Navigation

Genç İşgücü Sömürüsü: Çıraklık ve Stajyer İşçilik

Okul ve sanayi kurumlarının işbirliği sonucu her yıl on binlerce stajyer işçi fabrikalarda zorunlu çalışmaya tâbi tutulmaktadır. Stajyere, bu zorunlu çalışma süresine katlanılması gerektiği, karşılığında hiçbir şey almasa da kendi geleceğini düşünüyorsa sesini çıkarmaması gerektiği empoze edilir. Gerçekten de bu zorunlu sürenin sonunda, verili eğitim sistemi açısından bir hayli önem taşıyan bir ders notu verilecektir. Söz konusu not, genç işçinin başında demoklesin kılıcı gibi sallanır durur. Sırf iyi bir not alabilmek için 3 ay ile 1 yıl arasında değişen bir süre boyunca her türlü keyfi davranışa maruz kalarak, neredeyse her türlü haktan mahrum olarak ve bedavaya yakın bir ücretle çalışmak durumundadır. Bir başka deyişle söz konusu staj süresi genç işçi açısından tam bir angaryadır.

Yine yüz binlerce çocuk işçi, çeşitli büyüklükteki atölye ve fabrikalarda, çırak statüsünde, en ağır çalışma koşullarında, çok düşük ücretlerle çalıştırılmakta ve acımasızca sömürülmektedir. Çalışma sürelerinin bir bölümü teorik eğitime ayrılan bu işçiler, Milli Eğitim Bakanlığına göre öğrenci sayılmaktadırlar. Yasaya göre, Bakanlığın saptadığı illerde ve işkollarında, en az ilköğretim mezunu 14-18 yaş arası bu işçiler, 3-4 yıl boyunca çıraklık sözleşmesi yapılarak çalıştırılmaktadır.

Peki kapitalistler neden çırak ve stajyer işçilere kapılarını açmaktadır? Meslek liseleri ve üniversitelerin staj uygulamasını müfredatlarına almalarının nedeni, öğrencilere uygulamalı eğitim imkânı sağlama kaygısından mı ibarettir? Bu ve benzeri soruların cevabı kapitalizmin ekonomik çıkarlarında ve bunun yansıması olan eğitim politikalarında yatmaktadır.

Yaşadığımız toplumda herhangi bir sorunu (savaş, kriz, çıraklık ve stajyerlik sömürüsü vb.) anlamak, çözümlemek ve alternatiflerini ortaya çıkarabilmek için, kapitalizmin ekonomi-politiğini ve kapitalistlerin sınıf çıkarlarını Marksist temellerde çözümlemek ve kapitalizme karşı mücadele yollarını öğrenmek zorundayız.

Kapitalizm, sermayenin işçi sınıfının emek gücünü sömürmesine dayanır. Kapitalist sınıf üretim araçlarının özel mülkiyetine sahiptir. Üretim araçlarının sahibi olmayan işçi sınıfıysa ihtiyaçlarını karşılamak için emek gücünü sermayeye satmak zorundadır. İşgücünü sermayeye satan emekçiye zar zor geçinebileceği bir ücret ödenir. İşçinin emek gücünün yarattığı yeni değerin geri kalanı artı-değer olarak kapitalistin zenginleşmesine yarar. Kapitalizm ücretli emeğin sömürüsüne dayanır.

Kapitalistlerin kolektif örgütü olan devlet, burjuva sınıf egemenliğinin sürekliliğini sağlamak için işçi sınıfı üzerinde uyguladığı diktatörlüğün yanı sıra, yasal kurumsal çerçevenin oluşturulması işlevlerini de üstlenir. Kapitalist devlet aygıtı bir dizi bürokratik organizasyondan oluşur. Devlet aygıtı içinde ordu ve polis, mahkemeler, parlamento, eğitim kurumları vb. kapitalist düzenin devamlılığını sağlama görevini üstlenirler. Peki kapitalist eğitim kurumlarının (ilköğretim okulları, liseler ve üniversiteler) temel işlevleri nelerdir?

Kapitalist Eğitim Sömürüyü Meşrulaştırmaya Hizmet Eder!

Kapitalist eğitim, işçi çocuklarını, okuma yazma bilen fakat ufku dar, milliyetçi, kaderci işçiler haline getirmeyi amaçlar.

Bu eğitim hangi amaca hizmet eder? Kapitalist ideolojiyi toplumun tümüne benimsetmek. Toplum nezdinde kapitalizmin meşru kabul edilmesini sağlamak. Kapitalizmin alternatifsiz ve ebedi bir düzen olduğunu öğretmek. Birilerinin zengin öbürlerinin yoksul olmasını insani ve normal bir şey olarak göstermek... Özetlersek adına “Milli Eğitim” denilen kapitalist eğitim sisteminin en temel amacı, egemen sınıfın çıkarlarının ifadesi olan resmi ideolojinin genç kuşaklara benimsetilmesini sağlamaktır.

Kapitalist eğitimin, genç nesilleri egemen sınıf yararına ideolojik şekillendirmesinin yanı sıra sermayeye kalifiye işgücü sağlamak gibi pratik bir işlevi de vardır. Türkiye'de kapitalizmin gelişimi nitelikli işgücü ihtiyacını ortaya çıkardı. Çıraklık Eğitim Merkezlerinin, Meslek Liselerinin, Meslek Yüksek Okullarının ve Üniversitelerin yaygınlaştırılması nitelikli işçi ihtiyacını karşılamak amacına yöneliktir.

Çıraklık Eğitim Merkezlerinin burjuvazinin çıkarlarına hizmet etmek için kurulduklarını burjuvazinin temsilcileri de dile getirebilmektedir. İstanbul İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Sebahattin Bölüktepe şöyle yazıyor:

“Sanayiciler işletmelerde çalışan elemanlarının, yeni teknolojiye uymalarını sağlamak amacıyla kendi bünyelerinde veya okul ve merkezlerde işbirliği içerisinde geliştirme ve uyum kursu açabilirler. Çıraklık eğitim sistemi sanayiciye ciddi tasarruf ve rekabet gücü imkanı sağlıyor.”

Türkiye çapında sayıları 1 milyonu bulan ve sadece İstanbul’da 100 binin üzerinde bir sayıya ulaşan çıraklar, kapitalistler için ucuz ve vasıflı işçiler haline getirilmektedir.

Öğrencilikten İşçiliğe Geçişte Ara Aşama: Staj

Eğitim kurumlarında kapitalist sınıfın çıkarlarına göre şekillenen öğrenci, artı-değer sömürüsü için hazır hale gelmiş olur.

Meslek liseleri, meslek yüksek okulları ve üniversitelerde staj zorunluluğu olan yüz binlerce öğrenci düşünüldüğünde, kapitalist pazara her yıl stajyer adı altında önemli miktarda vasıflı işgücü sunulmaktadır.

Stajyer işçilik kapitalistlerin çıplak sınıf çıkarlarına hizmet adı altında sunulmaz. Nasıl kapitalist devletin tüm toplumun çıkarlarının savunucusu olduğu propaganda ediliyor, kapitalist savaşlar “barış, ülke güvenliği ve özgürlük” söylemleriyle perdeleniyorsa, çırak ve stajyer sömürüsü de “pratik iş eğitimi” adı altında meşrulaştırılmaktadır.

Stajyeri işyerine kabul eden sermayedar, “öğrencinin iş eğitimi ile ilgilenmekle” görevlendirilmiştir. Stajyer işçinin notunun yarısını patronu ya da patron temsilcisi vermektedir. Ellerine verilen bu kozu kullanan patronlar stajyer işçilerin eğitimiyle değil, onları kendi sınıf çıkarlarına göre sömürmekle ilgilenirler.

Çıraklık ve stajyerlik sermaye sahiplerinin kârlarını yükseltmek amacı güder. Çırak ve stajyer işçi bu nedenle işyerinde en yüksek verimliliği göstermek zorundadır ve en düşük maliyetle çalıştırılır. Çırak ve stajyer işçi daimi işçi gibi çalışma saatlerine uyar, hatta fazla mesailere kalır. Ama alması gereken, yani yasaya göre o yaş grubuna ödenmesi gereken asgari ücretin üçte birinden az olması gereken ücreti de zar zor alır. Çırak ve stajyer işçi en ağır işler dahil her tür işte uzun saatler boyunca çalıştırılmaktadır. Her türlü aşağılanmaya maruz kalabilmekte, mesleğiyle ilgili işlerin yanı sıra çay getirmek, yerleri süpürmek gibi işlerde de kullanılmaktadır. Çırakların ve meslek liseli stajyerlerin sigorta primlerini (asgari ücretin yüzde ellisi üzerinden) devlet üstlenerek patronları bu “maliyetten” de kurtarmaktadır. Üniversite öğrencisi stajyerler ise sigorta kapsamı dışında tutulmaktadır. Üniversite öğrencisi stajyerler iş kazası geçirdiklerinde kayıtlara geçmezler ve her türlü sağlık harcamalarını kendileri karşılamak zorunda bırakılırlar.

Çıraklık ve stajyer işçilik, işçi sınıfına dayatılan işsizlik kırbacını bir kat daha arttırmaktadır. Sermaye sahipleri, üretimin yoğunlaştığı sezonda, çalıştırdıkları çırak ve stajyer işçi sayısını artırmaktadırlar. Her yıl yüz binlerce çırak ve stajyer işçi düşük maliyetle işgücü pazarına sunulmaktadır. Ücretler, iş koşulları ve sosyal güvenlik konularında hiçbir söz hakkı olmayan çırak ve stajyer işçiler, işçi sınıfının geri kalan kesimlerinin haklarına saldırıyı kolaylaştırmak için patronların elinde bir şantaj aleti olarak da kullanılıyorlar.

Çırakların ve stajyer işçilerin sendikalara katılma, toplusözleşme ve grev hakları da yoktur. Böylece sınıf mücadelesindeki yerlerini alabilme, hak arayabilme imkânları da neredeyse sıfırlanmakta, işyerinde meydana gelebilecek grev veya bir başka mücadelede grev kırıcı rolünü oynamaya zorlanmaktadırlar.

Meslek Okulları Burjuvazinin Kâr Kapısı Haline Gelmiştir

Temel işlevi, burjuvaziye ihtiyaç duyduğu vasıflı işçileri sağlamak olan gerek lise gerekse de üniversite düzeyindeki mesleki eğitim kurumları, son yıllarda burjuvazi açısından doğrudan kâr kaynakları haline getirildi.

Eğitim kurumlarının özelleştirilmesi, paralı eğitimin yaygınlaştırılması tartışmalarının yükseldiği son yıllarda, eğitime devlet bütçesinden ayrılan payın son derece düşük oluşundan kaynaklanan sorunlar, başta meslek okulları olmak üzere birçok eğitim kurumunu elindeki olanakları burjuvaziye pazarlamaya sevk ediyor. Ve bu gibi uygulamalar bizzat devlet tarafından teşvik ediliyor.

Okullar kendi bünyelerinde çeşitli sermaye gruplarınca işletilmek üzere atölyeler ve döner sermaye işletmeleri açarak, çırak ve stajyer işçi pazarlayarak kaynak sorununu çözmeye çalışıyorlar. Bu durum aynı zamanda rüşvet mekanizmasının daha da yaygınlaşması sonucu doğuruyor. Sermaye sahipleri kârlarının küçük bir bölümünü hizmetlerinin karşılığı olarak okul idarecilerine aktarmaktadırlar. Örneğin Avcılar Hazır Giyim Meslek Lisesi fason işleri öğrencilere yaptırmaktadır; Bağcılar Endüstri Meslek Lisesinde öğrenciler masa ve sıra yapmaktadırlar; Şişli Endüstri Meslek Lisesinde “Tofaş Yetkili Servisi” öğrencilere oto tamiri yaptırıyor. Örnekler çoğaltılabilir.

Son yıllarda gittikçe yaygınlaşan “kondu özel üniversiteler”, küçük bedeller karşılığında meslek liselerinin olanaklarını kullanarak, meslek yüksek okulu açmaktadırlar.

TÜSİAD meslek liselerinin yaygınlaştırılmasını istemektedir. Yine aynı TÜSİAD Meslek Liselerinin sermayeye açık işgücü kaynağı olmaları için hükümetlere baskı yapmaktadır. AKP ve TÜSİAD tarafından hazırlanan son üniversite reformundan da anlaşılıyor ki, üniversiteler sermaye ile daha yoğun işbirliğine yönlendirilmektedir.

Kapitalist Sınıf Varoldukça “Staj” Sömürüsü Devam Edecektir!

Kapitalizm, sermaye sınıfının, işçi sınıfının işgücünü alabildiğince sömürüsüne dayandığından, sürekli işçiler ve çırak-stajyer işçiler kapitalizm yaşadıkça sömürülmekten kurtulamaz. Kapitalizme, sınıflı toplumlara, sömürüye son verecek yegâne sınıf işçi sınıfıdır.

Sermaye sınıfı kendi çıkarları için işçi sınıfını mesleki dar görüşlülük, işkolu ve ulusallık düzeyinde bölmeye çabalamaktan geri durmaz. İşyerlerinde işçileri kadrolu, mevsimlik, çağrı usulü çalışan veya çırak-stajyer işçi statülerine ayırmak da işçi sınıfını bölmek ve gücünü zayıflatmak amacına hizmet eder. Oysaki, işçi sınıfının çıkarları mesleki, yerel ya da ulusal bölünmüşlükte değildir. Dünya işçilerinin çıkarları ortaktır. Daimi işçilerle çırak ve stajyer işçiler arasındaki bölünmüşlük sermaye sınıfının körüklediği bölünmüşlüktür. İşten atılma, atılanların yerine düşük ücretle çırak ve stajyer işçilerin çalıştırılması, fazla mesailere kalmak, daimi işçilerin karşılaştıkları bir dizi sorundur. Ancak işçi sınıfının gücü örgütlü birlikteliğinden gelir. İster daimi isterse çırak ve stajyer işçi olsun bölünmüşlük ve rekabet, işçi sınıfının hiçbir kesiminin sorunlarının bir tekini dahi çözmez, çıkarlarına hizmet etmez. Daimi işçiler, çırak ve stajyer işçiler, sınıf örgütlerinde ortak politikalar temelinde birleşerek ve emek güçlerini sömüren kapitalist sınıfa karşı ortak mücadele ederek sorunlarını çözeceklerdir.

Tarih sınıf mücadeleleri tarihidir. İşçi sınıfı ve burjuva sınıfı arasındaki uzlaşmaz çelişkiler sınıf mücadelesinin nesnel zeminini oluşturmaktadır. Çırak ve stajyer işçi, işçi sınıfının mücadelesine katılmadan, taleplerini işçi sınıfının örgütlerinde ifade etmeden, kapitalizmi yıkmayı ve işçi sınıfının iktidarını kurmayı hedeflemeden, kurtuluşunu gerçekleştiremez.

Bugünden çırak ve stajyer işçilerin sömürülmesine ilişkin ileri süreceğimiz talepler ancak ve ancak işçi sınıfının bir bütün halinde siyasi taleplerine dahil edildiğinde ve fiilen işçi sınıfının uluslararası kurtuluşu uğruna mücadelesine katıldığında bir anlam ifade eder. Aksi halde güzel formülasyonlar, mesleki mücadele hattı ve lafta kalan mücadelenin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.

Patronların not verme yetkilerine son!

Çırak ve stajyer işçiler de dahil olmak üzere, her yaşta işçiye örgütlenme, işçi sendikalarına üye olma hakkı!

Bütün çalışanlar için eşit işe eşit ücret!

Krizlerin, savaşların ve yoksulluğun faturası patronlara!

İşçilere parasız öğrenim, öğrencilere tam ücretli çalışma olanağı!

Yaşasın işçi sınıfının sınıfsız, sömürüsüz bir dünya kurma kavgası !