TBMM’de Türban Krizinin Gösterdikleri


Yasakçı ve şekilci zihniyetiyle giyim kuşamı sorun kaynağı haline getiren Türk burjuva siyasetinin ikiyüzlülüğü geçtiğimiz günlerde bir kez daha ortalığa serildi. Meclise protez bacaklı CHP’li bir kadın vekilin seçilmesi, kadın vekillerin meclise etekle gelme zorunluluğunun ortadan kaldırılmasını gündeme getirmişti. AKP’nin önerisiyle ve diğer partilerin mutabakatıyla kadın vekillere etek giyme zorunluluğunu kaldıracak ve pantolon giymeyi serbest bırakacak meclis içtüzük değişikliği meclis genel kuruluna geldi.

Teklif mecliste görüşülürken BDP, erkeklerde kravat zorunluluğunun, kadınlarda da türban yasağının kaldırılmasına ilişkin bir önerge verdi. Bu önerge meclisteki AKP grubunda şok etkisi yarattı. Meclis oturumuna derhal ara verildi. BDP’nin önerisinde ısrar etmesi üzerine AKP kıyafet düzenlemesine ilişkin iç tüzük değişiklik önerisini alt komisyona geri çekti. AKP önce “pantolonun türünü belirlemedik” gibi gerekçeler öne sürdüyse de asıl meselenin “mecliste türban yasağının kaldırılması” olduğu kısa zamanda açığa çıktı. AKP’li vekiller BDP’nin teklifini “provokasyon” olarak değerlendirirken muhafazakâr çevrelerde tam bir karmaşa yaşandı. Türban yasakları üzerinden yıllarca mağduriyet siyaseti yapan AKP, mecliste türban yasağının kaldırılması teklifine olumlu yanıt veremedi. AKP, türban yasağının kaldırılmasına tüm kamuoyunun gözü önünde alenen olumsuz yanıt vermemek için meclis genel kurulunu 1 saat erken sona erdirdi.

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, “Bu önergede hem kravat zorunluluğunun kaldırılmasını istedik, hem inançlarının gereği olarak kadın vekillerimizin başörtüsü takabilmelerine imkân sağlamak istedik. İşte hükümet burada sıkıştı ve teklifi geri almak için manevralara girişiyor. Bu yanlıştır” dedi.

AKP, türban yasağını kaldırmaktan kaçmasının ardından çeşitli bahaneler üretmeye girişti. Kıvırtmakta sınır tanımayan AKP’li vekiller “meclis genel kuruluna türbanla girmenin zaten yasak olmadığını” bile ileri sürdü. Hatırlanacağı üzere yıllar önce Refah Partisi milletvekili Merve Kavakçı türbanla meclis genel kuruluna girdiği için zorla dışarı çıkarılmış, “çağdaş” cumhuriyetin “şekil şartlarına” uymamanın bedelini ağır ödemişti. 12 Haziran seçimlerine gelinirken bile AKP, türbanlı üyelerini milletvekili adayı göstermemeye özen göstererek fiilen türban yasağına boyun eğmişti.

BDP’nin önergesine öfkelenen Erdoğan, “Bir grup çıkıyor pat diye bir önerge sunuyor. Benim başörtülü kardeşlerimi ne diye istismar ediyorsun. Dini Zerdüştlük olanın böyle bir derdi olabilir mi?” diyerek BDP’lileri samimiyetsizlikle ve Zerdüştlükle itham etti. “BDP alt komisyonda yoktu; son anda gelip korsan önerge verdi; pişmiş aşa su kattı” türü söylemlerle de mesele gargaraya getirilmeye çalışılıyor.

Aman türbanı gündeme getirme!

Sivil-asker bürokrasiyle sivilleşme yanlısı burjuva siyasetçiler arasındaki kavganın özünde bir iktidar kavgası olduğu, bu kavganın AKP’yi bir dönem için bazı güdük demokratik adımlar atılmasını savunmak zorunda bıraktığı, aslında AKP’nin kendine demokrat olduğu Marksist Tutum sayfalarında yıllardır açıklanıyor. Anayasa referandumu, 12 Haziran seçimleri ve YAŞ toplantısı, sivil-asker bürokrasiyle AKP arasındaki itilafın AKP lehine sonuçlanması anlamına geliyordu. Bu andan itibaren AKP’nin “makyaj tazeleme”nin ötesinde demokratikleşme söylemlerine fazla ihtiyacı kalmadı. İktidarını sağlamlaştırdığı ölçüde AKP, mevcut durumda kendini güçlü kılan bu yeni statükoya dört elle sarılıyor. AKP, Türk burjuvazisinin bölgesel etkinliğini güçlendirecek emperyal ataklara girişirken kimi ulusalcı-Kemalist burjuva kesimlerin de takdirine mazhar oluyor.

Kısacası içeride Kürtlere saldırmak, dışarıda emperyal ataklara girişmek, burjuvazinin kendi iç çelişkilerini belirli ölçülerde geri plana itmesini hem gerekli hem de olanaklı kılıyor. Denklem tersinden ifade edildiğinde de aynen doğrudur: AKP, Kürtlere saldırarak şovenistlerin, Arap ülkelerinde laikliği överken Batı’nın, İsrail’e kafa tutarken Türkiye’deki ve Ortadoğu’daki Müslüman kitlelerin ruhunu okşuyor. Ekonomik ve siyasi gelişiminin önünü açtığı oranda da tüm burjuvazinin desteğini alıyor.

Bu siyasal denklem içerisinde, AKP açısından her şey tıkırında giderken “münasebetsiz” birilerinin meclisteki türban yasağını kaldırmayı önermesi elbette AKP’ye “provokasyon” olarak görünüyor. Türkiye’de yıllar boyunca burjuva siyasetindeki saflaşmaların ana gündem maddelerinden biri olarak kullanılan, son yıllarda ise ileride ihtiyaç duyulduğunda tekrar kullanılmak üzere çözümsüz bırakılarak rafa kaldırılan türban meselesi “pat diye” gündeme getirilince AKP ne yapacağını şaşırıyor.

BDP’nin türban yasağını kaldırmayı gündeme getirmesi isabetli olmuştur. Öncelikle türban yasağının kaldırılması önerisi, BDP’nin demokratik hak ve özgürlükleri savunmaya yönelik ilkesel çerçevesine uygundur. Öneri, AKP’nin dinsel kimlik üzerinden kendine bağladığı başta muhafazakâr Kürt kesimleri olmak üzere tüm muhafazakâr kesimlerin AKP’yi sorgulamasına vesile olabilecek niteliktedir. Nitekim, Kürtlere karşı tüm Türk burjuva siyasetçilerini bütünleştiren kirli-şoven ittifak kurulmuşken bu ittifakı ortasından çatlatacak müzmin bir meselenin gündeme getirilmesi müttefiklerin huzurunu kaçırmıştır.

Bu öneri karşısında hazırlıksız yakalanan AKP gerçekten de neye uğradığını şaşırdı. Meclisteki türban yasağını açıkça savunamadı. Yasağı kaldırmaktan kaçınmak için meclisteki kadınlara pantolonu serbest bırakma önergesini bile geri çekti. Tartışmalardan kaçabilmek için meclisi 1 saat “erken paydos” ettirdi. AKP’nin bu kaçamak tavrına türban konusunun çözülmesini bekleyen muhafazakâr kesimler anlam veremedi. Türkiye’de türban yasağı üzerinden yaratılan mağduriyetleri yıllarca siyasi malzeme olarak kullanan AKP’nin neden ilkeli bir tavır sergileyemediği tartışma konusu oldu.

AKP’nin öneri karşısındaki tavrının nedenleri aslında çok da karmaşık değildir. AKP, Kürtlere karşı şiddetli bir savaşa girişmişken ve yeni anayasa için daha geniş bir mutabakat zemini ararken Kemalist kesimleri kızdıracak adımlar atmaktan çekiniyor ve dengeleri gözetmeyi tercih ediyor. Dahası, tam da böylesi bir ortamda türban yasağını “kaldırma şerefini” BDP’ye bahşetmek istemiyor, BDP’nin ülke genelinde meşru ve demokratik bir güç olarak kabul görüp itibar kazanmasını engellemeye çalışıyor.

Türban meselesine ilişkin bazı hatırlatmalar

Tepeden devrimle kurulan burjuva cumhuriyetin Batılılaşma-çağdaşlaşma paradigması, çarpık laiklik anlayışıyla, baskıcılıkla ve şekilcilikle bir araya gelerek günümüze uzanan müzmin sorunların kaynağı oldu. Çıkarılan kılık kıyafet kanunlarıyla, ahalinin dış görünümüne çeki düzen vermeye kalkışan, şapka kanununa muhalefetten idam sehpası kuran ceberut devlet, halkın dini inanç ve geleneklerine de burnunu sokmayı ihmal etmedi. Güya din ile devlet işlerini birbirinden ayırma iddiasının ardına sığınılarak, devletin din üzerindeki kontrol ve tahakkümü tesis edildi. Türban sorunu, Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze uzanan çarpık anlayışın yarattığı sorunlardan biridir.

Daha önceki yazılarda da vurgulandığı gibi, “Marksistler, hiçbir şekilde kadınların örtünmesinin devlet zoruyla yasaklanmasını ya da kadınların devlet zoruyla başlarını açmak zorunda bırakılmasını yahut da örtülü kadınların ‘kamusal alan’dan dışlanmasını savunamazlar. Savunmak şöyle dursun, bu tür uygulamalara karşı çıkmadan değil Marksist sıfatını hak etmek, demokrat bile sayılmak mümkün değildir.” (Oktay Baran, Türban Tartışmasının Açığa Çıkarttığı Gerçekler, Aralık 2010)

Türkiye’de sosyalist hareketin, Kemalist resmi ideoloji ile hesaplaşamamış, üstelik Stalinizmin etkisi altında dine yaklaşımının çarpılmış olması, solun pek çok kesiminin türban meselesinden sınıfta kalmasına yol açmıştır. Ceberut devletin türbana yönelik baskı ve yasaklamalarına ilericilik atfeden sol kesimler, geliştirdikleri yanlış tutumlarla yoksul ve dindar kesimlerle sosyalist hareketin arasına mesafe koymuş, böylece burjuvazinin ekmeğine yağ sürmüştür.

Başörtüsü yasağının kaldırılması talebinin demokratik hak ve özgürlükler çerçevesinde tanımlanmasını bazı sol çevreler “demagoji”, bir “liberal savrulma”, “devrimcilere bile zerk edilmiş bir liberal efsane” olarak değerlendirdiler. Marksistler ise soruna “en tutarlı demokrat” olma bilinciyle yaklaşırlar.

“Burjuva devletin, başkalarının yaşam tarzına müdahalede bulunmadığı sürece bir dini inancı ya da o inancı benimseyenlerin yaşam tarzını, giyim kuşamını vb. yasaklamasına veya baskı altına almasına karşı çıkmak ne zamandan beri liberalizmden sayılmaktadır? Marksistler siyasi liberalizmi, demokratik hak ve özgürlükleri savunduğu için değil, bunları yeterince kapsamlı ve tutarlı olarak savunamadığı için, savunduğu hakların gerçek toplumsal koşullarının da yaratılması gerektiğini göz ardı ettiği için eleştirirler. Yani liberalleri yetersiz kalmakla suçlarlar. Marksizm hiçbir zaman bireysel özgürlüklere karşı çıkmamış ve bu tür özgürlükler için mücadele etmekten geri durulmasını savunmamıştır. Komünizmin toplumsal özgürlük hedefi, bireysel özgürlüklerin yerine ikame edilen, ona alternatif bir yaklaşım değildir. Toplumsal özgürlük bireysel özgürlüğü tamamlar, onu kâğıt üzerinde kalmaktan kurtararak hayatın içinde gerçekleşmesini sağlar, ona can verir. Bireysel özgürlükleri barındırmayan bir toplumsal özgürlük söylemi despotizmden başka bir şey üretmemiştir ve üretemez de. Bu yüzdendir ki Marksistler tüm demokratik hak ve özgürlüklerin en sınırsız gelişimi için mücadele eder ve bu mücadeleyi toplumsal kurtuluş davasının bir parçası olarak yürütürler.” (Oktay Baran, age)

Büyük kentlere gelerek işçileşen kadının evden çıkarak toplumsal hayata girmesinin, kadının özgürleşmesi açısından yarattığı nesnel zemini kavrayamayan küçük-burjuva sol kesimler, sırf türban giydiği için kadın işçilere tepeden bakan Kemalist elitlerin karşısında net bir sınıfsal tavır geliştiremediler.

“Kadın sorununa atıfta bulunarak örtünme yasaklarını savunmak tiksindirici bir oportünizmden başka bir şey olmadığı gibi, son tahlilde burjuva gericiliğinin devamına hizmet etmek anlamına gelmektedir. Bu tutumu savunanlar, Fransa ve kimi Avrupa ülkelerinde, ırkçılığın ve islamofobinin üzerine kızıl bir cilâ çekmekle kalmamış, Müslüman emekçileri sosyalist sınıf mücadelesinden soğutmuşlardır. Aynı tutumu bu topraklarda savunan sözümona sosyalistler de aslında Kemalist zihniyetlerinin üzerini kızıl bir şalla örtmeye çalışmaktadırlar. İster örtülü olsun ister örtüsüz, kadının kapitalist toplum çerçevesinde özgürlüğe kavuşması mümkün değildir. Güya onun esaretini hafifletme adına, örtülü kadınları dışlayan, onları hor görüp aşağılayan tutumlar sınıf hareketine büyük zarar vermektedir.” (Oktay Baran, age)

Öte yandan Marksistler, türban sorununu farklı sınıfların kadınlarının farklı boyutlarda yaşadığını da ortaya koyarlar ve emekçi sınıfların kadınlarını toplumsal baskıdan, cinsel ayrımcılıktan ve her türlü esaretten kurtulmak üzere sınıf mücadelesinde saf tutmaya çağırırlar. Zira, ister başı açık ister kapalı olsun, kapitalizmin boyunduruğundan kurtulmadıkça emekçi kadınların özgürleşebilmeleri mümkün değildir.