Navigation

İslamofobik Saldırganlık Tırman(dırıl)ıyor

Geçtiğimiz haftalarda ABD’de üç Müslüman gencin evlerinde katledilmesi, İslamofobinin ve yabancı düşmanlığının ne denli yükseldiğini gösteren son olaylardan biridir. 10 Şubatta Filistin asıllı 23 yaşındaki Deah Barakat, eşi Yusor Muhammed ve onun kızkardeşi Razan Muhammed, Craig Stephen Hicks adlı bir beyaz Amerikalı tarafından silahla vurularak öldürüldü. Müslüman üç gencin katledilmesinin ardından ikiyüzlü burjuva politikacılar, çıkarları temelinde kitleleri arkalarına almak için açıklamalar yaptılar.

Emperyalist-kapitalist devletler, izledikleri saldırı politikalarını emekçi kitleler nezdinde meşrulaştırmak ve halkları tepkisizleştirmek için her türlü oyuna, yalana, çarpıtmaya başvuruyorlar. Batılı emperyalist güçler, bugün başta Ortadoğu olmak üzere Kafkasya’dan Afrika’ya dek dünyanın pek çok bölgesinde yürütülen emperyalist savaşları, “uluslararası terörizm”e karşı, “özgürlük ve demokrasi” savaşı olarak propaganda ediyor ve bunun ideolojik arka planını da “medeniyetler çatışması” tezleriyle döşüyorlar. SSCB’nin çöküşünün ardından ortaya atılan bu tez, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra yoğun bir uğraşla hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bu temelde dünya halkları, İslam ve Hıristiyanlık “medeniyetleri” temelinde kutuplaştırılmak ve düşmanlaştırılmak isteniyor.

İçinde bulunduğumuz tarihsel kriz ve emperyalist savaş koşullarında, İslam coğrafyasında egemen güçler tüm sorunların kaynağı olarak Batı’yı gösterip kendilerini aklamaya; sözümona uygar, modern geçinen Batı burjuvazisi de İslam karşıtlığı üzerinden kapitalizmin yarattığı sorunları gizlemeye çalışıyor. ABD ve Avrupa’da, gerek göçmen karşıtlığı, gerekse İslam coğrafyasında yaşayan insanları ilkel, cahil, geri, barbar, cani, terörist ilan eden İslamofobik yaklaşımlar yaygınlaşmakta ve ırkçılık pervasızca tırmandırılmaktadır. Charlie Hebdo saldırısı sonrasında yaşananlar ya da 350 kişi ile kurulan faşist PEGİDA (“Batının İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar”) hareketinin kısa sürede on binlere ulaşması bu durumun bir uzantısıdır.

ABD burjuvazisi de, yürüttüğü algı operasyonları ile toplumda korku psikolojisi yaratmakta ve ırkçılığı körüklemektedir. Yoğun göç alan ve “rüyalar ülkesi” olarak nitelenen ABD, ırkçı ayrımcılık nedeniyle göçmenler için katlanılmaz bir ülke haline geliyor. Geçtiğimiz haftalarda ABD’de üç Müslüman gencin evlerinde katledilmesi, İslamofobinin ve yabancı düşmanlığının ne denli yükseldiğini gösteren son olaylardan biridir. 10 Şubatta Filistin asıllı 23 yaşındaki Deah Barakat, eşi Yusor Muhammed ve onun kızkardeşi Razan Muhammed, Craig Stephen Hicks adlı bir beyaz Amerikalı tarafından silahla vurularak öldürüldü. Müslüman üç gencin katledilmesinin ardından ikiyüzlü burjuva politikacılar, çıkarları temelinde kitleleri arkalarına almak için açıklamalar yaptılar. İslam âleminin liderliğine soyunan ve bölgesinde bir güç olma hayalleri kuran Erdoğan, Obama’yı, gerçekleştirilen katliam karşısında sessiz kalmakla suçladı. Üstelik, henüz 12 yaşındayken polis kurşunuyla infaz edilen Cizreli çocukların ya da çoğu yine çocuk olan Roboski köylülerinin kendi ülkesinde katledildiğinin unutulduğunu düşünmüş olmalı ki, hiç sıkılmadan, siyasetçilerin ülkelerinde gerçekleştirilen cinayetlerden sorumlu olduğunu söyledi. ABD başkanı Obama ise ancak üç gün sonra yaptığı açıklamada, üç Müslüman gencin öldürülmesini “vahşi ve zalimce” olarak niteledi ve insanların nereden geldiğinin önemli olmadığını, büyük bir Amerikan ailesi olduklarını söyledi utanmadan.

Amerikan medyası Müslüman üç gencin katledilmesine genel olarak yer vermezken, yer verdiği kadarıyla ise cinayeti basit bir park yeri tartışmasına indirgeyerek topluma sundu. Oysa bu durum, Müslüman karşıtlığının geldiği noktayı açık bir biçimde göstermektedir. Yaşanan bu olay ne yazık ki münferit değildir. Müslümanlara potansiyel suçlu gözüyle bakılan ABD’de ve Avrupa’da ayrımcılık ve saldırılar giderek artmaktadır. Ayrımcı ve ırkçı saldırılara pek çok örnek verilebilir elbette. 2013’te Boston’daki maraton saldırısının ardından iki kişi sadece Arapça konuştukları için uçaktan indirilip gözaltına alınmıştı. Türbanlı bir kadın Müslüman olduğu için sokak ortasında şiddete maruz kalmıştı; bir taksi şoförü yine Müslüman olduğu için saldırıya uğramıştı. Bu gibi hadiseler sürekli hale gelmiş bulunmaktadır. Irkçı Amerikan polisi siyahlara, göçmenlere karşı sürdürdüğü saldırgan tutumunu Müslümanlara da göstermektedir. Amerikan polisi trafikte durdurduğu kişinin isminden ya da kıyafetinden Müslüman olduğunu anladığında, hiç çekinmeden şiddete veya kötü muameleye başvurabilmektedir.

Batı medyası, Müslümanların uğradığı saldırılara yer vermezken IŞİD, El-Kaide gibi eli kanlı radikal İslamcı örgütlerin gerçekleştirdikleri vahşi saldırıları döne döne yayınlayarak toplumun bilinçaltında derin bir korku ve nefret yaratmaya çalışmaktadır. Amerikan menşeli ve uluslararası bir medya kuruluşu olan Fox TV’nin yayın çizgisi bu açıdan oldukça çarpıcıdır. Charlie Hebdo saldırısının sıkça gündem edildiği Fox TV’de, saldırının gerçekleştiği gün yapılan bir programda, başta Fransa ve İngiltere olmak üzere Avrupa’da Müslüman olmayanların ve polisin dahi sokulmadığı “girilemez bölgeler” oluştuğunu iddia eden asılsız yorumlara yer verildi. Birkaç gün sonra bu iddialar daha da ileri götürülmüş ve Müslüman nüfusun yoğun olduğu bölgelerde şeriat mahkemelerinin kurulduğu, polisin ve devletin hükmünün buralarda geçmediği söylenmişti. Benzer şekilde, aynı günlerde bir İngiliz televizyon kanalının habercisi, başını örterek bir camiye girmek istediğini fakat tartaklanarak dışarı atıldığını iddia ederek Müslümanlara yönelik öfkeyi tırmandırmaya çalışmıştı. Birkaç gün sonra bu iddianın bir yalandan ibaret olduğu kamera kayıtlarıyla ortaya konmuş, ancak bu gerçek birkaç saniyelik bir haberle geçiştirilivermişti.

Saldırının daha yeni gerçekleştiği günlerde yapılan bu tür çarpıtmalarla toplum korkutularak paniğe itilmeye ve Müslüman düşmanlığı körüklenmeye çalışıldı. Bu operasyon hâlâ devam ediyor. Burjuvazi kendi çıkarları için işçi-emekçi kitleleri kandırmakta ve kitlelerin bilincini kendi istediği doğrultuda belirlemek istemektedir. Böylelikle burjuva hükümetler, kitlelerin bilincini bulandırarak, hayata geçirdikleri anti-demokratik, militarist, göçmen karşıtı uygulamaları meşrulaştırmaya ve işçi-emekçi kitlelerden gelecek tepkilerin önüne geçmeye çalışıyorlar.

Batılı işçi-emekçi kitleler İslamofobik kışkırtmalara karşı uyanık olmalıdırlar. Aynı şekilde Müslüman işçi-emekçi kitleler de, Batılı emekçileri Batılı egemenlerle aynı kefeye koymamalı ve sorunların kaynağında kapitalizm olduğunu görmelidirler. Batılısı ve Doğulusuyla emperyalist-kapitalist güçlerin manipülasyonları ancak böyle boşa çıkartılır. Dünya işçi sınıfının, din, dil, ırk, milliyet vb. hiçbir bir ayrım gözetmeksizin enternasyonalizm bayrağı altında birleştirilmeye ihtiyacı var. Bu ihtiyaç, emperyalist saldırganlık ve vahşetin giderek arttığı günümüz koşullarında daha da yakıcı hale geliyor.