Navigation

Çin'de "Sosyal Olarak Savunmasız Grupların" Durumu

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Aşağıdaki yazıyı Çin’deki emekçi sınıfların olağanüstü zorluklar içeren yaşam ve çalışma koşullarından çarpıcı bir kesit sunuyor olması dolayısıyla yayınlamaya değer buluyoruz. Yazı daha önce In Defense of Marxism sitesine gönderilmiş ve orada İngilizce olarak yayınlanmıştır.



“Sosyal olarak savunmasız gruplar” terimi, iki yıl önce eski başbakan Zhu Rongji’nin sorunu hükümet raporunda ele alışından bu yana Çin medyasında sık sık yer almakta.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının resmi tanımına göre, sosyal olarak savunmasız gruplar, gelecek gelişimleri çeşitli sosyal şartlarla sınırlanmış olan düşük gelirli ve “vasıfsız” nüfus anlamına geliyor. Bu nüfus 3 kategoriye ayrılıyor. 1) Kamuya ait işletmelerden çıkartılmış işçiler. Bunlar kamu fabrikaları ve şirketlerinde çalışıyorlardı. İflaslar veya işletmelerin iç reformları sebebiyle işsiz kaldılar. Bazıları yerel hükümetten emekli aylığı alıyor. Diğerlerinin sabit bir geliri yok. 2) Kamuya ait işletmelerde hiç çalışmamış olanlar. Yaşamlarını ya orada burada çalışarak ya da küçük işler kurarak kazanıyorlar. 3) Kırsal kesimden kentlere göç eden işçiler.

İlk iki kategoridekiler yoksul hale gelmiş olan kent sakinleri. Asgari gelir garantisi sistemine göre, yoksullaşan nüfus, yerel hükümetten para yardımı alabilir. Para yardımı seviyesi ülke içinde bölgeden bölgeye çeşitlilik gösteriyor. Çin’in en zengin şehri olan Şangay’da aylık geçim harcamaları 2002 yılında ortalama 770 yuan (yaklaşık 95 dolar) iken, standart para yardımı 2003 yılında kişi başına 290 yuan idi. Çocuğuna okul ücreti ödemek zorunda olan ve bir yandan da aile geçindiren bir işçi için 290 yuan yeterli olmaktan çok uzak. Geçenlerde yayınlanan bir haber, kasaptan biraz domuz eti almak isteyen işten atılmış bir kadın işçinin durumunu anlatıyor.

Kadın, kasaptan kendisine 2 yuanlık domuz eti vermesini istedi. (Çin’de ortalama olarak bir kilo domuz etinin fiyatı 11 yuan). Kasap o kadar küçük bir parçayı kesmenin zor olacağını düşündüğü için, kadına niye o kadar az istediğini sordu. Kadın genelde ailesinin domuz eti yemediğini söyleyerek cevapladı. (Et sebzeden çok daha pahalı) Oğlu liseye giriş sınavına gireceği için ona besleyici yiyecek almak istemişti. Kasap ve çevredeki diğer müşteriler kadının hikâyesiyle şok olmuşlardı. Sonunda kasap, kadına 1 kilo domuz etini para almadan verdi.

Ücra bölgelerde, para yardımları Şangay’da olduğundan daha az. Çalışmayan işçiler, ortalama insanın zorlukla hayatta kalabileceği para yardımlarıyla yaşıyorlar. Bazen para yardımlarını zamanında alamıyorlar. Birçoğunun sağlık sigortası yok. Hastalıklar karşısında çok daha fazla zayıf oldukları görülüyor.

23 Nisan 2003 tarihinde, 17 yaşında bir kadın Qingdao Daily gazetesi okuyucu kabul ofisine gitti. Babası iki yıl önce karaciğer kanserinden ölmüştü ve annesi de ölümcül omurilik kanserine yakalanmıştı. Aile annesinin ağrı kesici ilaçlarının parasını bile karşılayamıyordu. Bazı iyi kalpli insanların annesinin ameliyatı için 20.000 yuan bağışlayacağını umuyordu.

Kötü yaşam standardına rağmen insanlar talepleri için nadiren hükümetten istekte bulunuyorlar. Her seviyedeki devlet dairesinde, insanlardan gelen şikayet mektuplarıyla ve telefonlarıyla ilgilenen Mektup ve Telefon Kabulü adı verilen bir ofis bulunmakta. İşten çıkarılmış işçiler oraya çoğunlukla sadece iş istemeye gidiyor. Henüz iş imkânı sınırlı ve insanların çoğu kendi başlarının çaresine bakmaya çalışıyor. Bir gün Nanjing Üniversitesinden bir kız öğrenci sinemaya giderken ak saçlı bir ayakkabı boyacısıyla karşılaştı.

Boyacıyla göz temasından, onun ayakkabılarını boyamaya niyetli olduğunu anladı. Bugüne kadar her zaman, herhangi birine ayakkabı boyatmayı bir tür sömürü saydığı için boyacıdan uzaklaştı. Biletini aldıktan sonra onunla tekrar karşılaştı. Gözlerindeki o hevese daha fazla karşı koyamadığı için yanına gitti. O ayakkabılarını boyarken bir yandan da sohbet ettiler. 72 yaşında olduğunu, onun da 1940’larda Nanjing Üniversitesi tarih bölümünden mezun olduğunu, yalnız yaşadığını ve geçimini ayakkabı boyayarak sağladığını öğrendi. Siyaseten yanlış bir şey söylediği için Kültür Devriminde sağcı olarak tanımlanmış ve o günden sonra da işini kaybetmişti. Sonunda ona 10 yuan verdi, fakat boyacı kendi standartlarına göre onunkiler gibi bir çift ayakkabıyı boyamak 2 yuan ettiği için 2 yuan almakta ısrar etti.

Bununla birlikte, köylülerle karşılaştırıldığında, kentlerde yaşayan bu insanlar, en savunmasız ve en zavallı grup olmaktan çok uzaktırlar. Çin’de, yaşadığı yer neresi olursa olsun, kent sakini olarak kaydedilmemiş olan herkese “köylü” deniyor.

1958’de onaylanan Yerleşim Kaydı Yönetmeliği, Çinli bir yurttaşın taşradan kente göç edebilmek için kentte bulunan bir kuruluştan veya üniversiteden kabul belgesi veya kent yerleşim bürosundan izin belgesi almasını şart koşuyordu. Aksi halde göç yasal değildi. Aslında Çinli köylüler kendi ülkelerinde göç edebilme özgürlüğünden mahrum bırakılıyorlardı. O günden bu yana “köylülük”, bir meslek yerine kimlik haline geldi. Bunun da ötesinde “köylülük” ayrımcılığa tâbi tutulmuş bir kimliktir. Ulusal Halk Kongresi Seçim Kanununda ve Çin Halk Cumhuriyeti Yerel Halk Kongresinde 1995 yılında değiştirilen 14. madde şöyle der:

Ulusal Halk Kongresine doğrudan Merkezi Hükümete bağlı vilayetler, özerk bölgeler ve belediyeler tarafından seçilecek temsilcilerin sayısı, Ulusal Halk Kongresi Daimi Komitesi tarafından, her bir kırsal bölge temsilcisinin temsil ettiği insan sayısının, her bir kent temsilcisinin temsil ettiği insan sayısının 4 katı olması prensibine göre belirlenecektir.

Bazı köylülerin on yıllardır iflas durumunda olmasına rağmen, Çin’de köylüler arasındaki işsizliği hesaplayan herhangi bir resmi istatiki veri yoktur.

Tarım ürünleriyle sanayi ürünleri arasındaki fiyat farkı 1950’lerden bu yana korunmuştur. Köylüler pamuk, pirinç, buğday ve sebzelerini düşük fiyattan satarak, görece yüksek fiyatlarla elektrik aletleri, kimyasal gübre vb. almak zorundalar. Taşrada büyümüş olan bir gazeteci, babasının mali durumunu şöyle anlatıyor:

Buğday: Mu (Çin’de 1/15 hektara eşit bir alan birimi) başına 400 kilogram. 1 kilo buğdayın fiyatı 1 yuan olduğuna göre, 400 kilo buğdayın fiyatı 400 yuan.

Devlete verilen buğday vergisi: 80 kilogram

Böcek ilacı bedeli: 30 yuan

Gübre bedeli: 45 yuan (kimyasal gübre 30 yuan, fosforik gübre 15 yuan)

Tohum bedeli: 45 yuan

Ekme ve Biçme bedeli: 35 yuan

Yol inşa bedeli: 10 yuan

Köprü inşa bedeli: 10 yuan

Nehir temizleme bedeli: 10 yuan

Net Gelir: 400-(80+30+45+45+35+10+10+10)=150

Ekmeden biçmeye kadar geçen süre: 8 ay

Günlük net gelir: 0,625 yuan

Çin’de köylünün tarımsal geliri iklim farklılıklarına, ürünlere ve kişi başına düşen toprağa göre farklılık gösterebilir. Bununla birlikte, köylünün düşük gelir seviyesi inkâr edilemez bir gerçektir. Çin’de 2000 yılında yapılan 5. nüfus sayımına göre, 807.390.000 kişi, yani Çin’in toplam nüfusunun %64’ü ekim işinde çalışıyor. Buna rağmen 2003’ün ilk çeyreğindeki tarımsal gayrisafi yurtiçi hasıla, toplam gayrisafi yurtiçi hasılanın ancak %6,9’udur. 2001 yılında kırsal kesimin tüketimi toplam tüketimin sadece %17’sini oluşturmuştur. Bu raporu yazan kişinin doğduğu kasabada –Tujhaların (etnik bir azınlık) yaşadığı bir bölge– kişi başına düşen ortalama yıllık gelir 275 yuan civarındadır. Bunların yoksulluğu aşağıdaki örnekten anlaşılabilir:

Aydınlatma: Kömür yağı veya tung yağı kullanırlardı. Bu ürünlerin fiyatlarındaki artıştan sonra evlerini aydınlatmada reçine artıklarını kullanıyorlar. Aynı zamanda elektrik de var, 8 wattlık bir ampul sadece çocuklar ödevlerini yaparken açılıyor. Buna rağmen ev hanımları daima aylık 3 yuan elektrik ücretinden şikayetçiler.

Yiyecek: Günlük yemekleri patates, tatlı patates ve mısırdan oluşuyor. Pirinç ancak misafir için pişiriliyor. Misafirlerine sunabilecekleri en lüks yiyecek, en yakın kasabaya dağlık yollardan 20 kilometre yürüyerek ulaştıktan sonra pirinçleri ile takas ederek alabildikleri yumurta.

Yatak: “tamamen doğal” malzemeler; döşekler için pirinç samanı, yorgan için palmiye lifi.

Köylülerin sağlık sigortası veya herhangi bir sosyal güvencesi yok. Yaşamlarında ne zaman bir kaza meydana gelse sefalete düşüyorlar.

17 Ekim 2003’te, 62 yaşında bir erkek köylü olan Liu Yaojia, 8 ve 11 yaşlarındaki iki oğlunu Guangzhou’da uygun bir otobüs durağına götürdü. Amacı çocuklarını evlat edinecek birilerini bulmaktı. 2001 yılında bacağını kırınca tedavi masraflarını karşılayamayan Liu, o günden itibaren çalışma yetisini de kaybetmişti. O olaydan sonra karısı da onu terk etti. İki yıl hastalık ve yoksulluk içinde kıvrandıktan sonra iki oğlunu evlatlık vermeye karar verdi. Bir gazetecinin daha sonra onunla yaptığı röportajda, çocukla rını vermek zorunda kalmış olmaktan çok üzüntü duyduğunu fakat başka bir seçeneğinin olmadığını söyledi. Tek istediği şey, çocuklarının daha iyi yaşam koşullarına ve eğitim şansına sahip olabilmeleriydi. Aynı zamanda kız kardeşine de, kendi çocuklarına bakamadığı için bütün hatanın kendisine ait olduğunu söylemişti.

Köylülerin yoksulluğu, çocuklarının eğitimini de kısıtlıyor.

Guangxi eyaletinin kırsal bir kesiminde lise mezunu olan Liu Sulan, Pekin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümüne kabul edilmişti. Fakat geçim masraflarına, okul harcına, hatta yaşadığı şehirden Pekin’e ulaşım ücretine ilişkin endişeler taşıyordu. Babası öldükten sonra ailenin geçimini yalnız başına annesi sağlıyordu. Çiftlikte aşırı yoğun çalışan anne, lisede okuyan 4 kardeşin geçimini ve eğitim giderlerini ancak karşılayabiliyordu. Kızının üniversite eğitimi için para ayırmasına hiçbir şekilde imkân yoktu. Yerel eğitim bürosundan, lise öğretmenlerinden ve komşulardan toplanan bağışlarla Liu Sulan yaklaşık 4000 yuan elde etti. Toplanan paranın hâlâ yetersiz olmasına rağmen gazeteciye şöyle diyordu: “Çözümler her zaman sorunlardan daha çoktur. Üniversiteye ulaştıktan sonra kendi başıma biraz para kazanabileceğimi düşünüyorum.”

Aslında Liu akranları arasında şanslı biri, çünkü nihayetinde üniversiteye girebilme şansını elde etti. Birçok çocuk, özellikle de kızlar, aile geçindirmenin yükünü paylaşmak için ortaöğrenimlerini bitirmeden okulu bırakıyor. Çin’in kuzeybatıdaki ücra eyaleti Ningxia’da, okuma yazma bilmeyen ve yoksulluğa düşmüş bir anne, 2002’nin başlarında bir Fransız gazeteciye, 14 yaşındaki kızı tarafından yazılmış bir mektup ve bir günlük verdi. Bir yıl sonra, günlük Fransa’da yayınlandı ve en çok satanlar listesine girdi. Günlüğün yazarı Ma Yan, çevresindeki birçok genç kız gibi, ailesinin gücü artık yetmediği için okuldan alınmıştı. Günlüğünde şöyle yazıyordu:

“Bir haftalık tatilimiz var. Annem, ‘Canım, sana söylemek istediğim bir şey var.... Korkarım bu senin okula son gidişin. Biliyorsun, üçünüzün okula gitmesine gücümüz yetmez, çünkü sadece baban çalışıyor’ dedi.

“‘O zaman evde kalmak zorundayım’ dedim.

“Annem ‘evet’ dedi.

“’Ya erkek kardeşlerim?’ diye sordum.

“’Onlar okumaya devam etmeli.’

“Anneme, neden oğlanların okula gidebildiğini ama kızların gidemediğini sordum.

“’Henüz bunları anlayacak kadar büyümedin... bir gün anne olunca anlarsın’ diye açıkladı Annem.

“Bu yıl okula gidemiyorum, erkek kardeşlerime destek olabilmek için çiftlik işlerine geri döndüm. Ne zaman sınıf arkadaşlarımın gülüşlerini hatırlasam, sanki okuldaymışım gibi hissediyordum. Keşke gidebilseydim.

“Eğer tekrar okula dönemezsem hayatımın sonuna kadar ağlayacağım... Beni nasıl bu sefalete mahkûm edersiniz? Ben okumak istiyorum!”

Yaşam kalitesinin düşüklüğü, köylülerin kırsal alandan şehirlere gitmesine yol açıyor. Birçok köylü, göçmen işçi haline geliyor. Köylüler geçici oturma izni için başvurmak zorundalar; aksi takdirde çalışamaz veya kalacak bir oda kiralayamazlar ve hatta zorla memleketlerine geri gönderilme riskiyle karşı karşıya kalırlar. Resmi yönetmeliklere göre, oturma izninin fiyatı kişi başı 5 yuan. Tüm ülkede göçmen işçilerin sayısı 100 ilâ 200 milyon kadar ki, bu da devletin geçici oturma izni çıkararak köylülerden 500 milyon ilâ 1 milyar yuan toplayabildiği anlamına geliyor.

Dahası pek çok rapor, bazı kişi ve örgütlerin izin işlemi üzerinde kontrolü ele geçirerek muazzam kârlar elde ettiklerini gösteriyor. Köylülerin başvuruları ancak bu ajanslar vasıtasıyla onaylanabildiğinden, göçmen işçiler bunlara 40 ilâ 200 yuan arasında bir hizmet ücreti ödemek zorunda.

Geçici oturma izninin yanı sıra köylülerin çalışma belgesi, aile planlama belgesi ve sağlık belgesine de ihtiyaçları var; ancak bu sayede, yakalanarak toplama evine götürülmeksizin ve ardından geri dönüş ücreti ödeyerek memleketlerine geri gönderilmeksizin şehirlerde çalışabilmeyi garanti altına alabilirler. Her türlü medya organında, söz konusu toplama evlerinde kötü muamele gören köylülere ilişkin çok sayıda rapora rastlamak mümkün. Örneğin Guangzhou Daily’nin bildirdiğine göre:

26 Ocak 2003’te Qingfeng Guangzhou şehri yerleşim komitesi geçici oturma izni olmayan beş göçmen işçiyi yakaladı. Toplama evine götürülürken, hepsi yüksek hızda giden toplama aracından dışarı atladı. Birisi kaçtı, ikisinin hastaneye götürüldükten sonra öldüğü açıklandı, biri hâlâ yoğun bakımda ve sonuncusu ise kayıp.

Bazı yerlerde toplama evlerinde çalışmak cazip bir meslek halini bile aldı. Pekin Youth Daily’nin bildirdiğine göre:

Lianyuan’ın Hunan vilayetinde toplama evinde çalışan personelin ortalama yıllık geliri 40.000 yuan. Yani bölgenin en zengin fabrikasındaki işçilerin ortalama ücreti olan 20.000 yuandan çok daha fazla. Bu para nereden geliyor?

Yerel tren istasyonuyla sözlü anlaşma yapmışlardı ve belgeleri tamam olsun olmasın istasyondan geçen tüm köylüleri gözaltına alıyorlardı. Ardından personel, para ve değerli eşyalar için köylülerin üzerini arıyordu. Eğer köylünün üzerinde 800 yuandan fazla para bulurlarsa tüm parasını ve değerli eşyalarını aldıktan sonra serbest bırakıyor, bulamazlarsa köylünün ailesine telgraf çekerek yakınlarını geri alabilmek için 800 yuan ödemelerini istiyorlardı. Eğer ailesi bu parayı ödeyemeyecek kadar yoksulsa, gözaltındaki köylü bir süre toplama evine ait olan çiftlikte çalışmaya zorlanıyordu.

Toplama evindeki her tutuklu, günde yarım kilodan az pirinç lapası ve on günde bir, tek bir dilim domuz eti alabiliyordu. Pişirilen sebzelere yağ koyulmuyordu. Toplama evinin muhasebe kayıtlarına göre 1996’da 600 köylüyü gözaltına alarak 120.000 yuan elde edilmişti. 1997’de 800 köylüden 180.000 yuan, 1998’de 1100 köylüden 280.000 yuan ve 1999’da 1400 köylüden 325.000 yuan alınmıştı.

Şehirlerde çalışmayı kendilerini yoksulluğun pençesinden kurtaracak büyük bir fırsat olarak gördüklerinden, birçok köylü, kendilerini bekleyen tüm güçlüklere ve risklere aldırmadan, memleketlerini terk ederek şehirlere gitmeye devam ediyor. Göçmen işçilerin büyük bir kısmı inşaat, hizmet ve üretim işlerinde çalışıyor. Bu işlerin çoğu, kentlilerin yapmak istemediği en pis, yorucu, tehlikeli, düşük ücretli ve en az saygı gören işler. İşçilerin durumuna ilişkin bir rapor, Dongguan-Guangdong’daki kadın göçmen işçilerin halini gözler önüne seriyor.

Yabancı sermayeli Reebok fabrikasında, taşradan gelen 5000 genç kız, günde 10 saatten fazla ve haftada altı gün çalışıyor. Barınma harcı ve refah harcı kesilmeden önceki haftalıkları 128 yuan, haftalık çalışma süreleriyse ortalama 71 saat. Yeni model bir Reebok ayakkabının fiyatı yaklaşık 100 dolarken, bahsedilen Çinli genç kızlar bunun sadece 0,7 dolarını kazanabiliyor.

20 metrekarelik banyosuz bir odayı sekiz kız paylaşıyor. Herhangi bir sağlık güvencesinden, işsizlik sigortasından ya da emeklilik hakkından faydalanamıyorlar.

Bir diğer rapor ise Şangay’daki hizmetçilerin yaşamını anlatıyor.

Anhui vilayetinden 32 yaşındaki Luo Youlian boşandıktan sonra Şangay’a geldi. Hizmetçi olarak günde 10 saat ve haftada yedi gün çalışıyor. Yerleri süpürmek, camları silmek, çamaşır ve mutfak işleri yapmak karşılığında ayda 50 dolar, bir oda ve yemek alabiliyor ki bu makul sayılan bir ücret. Her ay, kızına 12 dolar gönderiyor ve 25 doları [...]

Ulaşım onun için çok pahalı olduğu için, Şangay’da geçirdiği beş yıl boyunca memleketine sadece iki kere gitmiş. Artık evine telefon ettiğinde kızı sesini bile tanıyamıyor. Ama şöyle diyor; “Hayatımı asla Şangay’daki zengin insanlarınkiyle karşılaştırmıyorum. Bu tamamen kader. Benimki çok acımasızken, beni çalıştıran insanlarınki iyi bir kader.”

Düşük bir ücret için çok çalışmak acıklıysa, düşük bir ücret için hayatını riske atmak herhalde kahredicidir. Çin medyasında sıklıkla yer alan bir diğer haber konusu da maden kazalarıdır. 2003 Ocak-Ağustos döneminde maden kazalarında 4150 işçi hayatını kaybetti, bu günde 17 kişi demek. Kazalarda ölenlerin çoğu göçmen işçilerdi. Madenlerde güvenlik önlemlerinin olmadığı bütün Çin’de gayet iyi bilinmesine rağmen, göçmen işçiler düşük ücretler karşılığında, bir hayat sigortaları bile olmadan çalışmak için can atıyorlar. En bilinen raporlardan biri “Kasktaki Vasiyet” başlığını taşıyor ve şunlar söyleniyor:

16 Nisan 2003’te sabaha karşı 5 sularında, Hunan-Lianyunan’daki “Yedi Bir” madeninde su baskını meydana geldi. 17 maden işçisi yeraltında sıkışıp kaldı. Altı gün sonra kurtarma ekibi tünele ulaştı. 16 ceset bulundu, bir kişiyse kayıptı. Kurtarma ekibi, Nie Qingwen’in bedeninin yanıbaşında, üzerine tebeşirle vasiyet yazılmış bir kask buldu.

Vasiyet şöyleydi: “Karımdan ve çocuğumdan ayrılmaktan nefret ediyorum. Anneme 200, Deng Şuhua’ya 100 yuan borcum var. Gong Zemin’inse bana 50 yuan borcu var. Zhou Jişeng’e Credit Union’da 1000 yuan borç verdim. Wang Xiaowen bana 1000 yuan borçlu. Bankada 1650 yuanım ve bir de madendeki aylığım var... Lianxiang (karısı), çocuğumuza çok iyi bak ve anne ve babama gözkulak ol, karşılığını alacaksın. Bedenimi yakmayı unutma.”

Ortalama olarak, Çin’de her 1 milyar ton kömürün çıkarılması, büyük çoğunluğu hayat sigortasına sahip olmayan 700 kişinin canına maloluyor. Bu 700 canın ardından, binlerce aile üyesi yoksullluk içinde kalıyor.

Göçmen işçiler cüzi bir gelir için, yorucu saatler boyunca ve hayatlarını tehlikeye atarak çalışıyorlar, üstüne üstlük bazen ücretlerini zamanında alamadıkları gibi, bazen hiç alamıyorlar. Bazı kişi ve kuruluşlar göçmen işçileri kasten yazılı bir sözleşme olmaksızın çalıştırıyorlar. Göçmen işçilerin çoğu, kanunları yeterince bilmediklerinden ve kendilerine yardım edebilecek toplumsal bağlantıları bulunmadığından, birisi ücretlerini ödemeyi reddettiğinde savunmasız kalıyorlar. Göçmen işçilerin ucuz emekgücü böylece ödenmemiş emekgücüne dönüştürülüyor. Xinhua haber ajansı şöyle bildiriyor:

Qinghai eyaletine bağlı Huangzhong’da inşaat sektöründe ustabaşı olan Zhong Zhongşan, göçmen işçilerle, günde 15 yuan ödemek üzere sözlü bir anlaşmaya vardı. Ama iş bittikten sonra sadece 10 yuan ödedi.

Qinghai’deki Maping otoyolunun inşası sırasında, Şantou’dan bir inşaat ekibi Gansu’lu göçmen işçileri işe aldı. Ödeme günü geldiğinde, inşaat ekibi ödeme yapmayı reddetti. Göçmen işçiler protesto amacıyla karşılarına çıktıklarında, inşaat ekibi onları dövmeleri için silahlı adamlar kiraladı, sonuçta bir kişi öldü, sekiz kişi yaralandı. Dahası, inşaat ekibi işçilere bir miktar para vererek anlaşmazlığı sona erdirdi. Cinayetse hâlâ yasal olarak cezalandırılmadı.

Pekin-Datong’da, 2476 göçmen işçinin ödenmesi gecikmiş ücretlerinin toplamı 4.940.000 yuan ediyor. Ücretlerin bir kısmı dört yıldır ödenmiyor.

Göçmen işçilerin sefaletinin nedenlerinden biri, düşük eğitim seviyesi. Bu işçilerin çocukları da aynı kaderle yüz yüzeler. Pekin Eğitim Araştırmaları Enstitüsünün yürüttüğü araştırmaya göre, 200.000 civarında göçmen işçi çocuğu, sadece Çin hükümetinin şart koştuğu zorunlu dokuz yıllık eğitimi görüyor. Son on yıldır Pekin’deki okullar, göçmen işçilerden, çocuklarını bölgedeki okullara göndermek isteyen Pekinlilerden alınanın 3 ilâ 5 misli daha fazla okul harcı istiyor. Pekinli bir çocuğun okul harcı ortalama 400 yuan, bu da göçmen işçilerin, çocukları için 1200 ilâ 2000 yuan ödemeleri gerektiği anlamına geliyor. Böylesine yüksek harçlar sonuç olarak söz konusu çocukların yerel okullara girmelerinin önünü kesiyor ve bu yüzden 180.000 çocuk sadece göçmen işçi çocukları için oluşturulan okullara gitmek zorunda kalıyor. Bu okulların derslikleri, genellikle kullanılmayan depolardan, derme çatma kulübelerden vb. oluşan yasal olmayan binalar. Dersliklerdeki sıralar tuğla yığınları kullanılarak yapılıyor. Sıkça karşılaşıldığı üzere, kimi zaman 45 çocuk 20 metrekarelik bir odada, kimi zaman da 30 çocuk okul niyetine bir kamyonette okuyor. Öğretmenlerin çoğu, kimisi ortaokul diplomasına bile sahip olmayan, eskiden dadılık, satıcılık, aşçılık, kapıcılık yapan göçmen işçilerden oluşuyor. Aileler; derslikler kurarak, sıralar yaparak vb. okula bir hayli katkıda bulunuyorlar. 2000 yılında, bu tip 123 okulda 16.491 çocuk öğrenim gördü.

Bu okulların bir ruhsat olmaksızın işletilmesi yasalara aykırı. Böyle bir durum ortaya çıktığında okul derhal kapatılıyor. Aileler okulların gizli kalması için büyük çaba sarfediyorlar, çünkü çocuklarının okuyabilmesini sağlayabildikleri tek yol bu.

“Sosyal olarak savunmasız gruplar” genel olarak iki bölüme ayrılabilir. Birincisi, çoğu “ekonomik geçiş”le birlikte ortaya çıkmış olan kent yoksulları. Kamu işletmelerinin iflası veya borçlanması büyük boyutta işsizliğe yol açıyor. İşlerinden çıkarılan işçilerin birçoğunun eğitim seviyesi düşük ve özel vasıfları yetersiz olduğundan yeniden iş bulabilmeleri zor. Aynı zamanda, Çin’in geri sosyal yardım ve güvenlik sistemleri onlara gerekli yardımı veremiyor ve bu da durumu daha da ağırlaştırıyor. Ben, kentlerdeki sosyal olarak savunmasız grupların ortaya çıkışının sosyoekonomik geçiş sürecindeki geçici bir olgu olduğunu düşünüyorum.

Diğer kategori ise, göçmen işçileri ve tarımla uğraşanları kapsayan köylülerden oluşuyor. Bu grubun yaşadıkları ise tamamen farklı. Eskiden, doğa güçleri veya sosyal güçlerin neden olduğu kıtlık zamanlarında, köylüler hayatlarını kazanabilmek için memleketlerini terk ederlerdi. Her feodal hanedan değişikliği, doğrudan veya dolaylı olarak, köylülerin ayaklanmasıyla olurdu. Yine eğer Çinli köylülerin aktif katılımı olmasaydı, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması hayal bile edilemezdi.

Köylülerin hareketliliği her zaman ülkenin istikrarı için bir tehdit unsuru olarak değerlendirilmişti. Çin Halk Cumhuriyeti ilk kurulduğunda, köylülere bir parça toprak dağıtarak onları bu toprağa bağlamak, bu tehdidin giderilmesi için en kolay ve en etkili yöntem olarak düşünülmüştü.

Aynı zamanda, ülkenin kısa bir sürede sanayileştirilmesi için, devlet, sanayi ürünleri ve tarım ürünlerinin fiyatları arasında bir fark oluşmasını şart koştu. Bu yüzden, ne kadar çok çalışırlarsa çalışsınlar, köylüler için kaderlerindeki yoksulluktan bir çıkış yolu yoktu.

1980’den itibaren, inşaat ve hizmet endüstrilerindeki yükselişe bağlı olarak, kentlerde büyük miktarda ucuz işgücü ihtiyacı baş gösterdi. Devlet, politikasını gevşeterek köylülerin geçici olarak şehirlerde çalışmasına ve yaşamasına izin verdi. Sonuç olarak, göçmen işçilerin kırsal bölgelerden kentlere gidişinde bir patlama yaşandı. Göçmen işçiler, kendilerinin ve ailelerinin ekonomik koşullarını iyileştirmek umuduyla, en pis, yorucu, tehlikeli ve düşük ücretli işleri yapmak için, büyük zahmetlere katlanarak şehirlere geldiler.

Ancak bu insanlar şehirlerde ayrımcılık ve zorbalıkla karşılaşıyor. “Göçmen işçiler”, kent halkının gözünde, pis, cahil, kaba ve eğitimsiz anlamına gelen damgalanmış bir terim. Göçmen işçilerin bir kısmı ücretlerini zamanında alamadıklarında, kendilerini etkin bir şekilde koruyamıyorlar. Göçmen işçilerin çocukları, yaşıtları ile aynı koşullarda öğrenim görme imkânı bulamıyor.

Peki bunca sefalet neden? Çünkü onlar köylü; Çin’in görünmeyen, savunmasız ve dışlanmış insanları. Çünkü onlar, cömert ve son derece tahammüllüler. Bir köylünün ortalama olarak okulda geçirdiği süre 6 yıl, bu da politika oluşturma süreçlerini etkileme kanallarının olmadığı anlamına geliyor. Ayrıca, bir köylü çocuğu üniversiteye girerse, Yerleşim Kayıt Yönetmeliğine göre doğrudan kentlere gidiyor. Bundan böyle bir köylü olarak görülmediğine göre, neden köylülerin yaşamlarını umursasın ki?

Köylüler lehine konuşan pek az kimse var. Li Çangping de bunlardan biri. İktisat dalında yüksek lisansa sahip ve Hubei vilayetinin Quipang kasabasında yerel Parti Komitesi sekreteri olarak çalışıyor. 2000 yılı Mart ayı başlarında, Başbakan Zhu Rongji’ye 4000 kelimelik bir mektup yazdı. Mektup şöyle başlıyor:

Adım Li Çangping. 37 yaşındayım. 17 yıl ilçe yönetiminde çalıştım. Partiye olan sonsuz sadakatim ve köylülere karşı derin ilgimle, bu mektubu size gözyaşları içinde yazıyorum. Size söylemek isterim ki, köylüler büyük bir ıstırap, kırsal kesim büyük bir yoksulluk ve tarım büyük bir tehlike içinde...

Li Çangping mektubun sonraki bölümünde, köylülere yüklenen ağır vergilere, kırsal kesimdeki işgücünün kaçışına, tarımsal üretimdeki ciddi azalışa ve yerel yönetimin tarımdaki başarıyı abartarak övünmesine değiniyor.

Mektup merkez yönetiminin dikkatini çekmeyi başardı ve ilçeye bir denetleme ekibi gönderildi. Ancak, Li Çangping çevresindeki bürokrasinin yoğun baskısıyla istifa etmek zorunda kaldı.

Vatandaşlarının yarısından çoğu yoksulluk içinde yaşayan bir ülkenin geleceğinin korkunç olduğuna inanıyorum. Bir de bu halk yöneticileri tarafından görmezden geliniyorsa, durum tamamen umutsuzdur.