Navigation

Kürt Sorunu
konusunda öne çıkanlar

Referandum, Musul-Kerkük, Türkmenler ve Bitmeyen Yalanlar

Baş döndürücü taklalarla beyni dumura uğratılan emekçi kitlelere dönük yeni algı operasyonu bir kez daha “Kerkük-Musul bizimdir” teranesi etrafında şekillendiriliyor. Ortadoğu’daki emperyalist paylaşım savaşı, bu savaşın doğurduğu çok boyutlu sonuçlar ve onunla iç içe geçen kangrenleşmiş sorunlarla iyice köşeye sıkışan Türkiyeli egemenler, döne dolaşa aynı teraneyi okumaktan bıkmıyorlar. Aslında bıkmak da değil, yapabilecekleri başka bir şey, kullanabilecekleri başka hiçbir argüman bulunmadığından bu pespaye iddialara bel bağlıyorlar.

Irak Kürdistanı’nda Referandum

Ulusal sorun temelinde şekillenen hareketlerin burjuva tabiatı, onlar arasındaki burjuva çekişmeleri de, çeşitli ulusal hareketlerin bölge güçleriyle ya da büyük güçlerle kendi çıkarları temelinde geliştirdikleri ilişkileri de beraberinde getirir. Biz tüm bunlara rağmen, farklı uluslardan işçilerin birliği önünde fiili bir engel haline gelen ulusal sorunların mümkün olduğunca hızlı, adil, demokratik ve barışçıl çözümünden yanayızdır. Referandum ve arkasından gelişecek sürecin her halükârda Ortadoğu’daki gerginliği daha da tırmandıracağı açık bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Kürt sorunu, bölgedeki savaşın gelip dayandığı temel eksenlerden biri olarak sivriliyor. Dört ülkenin sınırlarına dağılmış bulunan ezilen Kürt halkının geleceğinde bu savaşın sonuçları önemli bir rol oynayacak. Sorunun nasıl çözüleceğini, tüm parçalarda çözülüp çözülmeyeceğini emperyalist savaşın gidişatı belirleyecek.

“Musul Bizimdi” Teranesi ve Gerçekler

Irak ordusunun ve IŞİD karşıtı koalisyon güçlerinin Musul’u IŞİD’in elinden geri almak üzere saldırıya geçmesinden bu yana, AKP de “Musul bizimdi ve orada hâlâ hakkımız var” iddiasını daha yüksek sesle dile getirmeye başladı. Hükümetin ve Erdoğan’ın tüm efelenmelerine ve tehditkâr çıkışlarına rağmen Türkiye Musul savaşına dâhil edilmedi. Buna rağmen iktidar sözcülerinin içeriye yönelik kuyruğu dik tutan tarzda açıklamaları devam ediyor. İktidarın başı Erdoğan, her fırsatta Musul meselesini gündeme getirmeye devam ediyor.

Ortadoğu Savaşında Türkiye’nin Manevraları

Irak ve Suriye’yi kasıp kavuran Ortadoğu savaşı dünyanın tüm büyük güçlerini ve tüm bölgesel güçleri kendi girdabına giderek daha büyük oranda çekiyor ve tüm bu güçler giderek daha dolaysız bir şekilde sahaya iniyorlar. Ortadoğu savaşının, bir vekâlet savaşından, büyük güçlerin doğrudan karşı karşıya geldiği bir savaşa evrilmesine yalnızca birkaç adım kalmıştır. Rusya’nın sahaya inmesi bu açıdan en belirleyici dönüm noktası olmuşken, şimdi de TC kendisini doğrudan savaş alanına atmıştır.

Kürt Sorunu ve Sahte Demokratlar

Türkiye’deki Kürt hareketinin, sorunun demokratik ve barışçıl çözümü için diretmesi, Türkiye içerisinde “yerli” bir çözüm için çaba sarfetmesi, birlik yönünde bir eğilim sergilemesi, aslında Türkiyeli emekçiler için, demokratik hak ve özgürlükler mücadelesi için büyük bir şanstır. Ne var ki, TC’nin egemenlerinin genlerine işlemiş olan geleneksel korkularıyla giriştikleri imha saldırıları bu demokratik birlik eğilimini her geçen gün daha da zayıflatmaktadır.

“Çöktürme Planı”: İnkâr, İmha ve Asimilasyona Devam

AKP burjuvazisi sıkıştıkları köşeden çıkış yolunu, baskı ve imha politikasını daha da arttırmakta, içeride faşizan bir rejimi inşa etmekte ve dışarıda askeri maceralara girişmekte arıyor. Köşeye sıkıştıkça daha da saldırganlaşıyorlar. Bu yolun sonu felâkettir. Kendi feci sonlarını hızlandırıyorlar. Ancak açık ki eğer engellenmezlerse, kendi felâketlerine doğru koşar adım giderken, Türk ve Kürt halklarını ve hatta Ortadoğu’nun tüm emekçilerini daha da büyük ateşlerin içine sürükleyeceklerdir.

Barzani’nin Bağımsızlık Çıkışları Neyin İşareti?

Irak Kürdistanı’ndaki iktidar kapışması yaz aylarından bu yana alabildiğine şiddetlenmiş durumda. Ekonomik kriz, ayyuka çıkan yolsuzluklar ve başkanlık koltuğunu fiilen gasp etmesi nedeniyle giderek artan bir muhalefetle karşı karşıya kalan Barzani, bunların yanı sıra dış gelişmelere de bağlı olarak büyük bir sıkışmışlık içinde. Son dönemlerdeki bağımsızlık çıkışlarının, Kürt bölgesinin batı sınırlarını oluşturan 400 kilometrelik hatta boydan boya hendek kazılmaya başlanmasının ve gerek içe gerekse dışa dönük çeşitli manevralarının arka planında, işte bu sıkışıklığı aşma ve iktidarını muhafaza etme çabaları önemli bir yer tutmaktadır.

Özerklik Tartışmaları ve Şovenizm

Sorunun kaynağında Kürt halkının yok sayılması, ezilmesi ve demokratik haklarının tanınmaması yatmaktadır. Günümüzde, birden çok milliyeti barındıran ülkelerin çok büyük bir bölümünde, federasyona ya da özerkliğe dayalı bir sistem uygulanmaktadır. TKP gibilerinin tezi doğru olsaydı, başta federasyonla yönetilen ABD olmak üzere, özerklik ya da federasyon sisteminin olduğu ülkelerin paramparça olması gerekirdi. Lakin gerçekler şovenistleri çürütüyor. Elbette biz devrimci Marksistler TKP gibi sol Kemalistlerin penceresinden değil, işçi sınıfının uluslararası çıkarları temelinde bakıyoruz meseleye.

AKP ve Anadilde Eğitim

AKP’nin ve Başbakan Erdoğan’ın günlerce sır gibi sakladığı, büyük bir merak ve beklenti yaratarak açıkladığı sözümona demokratikleşme paketinden, Kürt sorununun çözümü bağlamında dişe dokunur bir şey çıkmadı. Bu paketin en çok ses getiren maddelerinden birini, özel okullarda Kürtçe eğitim hakkının tanınması oluşturuyordu. Kürtlerin temel taleplerinden birini oluşturan anadilde eğitim hakkı, sözde tanınıyormuş gibi görünüyor, ama aslında son derece sınırlı bir alana hapsedilerek gasp edilmeye devam ediliyordu.

Kürt Sorununda Yeni Müzakere Süreci

Her halükârda devrimci işçi sınıfına düşen görev, Kürt halkının haklı ulusal özlemlerinin karşılanması için mücadele etmek, düzeni özgürlükçü bir çözüme zorlamaktır. Bu bakımdan müzakere sürecinin mümkün olduğunca aleni biçimde sürmesini, yeni anayasada Kürt halkının temel taleplerinin (anadil, özyönetim hakkı, anayasal güvence) yer almasını, operasyonlara derhal son verilmesini, tüm siyasi tutsakların serbest bırakılmasını, aşağılayıcı ve şoven yaklaşımlara derhal son verilmesini, terör yasalarının derhal lağvedilmesini talep etmek gereklidir.

Liberal Demokratların Kapitalist Düşleri

AKP’nin ordu karşısında tarihen mağdur burjuva kanadın temsilcisi konumunda olması onu bir demokrasi havarisi kılmıyor. Aslında A. Altan gibilerin dillendirdiği değişim arzusu haklı bir arzu olsa bile, bunun ancak örgütlü kitlelerin mücadelesi sayesinde sağlanabileceği de bilinmeli. Bugün burjuva çerçevede cereyan edecek sınırlı değişimlerin dahi yalnızca üstten, şu ya da bu burjuva politikacının “cesareti” veya “dürüstlüğü” sayesinde bahşedilmeyeceği ve kitle mücadelesinin alttan bindireceği basınç sayesinde gerçekleşebileceği de yeterince açık olmalı. Üstelik Türkiye benzeri ülkelerin tarihi, Kürt sorunu vb. gibi kangrenleşmiş sorunlarda burjuva değişimlerin, yani tarihsel burjuva reformların ancak devrimci kitle mücadelesinin yan ürünü olarak sağlanabileceğini fazlasıyla gözler önüne seriyor. O nedenle, liberal demokrat yazarların yakın geleceğe dair çizdikleri pembe tabloların hoş yanları olsa bile, bunların her seferinde can sıkıcı çatırtılarla parçalanmasına da hiç şaşmamak gerek!

Ortadoğu’da Değişen Dengeler, AKP ve Kürt Sorunu

Ortadoğu kazanı fokur fokur kaynıyor. Emperyalist nüfuz mücadelesinin önümüzdeki günlerde Kürt meselesine nasıl etki edeceğini göreceğiz. Lakin AKP’nin gerekli adımları atmaması ve sürecin akamete uğraması, çok daha kanlı bir dönemin başlamasını kaçınılmaz kılacaktır. Şurası çok açık ki, Kürt sorununun çözülmesi doğrultusunda gerekli adımları atmayan bir Türkiye için deniz bitmiştir.

Şark Islahat Planı ve TC’nin Asimilasyon Politikaları

Baskı, imha, inkâr ve asimilasyon politikaları nedeniyle kangrene dönüşmüş olan Kürt sorunu, üzerinde yaşadığımız topraklarda yaklaşık 150 yıldır varlığını sürdürüyor. Fakat bugün bu sorunun böyle köklü bir tarihi olduğu geniş kitleler tarafından ne yazık ki bilinmiyor. Aksine, tümüyle bilinçli bir devlet politikasının ürünü olarak, mesele, son otuz yılda ortaya çıkmış, dış güçler tarafından yapay olarak yaratılmış, bir avuç “eşkiya” tarafından başlatılmış bir “terör” sorunu olarak algılatılıyor. Yaratılan bu algı nedeniyle, kitleler sorunun gerçek niteliğini, meşruiyetini kavramak ve kabullenmekte zorluk çekmekte, şovenizme teslim olup akıl tutulmasına uğramaktadır. Oysa Kürt sorunu derin tarihsel kökleri olan ve bugün dört ülkeye dağılmış 20 milyondan fazla nüfusa sahip bir halkın bağrında hissettiği yakıcı bir sorundur.

Kürt Halkının “Demokratik Özerklik” Talebi

Kürt hareketinin temel siyasi taleplerinden biri olarak özellikle son bir yıldır yoğun bir şekilde tartışılan “demokratik özerklik” konusu, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun seçimlerde kazandığı başarının ardından çok daha sıcak bir gündem maddesine dönüşmüştü. Zirve noktası ise, Demokratik Toplum Kongresi’nin 14 Temmuzda yaptığı “demokratik özerklik” ilanı oldu.

Demokratik Özerklik Tartışmaları Üzerine

Görünen o ki düzen cephesi Kürtlerin taleplerini bastırmak için elinden geleni ardına koymayacaktır. CHP, Kürt sorununa dair ağzında bir iki şey gevelemeye devam edecek ama statükocu çizgisini koruyacaktır. AKP de her şeyi seçimden sonraya atarak oyalama taktiğini devam ettirecek, milliyetçi oyları kaybetmemek için “tekçi söyleme” devam edecek, Kürt oylarını kaybetmemek için onlara da bir iki güzel laf edecektir. Liberaller ise hırsızın hiç suçu yokmuş gibi ev sahibini eleştirmeye devam edecekler. Tablo gösteriyor ki Kürt halkına tek tutarlı ve samimi destek yine devrimci işçi sınıfından gelebilir ancak.

Kemalizm Çözülürken Sol Neden Figan Ediyor?

Düzenin egemenleri, on yıllardır, “etrafı düşmanlarla çevrili, dış mihraklar tarafından parçalanmak, yer altı ve yer üstü kaynaklarına el konulmak istenen cennet vatanımız Türkiye” masalıyla emekçi kitlelerin bilincine korku düşürmeye, onu tutsak almaya çalıştılar ve halen de çalışıyorlar. Bu korkunun üretilmesinde 85 yıldır devletin resmi ideolojisi olan Kemalizmin özel bir rolü vardır. Unutmayalım ki, Kürt halkına karşı yürütülen haksız savaşın topluma kabul ettirilmesi de bu korku zemini sayesinde mümkün olmuştur ve olabilmektedir.

Şovenizmin Tabuları ya da Üniter Devlet ve Resmi Dil Yalanları

Bıraktık kendine Marksist diyenleri, kendine demokrat diyenler bile, Lenin’in ifadesiyle, “ayrı ayrı dillerin tam özgürlüğünü kayıtsız şartsız tanımalı ve hangisi olursa olsun bu dillerden biri için ayrıcalığı reddetmelidir”. Anadilde eğitim hakkının da bunun en temel uygulamalarından birisi olması gerektiği apaçıktır.

Kürt Sorunu: İnkârcılıkta Yeni Arayışlar

Son birkaç senedir Kürt sorununun sözümona çözülmesini içeren bir plandan söz edilmekte, Kürt kitlelere umutlar pompalanmakta, fakat çok geçmeden bunlar fos çıkmaktadır. Zira diğer temel siyasi konularda olduğu gibi, TC’nin Kürt sorunu konusundaki siyasetini belirleyen yüksek askeri bürokrasidir ve onun da geleneksel yaklaşımı şudur: “Kürt sorunu yoktur!” Rejim üzerindeki askeri vesayetin kalkmasını ve Avrupai bir parlamenter işleyişin egemen olmasını isteyen burjuva kesimler ve onların liberal yazar-çizer taifesi ise, meseleyi kültürel kırıntılar verilmesine indirgemektedirler.

Koruculuk Sistemi: Kürdü Kürde Kırdırmak

Kürt sorununda çözüm tartışmalarının alevlendiği ve PKK’nin 1 Hazirana kadar eylemsizlik kararı aldığı kritik bir dönemde, Mardin’in Zanqirt köyünde (Bilge köy) 17’si kadın, 6’sı çocuk 44 kişinin makineli tüfeklerle taranarak katledildiği haberi geldi.

Diyarbakır Aynasında Liberalizmin Acizliği

Kürt halkı savaş istemiyor, adil bir barış ve demokratik bir çözüm talep ediyor. Burjuvazinin bir kesimi onun tüm taleplerini boğmak isterken, diğer kesimi de ciddi bir adım atabilecek cesaretten tümüyle yoksun olduğunu ispatlamış durumda. Bunun anlamı, en azından görünür gelecek için haksız savaşın maalesef devam edeceğidir. Kürt hareketinin AB’den ya da liberal geçinen burjuvaziden beklentileri boşa çıkmıştır. Bu kilitlenmenin ortadan kalkmasının ve ister “düşük yoğunluklu” ister alevlenmiş haliyle olsun yürüyen haksız savaşın sona ermesinin tek yolu, Kürt halkının gerçek ve samimi tek müttefikinin, sonuna dek tutarlı tek demokrasi gücünün, yani devrimci işçi sınıfının ayağa kalkması ve Kürt emekçilerine yardım elini uzatmasıdır. Türkiye işçi sınıfı, Kürt halkının Newroz’da milyonlarla uzattığı bu barış elini tutmak zorundadır, aksi halde kendi kurtuluşu da mümkün değildir.

Kürt Sorunu

Burjuva iktidar bloğu içindeki çatışma, yalnızca burjuva iktidar aygıtının hangi kurumunun kimin denetiminde olacağı sorununda değil, Türkiye’nin iç ve dış politik sorunlarının çoğunda da kendisini açığa vuruyor. AB sorunundan Kıbrıs sorununa, son zamanlarda yeniden canlanan Ermeni sorunundan artık kangren haline gelmiş Kürt sorununa kadar birçok ciddi sorunda bu kapışmanın tarafları kimi zaman nüanslarla kimi zaman da daha köklü yaklaşım farklılıklarıyla kendilerini belli ediyorlar. Bu sorunlar içerisinde en önemlisi, hiç kuşku yok ki, Kürt sorunudur.

“Kart Kurt”tan Alt Kimliğe

Şemdinli sonrası alevlenen tartışmaların gündemde en çok yer eden başlığı “alt kimlik-üst kimlik” sorunu oldu. Başbakan daha önce dile getirmiş olduğu “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” formülünü Şemdinli sonrası bir kez daha dile getirince, safları kalabalık şovenist koro yine hop oturup hop kalktı. Bol bol parmak sallanıp, Türklüğün bir “alt kimlik” olamayacağı, hepimizin şanlı Türk milletinin mensubu olduğu ve bununla gurur duyulması gerektiği hatırlatıldı. Böylece büyük Türk şovenizmi bir kez daha kendi ayinini yapmış oldu. Ancak tüm bu şovenist gayretkeşliğe rağmen, hem tartışmanın genel seyri ve geride bıraktığı atmosfer, hem de bizzat bu hezeyan hali, Kürt halkının varlığını yok saymanın mümkün olmadığını ortaya koydu. İşin aslı, egemenler kepazece bir kibirlilikle ona bir kimlik bahşederek ulusal sorunu halletmenin hesabını yapadursun, Kürt halkı kendi kimliğini uzun ve acılı bir mücadele sonucunda çoktan kazanmış durumda.

Dersim Katliamı ve Kemalizm

Sonunda Kemalist rejim tarihinin en kanlı, acımasız ve karanlık sayfalarından biri tekrar açılmış ve kravatlı monşer CHP’nin tarihi kimliği bir kez daha gün yüzüne çıkmış oldu. İnsanların uçurumlardan atıldığı, ya da daha acısı, kendilerinin böyle yapmayı yeğ gördüğü, mağaralarda zehirli gazlarla bombalandığı, kadın-çocuk-yaşlı tanımayan ayrımsız bir şiddetin uygulandığı, kundaktaki bebeklerin bile süngülendiği, derelerin cesetlerle dolup taştığı, kanın dereler olup aktığı, idam etmek için yaşlıların yaşlarının küçültüldüğü, çocukların yaşının büyütüldüğü, cesetlerin bile yakılarak yok edildiği, idam edilen Seyit Rıza gibi liderlerin mezar yerlerinin bile saklandığı korkunç bir katliam böylece savunuluyordu. Öymen’in konuşmasına yansıyan bu faşizan tutumu protesto eden Dersimliler, onu Hitler’e benzeten dövizlerle işin özünü mükemmel biçimde ortaya koydular.

e-broşür ve e-kitaplarımız

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.