Tayland’da Burjuva Kapışma


Tayland’da Kasım ayında başlayan hükümet karşıtı protestolar, bir ay içinde milyonların katıldığı eylemlere dönüştü. Başbakan Yingluk Şinavatra’nın istifasını isteyen kitleler, bakanlık binalarını işgal etti. Polisle protestocular arasında haftalarca süren çatışmalar, Aralık ayı ortasında zirveye ulaştı. Hükümet, önümüzdeki Şubat ayında erken seçime gitme kararı aldı. Protestoların şiddeti azalmakla birlikte, erken seçim kararı muhalefeti tatmin etmedi. Yaşananları yerli yerine oturtmak için Tayland’ın sosyo-ekonomik yapısına ve yakın tarihine kısaca göz atalım.

Tayland Güney Asya’da Hindiçin bölgesinde bulunan 67 milyon nüfuslu bir ülke. Kuzeyde yoksul bir kırsal nüfus yaşıyor. Güneyde ise sanayi ve turizmle zenginleşmiş eyaletler bulunuyor. Geçmişte Hindiçin bölgesinde sömürge haline gelmemiş tek ülke Tayland idi. Tayland’da krallar, sömürgeci devletler arasındaki çelişkilerden yararlanmış, denge politikaları izleyerek sömürge olmaktan kurtulmuş, öte yandan tepeden reformlarla kapitalistleşmenin önünü açmışlardı.

1932 yılında ordudaki subayların ve Halk Partisi’nde örgütlenmiş burjuvazinin tepeden gerçekleştirdikleri kansız bir devrimle mutlak monarşiden parlamenter monarşiye geçildi. Tepeden devrimin başını çekenler Batı’da eğitim görmüş subaylar ve sivil bürokratlardı. 1939 yılında da Siyam olan ülkenin adı Tayland olarak değiştirildi. 2. Dünya Savaşında kısa bir süre Japon işgali yaşayan Tayland, savaştan sonra ABD’nin etkisi altına girdi. 1946 yılında kralın öldürülmesiyle başlayan süreç hükümeti zayıflattı ve 1948’de ordu yeniden yönetime geldi. “Soğuk savaş” dönemi boyunca ABD’nin müttefiki olan Tayland’da çok sayıda askeri darbe yaşandı.

1997’de Asya’da yaşanan büyük finansal krizden Tayland ekonomisi de etkilenmişti. Özellikle küçük işletmeler ve köylüler borç batağına girdi. 1998’de Taksin Şinavatra’nın liderliğinde Thai Rak Thai (Taylandlı Taylandlıyı Sever) Partisi kuruldu. Şinavatra tüccar bir aileden geliyordu. Askeri liseyi ve polis akademisini bitirmiş, mastır ve doktorasını ABD’de yapmış olan Şinavatra, polis örgütünde albaylığa yükseldikten sonra ticarete atıldı. Polis örgütünün bilgisayar sistemini kurma tekelini ele geçirdikten sonra hızla zenginleşen Şinavatra, Tayland’ın telekomünikasyon devi ve en zengin işadamlarından biri haline geldi. Thai Rak Thai, Tayland’ın iç piyasasını büyütmeyi, kır ve kent küçük-burjuvazisine borçlarını ertelemeyi, mikro kredilerle küçük işletmeleri desteklemeyi vaat ediyordu. Bu vaatlerle 2001 seçimlerine giren Şinavatra seçimleri kazandı. Şinavatra devlet kaynaklarından dağıttığı desteklerle yoksul kesimlerin gönlünü kazandı. Öte yandan yolsuzluklarla kendi cebini doldurmayı da ihmal etmedi. Özellikle Bangkok merkezli büyük sermayenin desteklediği ordu, 2006 yılında, Şinavatra yurtdışındayken askeri darbeyle yönetimi ele aldı. Büyük yolsuzluklarla suçlanan Şinavatra, ülke dışında sürgünde yaşamaya başladı.

2006 yılındaki askeri darbe Tayland toplumundaki burjuva temeldeki siyasi kutuplaşmayı derinleştirdi ve keskinleştirdi. Güney’deki Bangkok merkezli kentli küçük-burjuvazi ve büyük burjuvazi “Sarı Gömlekliler” olarak da anılan PAD (Halk İktidarı Partisi) içerisinde örgütlendi ve darbecilerin safında konum aldı. “Sarı Gömlekliler” içerisinde, geleneksel muhafazakâr elit kesimler, monarşi yanlıları, kent küçük-burjuvazisi, bürokratlar ve subaylar yer alıyor. Kuzey ve Kuzeydoğudaki kırsal kesimlerde yaşayan Taksin Şinavatra yanlısı “Kırmızı Gömlekliler” ve diğer darbe muhalifleri ise aynı saflarda örgütlendi.

Her iki muhalefet kesiminin de başını çeken burjuvazidir. Başta çiftçiler olmak üzere kırsal kesimde yaşayanlar, kır ve kent yoksulları “Kırmızı Gömlekliler”i destekliyor. “Sarı Gömlekli” elitler ise yoksul kesimlere karşı düşmanlık besliyor.

Şinavatra, 2001 seçimlerini kazanarak iktidara gelince milyarlık altyapı projelerine girişmişti. İnşaat sektörü ekonomik büyümenin lokomotifi oldu. Devlet bankalarından çiftçilere düşük faizli krediler dağıtıldı. Çiftçilere ürünlerinin devlet tarafından satın alınacağı garanti edildi. Genel Sağlık Sigortası sistemi kuruldu. Eğitim reformu yapıldı. Üreticiler için teknik destek programları, mikro krediler ve köy destekleme fonları uygulamaya sokuldu. Bu adımlarla kırsal kesimi uyutmayı başaran Şinavatra, bir yandan özelleştirmelere hız verirken öte yandan yandaş burjuva kesimlerin de ceplerini doldurmasının önünü açtı.

Nüfusun çoğunluğunu yanına çeken Şinavatra, 2005 seçimlerini %54 oy alarak kazandı. Şinavatra’ya karşı seçim kazanamayacağını gören “Sarı Gömlekliler” Şinavatra’nın önünü darbeyle kesmeye çalıştılar. Darbe ve yolsuzluk yargılaması sayesinde Taksin Şinavatra Tayland’a geri dönemeyecekti. Ancak 2006 darbesinin ardından yapılan seçimleri Taksin Şinavatra yanlısı Samak Sundaravej kazandı. Seçim sonuçlarına itiraz eden “Sarı Gömlekliler” büyük protesto gösterileri düzenledi. Bangkok’daki uluslararası havaalanı haftalarca protestocuların işgali altında kaldı. Anayasa Mahkemesi seçimlerde hile yapıldığı gerekçesiyle Şinavatra yanlısı Başbakan Samak Sundaravej’i görevden aldı. Başbakanlığa “Sarı Gömlekliler”in yani Bangkok merkezli güney burjuvazisinin onayladığı Abhisit Vejjajiva getirildi. Bu sefer sokakları işgal etme sırası yargı destekli hükümet darbesine öfkelenen Şinavatra yanlılarının yani “Kırmızı Gömlekliler”in idi. “Kırmızı Gömlekliler” Bangkok şehir merkezini aylarca işgal altında tuttular. Çatışmaların şiddeti 2010 Mayısında doruk noktasına ulaştı. Ordunun “Kırmızı Gömlekliler”e müdahalesi sonucu yüze yakın sivil ve birkaç asker hayatını kaybetti. Bangkok savaş alanına döndü.

3 Temmuz 2011’de yapılan erken seçimleri yine Şinavatra yanlısı Pheu Thai (Taylandlılar İçin) Partisi kazandı. Sürgündeki lider Taksin Şinavatra’nın kız kardeşi Yingluk Şinavatra ülkenin ilk kadın başbakanı oldu. Kız kardeşi Taksin Şinavatra’nın politikalarını aynen sürdürdü. Geçtiğimiz Kasım ayında “Sarı Gömlekliler” Yingluk Şinavatra’nın istifası talebiyle yeniden sokaklara döküldü. “Sarı Gömlekliler”in ileri sürdükleri en önemli gerekçe, Yingluk’un sürgündeki Taksin Şinavatra’nın tekrar ülkeye dönmesini sağlayacak bir af yasası üzerinde çalışmasıydı. “Sarı Gömlekliler” devlet binalarını işgal ederken ordu protestolara müdahale etmedi. “Sarı Gömlekliler”in liderleri şiddetin artmasını ve ordunun müdahale etmesini istiyordu. Hükümet bunu bildiği için protestolar başlayınca af yasasını Meclis’ten geri çekti. Başbakan Yingluk Şinavatra, polisi meydanlardan geri çekerek “Sarı Gömlekliler”le diyaloga açık olduğunu ilan etti. Tansiyonu düşürmeye çalışarak ordu müdahalesine zemin vermemeye çalıştı. Hükümetin geri adımlarına rağmen muhalefet eylem çağrılarını arttırdı.

Büyük sermaye ile sıkı ilişkilere sahip olan muhalefetin hedefi, hükümeti düşürmek ve “Taksinokrasi” dedikleri rejime son vermek. Başbakan’ın 9 Aralıkta, parlamentoyu feshederek erken seçime gidileceğini açıklaması da muhalefeti tatmin etmedi elbette. “Sarı Gömlekliler” kırsal nüfusun ağırlığı yüzünden Taksin Şinavatra yanlılar karşısında seçimleri kazanamayacaklarını biliyorlar. Bu yüzden “Sarı Gömlekliler”in liderleri erken seçimi kabul etmiyorlar. Bir “Halk Konseyi” kurulmasını ve hükümetin bu konseye verilmesini talep ediyorlar.

Sonuçta Tayland’da esas olarak iki burjuva kesim kapışıyor ve tıpkı Türkiye’de olduğu gibi emekçi sınıflar da bu iki kesim ekseninde kutuplaşmış bulunuyor. Bunun bir diğer tipik örneğini de Ukrayna oluşturuyor. 2013 yılı biterken protestolarla ve sokak çatışmalarıyla çalkalanan bir diğer ülke de Ukrayna idi. Hükümetin AB ile ekonomik ortaklık anlaşmasını askıya alması üzerine büyüyen protestolara yüz binlerce insan katıldı ve burada da Tayland’dakine benzer manzaralar yaşandı.

Gerek Tayland’da gerekse de Ukrayna’da meydanları ve hükümet binalarını zapt eden kitleler ülkelerindeki burjuva kutuplaşmaların tarafı olarak sokağa dökülüyorlar. İşçi sınıfının kahredici örgütsüzlüğü koşullarında yoksul kitleler beş para etmez burjuva liderlerin peşinden sürükleniyorlar. Meydanlara çıkan geniş yığınların içerisinde elbette işçiler de var. Ancak bu işçiler sınıf kimlikleriyle, sınıfsal talepleriyle ve en önemlisi kendi sınıf örgütleriyle sahneye çıkmıyorlar. Örgütsüz işçiler etrafında saf tuttukları burjuvazinin zavallı birer piyonu haline geliyorlar. İşçi sınıfının örgütsüzlüğü koşullarında, kitlelerin her sokağa döküldüğü durumun devrimci sonuçlara yol açmayacağını herkesin kafasına kazıması gerekiyor. Bunu Türkiye’deki sosyalist ve devrimci çevrelerin anlaması da hayati bir sorun olarak önümüzde duruyor.


Etiketler