Navigation

Avrupa

Almanya’da Eyalet Seçimleri ve Faşist Tehdit

Bugün başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın pek çok ülkesinde de işçi ve emekçi kitlelerin içinde bulundukları derinleşen yoksulluk ve sefalet koşullarına karşı duydukları tepki yanlış kanallara akıtılmaktadır. Üstelik Avrupa’da göçmenlik sorununu kullanan burjuvazi, gerici, faşist partileri güçlendirmektedir. Bu durum otoriterleşme ve faşizm gibi ciddi tehlikeleri barındırmaktadır. Giderek derinleşen sorunların kaynağı, her yanından irin akan çürüyen kapitalizmdir. Ve bugün bu kokuşmuş düzen ortadan kaldırılmayı bekliyor.

Brexit’in İşaret Ettikleri

İstisnasız tüm kapitalist ülkelerde büyük bir toplumsal değişim arzusu yükselmektedir ve birçok ülkede bu arzu siyaset sahnesindeki aktörleri değiştirmiş ya da değiştirmekle tehdit etmektedir. İspanya’da Podemos’un yükselişi, Yunanistan’da Syriza’nın yükselişi, ABD seçimlerinde Sanders’in büyük taraftar toplaması, İngiltere’de Corbyn’in sürpriz bir şekilde İşçi Partisi’nin başına geçmesi, İtalya’da son seçim sonuçlarında ortaya çıkan tablo vb. Tüm bunlar toplumsal değişim arzusunun ifadeleridir. Bir de bu tabloya tersinden bakalım. ABD’de Trump’ın yükselişi, Avrupa ve ABD’de islamofobinin, göçmen karşıtlığının, yabancı düşmanlığının, ırkçılığın, faşist eğilimlerin yükselişi, Türkiye’de faşizmin tırmanış süreci vb. Bunlar da aynı tabloya burjuva düzenin cevabını oluşturuyor. Tek kelimeyle, kapitalist krizin derinden vurduğu tüm ülkelerde bir kutuplaşma sözkonusudur. Hal böyleyken, işçi sınıfının durumunun AB’de kalarak mı yoksa çıkarak mı daha iyiye gideceği tartışmasına hapsolup kalmak büyük bir yanlıştır.

İspanya’da Siyasi Kriz Devam Ediyor

Kendisine çokça umut bağlanan Podemos tipik bir örnek teşkil ediyor. Tutarlı bir sosyalist programa dayanmak yerine nabza göre şerbet vermek üzere kimi zaman “anavatan”dan, “kanun ve düzen”den, kimi zamansa işçi sınıfının geleneklerinden dem vuran, eklektik, inandırıcılıktan uzak bir seçim kampanyası yürüten Podemos, nihayetinde daha “ılımlı sol” seçmen kitlesinden ek oy alamadığı gibi, aksine daha radikal olan bir kesimi de kaybetmiştir. Açık ki, İspanya işçi sınıfının ve emekçilerinin kurtuluşunun yolu, kapitalizmin reforme edilmesi boş uğraşından değil onun yıkılmasından geçiyor.

Fransa’da İşçi Sınıfının İsyanı Büyüyor

Fransa, işçi sınıfının eylemleriyle sarsılmaya devam ediyor. Fransız egemenlerinin arzuları doğrultusunda hayata geçirilmek istenen ve Çalışma Bakanı Myriam El Khomri’nin adıyla anılan yasa tasarısı Fransız işçi sınıfının öfkesini bileyliyor. İş yasasında köklü değişiklikler öngören yasa tasarısı işsizliği azaltacağı, ekonomiyi güçlendireceği yalanlarıyla kitlelere sunuldu. Ancak sendikal örgütlülüğü nispeten güçlü olan Fransız işçi sınıfı bu yasanın ne anlama geldiğini çok iyi biliyor. Yasanın hayata geçmesi Fransa egemenleri için ölüm kalım meselesi haline gelmişken Fransa işçi sınıfı ise bunu engelleme kararlılığını militan eylemleriyle ortaya koyuyor.

Fransa’da Yükselen Mücadelenin İşaret Ettikleri

Fransa’da büyük yanılsamalar yaratarak iktidara gelen fakat foyası kısa sürede ortaya çıkan sözde sosyalist Hollande yönetimi, IŞİD katliamlarının ardından körüklediği korku ve pasifikasyon ortamından da faydalanarak, işçi sınıfına yönelik büyük bir saldırı paketini gündeme getirdi. Çalışma Bakanı Myriam El Khomri’nin adıyla anılan ve işsizliği azaltacağı propagandasıyla kitlelere yedirilmeye çalışılan bu yasa tasarısına, işçi sınıfı ve öğrenci gençliğin tepkisi de büyük oldu.

Fransa Seçimleri: Tehlike Geçti mi?

Çeşitli isimler ve görünümler altındaki faşist partilerin ve/veya hareketlerin mevcut söylemlerinin ve politikalarının işçi ve emekçileri yanıltmasına izin verilmemelidir. Şu anda onlar, sivri dişlerini ve pençelerini olabildiğince gizlemeye uğraşmakta ve demagoji yaparak popülerliklerini arttırmaya çalışmaktadırlar. Faşist tırmanışın önlenememesi durumunda işçi sınıfı büyük kayıplar verecektir. İşçi ve emekçi sınıflara bu gerçeklerin anlatılması ve kavratılması son derece önemlidir. Çünkü 3. Dünya Savaşının günbegün kızıştığı ve yayıldığı bir dünyada, faşizmin güç kazanmasının yarattığı tehlikenin büyüklüğü, 2. Dünya Savaşının Hitler Almanyasında ve Mussolini İtalyasında yaşananlardan hatırlanabilir.

Britanya’da Corbyn’in Zaferi Neyi Anlatıyor?

Corbyn’in İşçi Partisi liderliğine seçilmesi, dünyadaki anti-kapitalist hissiyatlı çeşitli hareketlerin Britanya’daki politik yansımasını ifade ediyor. Ancak bu gelişme diğerlerine göre çok daha etkili ilerleme dinamiklerini kendi içinde barındırıyor. Çünkü Britanya dünya kapitalist sisteminde tuttuğu yer itibarıyla kuşkusuz diğerlerinden daha önemli bir ülke ve İşçi Partisi diğer ülkelerdeki örneklere benzemez biçimde işçi sınıfı ile organik, kuvvetli, aynı zamanda tarihsel bağları olan bir örgüt. Bu yüzden Corbyn’ın seçilmesi hem sosyalistlerin hem de burjuva siyasetçilerin cephesinde ciddi etkiler yarattı ve bu etkiler uzun dönemde de varlığını güçlü biçimlerde koruyacak gibi görünüyor.

Yunanistan’da Syriza Oyalamacasına Devam

Syriza’nın bu yıl başında iktidara gelişinin ardından köpürtülen yanılsamalar, seçim sonuçlarından da görüldüğü üzere kısa sürede yerini büyük bir hayal kırıklığına ve umutsuzluğa bırakmıştır. O günlerde reformistler tüm dünyada sevinç çığlıkları atarlarken, biz gerçekleri dile getirerek işçi sınıfını uyarıyor ve asıl eksikliğe dikkat çekiyorduk. Bu hususlar bugün de aynı yakıcılıkla geçerliliğini koruyor.

Syriza’nın Şaşırtmayan Teslimiyeti

Syriza, kapitalist sistem köşeye sıkıştıkça küçük-burjuva bir parti olarak büyük burjuvazinin kucağına daha fazla oturacaktır. Syriza’nın devrimci bir dönüşüm geçirmesi, devrimci rotaya çekilmesi bir ham hayalden ibarettir. Olabilecek tek şey, pek çok tarihsel örneğin de gösterdiği gibi, devrimci bir dalganın güç kazanması ve devrimci bir önderliğin ortaya çıkması durumunda Syriza içindeki devrimci unsurların koparak Syriza’yı terk etmeleridir.

Syriza ve Yunanistan Dönüm Noktasında

Yunan proletaryası ya enternasyonalist komünist bir önderliğin yol göstericiliğinde devrime doğru ilerleyecektir ya da karşı-devrimin balyozu altında ezilecektir. Devrimci bir isyan dalgasının önüne geçecek olağan siyasal yöntemleri birer birer tükenen burjuvazi, karşı karşıya kaldığı tıkanıklığı, askeri faşizm biçimine bürünmesi kuvvetle muhtemel bir çıplak diktatörlükle aşma yoluna gidebilir. Zira burjuvazi, işçi sınıfını ve emekçileri inim inim inletecek ekonomik ve sosyal politikaları ancak böylesi bir mutlak baskı rejimi altında hayata geçirebilir. Yunan işçi sınıfını büyük bir tehlike beklemektedir ve onunla enternasyonalist dayanışmanın örülmesi tüm bölge işçi sınıfının görevi olarak önde durmaktadır.

Makedonya’da Neler Oluyor?

Makedonya’da yaşanan durum sadece kitlelerin yükselen tepkileri, burjuva güçlerin tutum ve konumlanışı bakımından değil, yükselen hareketin kapitalist düzen sınırları dışına taşmasına yol gösterecek devrimci bir önderliğin eksikliğinin tüm yakıcılığıyla yaşanması bakımından da pek çok örnekle benzerlikler taşıyor.

Frankfurt’ta Polis Terörü

Kemer sıkma politikaları uzun zamandır protesto ediliyor. Kitlelerin barışçıl eylemlerine bile tahammül edemeyen burjuva hükümetler polis terörüyle kitleleri geri püskürtmeye çalışıyor. Bu eylemlerde polisin uygulamaları, otoriterleşme eğiliminin sadece Türkiye ile sınırlı olmadığını, krizden kurtulmaya çalışan burjuvazinin tüm dünyada işçi sınıfına karşı saldırılarını arttırdığını gösteriyor.

Sayfalar

Avrupa beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.