Navigation

Nepal’de Deprem ve Emekçilerin Sefaleti

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Devlet kapitalizmi savunusuyla hareket eden NKP(M)’nin Nepalli işçi ve emekçilerin mücadelesini getirdiği nokta ortadadır: Uluslararası kapitalist sistemle bütünleşme derinleşirken, işçi ve emekçi kitleler yoksulluk ve sefalet içerisinde debelenmeye devam etmektedirler. Depremin sonuçları Nepalli emekçilerin içinde bulunduğu bu durumu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu insanlık dışı koşullardan kurtuluş ancak kapitalist sistemin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacaktır.

Nepal’de 25 Nisanda gerçekleşen 7,8 büyüklüğündeki depremin enkazı henüz kaldırılamadan 12 Mayısta 7,3 büyüklüğünde bir büyük deprem daha yaşandı. Asıl yıkıcı etkiyi yaratansa ilk deprem oldu. Bu depremde başta başkent Katmandu olmak üzere pek çok kent feci şekilde zarar gördü. Birleşmiş Milletler raporuna göre 8 milyonu aşkın insan depremden etkilendi. Nepal’e komşu olan Hindistan, Tibet ve Bangladeş’te de hissedilen ve can ve mal kaybına yol açan deprem, Nepal’de 8 binden fazla insanın ölümüne, 20 bin civarında insanın yaralanmasına, 650 bin kişinin evsiz kalmasına yol açtı. Yüzlerce insan ise hâlâ kayıp.

Nepal’de gerçekleşen depremin ağır bilançosunu esasında yoksulluk ve sefalet koşullarının sonucu olarak görmek gerekiyor. Unufak olmuş yapıların görüntülendiği fotoğraf kareleri yaşam mücadelesi veren emekçilerin sefalet koşullarını yansıtmaktadır. Başkentten diğer bölgelere, köylere doğru gidildikçe yıkımın boyutlarının artması da depremin yoksulluk içinde kıvranan, sağlıklı evlere sahip olmayan emekçileri vurduğunu açıkça göstermektedir. Deprem bölgesinde yer aldığı için daha önce de şiddetli depremlerin yaşandığı Nepal’de deprem sorunu göz önünde bulundurulmaksızın yapılan derme çatma evlerden böylesine şiddetli bir deprem sonrasında insanların sağ çıkmaları mucize olurdu. 1934 yılında gerçekleşen 8,2 büyüklüğündeki depremde Nepal yine adeta harabeye dönmüş ve 12 bin kişi yaşamını yitirmişti. 1988’de bir deprem daha gerçekleşmiş ve Hindistan’da 282, Nepal’de bine yakın insan ölmüş, 16 bin kişi de yaralanmıştı.

Yolların kullanılamaz hale geldiği, elektrik kesintilerinin yaşandığı, hastanelerin, sağlık görevlilerinin yetersiz olduğu Nepal’de halk çoğu yerde kendi imkânlarıyla yakınlarının cesetlerini enkaz altından çıkardı. Yaralılar yollarda, barakalarda tedavi edilmeye çalışıldı. Hükümetin acil durumlarda neler yapılması gerektiğine dair hiçbir planı yok. Gıda ve barınma sorunu yaşayan depremzedeler kendilerine hiçbir yardım ulaştırmayan hükümeti protesto ettiler. Eyleme katılan bir kişi sorunlarını şöyle ifade ediyor: “Hiçbir yardım almadık, açız, içecek hiçbir şeyimiz yok. Uyuyamıyoruz. Yedi yaşında bir çocuğum var ve dışarıda uyuyor. Hava soğuyor ve insanlar zatürre oluyor. Bu hükümet hiçbir şey yapmadı. Kahrolsun hükümet.”

Sokaklarda kalan binlerce insan salgın hastalıklarla, açlıkla yüz yüzeyken mevcut hükümet acz içerisinde sadece uluslararası yardım çağrılarında bulunmakla yetiniyor. Dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan Nepal’de yaraların sarılması pek de kısa sürecek gibi görünmüyor. Maliye bakanının yaptığı açıklamaya göre yıllar sürecek inşaat maliyetleri 10 milyar doları bulacak ki, bu rakam Nepal’in gayrisafi yurtiçi hasılasının neredeyse yarısı demek. 27 milyon nüfusu olan Nepal’de kişi başına düşen yıllık milli gelir 240 dolar civarında. Nüfusun üçte ikisi yoksulluk sınırının altında yaşıyor. %90’ı kırsal bölgede yaşayan nüfusun %76’sı tarımla uğraşıyor, %18’i hizmet sektöründe, %6’sı da sanayi sektöründe çalışıyor. Tarımla geçimini sağlayanlar, hâlâ insan gücüne dayalı yöntemlerle, geri tekniklerle üretim yapıyorlar. Nüfusun yarısından fazlasının okuma-yazması yok. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2011 raporuna göre, Nepal’de her 10 bin kişiye 50 hastane yatağı ve 2,1 doktor düşüyor.

Yukarıdaki istatistiksel veriler Nepalli işçi ve emekçilerin nasıl bir yoksulluk ve sefalet içerisinde yaşadıklarını ve onları deprem sonrasında ne tür ağır koşulların beklediğini anlamak açısından çarpıcıdır. Bugün bu koşullarda yaşam savaşı veren Nepalli işçi ve yoksul köylüler, 2006 yılında krallığa karşı militan bir mücadele vermiş ve monarşiyi yıkarak önemli ve tarihsel bir fırsatı yakalamışlardı. Ancak devrimci Marksist bir önderliğin eksik olduğu koşullarda küçük-burjuva Maoist bir önderliğin arkasına takılan kitleler, cumhuriyetin ilanı gerçekleştirildikten sonra mücadeleyi daha ileri bir noktaya taşıyamadılar. İşçiler, tarım proleterleri ve yoksul köylüler iktidarı ele geçirerek kendi öz örgütlülükleri temelinde bir devlet inşa edemediler.

Nepal’de yıllarca Nepal Komünist Partisi (Maoist) ve yasal muhalif partiler öncülüğünde monarşiye karşı mücadele yürütülmüştü. Talepleri, krallığın yerine bir parlamenter cumhuriyetin kurulması, anayasanın bu temelde yeniden düzenlenmesi ve baskıların son bulmasıydı. NKP(M) bu taleplerle 1996 yılında, “Uzun Erimli Halk Savaşı”nı başlattı. Nisan 2006’da ise 19 gün boyunca süren ve bir milyon insanın sokaklara döküldüğü bir ayaklanma gerçekleştirildi. Krallığın despotizmine karşı demokrasi isteyen Nepalli işçi ve köylüler, askerin ve polisin ağır saldırılarına uğradılar. Sokaklarda insanlar tarandı, evleri basıldı ve 10 yılda 13 bin insan katledildi. Ancak tüm baskılara ve katliamlara rağmen Nepalli işçiler ve yoksul köylüler cesurca ölümü göze alarak sokaklara çıktılar, ülke genelinde yürüyen grev dalgasını büyüttüler. Ne yazık ki bu mücadelenin hedefleri, devrimin önderliğine soyunan NKP(M) tarafından kapitalizmin sınırlarını aşmayacak şekilde belirlenmişti. Aşamalı devrim anlayışıyla hareket eden NKP(M), önce burjuva demokratik sorunların çözülmesi gerektiğini savunuyordu.[*]

Kitlelerin isyanı sonrasında kral, 2006 Nisanında, bir yıl önce kapattığı meclisin yeniden açılmasını ve seçimlerin düzenlenmesini kabul etmek zorunda kaldı. NKP(M), Kurucu Meclis için adil seçimler yapılması üzerinden Yedi Partili İttifakla anlaşarak ateşkes ilan etti ve geçici hükümete katıldı. Meclis, 18 Mayıs 2006’da kralın elinden yetkilerini aldı ve 28 Aralık 2007’de de NKP(M)’nin talebi üzerine cumhuriyeti ve federalizmi ilan etti. 10 Nisan 2008’de Kurucu Meclis seçimleri yapıldı ve NKP(M) seçimin galibi oldu. 28 Mayısta gerçekleştirilen Kurucu Meclisin ilk oturumunda, krallık ezici oyla tasfiye edilirken federatif demokratik cumhuriyet resmen ilan edildi. Monarşinin son bulmasıyla birlikte dünyanın çeşitli yerlerinde kendilerine sosyalist diyen küçük-burjuva devrimcilerden zafer nidaları yükselmişti.

Lakin bu noktadan itibaren kitlelerin örgütlenmesinde ve ayağa kalkışında önemli bir yeri olan halk komiteleri etkisiz hale getirilmeye başlanmış ve işçiler, yoksul köylüler Kurucu Meclisin otoritesi altına itilmişti. NKP(M), işçi sınıfının ve köylülerin devrimci enerjisini burjuva sınırlara hapsederek heba etti. Kitlelere gerektiği gibi önderlik edemeyen NKP(M), ancak 2009’a kadar ülke yönetiminde kalabildi. NKP(M) lideri Praçanda, bir generalin görevden alınma kararına ilişkin olarak Cumhurbaşkanı Ram Baran Yadav ile girdiği tartışma sonrasında başbakanlıktan istifa etti ve partisi de hükümetten çekildi. 4 Mayıs 2009 tarihinde hükümetten çekilene kadar bir koalisyon hükümeti ile iktidarda yer alan NKP(M), ilerleyen yıllarda giderek güç kaybetti. 2013’teki son parlamento seçimlerinde %25,5 oy oranıyla Nepal Kongre Partisi galip geldi ve Suşil Koirala başbakan oldu. 2008 yılında %30 oy oranı ve 220 sandalyeyle mecliste birinci parti olan NKP(M) ise bu seçimde %15 oy ve 54 milletvekili ile üçüncü parti konumuna geriledi. (2009’da isim değişikliğine giden NKP(M), Nepal Birleşik Komünist Partisi (Maoist) adını almıştır.)

Devlet kapitalizmi savunusuyla hareket eden NKP(M)’nin Nepalli işçi ve emekçilerin mücadelesini getirdiği nokta ortadadır: Uluslararası kapitalist sistemle bütünleşme derinleşirken, işçi ve emekçi kitleler yoksulluk ve sefalet içerisinde debelenmeye devam etmektedirler. Depremin sonuçları Nepalli emekçilerin içinde bulunduğu bu durumu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu insanlık dışı koşullardan kurtuluş ancak kapitalist sistemin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacaktır. Nepalli emekçilerin, geçmiş mücadelelerinden dersler çıkarıp iktidarı kendi ellerine almayı hedefleyen bir devrim perspektifiyle mücadelelerini büyütmeye ihtiyaçları var. Ancak bu mücadelenin büyümesi ve başarıya ulaşabilmesi için Stalinist-Maoist aşamalı devrim anlayışlarından kendini sıyırmış, sürekli devrim anlayışıyla enternasyonalist komünist çizgideki bir proleter devrimci önderliğe gereksinim var. Elbette bu ülkede işçi sınıfının ve yoksul köylülüğün başarıya ulaşması ve iktidarının kalıcı olması, Çin, Hindistan gibi Asya’nın çok daha gelişmiş kapitalist ülkelerinde patlak verecek ve Nepal’e yardım eli uzatacak devrimlere bağlıdır.



[*]       Ayrıntılı okuma için bkz: Selim Fuat, Nepal: Maoculuk ve “Sosyalist” Yönelimli Ulusal Kapitalizm!, MT, no:39