Navigation

AKP ve Otoriterleşme

Faşizm ve Kitle Psikolojisi

Nasıl oluyor da geniş emekçi kitleler, demokratik hakları ortadan kaldıran ve milyonları ağır baskı ve zorbalıkla yöneten faşist/faşizan rejimlere geçit verebiliyorlar? Hatta pasif bir izin verme durumuyla da kalmıyor, bizzat faşizmin tabanı haline gelebiliyorlar. Nasıl oluyor da emekçi kitleler, faşist ideolojiyi sanki kendi fikirleriymiş gibi sahipleniyor ve propagandasını yürütüyorlar?

Hükümetin Referandum Teşvikleri

AKP hükümeti işverenlerin ödemesi gereken gelir ve damga vergilerini İşsizlik Fonundan karşılarken, yıllardır işçilerin maaşından kesilen gelir vergisini, kaldırmayı bıraktık düşürmüyor bile. AKP kıdem tazminatı, taşeronluk, kamu çalışanlarına ilişkin köklü yasal değişiklikler gibi konuları referandum sonrasına bırakmıştır. Eğer referandumda “EVET” çıkarsa yani “tek adam” rejimine geçilirse, işçi sınıfının elinde kalan son haklar da birkaç satırlık kararnamenin kurbanı oluverecektir. İşçi sınıfı açısından tehlike büyüktür. Bugüne kadar tarihte yaşanan bütün “tek adam” rejimlerinde en çok işçi ve emekçiler zarar görmüştür. İşçi sınıfının devrimci mücadelesini yükselterek kapitalizme ve onun diktatörlüğünün bir çeşidi olan “tek adam” rejimine ve yalanlarına HAYIR diyelim, geçit vermeyelim!

Demokrasi Güçlerinden Figen Yüksekdağ İçin Ortak Tepki

Barış Bloku, Demokrasi İçin Birlik Platformu, Diyalog Grubu ve Yurttaş Girişimi, 24 Şubatta, İstanbul Point Hotel’de “Hukuk Herkes İçin!” şiarıyla bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Halen tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından bir araya gelen dört platform, hukuk dışı uygulamalara, hak gasplarına, baskı ve saldırılara karşı ortak bir açıklama yaparak “demokrasiyi savunma” çağrısı yaptı.

Figen Yüksekdağ’ın Vekilliği Gasp Edildi

Bu saldırıların, siyasi iktidarın niyetlerinin aksine ters tepeceği ve “hayır” çığlığını yükselten emek ve demokrasi cephesini tahkim edeceği açıktır. Zorun, toplumsal muhalefeti yılgınlığa sürüklemek yerine AKP’nin ve Erdoğan’ın oyununu bozacağı eninde sonunda görülecektir.

Savaşa HAYIR!

Bu savaş kimin savaşı? Ne uğruna ölüyor evlatlarımız? Ne uğruna çocuklarımızı ölüme yolluyorlar? Şimdi tüm yetkileri bir tek kişinin ellerine bırakacak bir anayasa değişikliğini onaylamamızı istiyorlar. Hem de savaş ve terör bitsin diye! Evet, evlatlarımız ölmesin diyoruz. Evet, savaş bitsin istiyoruz. Evet, artık gözümüzde yaş, yüreğimizde acı olmasın diyoruz. Tüm bunlara evet! Ve bu yüzdendir ki, başkanlığa HAYIR! Tek adam rejimine HAYIR! Biz kadınlar bu toplumun yarısıyız. Kadınız, anayız, barıştan yanayız! Savaşa HAYIR!

“Hayır De! Herkes Kazansın!”

Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği, 11 Şubatta Taksim Hill Otelde yaptığı basın açıklamasıyla, “Hayır de! Herkes kazansın” başlıklı referandum deklarasyonunu açıkladı. Toplantıya, DİSK, KESK ve TTB’nin yanı sıra, aralarında HDP, EMEP, ESP, Halkevleri, İHD ve PSAKD’nin de olduğu çok sayıda bileşenin temsilcileri katıldı.

AKP Tornasında Eğitim Tesviyesi

Bugün de eğitim müfredatındaki köklü değişiklik girişiminin asıl amacı AKP’nin yeni itaatkâr kadrolarını çekirdekten yetiştirme arzusudur. Hatırlarsak bugüne kadar Kemalizmi toplum mühendisliği ile suçlayan, eğitim müfredatını ideolojik ve tek tipçi olmakla eleştiren AKP’nin kendisiydi. Şimdi nedense kendi uyguladığı ideolojik bombardımanı toplum mühendisliğiyle ilişkilendirmiyor. Ama görünen o ki iktidar mühendislik harikası bir toplum yetiştirme peşinde. Kendisine ait torna tezgâhlarında, çocukların zihinlerini mümkün olduğunca düzleştiriyor, onları kendilerinin yaratacağı hayata hazırlıyor, hükümete, lidere, sermayeye hayırlı birer evlat olarak yetiştirmeyi amaçlıyor. Daha şimdiden idam naralarını küçücük çocukların diline düşürmeyi başardı bile.

Demokrasi İçin Birlik “Hayır” Kampanyasını Başlattı

Demokrasi İçin Birlik (DİB), 9 Şubatta düzenlediği bir basın açıklamasıyla, “hayır” kampanyasının duyurusunu yaptı. Referandumda oylanacak Anayasa değişikliği ile, yasama, yürütme ve yargının tek elde toplanacağı, hukuk devletinin ortadan kalkacağı, Meclis’in devre dışı bırakılacağı, halkın iradesinin tek kişiye teslim edileceği totaliter bir rejimin hedeflendiğinin belirtildiği manifestoda, bu rejime en güçlü şekilde “hayır” deneceği ifade edildi.

Totaliter Diktatörlüğe HAYIR!

Toplumu bu referandum aşamasında “hayır” için mobilize edecek güçler çeşitlilik arz ediyor ve bu da iyi bir şey. Devrimci çevrelerin, sınıf devrimcilerinin de kendi etkileme kapasiteleri oranında emekçi kitlelerde faşizme karşı bir “hayır” bilinci ve uyanışı yaratabilmeleri son derece gerekli ve kıymetli. Açık ki, bu referandumda “hayır” oylarının yükseltilmesi, kitlelerin yalanlara aldanışlardan, pasif ve bezgin ruh halinden ve bir şey yapılamaz psikolojisinden çıkartılabilmesi bakımından önem taşıyor. Referandumda “hayır” oylarının yükseltilmesi, kitlelere, isterlerse en temel demokratik haklarını kazanabilecekleri ve genişletebilecekleri, emperyalist paylaşım savaşlarına dur diyebilecekleri, Kürt ulusunun hakları için demokratik taleplerini yükseltebilecekleri bir mücadeleye muktedir olduklarını göstermek bakımından önem taşıyor. İşçi-emekçi kitlelerin kendilerine yalanla-dolanla ya da baskılarla dayatılana karşı mücadele azmini ve cesaretini yükseltmek için referandumda HAYIR! Totaliter diktatörlüğe, faşizme karşı mücadeleyi ilerletmek için referandumda HAYIR!

Muktedirlerin Şehitlik Arzusu!

Günlerden bir gün zenginlik içinde yüzen devlet büyüklerinden biri şehitlik mertebesine erişmek istediğini söyler: “Allah nasip ederse ben de şehit olurum. İnşallah sizler de şehit olursunuz.” Muktedirler ölmeyi ve öldürmeyi kutsallaştırmakta birbirleriyle yarışıyorlar. “Onlar ölmek için para alıyor” diyenler, peygamber ocağında yapılan her şeyin hak olduğunu, şehit olmanın öyle herkese nasip olacak bir şey olmadığını dile getirenler… Ortadoğu’daki savaş, Kürt illerindeki yıkım, devletin insanlık dışı uygulamalarının yol açtığı savaşın giderek Batı illerine taşınmasının acı örnekleri... Beşiktaş’ta 100’den fazla insanın yaralandığı, 44 kişinin hayatını kaybettiği patlamadan sonra Kayseri’de bir patlama daha meydana geldi. Egemenler, onlarca insanın yaşamını kaybettiği bu olayları da kendi emelleri için kullanıyorlar.

OHAL’de Cezaevleri ve İnsan Hakları İhlalleri

Faşizmin tırmanış sürecinde bugüne kadar yaşananlar önümüzde uzanan sürece de ayna tutmaktadır. Ancak her tırmanışın bir inişi, her karanlığın bir sonu vardır. Tarih bize emekçilere, ezilen halklara acı çektiren, onları cezaevlerine dolduran zihniyetlerin günü geldiğinde halkın mahkemelerinde yargılanmaktan kurtulamadığını da, cezaevlerinin bizzat emekçiler tarafından boşaltılarak siyasi tutsakların özgürlüklerine kavuşturulduğu dönemler olduğunu da gösteriyor.

HDP ve DBP’ye Siyasi İmha Operasyonu Hız Kazandı

Her gün yeni bir saldırıyla yüz yüze geliyoruz. Televizyonların, radyoların, gazetelerin, dergilerin kapatılması, HDP milletvekillerinin ve Cumhuriyet yazarlarının tutuklanması, daha önce tutuklanan Özgür Gündem yazarları hakkında müebbet hapis cezası istenmesi, bir kararnameyle 370 vakıf ve derneğin kapısına kilit vurulması derken, bu kez AKP-MHP koalisyonu yeni bir saldırı hamlesinde daha bulundu. 16 ve 17 Kasımdaki operasyonlarla, henüz kayyum atanmayan DBP’li belediyelere de kayyum atanırken, çok sayıda HDP ve DBP yöneticisi ve belediye başkanı tutuklandı.

Sayfalar

AKP ve Otoriterleşme beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.