Soma’yı Unutmadık, Unutturmayacağız!


İşçi ailelerinin hesap sorma bilinci geliştirmesi, işçi sınıfının mücadelesini de geliştirecektir. Bu nedenle sanıkların beraat ettirilmeleri engellenmeli, en ağır şekilde cezalandırılmaları sağlanmalıdır. Devlet kurumlarının dava kapsamına alınması ve bu davanın sonucu pek çok açıdan çok önemlidir. Ancak başta maden işçileri olmak üzere işçi sınıfı tüm bunları ancak güçlü bağlarla birbirine kenetlendiğinde başarabilir. Soma katliamı bir kez daha ortaya koyuyor ki, işçilerin kanını kömürün siyahına bulayarak servetler büyüten patronların sömürü düzenini yıkmak için, işçi sınıfının örgütlenmekten başka çaresi yoktur.



Tarih 13 Mayıs 2014. Soma Kömür İşletmeleri’ne ait Eynez maden ocağında çalışan işçilerin ailelerine kapkara bir haber ulaştı. Evlatlarının, eşlerinin, babalarının, sevdiklerinin canını almıştı kömür ocağı. Çünkü yerin bağrından kömür sökmek için işçileri cehennem deliğine indirenler, kârları uğruna işçilerin canını hiçe saymaktan çekinmemiş, hiçbir önlem almamışlardı. Katliam bağıra bağıra “geliyorum” demiş ama bunu engelleme sorumluluğu taşıyanlar bu sorumluluğun gereğini yerine getirmeyi akıllarının ucundan bile geçirmemişlerdi. İşçilerin umutları, evlatlarının mutlu büyüdüğünü görme özlemleri, yorgunluğu silip alan uykulara hasretleri, yüreklerinde taşıdıkları sevdaları, büyüsün diye çırpındıkları neşeleri, bir omza baş yaslama ihtiyaçları, ışığı yeniden görmek için ilmek ilmek dirençleri, yaşama sevinçleri… Bunların hiçbiri egemenlerin, parababalarının umurunda değildi. Onlar, dipsiz, çıkışsız karanlıklarda işçilerin soluklarını zehirlediler, yaktılar, kömüre gömdüler ve yollarına devam ettiler.

Katliamın haberi yayıldıkça, boyutları açığa çıktıkça ve sorumlular kameralar karşısına geçip yalanlar savurdukça öfke de acı da büyüdü. “Acımız ve öfkemiz büyük” diyen kitleler sokaklara çıktılar. Madenci baretleri bir sembol oldu, başlarda taşındı, Türkiye işçi sınıfının kalbi Soma’da çatırdayarak yanan kömür gibi yandı, kavruldu. Kapkara bir ölüme gönderildikleri için yitirdiğimiz madencilerin acısı yüreğimizde ateş, mücadelemizde öfke olmaya devam ediyor.

301 Somalı madencinin katledilmesinin üzerinden tam 1 yıl geçti. Katliamla ilgili davanın ilk duruşması 11 ay sonra görülmeye başlandı. Türkiye tarihinin bu en kitlesel işçi katliamına ortaklaşa zemin hazırlayanlar, işçi ailelerini bir kez daha kedere gömdüler. Hükümet ve gözü dönmüş patronlar, katliamı işçilerin kaderi olarak göstermeye, caniliklerinin bedelini ödemeyi reddetmeye devam ediyorlar. Sorumlular çırılçıplak gerçeklik karşısında yalan söylemekte direniyorlar.

Katliamın zaten belli olan tüm sorumluları mahkeme ifadelerinde bir kez daha ortaya çıktı. Skandallar bir kez daha gün yüzüne çıktı. Bir kez daha iş güvenliği önlemlerini maliyet olarak görüp ihmal eden patronların, gerekli denetimleri yapmayan, patronlara yaptırım uygulamayan devletin, işçilerin ölümüne neden olan “ekonomik büyüme” modelleri dayatan hükümetin suçları liste liste kabardı. Ancak böyle büyük bir katliamın davasında 8’i tutuklu olmak üzere sadece 45 sanık yargılanıyor. Yargılanan sanıklarsa hesap vermeyi reddediyor, katliamın sorumluluğunu katliamda ölen iş güvenliği uzmanlarına, mühendislere yıkmaya çalışıyorlar.

Akhisar’da görülen davayı izleyen aileler, devlet bürokrasisinin, siyasetçilerin ve patronların kurduğu çarka isyan ediyor. Dava başlarken önce can güvenliklerinin sağlanamayacağı gerekçesiyle sanıkların duruşmaya getirilmemesi kararı alındı. Bu karar ailelerin acısını ve isyanını büyüttü. “Sorumlularla yüzleşmek istiyoruz” diyen aileler müdahil avukatlar aracılığıyla karara itiraz ettiler. Bunun üzerine mahkeme sanıkları duruşmaya getirmeye karar verdi. Sanıklar geldiler gelmesine ama bu sefer de “esas mağdur biziz” pozlarına girdiler. Madendeki ısı ve gaz ölçüm cihazlarından sorumlu olmadıklarını, kayıt defterlerinin nerede olduğunu bilmediklerini söylediler. Tahliyelerini istediler. Şirketin yönetim kurulu başkanı Can Gürkan, finans işlerinden sorumlu olduğunu, Soma’ya çok nadir geldiğini söyledi. Yönetici mühendislerin, iş güvenliği uzmanlarının, teknisyenlerin, ara kadroların sorumlu olduğunu iddia etti. Örnek bir işletme olduklarını, kazanın sabotaj olduğunu söyleyecek kadar yüzsüzleşti. Kömürün tonunu ne kadar ucuza çıkardıklarını, bunu nasıl yaptıklarını anlatmadı. Taşeronlaştırma, rödovans sistemi, kuralsız çalıştırma, kamu ihale sistemi gibi uygulamaları iyice yaygınlaştırıp standart haline getiren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı gibi devlet kurumları yargılama kapsamına bile alınmadı. Suç, ölen işçilerin, mühendislerin ve iş güvenliği uzmanlarının üzerine atıldı. Yaşam odalarının olmamasının, tüm gaz ölçümleri acil durum sinyali vermesine rağmen işçilerin çalışmaya devam ettirilmesinin, gaz maskelerinin 5 yıllık olmasının, çıkan yangınlara kül basıldığı halde tedbir alınmamasının, fanların çalışmamasının sorumluluğunu hiçbir gerçek sorumlu kabul etmedi.

Katliamda ölen ve bu nedenle tüm suç üzerine yıkılmak istenen başmühendis Mehmet Efe’nin babası Resul Efe, duruma şöyle isyan ediyor: “Her şeyi Mehmet Efe biliyor. Ocağı o yönetmiş, başka hiç kimse yetkili değil. Kendisini savunamadığı için ölünün üzerine bas geç! Çakalların dansını izliyoruz. Çakalların ortasında bir kuzu, herkes kuzuyu nasıl pay edeceğini hesaplıyor.”

Katliamda hayatını kaybeden işçilerden Kamber Çağlar’ın eşi Melike Çağlar ise şöyle diyor: “Beraat edeceklerini sanıyorlar galiba hâlâ. Öyle bir umutları var. Ama biz asla buna izin vermeyeceğiz. 301 kere 301 defa yargılanacaklar. Suçlular cezalarını bulsunlar. Sorumlular sadece şu an yargılananlar değil. Bunlar daha küçükler, biz sadece küçüklerle uğraşıyoruz ama sıra gerçek sorumlulara da gelecek. Gerekirse devlet yargılansın. Davamızın sonuna kadar peşindeyiz.”

İşçi ailelerinin hesap sorma bilinci geliştirmesi, işçi sınıfının mücadelesini de geliştirecektir. Bu nedenle sanıkların beraat ettirilmeleri engellenmeli, en ağır şekilde cezalandırılmaları sağlanmalıdır. Devlet kurumlarının dava kapsamına alınması ve bu davanın sonucu pek çok açıdan çok önemlidir. Ancak başta maden işçileri olmak üzere işçi sınıfı tüm bunları ancak güçlü bağlarla birbirine kenetlendiğinde başarabilir. Soma katliamı bir kez daha ortaya koyuyor ki, işçilerin kanını kömürün siyahına bulayarak servetler büyüten patronların sömürü düzenini yıkmak için, işçi sınıfının örgütlenmekten başka çaresi yoktur.

Soma’nın, işçi sınıfının acısı ve öfkesi büyük! İşte bu nedenle isyanı da büyük olacak. Yer altında can verenlerin acısı, yer altında ve yer üstünde ter akıtan dünya işçilerinin isyanına harç olacak. Soma’yı unutmadık, unutturmayacağız, hesabını soracağız!


Etiketler