Navigation

AKP ve Otoriterleşme

Sıkışan AKP’nin Muhafazakârlık Salgısı Artıyor

AKP toplumu zapturapt altına almak için İslami motiflere bezenmiş muhafazakâr dünya görüşüne uygun adımlar atmaya çalışmaktadır. Ne var ki, bu tür gerici adımları ve çıkışları Kemalist kesimde yaygın olan “AKP’nin gizli şeriat gündemini adım adım hayata geçirdiği, cumhuriyeti tasfiye ettiği” türünden irrasyonel değerlendirmelerle açıklamak, meselenin çok boyutlu yönlerinin gözlerden gizlenmesine hizmet etmekte ve diğer burjuva kampa yedeklenmenin yolunu döşemektedir.

Medyada AKP Hegemonyası

Geçtiğimiz Kurban Bayramında bir TGRT muhabiri Başbakan’a “devlet baba” diye hitap etti ve elini öpüp bayram harçlığı istedi. Ardından da Başbakan’ın verdiği harçlığı aldı. Bu olay pek çok gazetede “muhabir harçlığı kaptı” gibi bayağı bir üslupla yayınlandı. Aslında bu, medyanın genelinin hükümet karşısındaki durumunu çarpıcı bir şekilde sembolize ediyordu. Biat etmenin mide bulandırıcı bir yalakalığa vardırıldığı mevcut ortamda, medya organları hükümetin yalanlarını gerçekmiş gibi göstermek için birbiriyle yarışıyor, AKP medyası yandaşlıktan tetikçiliğe kadar sınır tanımaz bir utanmazlığı medyanın büyük bir kısmına hâkim kılıyor.

Otoriterleşme Süreci İlerliyor, Polisin Yetkileri Artıyor

AKP hükümeti polisin yetkilerini daha da arttırmak için yeni bir yasa paketi hazırladı. Hazırlanan yeni paket, “önleme gözaltısı” adı altında polisin insanları herhangi bir sebebe dayanmaksızın keyfi olarak gözaltına almasını yasallaştırıyor. Yani polis, hiçbir suçu olmadığı halde sadece suç işleme ihtimali ya da eyleme katılma potansiyeli taşıdığına inandığı kişileri sorgusuz sualsiz gözaltına alabilecek ve 24 saate kadar nezarette tutabilecek. 24 saatlik gözaltı süresi polisin talebi ve hâkimin kararıyla uzatılabilecek.

Sermayenin Zor ve Baskı Aygıtı Olarak Polis

Sömürülü toplumlarda, devlet nasıl ki ezilen sınıfları sömürmeyi güvence altına almanın bir aracı olarak kullanılıyorsa, kolluk kuvvetleri, silahlı aygıtlar da devletin çıplak zor aracı olarak kullanılmaktadır. Bu aygıt, olağanüstü süreçlerde baskı ve zoru daha da arttırır. Kapitalizmin şu an içinde bulunduğu kriz ve savaş dönemi de, siyasi istikrarsızlığın ve çelişkilerin alabildiğine derinleştiği böylesi bir olağanüstü sürece denk düşmektedir. Bu yüzden de tüm dünyada burjuva devlet aygıtı daha da güçlendiriliyor, anti-demokratik uygulamalar yaygınlaştırılıyor, toplum iliklerine kadar gözetleniyor, fişleniyor, kapitalist düzeninin muhafızları geniş yetkilerle donatılıyor ve polis devleti uygulamaları hız kazanıyor.

Burjuva İktidara Karşı Mücadelede Sınıf Çizgisi

Burjuva ideolojisinin ve bu ideolojiden beslenen çevrelerin “örgütsüzlük iyidir” yolunda etrafa saçtığı zehir mutlaka mücadele edilmesi gereken asıl baş belâsıdır. Tüm bunlar hesaba katılacak olursa, günümüzde kapitalizme karşı mücadelede kilit sorunun işçi sınıfının devrimci örgütlülüğünün sağlanması olduğu apaçık ortaya çıkıyor.

AKP’nin MİT Tahkimatı

Burjuvazinin böylesine saldırması, toplumu dinlemesi, her adımı takip etmesi, azgınca polis terörü uygulaması boşuna değildir. Tüm dünyada birbiri ardına patlak veren isyanlar, işçi sınıfının kriz karşısında yaygınlaşan grevleri burjuvazinin yüreğine korku salıyor. Bu yüzden bütçeden iç güvenliğe ayrılan pay her geçen yıl katlanarak artıyor. MİT’e bu ölçüde geniş yetkilerin tanınmasındaki amaç da iç güvenlik adı altında işçi sınıfının yükselecek devrimci mücadelesini bastırmaktır.

Pozantı’dan Şakran’a “Devletin Şefkatli Eli”

Cezaevlerinde yaşananlar vahşet ve zulümdür. AKP hükümeti daha fazla cezaevi inşa ederek Kürtlere, işçilere, devrimcilere, muhaliflere ve çocuklara yeni Pozantılar, Şakranlar ve Antalya Cezaevleri hazırlıyor. Çocuklara yönelik cinsel istismar, süngerli oda işkencesi, hücre cezası ve her türden işkenceye son verilmelidir. Çocuklarımızı vahşi kapitalizmin pençelerinden kurtarabilmenin tek yolu ise hapishaneleriyle birlikte kapitalizmi yerle bir etmektir.

Bonapartlaşan Erdoğan ve AKP Burjuvazisi

Günümüz koşullarında Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı bu devlet ideolojisi, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Arada bir bu milliyetçi çıkışlarını dengelemek için demokrat rolü oynamaya da devam edecektir tabii ki. Ama onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı bu demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!

Burjuvazinin Özel Mahkemeleri Bitmez

Devrimcileri, sosyalistleri ve ezilenleri yok etmek, susturmak için kurulmuş bu özel mahkemelerin toptan kaldırılması elbette ki işçi sınıfının talebidir. Bu bağlamda sadece isim değişikliğinden ibaret kalan düzenlemelerin yeterli görülmesi veya bundan medet umulması düşünülemez. Öte yandan özel mahkemelerin kaldırılmasının yetmeyeceği de açıktır.

Burjuvazi “Terörle Mücadele” Adı Altında Saldırıyor

Hedef, başta devrimci işçi sınıfı olmak üzere her türlü düzen veya rejim karşıtı örgütlü hareketlerdir. “Terörle mücadele” yasasının varlığı işçi sınıfının örgütlenme ve mücadelesinin önünde büyük bir engeldir. Burjuvazi daha da şiddetlenecek olan sınıf mücadelesine hazırlanmakta, işçi sınıfının kolunu kanadını kırarak güçlü bir pozisyon elde etmeye çalışmaktadır. TMY ve benzeri yasaların kaldırılması için işçi sınıfının mücadele etmesi ve burjuvazinin saldırılarına karşı hazırlık yapması, örgütlenmesi gerekiyor. Aksi takdirde “terörle mücadele” adı altında tüm dünyada emperyalist sistemin terörü daha da yoğunlaşacaktır.

Sayfalar

AKP ve Otoriterleşme beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.