Navigation

AKP ve Otoriterleşme


Nazizmin İktidara Gelişi ve Sol

Faşizmin Alman işçi hareketi ve sosyalist hareket açısından yol açtığı yıkımın büyüklüğünü görmek için bugüne bakmak yeterlidir. Bir zamanlar sosyalist hareketin Avrupa’daki en büyük üssü olan Almanya, bugün onun en zayıf olduğu Batı ülkesi konumundadır. Tüm bunlar, solun faşizme karşı uyanık olup doğru politikalarla onu ezememesinin ürünüdür ne yazık ki. Bugün de faşizm çıplak biçimde karşımızda duruyor ve gerek faşizm cephesinde gerekse sosyal demokrat bönlük cephesinde 90 yıl önce yaşananların önemli bir bölümü bugün de tekrar ediliyor. Bunu çok daha yıkıcı kılansa, o günlerdeki kadar güçlü sosyalist/komünist örgütlerin var olmamasıdır.

Rejimin Dayatmalarına Karşı Tek Çare Mücadele

Saray ittifakı, danışıklı dövüşle açıkladığı 24 Haziran takvimiyle, erkene alınacağı pek çok göstergeden belli olan seçimleri, bir baskın seçime dönüştürmüştür. Bu noktada, uluslararası alandaki sıkışıklık, savaş politikalarından istenen derecede bir sonucun alınamaması ve çok daha önemlisi ekonomik alandan gelen şiddetli basıncın büyük bir rolü olduğu açıktır. Rejim, eli daha fazla zora girmeden ve tabanı daha fazla zayıflamadan bu seçimleri aradan çıkarmak ve bunu aynı zamanda bir meşruiyet göstergesi olarak kullanmak istemektedir.

Salozların Mavalları

Faşist iktidara muhalif olanlar barbardırlar, vatan hainidirler! Dış mihrakların oyunudur bunlar! Mülkiyeti, aileyi, dini, yani düzeni bozmak için zehirli fikirler yayarlar! Devletin tüm imkânlarını arkasına alsa da, faşizmin bu propagandası hayatın gerçeklerinin gücü karşısında tutunamaz ve yıllar ilerledikçe inandırıcılığını ve etkisini kaybetmeye başlar. Portekiz'deki faşist Salazar diktatörlüğünün akıbeti bunu gösteriyor.

Haft Coffee Hizmete Başladı!

Yalova’nın merkezinde bir ay önce bir kafe açıldı. Bu kafe “cezaevi konsepti” ile inşa edilmiş. İşletme sahibi her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmüş. “Hiç hapse girmeyenlerin bu deneyimi mutlaka yaşaması gerek” diyenlerin örneğin “barış” mesajlarını sosyal medya hesaplarından paylaşmaları yeterlidir bu “deneyimi” yaşamaları için!

HDP Kongresi On Binlerin Katılımıyla Gerçekleştirildi

Haftalardır gözaltılarla, ev baskınlarıyla ve tutuklamalarla devam eden yıldırma operasyonuna rağmen HDP 3. Olağan Kongresi, 11 Şubatta, Ankara Spor Salonunda, on binlerce partilinin ve konuğun katılımıyla gerçekleştirildi. Baskı ve saldırılara rağmen kongreye katılım çok yoğun ve coşkulu oldu.

Nuriye ve Semih Açlık Grevini Sonlandırdı

324 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın işe iade başvurusu OHAL İnceleme Komisyonu tarafından reddedildi. Bu kararın kendilerine tebliğ edilmesinin ardından, Gülmen ve Özakça, gerçekleştirdikleri basın açıklamasında, yargı yoluna gideceklerini ve açlık grevini sonlandırdıklarını açıkladılar.

Nuriye, Semih, Esra ve Mehmet’in Sağlık Durumları Kritik

Ankara Tabip Odasında, Semih Özakça ve Nuriye Gülmen’in yanı sıra onlara destek için açlık grevinde olan Esra Özakça ve Mehmet Güvel’in sağlık durumlarına ilişkin olarak, kendilerini muayene eden hekimler tarafından basın toplantısı düzenlendi.

KHK’yla Taşeron İşçisine “Şartsız, Ayrımsız Kadro” Aldatmacası

Yaşanan son süreç bir kez daha göstermektedir ki, taşeron işçilerinin ve 4-C’den 4-B’ye geçirilen işçilerin taleplerini eksiksiz elde edebilmeleri için, hükümetin yalanlarına kanmamaları ve sendikacı kılığı altındaki işbirlikçileri başlarından def ederek çok daha kitlesel ve örgütlü bir mücadele yürütmeleri zorunludur.

Rejim KHK’larla Yol Alıyor

Siyasi iktidarın attığı tüm adımlar, bütün ipleri tek adamın elinde toplayan bu totaliter rejimi kurumsallaştırarak, iktidarını mutlaklaştırma yolundaki tüm engelleri temizlemeye yöneliktir. Ne var ki bunu hiç de istediği hız ve pürüzsüzlükle gerçekleştiremiyor. Toplumsal muhalefeti sindirmek için devreye sokulan baskılar, işten atmalar, hapis cezaları muktedirlerin arzuladığı ölçüde etkili olamıyor. Siyasi iktidarın yarattığı kamplaşma, karpuz gibi ikiye yarılan toplum gerçekliğiyle, dönüp onu da vuruyor.

DİB’den “OHAL’siz Türkiye” Kampanyası

Demokrasi İçin Birlik (DİB),  başlattığı “OHAL’siz Türkiye” kampanyasını, 21 Aralıkta, Beyoğlu Avrupa Pasajı Aynalı Geçit Etkinlik Merkezinde düzenlenen basın toplantısı ile duyurdu.

Suriye Savaşı Nereye?

Suriye’de halklara büyük acılara mal olan emperyalist paylaşım savaşının kısa vadede bitmeyeceği açıktır ama mesele bundan da ibaret değildir. Ortadoğu savaşının Suriye cephesi kapansa ya da çatışmalar gerilese bile, emperyalist güçler, büyük savaşı hem bölgede hem de diğer paylaşım alanlarında yeni cepheler açarak yayma doğrultusunda hazırlıklarını yürütüyorlar.

Gülmen ve Özakça Davasında Beraat, Hapis Cezası, Tahliye!

34 kiloya düşene dek tecritte tutulan Nuriye Gülmen ve üç duruşma önce salıverilen Semih Özakça açlık grevlerine devam ediyorlar. İç ve dış kamuoyunun basıncından kaçınıp, “hapiste öldüler” dedirtmemek için iki eğitimciyi serbest bırakan iktidar, bir yandan da işe iade konusunda geri adım atmayarak onları ölüme mahkûm ediyor.

“Ben Böyle Bir Dünyada Yaşamak İstemiyorum”

Adalet olmadığını söyleyen Erdoğan çok doğru söylüyor. Egemenlerin saraylarda, emekçilerin, işçilerin ise açlık ve sefalet içinde yaşadığı, yoksulluğun kol gezdiği, kadına şiddetin körüklendiği, savaşların milyonların canını aldığı bu düzende adalet yok. Türkiye, dünyanın geri kalanından farklı mı?

“Bu Toprakların Gerçek Sahipleri”

Tüm varyasyonlarıyla “bu toprakların asıl sahipleri” söylemi kategorik olarak mahkûm edilmesi gereken bir söylemdir. Devrimci işçi sınıfının bakışında şu ya da bu topraklar hiç kimsenin malı olmayıp, barındırdığı tüm zenginliklerle gezegenin tamamı, üzerinde yaşayan milyarca işçi-emekçinin ortak malıdır. Diğer taraftan mesele “bu topraklara” ait olmak değildir. Mesele tarihin ve toplumsal hayatın asıl derin belirleyeni olan sınıf meselesidir, hangi sınıftan olduğundur, hangi sınıfın yanında durduğundur.

Kindarlaştırma Siyasetiyle Bozulan Toplumsal Doku

Erdoğan, tüm devlet gücünü kendi elinde toplamak, iktidarını tartışılmaz kılmak ve gücün mutlak sahibi olmak istiyor. Bu gayeyle milliyetçilik, ayrımcılık, kindarlık toplumun derinlerine işlenmek isteniyor. Yürütülen siyasetle baskının ve saldırganlığın dozu her geçen gün arttırılıyor. Polisiyle, ordusuyla, mahkemeleriyle, hapishaneleriyle, devletin tüm baskı aygıtları “kendinden olmayanlara” karşı dizginsizce kullanılıyor. Toplumun bir kesimi düşmanlaştırılıp cezalandırılırken, diğer kesimi de korkutulup sindirilerek faşizmin destekçileri haline getiriliyor. Çıkışsızlık arttıkça çürüme ve yozlaşma kaçınılmazdır.

Totaliter Rejimin Sıbyan Okulları

Toplumu kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirebilmek için kadınları, gençleri zaten çoktandır hedefine koymuş bulunan iktidar, kundaktan yeni çıkmış bebelere de aynı gözle bakmaktadır! İktidar sadece bugünü değil, geleceği de kendi tahayyüllerine göre biçimlendirmekte kararlıdır. İşte bu nedenle yaşam yolunun henüz ilk adımlarını atan körpecik çocukları “sıbyan okulları” projesiyle tarikatların ve cemaatlerin kucağına itmekten; körleştirici, felçleştirici, yıkıcı bir eğitimle zehirlemekten çekinmemektedir.

Tüm Mesele Hayatın Olağan Akışına Ters Aksiliklerde!

7 yaşındaki Muhammet ve 6 yaşındaki Furkan şans eseri dışarıdaki kurşunlardan kurtulmuşlardı… Bir gece yarısı çocuklar yataklarında uyuyorken 18 tonluk bir araç, bir panzer evin içine girip ikisinin de canını aldı.

AKP Demokrasisi: Reis Getirir, Reis Götürür!

Bizzat cumhurbaşkanının seçilmiş belediye başkanlarını istifaya zorlaması, istifa etmek istemeyenleri üstü kapalı biçimde de olsa tehdit etmesi ve hatta “istifa etmezlerse bedeli ağır olur” demesi, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu ve rejimin karakterini ortaya koyması bakımından önemli ve açık bir göstergedir. Son belediye başkanlığı seçiminde ancak şaibeli bir sonuçla o koltuğa oturabilmeyi başaran Melih Gökçek gibileri demokrasi adına savunmanın demokratların işi olmadığı açıktır, ancak tüm bu olanların “tek adam” rejiminin geldiği noktayı göstermesi bakımından ibretlik bir durum arz ettiği de ortadadır.

DİB: “Demokrasi İçin Bir Aradayız, Yılmayacağız”

15 Temmuz’dan sonra yeni bir döneme girildiğinin ifade edildiği konuşmalarda, yoksulluğun, iş kazalarının, grev yasaklarının, kadına yönelik şiddet ve baskının arttığı, en temel insan hakkı olan “barış” talebinin terörize edildiği, her türlü muhalefetin ezilmek istendiği, içerde ve dışarıda savaşların sürdüğü böylesi bir dönemde demokrasi talebinin ve dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiği vurgusu yapıldı. Foruma katılan direnişçi işçiler de, OHAL koşullarında direndiklerini ve direniş yerlerinin demokrasinin mutfağı olduğunu belirterek, dayanışma çağrısında bulundular.

Totaliter Rejimin Payandası Tarikat ve Cemaatler İhya Ediliyor

İktidarın Gülen cemaatini her alanda tasfiye etmeye girişmesinin ardından boşalan yerlere hızla iktidara yakın diğer cemaatler doluşmaya başladı. Süleymancılar tarikatı, Menzil tarikatı, İsmailağa cemaati öne çıkan gruplar. Bu cemaat ve tarikatların kurduğu vakıf ve dernekler son yıllarda her anlamda ihya ediliyorlar. Özellikle Erdoğan-AKP iktidarının totaliter rejimin temellerini attığı zamandan bu yana belediyelerin yaptığı kaynak aktarımlarında, başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının bu vakıflarla yaptığı protokollerin sayısında çok büyük bir artış yaşandı.

Semih’e Tahliye, Nuriye’ye Tutukluluğun Devamı Kararı

226 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın üçüncü duruşması Sincan Cezaevi Kampüsündeki mahkeme salonunda görüldü. Nuriye, bir önceki duruşmada olduğu gibi bu duruşmaya da “tıbben uygun olmadığı” gerekçesiyle getirilmedi ve savunma hakkı bir kez daha gasp edildi.

Vize Krizi Ne Anlatıyor?

ABD’nin, Türkiye’ye yönelik vize hizmetlerini askıya aldığını ilan etmesiyle patlak veren kriz, aslında Türkiye ile ABD ilişkilerinin ne durumda olduğunu gösteren gelişmelerin sonuncusuydu. Bu krizin ortaya çıkış biçimi dahi sorunun ciddi bir arka planının bulunduğunun ve meselenin burada kalmayacağının kanıtıdır. Çok açıktır ki bu adım, ABD tarafından yapılan bir uyarıdır ve bir anlamda “ayağını denk al” hamlesidir. Belki bir süre sonra karşılıklı diplomatik adımlarla vize krizi hallolacaktır, ama ABD ile Türkiye ilişkilerinde kötüye doğru gidişe neden olan dinamikler yerinde durmaktadır. Bu anlamda da vize krizini başka krizlerin izleyeceğini öngörmek gerekir.

“Çocuklar Ölmesin” ve “Devletin Bölünmez Bütünlüğü”

Ayşe Öğretmen, “çocuklar ölmesin” diyordu. Suçu büyüktü! İnsani duygularını dile getirmiş, hiçbir suçlama yapmadan ve hiçbir isim vermeden söylemişti söylemek istediklerini. Devletin kolluk güçlerine methiyeler düzmemişti. Kürt çocuklarının öldürülmesine sessiz kalmamıştı. Tez elden soruşturma başlatılmalı, cezası kesilmeliydi! Nitekim hakkında hemen soruşturma başlatılan Ayşe Öğretmene bir yıl üç ay hapis cezası verildi.

İdlib Macerası: Türkiye Halklarına Yeni Acılar

Yeni Osmanlı hayalleriyle “bu kez oyun kurucu biz olacağız” diyerek giriştikleri maceralar iflasla sonuçlanan egemenler, başkalarının kurdukları oyunları bozmak için beyhude bir şekilde çırpınıp duruyorlar. Ama tek hedefleri Kürt halkının demokratik hak ve özgürlüklerini kazanmasına engel olmak olduğu sürece, koşar adım kendi sonlarına gitmekten kurtulamazlar. Oysa bu karabasandan tek çıkış yolu, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını tanımak ve böylelikle sorunun demokratik, adil ve barışçıl bir çözümünün önünü açmaktır.

10 Ekim Katliamı: Unutmadık, Unutturmayacağız!

Gerçek sorumluların açığa çıkartılması için kılını kıpırdatmayan AKP hükümeti, katliamda hayatını kaybeden insanlarımızın ailelerinin ve dava arkadaşlarının gerçekleştirmek istediği anma etkinliklerini bile yasaklıyor. Suçluları açığa çıkarmayanlar, mağdurların üzerine yine polisi salıyor. Bu tutum, katliamda yaşamını yitiren ve yaralananların ailelerinin yanı sıra tüm sosyalistlerin, duyarlı işçilerin, emekçilerin acısını arttırırken, öfkesini ve hesap sorma kararlılığını da alabildiğine biliyor.

ILO Toplantısına Büyük Boykot

Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) 10. Avrupa Bölge Toplantısı 2-5 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da yapıldı. Avrupalı işçi sendikalarının büyük bir bölümü tarafından boykot edilen toplantıya 51 ülkeden sadece 4 ülkenin (Rusya, Azerbaycan, Makedonya, Kosova) temsilcileri katıldı.

İslamcı Burjuvazinin “Eşitlik” Anlayışı

İktidarın baş fetvacısı Karaman, geçtiğimiz günlerde kaleme aldığı bir yazısında “tüm Müslümanların birbirlerine eşit olduğunu ve sınıf farklılığının olmadığını” gündeme taşıdı. Bayram değil seyran değil, Karaman şimdi “sınıf farklılığı olmadığını ve yöneticilere biat edilmesi gerektiğini” neden gündeme getirdi? Üstelik Karaman yazısını hadisler ve İbn-i Arabi gibi İslam âlimlerinin söylemlerine dayandırarak her Müslümanın buna uygun davranması gerektiğini salık veriyor. Tüm Müslümanların eşit olduğuna inan, sınıfsal farklılıkları sorgulama, yöneticilerine biat et!

TEOG’un Kaldırılmasının Altından İmam-Hatipler Çıkıyor

Sınavı kaldırmaya karar verdikten sonra da, o güne kadar küçük yaşta öğrencilerin sınav cenderesinin içine girmesini yanlış bulan tüm muhaliflere, öğrencilere, ailelere kulak tıkamış olan AKP hükümeti, sınavın zararını, ziyanını anlatma yarışına girdi. Hükümet yetkililerinin konuşmalarını dinledikçe sanırsınız ki, bu sınav sistemini başka bir iktidar getirmiş! Bu kaldırılan sınav sistemi TEOG’un ne olduğuna kısaca değindikten sonra, AKP’nin bu sınavla ne planladığına, istediklerini elde edip edemediğine ve bununla bağlantılı olarak da kaldırılmasının asıl nedenlerine işaret ederek devam edelim.

Eğitim de Tutsak: Cezaevinde 69 Bin Öğrenci!

Yaklaşık 35 bin sayısıyla, neredeyse her altı mahpustan birinin öğrenci olduğunu görüyoruz! Bu sayının azımsanmayacak bir bölümünü ise AKP’nin tedrisatından geçip “itaatkâr, kanaatkâr ve kindar” bir nesil olmayı reddeden tutsak öğrenciler oluşturuyor. Devletin geleneklerine en iyi şekilde sahip çıkan AKP, bir sindirme aracı olan cezaevleriyle tarihin en yüksek sayısına ulaşarak gençlik üzerindeki baskısını üst noktaya ulaştırmış bulunuyor.

Referandum, Musul-Kerkük, Türkmenler ve Bitmeyen Yalanlar

Baş döndürücü taklalarla beyni dumura uğratılan emekçi kitlelere dönük yeni algı operasyonu bir kez daha “Kerkük-Musul bizimdir” teranesi etrafında şekillendiriliyor. Ortadoğu’daki emperyalist paylaşım savaşı, bu savaşın doğurduğu çok boyutlu sonuçlar ve onunla iç içe geçen kangrenleşmiş sorunlarla iyice köşeye sıkışan Türkiyeli egemenler, döne dolaşa aynı teraneyi okumaktan bıkmıyorlar. Aslında bıkmak da değil, yapabilecekleri başka bir şey, kullanabilecekleri başka hiçbir argüman bulunmadığından bu pespaye iddialara bel bağlıyorlar.

Kitaplarımız

Our books

Kitaplarımız

e-broşürlerimiz

  • Elif Çağlı
    "İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
    Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
  • Elif Çağlı
    "Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek ...
  • Elif Çağlı
    "Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
  • Elif Çağlı
    Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık ...
  • Ezgi Şanlı
    Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ...
  • Mehmet Sinan
    Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi ...
  • Marksist Tutum
    Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
  • Elif Çağlı
    Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
  • Elif Çağlı
    Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci ...
  • Mehmet Sinan
    Günümüz koşullarında Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı bu devlet ideolojisi, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek ...
  • Elif Çağlı
    Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
  • Utku Kızılok
    Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, ...
  • Elif Çağlı
    Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine ...
  • Mary Harris Jones
    İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını ...
  • Elif Çağlı
    Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
  • Elif Çağlı
    Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Örneğin günümüzde anarşizm daha ziyade burjuva karakterli unsurlar tarafından gelgeç bir radikalizm türü olarak benimsenip öğrenci hareketine yansıtılıyor. Özünde milliyetçi olan sözde bir anti-emperyalizmin çıkmaz ...
  • Marksist Tutum
    Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.

Kısa Okur Mektupları

Takip et