Navigation

AKP ve Otoriterleşme

“Halkın İradesi Teslim Alınamaz, Teslim Olmayacağız”

5 Kasımda, İstanbul’da, Makine Mühendisleri Odasında biraraya gelen sosyalist parti ve gruplar, emek örgütleri ve demokratik kitle örgütleri de, yaptıkları basın açıklamasıyla, “halkın iradesi teslim alınamaz, teslim olmayacağız” diyerek HDP’ye sahip çıkma ve baskılara karşı omuz omuza mücadele etme iradesini beyan ettiler. Yaşananın fiili bir darbe olduğuna dikkat çeken basın açıklamasının tam metnini yayınlıyoruz:

HDP’li Vekillere Gözaltı ve Tutuklama: Milyonların İradesine Saldırı!

Bu gece yarısı, HDP eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu 12 HDP milletvekili gözaltına alındı. Üstelik de evleri basılarak, kapıları kırılarak, milletvekilliği dokunulmazlıkları hiçe sayılarak… Aralarında eşbaşkanların da olduğu vekillerin bir bölümü tutuklandı. Cumhuriyet gazetesi yazarlarının gözaltına alınması ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanları Kışanak ve Anlı’nın tutuklanarak belediyeye kayyum atanmasının ardından gerçekleşen bu son saldırı, iktidarın ülkeyi nereye götürdüğünün de son kanıtlarından biridir. Erdoğan’ın fiili başkanlığında Türkiye hızla faşizme doğru sürüklenmektedir.

Tutuklamalar, Yeni KHK’lar ve Cumhuriyet’e Operasyon

İçeride-dışarıda savaş politikasını şiddetlendiren AKP hükümeti, demokratik özgürlükleri ve hukuku tümüyle ayaklar altına alarak, medyayı kendi sesinin dışında hiçbir sesin çıkmayacağı bir borazana dönüştürerek, her türlü muhalefeti bastırarak, gerçekleştirdiği sivil darbeyi adım adım derinleştiriyor. Bu faşist tırmanış karşısında tüm emek ve demokrasi güçlerinin ortak bir mücadele yürütmesi hayati önemdedir.

Kışanak ve Anlı Gözaltına Alındı: Kürt Siyasiler Derhal Serbest Bırakılsın!

Kürt sorununda masanın devrilmesiyle egemenlerin yeniden başlattığı haksız savaş giderek alevlenirken, Kürt hareketine dönük saldırılar gerek askeri planda gerekse de siyasi planda boyutlanarak artıyor. Seçilmişlik ve sandıktan çıkmak üzerine ahkâm kesenler, sıra sandıktan ezici bir çoğunlukla çıkan Kürt siyasilere (milletvekillerine, belediye başkanlarına, belediye meclis üyelerine vb.) gelince bu söylemlerinin ne denli ikiyüzlü olduğunu ortaya koyuyorlar. Kürt sorununun demokratik, barışçıl ve adil bir çözümünden şeytandan kaçar gibi uzak duranlar, devamı geleceği belli olan bu gözaltı operasyonlarıyla körükledikleri yangının üzerine adeta benzin döküyorlar. Bu tür uygulamalarla Kürt sorunu asla çözülemeyeceği gibi, ülkenin çok daha büyük boyutlu yıkımlara sürüklenmesi kaçınılmazlaşacaktır. Egemenler iktidarlarını korumak üzere gözlerini karartmışlardır, ülkeyi gerek etnik gerek mezhepsel gerekse de siyaseten gerici bir temelde kutuplaştırmakta ve düşmanlıkları körüklemektedirler. Ortadoğu savaşında, Musul ve Tel-Afer’de, Suriye’de izlenen emperyalist maceracı politikalar da bu iç politikanın bir devamıdır. Yaklaşan felâketin tüm sorumluluğu ülkeyi bu hale getiren, emekçileri birbirine düşürmeye ve dış topraklarda da canlarından etmeye hazırlanan egemenlere aittir.

Demokrasi İçin Birlik Buluşması Sonuç Bildirgesi

Demokrasi İçin Birlik girişimi, aydınların, insan hakları savunucularının, sosyalist hareketten pek çok çevrenin, DİSK, KESK, TTB gibi emek örgütlerinin katılımıyla, 23 Ekimde, Şişli Kent Kültür Merkezinde bir kurultay gerçekleştirdi. İçinden geçtiğimiz dönemde “demokrasiden yana olan bütün güçleri biraraya getirerek ortak ve yeni bir güç odağı yaratmanın yakıcı bir ihtiyaç hale geldiği”nin vurgulandığı kurultayda, ortaya koyulan demokratik mücadele hedefleri doğrultusunda en geniş birlikle mücadele çağrısı yapıldı. Kurultayın sonuç bildirgesini yayınlıyoruz:

Düzenin Otoriterleşmesi

Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.

Ortadoğu Savaşında Türkiye’nin Manevraları

Irak ve Suriye’yi kasıp kavuran Ortadoğu savaşı dünyanın tüm büyük güçlerini ve tüm bölgesel güçleri kendi girdabına giderek daha büyük oranda çekiyor ve tüm bu güçler giderek daha dolaysız bir şekilde sahaya iniyorlar. Ortadoğu savaşının, bir vekâlet savaşından, büyük güçlerin doğrudan karşı karşıya geldiği bir savaşa evrilmesine yalnızca birkaç adım kalmıştır. Rusya’nın sahaya inmesi bu açıdan en belirleyici dönüm noktası olmuşken, şimdi de TC kendisini doğrudan savaş alanına atmıştır.

10 Ekim Katliamı: Unutmadık, Affetmeyeceğiz!

Bugün ellerindeki güçle 10 Ekim katliamının protesto edilmesini ve gerçek sorumluların açığa çıkartılıp hesap vermesini engelleyebilirler, ama gün gelir devran döner. Elbet bir gün egemenlerin, kapitalist sömürücülerin, savaş çığırtkanları ve savaş tacirlerinin, emperyalist güç olma heveslilerinin, cihatçı çetelere ve gerici çevrelere her istediklerini verenlerin iktidarı, yoksul emekçiler tarafından yıkılacak, tüm gerçekler ortaya çıkacak ve bu katliamın, yaşanan bu haksız savaşın sorumluları hesap vereceklerdir. İşte o zaman kalıcı barışın da, kapsamlı demokratik hak ve özgürlüklerin de önü açılacaktır.

OHAL’in Medyaya Tahammülsüzlüğü

Tarih bize gösteriyor ki içinden geçtiğimiz bu karanlık dönem ve baskılar sonsuza dek sürmeyecek. İşçiler ağır ellerini toprağa basarak doğruldukları ve örgütlendikleri zaman zulmedenlerin, zalimlerin düzenini yerle bir edecekler. Biz sınıf bilinçli işçiler tarihsel iyimserliği elden bırakmadan, umutsuz ve karamsar olmadan sabırla, azimle mücadele ederek bu karanlık günlerde de yolumuzda yürümeye devam edeceğiz.

OHAL Sürecinde İlginç Bayram Ziyareti

Yaşananlar, burjuva düzen içinde işçilerin, emekçilerin tüm haklarının ancak örgütlü mücadele ile korunabildiği gerçeğini de acı bir şekilde gösterdi, gösteriyor. Kamu emekçilerinin “iş güvencesi” bunun en iyi örneklerinden biri. “Devlete daya sırtını, hiçbir şeyi düşünme, dert etme” anlayışının ne kadar yanlış olduğunu binlerce kamu emekçisinin bir gecede işinden edilmesiyle görmüş olduk. Uzun zamandır 657’yi kaldırmaya çalışan AKP hükümeti, darbe girişimini bahane ederek bunu da fiili olarak gerçekleştirmiş oldu.

Notes on the coup attempt of July 15 and its aftermath

The military coup attempt of July 15 is a crucial turning point setting a new framework for politics in Turkey. In a sense, it can be likened to Reichstag Fire in German history. Like Reichstag fire it plays a key role in suppressing the last remnants of bourgeois democracy and establishing an authoritarian regime based on state of emergency and legislative decrees. As these conditions bring forth a harder framework for the working class struggle, it is of crucial importance to have a correct understanding of the coup and its aftermath.

Tek Sese, OHAL’e, Sansüre Hayır!

AKP hükümeti, başta sol/sosyalist hareket ve Kürt hareketi olmak üzere genel olarak demokratik muhalefete karşı giriştiği saldırıyı kapsamını ve derinliğini arttırarak sürdürüyor. “Terörle mücadele”, “milli güvenliği tehdit” söylemleri, otoriter bir tek adam-tek parti rejimine doğru atılan adımların örtüsü haline getirilerek, emekçilerin, ezilenlerin sesi bastırılmaya çalışılıyor. Sınıf hareketinin sesini duyurmaya çalışan, ezilen Kürt halkının yanında yer alan ve gerçekleri dile getiren Hayatın Sesi gibi yayın organlarının hedefe alınmasının nedeni de budur. Bu aynı zamanda, bu otoriter gidişata karşı yapılması gerekeni de gösteriyor: İşçi sınıfı hareketini güçlendirmek ve onu kardeş Kürt halkına karşı yürütülen haksız savaşa karşı konumlandırabilmek!

OHAL Gölgesinde Cerattepe Davası

Cerattepe davasının OHAL süreci fırsat bilinerek sonuçlandırılma ihtimali çok yüksek. Böylece hem gelecek olan tepkiler OHAL yasaları ve yasaklarıyla, polis gücüyle bertaraf edilebilecek, hem de “Yenikapı ruhu” medya ve paramiliter faşist çeteler aracılığıyla canlı tutularak kitleler bu doğa talanını destekler konuma getirilecek. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, sadece Cerattepe’ye değil, bütün demokratik hak ve özgürlüklere, sendikal haklara, hatta her türlü burjuva muhalefete karşı faşizan ve baskıcı tutumlar alan, parlamentoyu ve mevcut yasaları dahi hiçe sayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Cerattepe’nin de, yağma ve talana açılan tüm alanların da kaderi bu faşist tırmanışa karşı verilecek mücadeleye bağlıdır.

Kapitalist Kriz ve Emperyalist Savaş Kıskacında Kitle Psikolojisi

Kaosun ve istikrarsızlığın hüküm sürdüğü bu çalkantılı dönemde, kitlelerin psikolojisi burjuva ideolojisi tarafından adeta dumura uğratılmış durumda. Örneğin, 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişimini kendilerinin engellediğine inandırılan kitleler, “demokrasi” adına tek adam yönetimine dayalı baskıcı ve otoriter başkanlık sisteminin kitle tabanı olarak kullanılmaktadır. OHAL ilanının sevinçle karşılanması, Cerablus’a düzenlenen “Fırat Kalkanı” harekâtının desteklenmesi ve çıkarılan KHK’ler eliyle devletin yeniden yapılandırılması karşısında kitleler, hükümet politikalarının payandası haline getiriliyor, emperyalist savaşların destekçisi konumuna düşüyor. Elbette ki bu durumun yaratılmasında, burjuvazinin çıkarlarını kitlelere propaganda eden burjuva ideologları büyük bir rol oynamaktadır.

"Haksızlığa, Hukuksuzluğa, OHAL’e Karşı Direnmek Haktır!"

Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği, on binlerce kamu çalışanının işten atılmasına, binlercesinin açığa alınmasına ve beleyelere kayyum atanarak halkın iradesinin gasp edilmesine ilişkin olarak 23 Eylülde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Mülkiyeliler Birliği’nde yapılan toplantıda DİSK Genel Başkanı Kani Beko tarafından okunan basın açıklamasında “Haksızlığa, Hukuksuzluğa, OHAL’e Karşı Direnmek Haktır!” denildi.

Sayfalar

AKP ve Otoriterleşme beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.