Navigation

Mısır’da Halkları Birbirine Kırdırma Girişimleri

Mısır’da Mübarek döneminin kalıntılarının tasfiye edilmesine dönük eylemler devam ederken, bir taraftan da Müslüman kitleler Hıristiyan Kıptilere karşı kışkırtılıyordu. Ekim ayı başlarında Kıptilere dönük saldırılar arttı. Binlerce Kıpti Hıristiyan meydanlara dökülerek ordu ve polisin hesap vermesi talebinde bulunarak, uygulanan ayrılıkçı politikalara karşı çıktı. Binlerce kişi, “devrimimiz gasp ediliyor” diyerek demokrasi ve adalet istediklerini meydanlarda haykırdılar. Mısır’da yeni bir anayasanın yapılması gündemdeyken, Müslüman ve Hıristiyan halkların karşı karşıya getirilmesi dikkat çekiyor.

Kıptilere dönük saldırıların ortaya çıkışı

Aswan bölgesindeki bir kilisenin kundaklanmasını protesto eden Kıptiler, saldırıdan sorumlu tuttukları Aswan valisi Mustafa el Seyid’in görevden alınması için 9 Ekimde protesto gösterisi yaptılar. Kıptiler protestolarını, Hıristiyan karşıtı yayınlar yapan devlet televizyonu önünde oturma eylemiyle devam ettirmek istediler. Hıristiyanlar devlet televizyonu binasının önüne doğru, “Halk Mareşal Tantavi’nin devrilmesini istiyor” sloganlarıyla yürümeye başladılar.

Mübarek’in devrilmesinin ardından Askeri Konsey tarafından yönetilen Mısır’da, orduyu hedef alan bu sloganlara bazı Mısırlı Müslümanlar da destek verdi. Ne var ki devlet televizyonu binası önünde oturma eylemi yapan eylemciler sivil giyimli provokatörlerin silahlı ve sopalı saldırılarıyla karşılaştılar. Hemen ardından ise askeri araçlar protestocuların üzerine sürüldü. Çok sayıda insan araçların altında kalarak ve açılan ateş sonucunda yaşamını yitirirken, yüzlercesi yaralandı. Ordu ve polisin baskılarıyla yılmayan kitle yapılan saldırılara karşılık verdi. Ortalık adeta savaş alanına dönerken, çatışmalar Kahire’nin Tahrir Meydanına kadar uzandı.

Olaylar sonucunda onlarca kişi tutuklanarak eylemler sonlandırılmaya çalışıldı. Ancak, ertesi gün yapılan cenaze törenlerine binlerce insan katılarak, “Hain Tantavi, Kıptilerin kanları bu kadar ucuz değil!” diye sloganlar atıp, askeri cuntanın başkanı Mareşal Tantavi’nin görevden azledilmesi çağrısında bulundu. Yakınlarının matemini tutanlar ölümlerden sorumlu tuttukları orduyu öfkeyle suçladılar. Önce paramiliter çetelerin saldırısına uğradıklarını, ardından polisin ateş açtığını, daha sonra da askeri araçların üzerlerine sürüldüğünü ifade ettiler.

Yaşanan olaylar neye işaret ediyor?

Yıllardır bir arada yaşayan halklar bugün birbirlerine karşı kışkırtılmaya çalışılıyor. Hıristiyanlara karşı gerçekleştirilen bu saldırı ilk değildir. Geçen Mayıs ayında da bir Kıpti kilisesine düzenlenen saldırıda 12 kişi, Mart ayında ise Tahrir Meydanı’nda Hıristiyan ve Müslümanlar arasındaki çatışmalarda 13 kişi hayatını kaybetmişti.

Özellikle son aylarda Hıristiyanlara yönelik ayrımcılık artmaya başlamıştır. Özellikle devlet kanalı eliyle yapılan yayınlarda Müslümanlar Hıristiyanlara karşı kışkırtılmakta ve iktidar radikal İslamcıların gerçekleştirdiği saldırılara göz yummaktadır. Devlet eliyle örgütlenen faşist çeteler provokasyon gerçekleştirmekte, Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında ayrılık yaratılmaya çalışılmaktadır. Aslında öteden beri gelmekte olan bu ayrımcılığa örnek olarak, Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçişin tanınması ama Müslümanlıktan Hıristiyanlığa geçişin kabul edilmemesi ve farklı dinden olanların evlenmelerinin yasak olması verilebilir.

85 milyon nüfusu olan Mısır’ın yüzde 10’unu Kıpti Hıristiyanlar oluşturuyor. Ocak ayında işsizliğe, yoksulluğa ve Mübarek diktatörlüğüne karşı başlayan halk isyanı, azgın devlet terörüne rağmen kararlılıkla devam etmişti. Tahrir Meydanında toplanan ve günlerce eylemlerine devam eden binlerce emekçinin içerisinde her iki dine de mensup insanlar mevcuttu. Hatta hatırlayacak olursak, meydanlara dökülen kitlelere saldıran polise karşı Hıristiyanlar ve Müslümanlar ortaklaşa karşı koymuşlardı.

Yıllardır baskı rejimleri altında inleyen halkların ortak hareket etmesinin önüne geçmeye çalışan egemen güçler her zaman yaptıkları gibi uğursuz rollerini oynuyorlar. Din, mezhep vb. ayrımlar kaşınarak, kitlelerin taleplerini ortak mücadeleleriyle hayata geçirmelerinin önüne geçilmek isteniyor. Şu an iktidarda olan Yüksek Askeri Konsey, şimdiye kadar bekçiliğini yaptığı Mübarek rejimiyle arasına mesafe koymuş gibi yaparak ve kendisinin geçmiş baskıcı rejimlerden farklı olduğu izlenimi yaratarak halkı aldatmaya çalışıyor.

Ancak Mübarek devrildikten sonra yaşanan olaylar ordunun gerçek yüzünü ve neye hizmet ettiğini gözler önüne sermeye başlamıştır. 28 Kasımda yapılacak olan seçimlerde kitlelerin ortak hareket etmesinin önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Levent Toprak’ın şu sözleri, kitlesel örgütlü bir hareketin olmadığı koşullarda nasıl bir “demokrasinin” olacağını ortaya koyuyor: “Orduyu doğrudan doğruya sıkıştıracak yeni ve daha güçlü bir kitlesel kabarış söz konusu olmadıkça, ortaya ordu vesayetinin parlamento şalıyla örtüldüğü ve bunun ‘demokrasi devrimi’ diye pazarlandığı güdük bir yapılanmanın çıkması olasılığı yüksek olacaktır.” (Kitle Ayaklanmalarında İlk Evre Tamamlanırken, MT, no:72)

Mısır başbakanı Essam Şerif, ülke halkına “sükûnet” çağrısında bulunuyor, Mısır’da Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki sürtüşmelerin “ülke güvenliğine tehdit oluşturduğunu” söylüyor. Yaşanan olaylardan kendileri sorumlu değilmiş gibi bir de halkı sükûnete çağırıyorlar. Olayların kontrolden çıkmasından korkuyor olacaklar ki, ayaklanan Kıptilerin eylemlerini vahşi saldırılarla bastırmaya çalışıyorlar. Fırsattan istifade eden egemenler derhal gece sokağa çıkma yasağı ilan etmiş ve sıkıyönetim uygulamışlardır.

Marksist Tutum sayfalarında defalarca vurgulandığı üzere, Ortadoğu ve Kuzey Afrika halklarının ayaklanmasını bir devrimle taçlandıracak güçlü bir örgütlülük ve devrimci bir önderlik ne yazık ki henüz yoktur. Bu nedenle de kendiliğinden bir hareketin varacağı nokta bellidir.

Mısır’daki Kıpti ve Müslüman emekçilerin, demokratik bir anayasa talebi de dahil olmak üzere Mübarek’i devirirken ortaya koydukları tüm taleplerin hayata geçmesini sağlamak için, her türlü ayrımı bir kenara koyarak örgütlenip birlikte hareket etmeleri gerekiyor.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 80, Kasım 2011