıkmalıdır. Shakespeare de, Brecht de, Yunus Emre de, Çehov da, Nazım Hikmet de, Hacivat Karagöz de, Ortaoyunu da bizim. İnsanlığın yıllar önce farklı farklı ülkelerde ortaya çıkardığı dayanışmayı, mücadeleyi, evrensel değerleri işleyen tüm tiyatrolara ve onları yazanlara sahip çıkmalıyız. “Vatan milliyetçisi değil”, “milli ve yerli değil”, “bizden değil” diye tiyatroları ayrıştırmak ve yasaklamak bir insanlık suçudur. Sanatsal değerleri muktedirlerin elinden ancak işçi ve emekçiler mücadele ederek kurtarabilir.

Sanatçıların Reklâmı veya Reklâmın Sanatçıları

Sanat ticarete, sermaye iktidarının çıkarına alet olunca sıradanlaşıyor. Sanatını iktidarın çanak yalayıcılığına döndüren zihniyet kapitalist düzende fazlasıyla var. Bu türden kişiler sermayenin ve iktidarın basit bir propaganda aleti durumuna dönüşmüşlerdir. Kimisi iktidardaki despot için methiyeler dolusu şarkı besteliyor, kimisi tarihi tepetaklak eden filmler kurguluyor, kimisi de reklâm spotlarında avlanan basit bir figürana dönüşüyor.

Zindan İçinde Zindan!

Atalarımız “keser döner sap döner, gün gelir hesap döner” demişler. Cezaevi operasyonunda Veli Saçılık’ın kolunu koparan askerler, Roboski katliamının, Kürtlere karşı kanlı operasyonların emrini veren generaller, biri 80 yaşında ve ölmek üzere olan 400 hasta tutsağa “cezaevinde kalabilir” raporu veren Adli Tıp doktorları, KCK operasyonları adı altında Kürtlerin siyasi temsilcilerini hapse tıkan savcı ve hâkimler, Hrant Dink’in öldürülmesinde bir örgüt izine rastlayamayan hukukçular, işkenceci polisler, İstanbul’daki eylem alanlarını gaza boğduran valiler, emniyet müdürleri, tetikçi gazeteciler, sendika ve düzenli ücret istedi diye işçiyi ekmeğinden eden patronlar ve daha niceleri bugün “FETÖ soruşturmasından” tutuklu bulunuyorlar. Onların dünkü zalimliklerini ne kadar hatırladıkları bilinmez. Ama darbe bahanesiyle gözaltı süresini 30 güne çıkaran, işkenceci polisleri, cezaevi müdürlerini ve infaz koruma memurlarını tutuklu ve hükümlülerin üzerine salan, intikam duygusuyla hukuku ve uluslararası anlaşmaları hiçe sayan, iktidarlarını ve nimetlerini korumak için akıl almaz bir zulüm düzeni kuran bugünün egemenleri de gün gelip hesap vermekten kaçamayacaklar. Yine atalarımızın dediği gibi: Zulüm ile abat olanın akıbeti berbat olur!

Faşizme, Darbelere, Savaşa Karşı Demokrasi ve Barış İstiyoruz!

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin başını çektiği emek örgütlerinin, emekten yana siyasi parti ve grupların ve çeşitli demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği’nin 1 Eylül Dünya Barış Günü için yaptığı çağrıyı yayınlıyoruz.

İhbar Ediyorum!

Darbe sonrasında hükümet ve Cumhurbaşkanınca yapılan açıklamalarda, vatandaşların şüpheli gördüğü kişileri ihbar etmeleri istendi. Ben de gönüllü olarak bu ihbar furyasına katılıyorum. Şüpheli hal ve hareketleriyle nicedir dikkatimi çeken bazı şahısları devletin en başındaki zat-ı muhteremlere bildirmek istiyorum.

Bir “Kandırılma” Hikâyesi: Fethullahçılar ve AKP

İnsanları Gülencilere yönelik “tasfiye” operasyonunu savunma ya da ona karşı olma ikilemine sürükleyecek yaklaşımlar sorunludur. Esasen iktidarın “ya bizdensin ya onlardan” tutumu bu ikilemi doğurmaktadır. Oysa işçi-emekçi sınıflar açısından bakıldığında, iktidar kavgası içindeki burjuva kesimlerden birini diğerine karşı desteklemek bir seçenek değildir. Aksine işçi-emekçi sınıflar bu kavgada taraf olmamalı, kendi taraflarını yaratmalıdırlar. Öte yandan, OHAL’le birlikte iyice artan ve devleti yeniden yapılandırma çalışmasına vesile olan bu tasfiyelerden, Cemaat’le ilişkisi olmayan solcu, Kürt veya sıradan insanlar da nasibini almışlardır. Hatta önümüzdeki süreçte bu kategoriye girenlerin çok daha fazla hedef alınacağı açıktır. İktidar, “darbecileri temizleme” adı altında, kendine muhalif unsurları devlet içinden temizleme harekâtına girişmiş durumdadır. İş cadı avına dönüşmüştür. Bu, kendine en azından demokrat diyen herkesin kuşkusuz karşı çıkması gereken bir durumdur.

HDP’ye Yönelik Baskılar Artıyor

Demokrasiden, birlikten bahseden AKP hükümeti ve Erdoğan, Kürtleri bu “birlik”ten tümüyle dışlarken, gasp edilen demokratik hakları konusunda da tek kelam etmiyor. Fethullahçıları temizleme adı altında tüm muhalif kamu çalışanları açığa alınıyor, görevden atılıyor. Üstelik tüm bunlar CHP ve MHP ile “milli mutabakat” halinde yapılıyor. “Birlik, demokrasi, uzlaşma” perdesi altına gizlenmeye çalışılan bu siyasi linç operasyonuna geçit vermemek, başta sendikalar olmak üzere emekten yana tüm güçlerin görevidir.

OHAL Aracılığıyla Devleti Yeniden Yapılandırma Harekâtı

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Anayasanın 120. maddesini gerekçe göstererek 20 Temmuzda olağanüstü hal ilan eden AKP hükümeti, böylelikle temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahaleleri de kapsayan kanun hükmünde kararnameler (KHK) çıkarma yetkisiyle donanmış oldu. Darbe girişimine maruz kalmaya dayandırılan “haklılık ve meşruluk” algısını ve kamuoyunun şaşkınlığını fırsat bilen Erdoğan ve hükümet, bir taraftan yüz yüze geldiği büyük tehdidi bertaraf etmeye, öte taraftan ise arzu ettiği tüm yasal düzenlemeleri kanun hükmünde kararnamelerle gerçekleştirmeye koyulmuş durumda.

Dış Politikada Tornistanlar, 15 Temmuz ve Sonrası

Erdoğan’ın ve AKP iktidarının izlediği politikalar ve büyüttüğü gerilimler Türkiye’de çalkantılı gelişmeleri tetiklemiştir. Birkaç ay önce Atatürk Havalimanında gerçekleşen IŞİD katliamı da, kanlı 15 Temmuz darbe girişimi de bunun örnekleridir. Gelinen nokta Türkiye’nin emperyalist sistem içindeki köklü konumunun sorgulanır hale geldiği bir noktadır. Önümüzdeki dönemin Türkiye için bir istikrar dönemi olmayacağı açıktır. Çelişkiler sona ermiş değildir. Bir yandan Erdoğan’ın başını çektiği otoriterleşme sürecinin daha da ilerletilmesinin doğuracağı gerilimler ülkeyi beklerken, bir yandan da artan dış çelişkilerin daha zorlayıcı etkileri ufuktadır.

Yalanlara Kanmayalım!

Erdoğan’ın bizleri demokrasi yalanlarıyla kandırmasına izin vermemeliyiz. “Demokrasiyi” sadece kendileri için isteyen egemenler arasında taraf olmamalıyız. Gerçek anlamda demokrasi ancak ve ancak kendi sınıfımızın çıkarları için bir araya geldiğimizde ve mücadele ettiğimizde mümkündür. Ancak o zaman darbeci egemenlerin oyunları bozulabilir. Yaşasın bağımsız işçi sınıfı mücadelemiz, kahrolsun faşizm!

Askeri Darbe Girişiminden OHAL Düzenine

İşçi-emekçi kitleler ise bu olağanüstü kriz ve kaos koşullarında, ne yazık ki örgütsüz ve bilinçsiz konumdalar. Bundan dolayıdır ki büyük yanılsamalara ya da korkulara sürüklenerek burjuva iktidar kavgasına payanda ediliyorlar. Geniş emekçi kitlelerde tam anlamıyla bir kafa karışıklığı söz konusudur. AKP’ye oy veren kitleler başta olmak üzere toplumun büyük bir kesimi, hükümetin yönlendirmesi altında, darbe girişimini tümüyle Fethullah Gülen cemaatine bağlamakta ve tepkisini şeytanlaştırılan Gülen’e yöneltmektedir. Buna karşın AKP’ye muhalif kesimlerde ise, bu darbe girişiminin Erdoğan’ın başkanlığının önünü açmaya dönük bir “tiyatro” veya “tezgâh” olduğu fikri ve duygusu hâkimdir. Bu komplocu görüş ne yazık ki şu ya da bu şekilde sol kesimler içinde de yansımasını bulmaktadır. Hiç kuşkusuz hem darbe girişimini sadece cemaate bağlamak ve onu burjuva devlete dışsal bir örgütlenme olarak görmek hem de darbenin başarısız olmasından ve cevapsız kalmış sorulardan hareketle darbe girişimini Erdoğan’ın bir komplosu olarak nitelemek yanlıştır.

Sayfalar

AKP ve Otoriterleşme beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.