Navigation

Artan Gıda Fiyatları ve Devrimci Ayaklanmalar

Kapitalizm milyonlarca insanı açlık ve yoksulluğun pençesine itiyor. Diğer taraftan kendi mezar kazıcılarını da çoğaltmış oluyor. Artan gıda fiyatları ile birlikte açlığın yaygınlaştığı Kuzey Afrika’da, isyan bayrağını çeken emekçi kitleler bugün burjuvazinin yüreğine korku salıyor. Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Gıda Örgütü’nün (FAO) tahıl, bitkisel yağlar, süt ürünleri, et ürünleri ve şeker fiyatlarını baz alarak oluşturduğu Dünya Gıda Fiyat Endeksi verilerine göre, gıda fiyatları Ocak 2011’de artış rekoru kırdı. Petrol fiyatlarının artmasıyla gıda fiyatları da buna paralel olarak arttı. 2008 yılında da petrol fiyatlarına paralel olarak gıda fiyatlarında benzer bir artış yaşanmıştı. 2008 yılında buğday, mısır, pirinç, nohut, fasulye gibi tahıl ve bakliyat ürünlerinin fiyatlarının %35 ilâ %130 arasında fahiş bir şekilde artması sonucu Mısır’dan Haiti’ye kadar otuz yedi ülkede kitleler sokaklara dökülmüştü. Yaşanan fiyat artışı hızını kesmeden devam etti ve 2011’de rekor seviyeye ulaştı.

Diğer taraftan açlık, yoksulluk ve işsizlik oranı da gün geçtikçe artıyor. FAO verilerine göre, dünyada halen 925 milyon kişi açlık seviyesinin altında yaşıyor. 5 yaşın altındaki 200 milyon çocuk yetersiz besleniyor. Yine her yıl 5 yaş altı yaklaşık 13 milyon çocuk, yetersiz ve dengesiz beslenmeye bağlı önlenebilir rahatsızlıklardan dolayı hayatını yitiriyor. ILO’nun 2011’de yayınladığı verilere göre dünyada 203,3 milyon kişi işsiz. Üç milyardan fazla insan günde 2 doların altında bir kazançla hayatını sürdürmeye çalışıyor. Öyle ki artan gıda fiyatları ile açlık katlanılmaz noktaya gelmiştir. 1,5 milyardan fazla insan ise günde 1 doların altında bir gelirle yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Bu sayı 2015 yılında 2 milyarı bulacak. Sadece son birkaç sene içerisinde, savaşlardan ve yoksulluğun sebep olduğu sorunlardan dolayı hayatını kaybeden insan sayısı, 1. ve 2. Dünya Savaşında ölen toplam insan sayısından fazla. Bu da gösteriyor ki çürümüş, bataklığa dönmüş kapitalist sistemin insanlığa açlık, yoksulluk ve ölümden başka vereceği bir şey yoktur.

Gıda fiyatları neden artıyor?

Artan gıda fiyatları burjuva ideologlar tarafından kuraklık, sel, don gibi doğa olaylarına veya Çin’de insanların daha fazla gıda maddesi tüketmesi gibi komik nedenlere dayandırılmaya çalışılıyor. Oysa bunların hepsinin zırvalıktan ibaret olduğu açıktır. Çünkü 6,5 milyarlık dünya nüfusuna yetecek kadar gıda maddesinin üretildiği bizzat kapitalist bir kurum olan Dünya Gıda Örgütü’nün yayınladığı raporlarda yer alıyor. Ayrıca gelişen teknolojiyle birlikte, milyarlarca insanı sağlıklı bir şekilde besleyecek, kalori derecesi yüksek gıda maddeleri, geçmişe göre çok daha kısa zamanda ve çok daha fazla üretilebilmektedir. Gıda fiyatlarının fahiş derecede yükselmesinin ve milyonların açlıktan ölmesinin sebebi kıtlık değil, kapitalizmin kâr hırsıdır. Gıda insanlar için herhangi bir mal değil, yaşamak için en zorunlu ihtiyaç iken, kapitalistler için tıpkı diğer mallar gibi değişim değeri olan bir metadır. Dolayısıyla amaç bu metadan en yüksek kârı sağlamaktır.

Emperyalist tekeller, IMF ve Dünya Bankası eliyle uygulamaya sokulan tarım programlarıyla tarımı altüst ederek, kuşaklardır geleneksel olarak üretilmekte olan temel tarımsal ürünlerin yerine kendi çıkarlarına uygun ürünleri geçirdiler. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu pek çok ülkede, ABD ve AB’nin sübvansiyonlu ucuz ürünleriyle rekabet edemeyen, mazot, gübre ve nakliyat fiyatlarındaki artışla baş edemeyen ve tarım tekelleriyle rekabet gücü bulunmayan milyonlarca köylü, tarlalarını terk edip, hayvancılıktan vazgeçip, kentlere göç etmek zorunda bırakıldı. Böylece tarımsal ürünler ve diğer gıda maddelerini tekellerine alan emperyalist şirketler, fiyatları da istedikleri gibi belirleyebiliyorlar.

Birçok ülkede milyonlarca hektar tarım alanının ekilmesine izin verilmiyor. Örneğin bugün Brezilya’da 120 milyon hektar kullanılmayan tarım alanı bulunuyor. Gıda fiyatlarının artmasının diğer bir nedeni de, ekonomik krizle birlikte diğer sektörlerde kâr oranlarının düşmesi nedeniyle, sermayenin fiyat spekülasyonlarına açık bu sektöre kaymasıdır. Başta tahıl ürünleri olmak üzere diğer gıda maddelerini stoklayan emperyalist tekeller yapay fiyat artışı yaratarak, milyar dolarları insanların ölümü pahasına ceplerine indirmişlerdir. Sadece Türkiye’de, pirinç fiyatlarının bu spekülatif artışından tekeller 150 milyon dolar kazanmışlardır.

Kapitalistler bu tür yöntemlere her kriz döneminde başvurmaktadırlar. 1929 krizinde milyonlarca insan açlıktan kırılırken, fiyatlar düşmesin, kapitalistler zarar etmesin diye ABD’de tonlarca gıda maddesi imha edilmiş, tarım arazileri ekilmemiş, 6 milyon domuz katledilmişti. Bizzat kapitalist devletler malları stoklayıp karaborsaya düşürerek muazzam kârlar elde etmişlerdi. Tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün de kapitalizm aşırı üretim krizine girmiştir ve geçmişin yöntemleri uygulanmaya, tonlarca gıda maddesi imha edilmeye devam edilmektedir. Örneğin 2009 yılında sadece Avrupa’da 40 milyon litre süt sokağa dökülmüştür. Diğer taraftan bu kadar üretime ve stoğa rağmen, yoksulluk nedeniyle bunları satın alamayan insanlar Haiti’de çamur kurabiyesi yiyorlar, Zimbabwe’de Gonarezhou Ulusal Parkı’ndaki ölmüş file saldırarak aç karınlarını doyurmaya çalışıyorlar.

Bir taraftan ekilmeyen diğer taraftan sanayileşme ve kentleşme sonucu iyice küçülen tarım alanları, bu yetmezmiş gibi son yıllarda biyolojik yakıt ürünlerine ayrılmış durumdadır. Soya, mısır, ayçiçeği, kanola, aspir, şeker kamışı gibi çoğu temel gıda maddeleri olan bitkiler, şimdilerde gıda olarak kullanılmak üzere değil, etanol ve biyodizel elde etmek üzere üretiliyorlar. Örneğin Brezilya’da tarıma elverişli toprakların biyoyakıt üretimine ayrılan kısmı Britanya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’un toplam alanına eşit. Üstelik bir otomobilin yakıt deposunu doldurmak için kullanılan tahıl miktarı, bir kişinin 1 yıl boyunca tüketeceği tahıl miktarına eşit. İşte gerçekler bu kadar net ortada. İnsanlar açlıktan ölürken, depolar ardına kadar dolu iken, her yıl milyonlarca ton gıda maddesi çürümeye terk edilirken, milyonlarca hektar arazi ekilmezken, tahıl ürünleri biyoyakıt olarak kullanılırken, kapitalist asalaklar gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar. Gıda fiyatlarının artışının nedeni kıtlık değildir. Sorun, kapitalizmin akıl dışılığı, anarşik üretimi, kâr hırsıdır.

Açlık ordusu isyan ediyor

Artan gıda fiyatlarıyla birlikte bir dilim ekmek bulamayan kitleler, 2008 yılında sokaklara dökülmüş, yıllardır katlandıkları baskıya, zulme isyan bayrağını açmışlardı. Başta Mısır ve Haiti’de olmak üzere Asya’dan Afrika’ya birçok ülkede ayaklanan kitleler polisin copuna kurşununa rağmen yürümüş, eylemlerle, grevlerle burjuvaziyi sarsmışlardı. 2011 başında, gıda fiyat artışının rekor kırdığı günlerde de, emekçi kitlelerin açlığa, yoksulluğa, sefalete ve baskıya karşı Tunus’ta başlattıkları isyan kısa sürede Cezayir, Mısır, Yemen, Libya ve diğer Arap ülkelerine sıçradı. Yıllardır emekçileri açlık ve yoksulluğa mahkûm eden, seslerini yükseltmelerini engellemek için en koyu baskı yöntemlerine başvuran diktatörler birer birer koltuklarını terk etmek zorunda kalıyorlar. Aslında artan gıda fiyatları karşısında nelerin olabileceğini tahmin eden burjuva uzmanlar kapitalistlere ne zamandır uyarılarda bulunuyorlardı. IMF başkanı Dominique Strauss-Kahn, 12 Nisan 2008 tarihli bir basın konferansında şunları söylüyordu: “Eğer gıda fiyatları bugünkü gibi yükselmeye devam ederse, bunun, Afrika’nın da dahil olduğu fakat sadece Afrika’dan ibaret olmayan geniş bir ülkeler grubunda, nüfus üzerindeki sonuçları korkunç olacak. Yüz binlerce insan açlıktan ölecek. Çocuklar, sonuçlarını tüm yaşamları boyunca hissedecekleri bir beslenme yetersizliği çekecekler. Üstelik hükümetlerin çoğu … halk karşısındaki meşruiyetlerinin tümüyle yıkıldığını görecekler. Bu yüzden, bu yalnızca bir insanlık sorunu değildir. Yalnızca bir ekonomik sorun değildir. Aynı zamanda demokratik bir sorundur. Geçmişten öğrenerek bildiğimiz gibi, bu tip sorunlar bazen savaşa yol açar. Bu yüzden, eğer meta fiyatlarındaki, özellikle de gıda fiyatlarında aşırı yükselişin korkunç sonuçlarından kaçınmak istiyorsak, bu sorunu şimdiye kadar olduğundan çok daha fazla dikkate almamız gerekiyor. … Bunun için IMF’nin reforme edilmesi kesinlikle zorunlu…” (akt. İlkay Meriç, MT, sayı 38)

IMF başkanı, ayaklanan aç kitlelerin artık burjuva hükümetlerin meşruiyetini tanımayacağını, yani aslında kendi gücünün farkına varacağını, zincirlerini kıracağını, böylece kendilerini yıllardır baskı ve sömürü altında yönetenleri tanımayacağını söylüyordu. Nitekim öyle de oldu ve Tunus’ta, Mısır’da ayaklanan kitleler, yıllardır baskılarına, zulümlerine maruz kaldıkları diktatörleri devirdiler. Ancak sermayenin asıl korkusu emekçi kitlelerin sadece diktatörleri devirmeleri değil, kendi iktidarlarını kurarak kapitalizmi tasfiye etmeleridir.

Burjuvazi, en temel gereksinimlerini sağlayamayan, hayat pahalılığı yüzünden perişan olan aç kitlelerin kapitalist sistem için nasıl bir tehlike olduğunu sınıf mücadeleleri tarihinden iyi bilir:

“Özellikle devrimci durumlara gebe olan emperyalist savaş ve kriz dönemlerinde, milyonlarca insanı etkileyen ve açlıktan kırılmalarına sebep olan uzun süreli, kronik kıtlıkların yaşandığı bilinir. I. Emperyalist Paylaşım Savaşının öncesinde Çarlık Rusya’sını ve Doğu Avrupa’yı sarsan kıtlık, önce 1905 devrimine ve sonrasında da Ekim Devrimine giden yolun açılmasında önemli rol oynamıştır. 1911’de Fransa’nın kuzeyinde, savaş boyunca (1916-17 yılları arasında) İngiltere’de, yine 1917’de New York’ta ve Almanya’da, 1918’de Barselona’da açlık yüzünden kitleler isyan etmişler ve kitle grevleriyle tüm Avrupa’yı sarsmışlardı. Ardından da devrimci ayaklanmalar gelmişti.” (Kerem Dağlı, Açlık Ordusu Yürüyor, MT, Sayı 38).

Bugün Arap emekçilerinin başlattığı isyan gittikçe yayılıyor. Dünyanın birçok ülkesinde açlık ve yoksulluktan usanmış kitleler de önümüzdeki süreçte isyan bayrağını açacaktır. İşte burjuvazinin bugün ölesiye korktuğu şey de budur.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 73, Nisan 2011