Navigation

Davos’ta Zirve Yapan İkiyüzlülük

Kapitalistlerin batan gemilerini kurtarma çabalarına sahne olması beklenen Davos zirvesine TC başbakanının yaptığı çıkış damgasını vurdu. Egemenler derin sistem krizini öngördüklerinden, geçen seneki toplantılarda “insancıl kapitalizm” temasını öne çıkararak göz boyamayı tercih etmişlerdi. Ancak geçen bir senede kapitalizm ne insancıllaştı ne de krizden kurtulabildi. Derinleşen krizle birlikte 2008’de işçiler, emekçiler açlık, işsizlik ve sefalete mahkûm edilirlerken, birçok bölgede emperyalist savaşların yarattığı katliamlara, yıkımlara ve acılara maruz kaldılar. On yıllardır yarası kanayan Filistin’de halk yeni yıla İsrail’in bombaları altında girdi.

Hem kriz hem de savaşlar dünyanın birçok ülkesinde işçi-emekçilerin haklı tepkisine neden oldu. Krizin faturasını ödememek için harekete geçen işçilerin işgal, grev ve direnişlerine, Gazze katliamı ile birlikte İsrail karşıtı eylemler eşlik etti. Kapitalizmin kitleler tarafından sorgulanmaya başlandığı böylesi bir dönemde, Davos zirvesi eski şaşaalı günlerinden oldukça uzak bir biçimde başladı. Şampanyalı kutlamaların yerini karamsar bir tablo aldı bu seneki toplantılarda. “Kriz Sonrası Dünyasının Biçimlendirilmesi” konulu bu yılki zirvede önemli gündem maddelerinden birisi de Ortadoğu’ydu. Nitekim Erdoğan’ın “Gazze Ortadoğu’da Barış Modeli” oturumunu terk etmesi büyük yankı uyandırdı. Erdoğan bu çıkışıyla “insancıl kapitalizmin” fikir babası Bill Gates’in koltuğunu kaparak 2009 Davos zirvesinin esas oğlanı olmayı başardı.

Hatırlayacak olursak, İsrail cumhurbaşkanı Şimon Peres’in konuşmasından sonra söz almak isteyen Erdoğan, kendisine söz verilmeyince “bundan sonra da Davos’a katılmam” diyerek o toplantıyı terk etmişti. Erdoğan konuşmasında İsrail-Suriye arasında aracılık yaparak barışı sağlamaya çalıştıklarını, oysa İsrail’in orantısız güç kullanarak Gazze’yi bombaladığını ve seçimleri kazanan Hamas’ın muhatap alınması gerektiğini söylediği konuşmasında İsrail’i eleştirdi. Peres ise yöneltilen eleştirileri cevaplandırırken Hamas’ın terörist olduğunu ve Gazze saldırılarının sorumlusunun İsrail değil Hamas olduğunu söyleyecek kadar yüzsüzleşti. Erdoğan’ı en çok kızdıran belki de “Ne yapmamızı bekliyordunuz? Eğer İstanbul’da roket saldırıları olsa siz ne yapardınız?” sözleri oldu.

Tansiyonun arttığı an ise bu konuşmanın ardından Erdoğan’ın söz almak istemesi oldu. Kendisine söz verilmediği halde konuşmaya başlayan Erdoğan, “Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüzü, nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum” dedi.

Filistin halkı yıllardır katil İsrail devletinin saldırıları yüzünden nice acılara katlanmak zorunda kaldı. Son saldırılarda yine evleri, hastaneleri, okulları bombalandı; yine oyun çağındaki çocuklar katledildi. Adeta bir açık hava hapishanesi olan Gazze’de yaşanan katliamı bölgeyi gören gazeteciler ve doktorlar tarif bile edemediler. Gazze’de insanlar ne suya, ne gıdaya, ne de ilaca ulaşabiliyorlar dayatılan ambargo yüzünden. Gazze’nin dışarı açılan kapıları olan yeraltı tünellerinin de bombalanmasıyla, temel ihtiyaçların karşılanması nerdeyse imkânsız hale geldi.

Şimon Peres katil İsrail devletinin egemenlerinden biri olarak Filistin’deki katliamların en büyük sorumlularından birisidir. Ancak Erdoğan’ın sütten çıkmış ak kaşık olduğu söylenebilir mi? Davos’ta yaşanan tam bir “dinime küfreden Müslüman olsa bari” durumudur. Çünkü İsrail devletinin Filistin halkına yaşattıklarını TC devleti de Kürt halkına yaşatıyor. TC tarihi aynı zamanda Kürt halkını inkâr ve imha tarihidir. Sadece Şeyh Sait ayaklanması, Ağrı, Zilan ve Dersim katliamlarında on binlerce Kürt hunharca katledilmiştir. Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar Kürtler her yerde baskıya maruz kaldılar, dillerini konuşamadılar, başlarına ödül konup katledildiler, başta Diyarbakır olmak üzere TC zindanlarında en insanlık dışı işkencelere maruz kaldılar, sözde faili meçhul cinayetlere kurban gittiler. Nitekim eski JİTEM elemanı Aygan geçtiğimiz günlerde Kürt illerinde işlenen cinayetleri yer, zaman ve kişi adlarını vererek açıkladı. Sadece Diyarbakır’da yüzlerce Kürdü telle boğarak, yakarak ya da ıssız bir arazide kafalarına kurşun sıkarak öldürdüklerini itiraf etti. Tüm Kürt coğrafyasında bu rakamın binlerce olduğunu tahmin etmek işten değil! Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ise on binlerce Kürdün katledildiği biliniyor.

“… çocukları nasıl öldürdüğünüzü biliyorum” diyen Erdoğan’ın ülkesinde çocuklar gözaltına alınıyor, işkenceden geçiriliyor, tutuklanıyor, hatta katlediliyorlar. Diyarbakır’da eylemlere katılan çocuklar için 23’er yıla kadar hapis cezası isteniyor. 2006 yılında Diyarbakır’da patlak veren Kürt ayaklanmasında aynı başbakan “güvenlik güçlerimiz çocuk da olsa, kadın da olsa kim olursa olsun, gerekli müdahale ne ise bunu yapacak” dememiş miydi? Başbakanından fermanı alan katiller sürüsü de içlerinde 3, 6 ve 8 yaşlarında üç çocuğun da bulunduğu 15 kişiyi katletmemiş miydi? TC’nin bir sene önce Güneye yaptığı hava ve kara harekâtında köyler bombalanmıştı. Bu süreçte DTP’ye karşı büyük bir karalama kampanyası başlatılmıştı. Erdoğan Davos’ta Hamas’ı muhatap alın diyor ama kendisi Kürt halkının meşru temsilcisi olan DTP ile görüşmeyi bile reddediyor. Üstelik DTP için kapatma davası açılmış durumda! Erdoğan’ın Davos çıkışında samimiyet aramak, Kürtlerin yaşadıklarını görmezden gelmek demektir. Ne Erdoğan’la Peres’in birbirinden farkı vardır, ne de İsrail devletiyle Türkiye devletinin. Elbet gün gelecek ve halklara kan kusturan katillere işledikleri suçların hesabı sorulacaktır.

Peki, Erdoğan kendisinin de fazlasıyla hak ettiği sözleri niçin sarf etti? Başbakan Kürtleri sevmiyor da Filistin halkını çok mu seviyor? Erdoğan Gazze katliamında İsrail’i eleştirirken, eşi de lüks bir otelde düzenlenen “Filistin’le dayanışma” toplantısında, yaşanan vahşet karşısında gözyaşlarına hâkim olamıyor. Bunlar timsah gözyaşlarından başka bir şey değil! Gazze’de bini aşkın kişiyi öldüren, binlercesini kolsuz, bacaksız, evsiz bırakan bombaları atan İsrail jetlerine Konya’da bizzat Türkiye tarafından askeri eğitim verilmiştir. İsrail’i ilk tanıyan ülkelerden biri olan Türkiye’nin, İsrail’le çok büyük askeri ve ticari anlaşmaları vardır. Nitekim TSK’nın Davos yorumu da “ikili ilişkilerde milli menfaatlere göre hareket edilir” şeklinde oldu. “Milli menfaatleri” askeri anlaşmalar olarak okuduğumuzda bu sözler, önemli olan Gazze’de katledilen Filistin halkı değil, TC’nin çıkarlarıdır anlamına gelir. Milyarlarca dolarlık silah anlaşmalarını iptal etmeyenlerin, Gazze katliamından üzüntü duymaları tam bir ikiyüzlülük değil midir? Elleri Filistin halkının kanıyla kirlenmiş bu ikiyüzlülere bunun hesabını ancak işçi sınıfı sorabilir.

Erdoğan’ın Davos çıkışı özellikle Ortadoğu’da yankı uyandırdı. Arap ülkelerinin İsrail saldırganlığı karşısında hiçbir ciddi adım atmamaları, İran-ABD kutuplaşmasında ABD’den yana olmaları, Ortadoğu halklarını Erdoğan’dan medet umar hale getirdi. Arap liderlerinin Erdoğan’ı örnek almaları gerektiğini düşünen Gazzeliler TC bayrakları ve Erdoğan resimleriyle sokaklara bile döküldüler. Türkiye’de de dünyaya kafa tutmuş bir kahraman olarak karşılandı başbakan. Oysa Türkiye-İsrail ilişkileri ve Ortadoğu’nun bulunduğu konjonktür düşünüldüğünde, Erdoğan’ın Davos çıkışının ne anlama geldiği daha iyi kavranabilir. Ortadoğu bugün emperyalist paylaşım savaşının odak noktasıdır. Emperyalist katillerin bölgede yürüttükleri savaşın faturasını ise bölge halkları ödemeye devam ediyor.

Türkiye burjuvazisi de emperyalistleşme çabası içinde olduğundan bölge ülkeleri üzerinde hegemonya kurma derdindedir. ABD’nin en önemli müttefiklerinden olan Türkiye, Davos’ta Peres’e değil ABD’ye mesaj göndermiştir aslında. Türkiye sadece ekonomik ve askeri gücü bakımından değil, aynı zamanda nüfusunun ezici çoğunluğunun Müslüman oluşu bakımından da Ortadoğu halkları üzerinde etkin olabilecek bir güce sahiptir. Gazze üzerinden İslam kartını oynuyor Türkiye! Suriye-İsrail arasındaki görüşmelerde arabuluculuk yapmasındaki temel neden de bölgedeki nüfuzunu arttırmaktı. Türkiye emperyalist savaşlara karşı değildir, çünkü kendisi de emperyalistleşme çabası içinde olan bir ülkedir. Türkiye emperyalist pastanın paylaşımında kendisinin hesaba katılmadığı savaşlara karşıdır. Erdoğan’ın ilk Gazze tepkisinin “görüşmeler sürerken böyle bir saldırının başlatılması Türkiye’ye yapılmış saygısızlıktır” demesi de bu yüzdendir. Yani asıl önemli olan Türkiye’nin “ulusal çıkarları”dır, bir halkın katledilmesi değil!

Erdoğan “benim için Davos bitmiştir” diyerek salonu terk ettiğinde bu hareketinin ne sonuçlar doğuracağını çok iyi biliyordu. Burjuva politikacıların politik hamlelerine yön veren gerçek sebepler onların kişisel duygu ve düşünceleri değil sınıf dürtüleri ve çıkarlarıdır. Sınıf çıkarlarını zedeleyecek söz ve davranışlardan kaçınır, yeri geldiğinde kitlelerin gözlerinin içine baka baka yalan söylerler. Gazze katliamından beri söyledikleriyle Ortadoğu halklarının gözüne girmeyi başaran Erdoğan, Davos’la birlikte bu durumu perçinlemiştir. Ortadoğu’da tepkilerin İran yerine Türkiye tarafından yönlendirilmesi son tahlilde hem ABD’nin hem de İsrail’in işine gelmektedir. Neticede Davos’ta Erdoğan’ın ağzından dökülenler, bazılarının dediği gibi “Kasımpaşalı”nın geçirdiği öfke krizinden kaynaklanmamıştır. Davos çıkışı gayet bilinçli, hesaplı bir çıkıştı. Burjuva politikacılar bu tür hareketlerin kitlelerin gözünü boyamak için yapıldığını çok iyi bildiklerinden, İsrail tarafından ciddi bir tepki gelmemiştir zaten. Çünkü Türkiye-İsrail arasındaki milyarlarca dolarlık silah anlaşmaları burjuva politikacıların dudaklarından dökülen cümlelerle bozulamayacak kadar güçlüdür.

Burjuva politikacıların işi kendi sınıflarının çıkarlarını korumaktır. Bir avuç asalaktan ibaret olan emperyalist güçlerin tüm dünyada yol açtığı acılar, döktükleri kanlar milyonlarca emekçinin haklı tepkisine neden olmaktadır. Bu tip tepkilerin yükseldiği durumlarda bazı burjuva liderler, kitlelerin öfkesini yatıştırma görevini üstlenirler. Çünkü işçi-emekçilerin öfkesi örgütlü bir güce dönüşürse, sadece silah anlaşmalarını değil, tüm burjuva düzeni yerle yeksan edebilecek bir potansiyele sahiptir. Erdoğan’ın Peres’ten hiçbir farkı olmadığını, burjuva liderlerin Ortadoğu halklarına kan ve gözyaşından başka bir şey getirmeyeceğini görmeli ve kalıcı barışı sağlayabilecek tek güç olan işçi sınıfının enternasyonalizm bayrağını yükseltmeliyiz.