Navigation

Dördüncü Enternasyonal'den İstifa

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Sunuş notu: Gerçekliği çözümleme çabasının ölü formüllere kurban edilmesi Marksizmle asla bağdaşmıyor. Bu konuda verilebilecek sayısız örnek olsa da ilk elde akla gelenlerden birini, çöken Sovyetler Birliği’ndeki ve benzerlerindeki rejimin niteliğinin dünden bugüne bir “yozlaşmış işçi devleti” şablonuna hapsedilmesi oluşturuyor. Stalinist egemenliğin zamanla daha da net kavranabilir hale gelen sonuçlarına gözlerini kapayıp, Troçki’nin geçerliliğini yitirmiş bazı formüllerini papağan gibi yineleyen bir Troçkizmin devrimci Marksizmin güçlendirilmesine bir hayrının dokunmayacağı açıktır.

Çeşitli Troçkist çevrelerin günümüzde de sürdürmekte inat ettikleri şekilde, son derece önemli bazı sorunlara dogmatik yaklaşım tarzları aslında yıllar öncesinde, hem de en birinci elden mahkum edilmiş bulunuyor. Troçki’nin yaşam ve mücadele yoldaşı olarak onunla birlikte en zorlu ve en acılı yılları paylaşan Natalya Sedova’nın 1951 Mayısında Dördüncü Enternasyonal’e gönderdiği istifa mektubu, “yozlaşmış işçi devleti” ve benzeri eski Troçkist tezlerde ısrarın bizzat Troçki’nin devrimci ruhuyla bağdaşamayacağının tarihsel bir kanıtıdır. Bu mektup kendi başına kimi tartışmalı sorunlarda henüz tamamlanmış yanıtlar getirmemiş olsa da, yaşamın içinde eskiyen görüşlere ve yanlışlığı ortaya çıkan değerlendirmelere karşı aldığı devrimci Marksist tutum itibarıyla takdiri ve unutulmamayı fazlasıyla hak ediyor.

Dördüncü Enternasyonal yetkilileri bu önemli mektupta yer alan devrimci eleştirileri göz ardı edip, Natalya’nın haklı sorgulamasını, nükleer tehlikeyi de içeren olası bir büyük yeni savaş karşısında duyulan bir çeşit küçük-burjuvaca korkaklıkla suçlayarak işin içinden sıyrılmaya çalıştılar. Oysa o günden bugüne yaşanan tarihsel kesit, canlı tanıklığıyla gerçekliğin çeşitli yönlerini aydınlatmış ve tarihsel açıdan kimin haklı kimin haksız olduğunu fazlasıyla ortaya çıkartmış bulunuyor. Bunun ışığında bir kez daha vurgulamak gerekirse, devrimci eleştiriyi, küçük-burjuva sapmalar suçlamasıyla bertaraf etmeye çalışan bir Troçkist zihniyetin Stalinizmden farkının olmayacağı açıktır.



Dördüncü Enternasyonal’den İstifa

Natalya Sedova Troçki

Yoldaşlar,

Gayet iyi bildiğiniz gibi, savaşın sonundan ve hatta daha öncesinden bu yana son beş-altı yıldır sizlerle politik bir hemfikirlilik içinde değildim. Benim açımdan, son dönemde gelişen önemli politik olaylar karşısında aldığınız tutum da gösteriyor ki, eski yanlışlarınızı düzeltmek şöyle dursun, bu yanlışlarda ısrar ediyor ve onları daha da derinleştiriyorsunuz. Tuttuğunuz yolda öyle bir noktaya vardınız ki, sessiz kalmam ya da kendimi kişisel protestolarla sınırlamam artık imkânsız hale gelmiştir. Artık düşüncelerimi açıkça ifade etmek zorundayım.

Atmak zorunluluğunu hissettiğim adım benim açımdan çok ciddi ve zor bir adım oldu ve bu duruma içtenlikle üzülüyorum. Fakat başka bir yol gözükmüyor. Beni derinden yaralayan bir sorun üzerinde uzun süre düşündükten ve tereddüt ettikten sonra sizlere şunu söylemek zorundayım ki, uyuşmazlıklarımızın saflarınızda daha uzun süre kalmamı imkânsız kıldığını açıkça belirtmekten başka bir yol görmüyorum.

Bu sonuca varmamın nedenleri çoğunuz tarafından biliniyor. Burada bunları, sadece konudan haberdar olmayanlar için kısaca tekrarlayacağım. Yalnızca önemli ilkesel farklılıklarımıza değinmekle yetineceğim ve bunlarla ilişkili ya da bunlardan kaynaklanan gündelik politik sorunlar hakkındaki farklılıklara girmeyeceğim.

Kafanız eski ve ölü formüllere takılmış bir halde, Stalinist devleti bir işçi devleti olarak değerlendirmeye devam ediyorsunuz. Bu konuda izlediğiniz yolda gidemem ve gitmeyeceğim.

Stalinist bürokrasinin gasp eylemine karşı mücadelenin başından itibaren neredeyse her yıl, L. D. Troçki, geciken bir dünya devrimi ve Rusya’daki tüm politik mevzilerin bürokrasi tarafından ele geçirilmesi koşulları altında, rejimin sağa kaymakta olduğunu tekrar edip durdu. Rusya’da Stalinizmin pekişmesinin, işçi sınıfının ekonomik, politik ve toplumsal konumunun kötüleşmesine ve zorba ve ayrıcalıklı bir aristokrasinin zaferine nasıl yol açtığını defalarca tekrarladı. Eğer bu eğilim sürerse, demişti, devrim sona ulaşmış ve kapitalizmin restorasyonu gerçekleşmiş olacaktır.

Yeni ve beklenmedik biçimler altında da olsa, gerçekleşen şey ne yazık ki budur. Otantik sosyalizm düşüncesinin ve bu düşüncenin savunucularının bu denli barbarca avlandığı bir başka ülke bulmak çok zordur. Herkes için çok açık olmalıdır ki, devrim Stalinizm tarafından bütünüyle yerle bir edilmiştir. Yine de, bu rezil rejim altında bile Rusya’nın halen bir işçi devleti olduğunu söylemeye devam ediyorsunuz. Bu yaklaşımın sosyalizme bir darbe olduğunu düşünüyorum. Stalinizmin ve Stalinist devletin işçi devletiyle ya da sosyalizmle hiçbir ortak noktası yoktur. Onlar sosyalizmin ve işçi sınıfının en kötü ve en tehlikeli düşmanlarıdırlar.

Benzer şekilde savaş sonrasında Stalinizmin egemenliğini kurduğu Doğu Avrupa devletlerinin de bugün işçi devleti olduğunu savunuyorsunuz. Bu, Stalinizmin devrimci sosyalist bir rol oynadığını söylemekle aynı şeydir. Sizi bu konuda da izleyemem ve izlemeyeceğim.

Savaştan sonra ve savaşın sona ermesinden önce bile, bu Doğu devletlerinde kitlelerin devrimci hareketinin yükselişi söz konusuydu. Fakat iktidarı ele geçiren bu kitleler değildi, bunlar kitlelerin mücadelesiyle kurulmuş işçi devletleri değildi. İktidarı ele geçiren, işçi kitlelerini, bu kitlelerin devrimci mücadelelerini ve devrimci duygularını boğazlayarak bu toprakları Kremlin’in vassallığına indirgeyen Stalinist karşı-devrimdi.

Stalinist bürokrasinin bu ülkelerde işçi devletleri kurduğunu söylemekle ona ilerici ve hatta devrimci bir rol atfediyorsunuz. Bu devasa ve çirkin yalanı öncü işçilere propaganda etmekle, Dördüncü Enternasyonal’in sosyalist devrimin dünya partisi olarak varoluşunun tüm temel gerekçelerini reddetmiş oluyorsunuz. Stalinizmi geçmişte her zaman kavramın olası her anlamıyla karşı-devrimci bir güç olarak ele aldık. Artık böyle yapmıyorsunuz. Ama ben böyle düşünmeye devam edeceğim.

1932 ve 1933’te, Stalinistler, Hitlerciliğe yüzsüzce teslim oluşlarını haklı göstermek için, faşistlerin iktidara gelmelerinin çok önemli olmadığını, çünkü sosyalizmin faşizmin hemen ardından ve faşist yönetim sayesinde geleceğini ilan etmişlerdi. Bunu ancak sosyalist düşünce ve ruhun kırıntısını bile taşımayan insanlıktan nasibini almamış vahşiler iddia edebilirlerdi. Bugün, sizlere hayat veren devrimci amaçlara rağmen yine de Avrupa’da zafer kazanan despotik Stalinist gericiliğin sosyalizmin kaçınılmaz iktidara gelişinin yollarından biri olduğunu iddia ediyorsunuz. Bu görüş, hareketimiz tarafından her daim savunulmuş ve paylaşmaya devam ettiğim en derin inançlardan ıslah olmaz bir kopuşa işaret ediyor.

Yugoslavya’daki Tito rejimi sorununda sizin izlediğiniz çizgiyi izlemeyi imkânsız görüyorum. Devrimcilerin ve hatta demokratların tüm sempatisi ve desteği, kendilerini ve ülkelerini bir vassallığa çevirmek isteyen Moskova’nın çabaları karşısında gösterdikleri kararlı direnişte Yugoslav halkının yanındadır. Yugoslav rejiminin bugün halka vermek zorunda kaldığı tüm tavizlerden yararlanılmalıdır. Fakat sizin tüm yayınlarınız bugün Titocu bürokrasinin bağışlanamaz bir biçimde idealize edilmesine adanmış durumda; hareketimizin gelenekleri ve ilkeleri içerisinde böyle bir şeyin zemini yoktur.

Bu bürokrasi, eski Stalinist bürokrasinin yeni bir biçim altındaki bir kopyasından başka bir şey değildir. Bunlar GPU’nun düşünceleriyle, politikalarıyla ve ahlâkıyla eğitilmişlerdir. Kurdukları rejim Stalin’in rejiminden temelde farksızdır. Yugoslav halkının devrimci önderliğinin bu bürokrasiden çıkıp gelişeceğini ya da bu bürokrasiye karşı mücadele etmeden de gelişebileceğini öğretmek ya da buna inanmak saçmalıktır.

En desteklenemez olan şey de savaş konusunda bağlı kaldığınız tutumdur. İnsanlığı tehdit eden üçüncü dünya savaşı devrimci hareketi en zor sorunlarla, en karmaşık durumlarla, en ciddi kararlarla karşı karşıya bırakıyor. Tutumumuz ancak en ağırbaşlı ve en özgürce tartışmalardan sonra ortaya konulabilir. Fakat son yıllardaki tüm olaylar karşısında, Stalinist devletin müdafaasını savunmaya ve tüm hareketi buna esir etmeye devam ediyorsunuz. Hatta şu anda derin acılar çeken Kore halkının maruz kaldığı savaşta Stalinizmin ordularını destekliyorsunuz. Sizleri bu konuda takip edemem ve etmeyeceğim.

1927 gibi eski bir tarihte Troçki, Stalin’in Politik Büroda kendisine yönelttiği sadakat sorusuna verdiği cevapta görüşlerini şöyle ifade etmişti: Sosyalist anavatan için, evet! Stalinist rejim için, hayır! Bu 1927’deydi; bugün yirmi üç yıl sonra Stalin Sosyalist anavatandan geriye hiçbir şey bırakmamıştır. Onun yerine halkın Stalinist otokrasi tarafından köleleştirilmesi ve aşağılanması geçirilmiştir. Savaşta savunmayı önerdiğiniz ve Kore’de zaten savunmakta olduğunuz devlet budur.

Stalinizmi eleştirdiğinizi ve onunla mücadele ettiğinizi kaç kez yinelediğinizi gayet iyi biliyorum. Ancak gerçek şu ki, eleştirileriniz ve mücadeleniz değerini kaybediyor ve hiçbir sonuç veremez, çünkü bu eleştiri ve mücadele Stalinist devletin müdafaasına ilişkin tutumunuza tâbidir ve bu tutum tarafından belirlenmektedir. Hangi kaygıdan hareket ederse etsin, bu barbar baskı rejimini savunan herkes sosyalizm ve enternasyonalizm ilkelerinden vazgeçmiş demektir.

SWP’nin son kongresinden bana gönderilen mesajda Troçki’nin düşüncelerinin sizlere kılavuzluk etmeye devam ettiğini yazıyorsunuz. Belirtmeliyim ki, bu sözleri büyük bir acıyla okudum. Yukarıda yazdıklarımdan anlayacağınız gibi, onun düşüncelerini sizlerin politikasında göremiyorum. Onun düşüncelerine güvenim tam. Bugünkü durumdan tek çıkış yolunun toplumsal bir devrim olduğuna, dünya proletaryasının kendi kurtuluşunu gerçekleştirmesi olduğuna inanmaya devam edeceğim. 

Meksika, 9 Mayıs 1951