Navigation

Marx’ın Kapital’ini Okumak /6

ÜÇÜNCÜ KISIM: MUTLAK ARTIK DEĞERİN ÜRETİMİ

Bölüm 5: Emek Süreci ve Değerlenme Süreci

1. Emek Süreci

İşgücünün kullanımı fiilî çalışmadır ve kapitalist satın aldığı bu kullanım değerini işçiyi çalıştırarak tüketir. Çeşitli kullanım nesnelerinin kapitalistler hesabına ve onların denetimi altında üretiliyor olması, insanın üretim faaliyetinin taşıdığı genel özellikleri değiştirmez. O nedenle Marx, emek sürecinin ilk önce tüm farklı üretim tarzlarından bağımsız olarak incelenmesi gerektiğini belirtir.

“Çalışma, her şeyden önce, insanla doğa arasındaki bir süreçtir; bu süreçte, insan, doğa ile kendisi arasındaki madde alışverişini kendi çabasıyla yürütür, düzenler ve denetler. Doğanın sağladığı maddelerin karşısında bir doğa gücü olarak yer alır. Doğanın sağladığı maddeyi kendi yaşamında kullanılabilecek bir biçimiyle mülk edinmek üzere kendi canlı varlığının doğal güçlerini, kollarını ve bacaklarını, kafasını ve ellerini harekete geçirir. Kendi dışındaki doğa üzerinde etkide bulunur ve onu değiştirirken, aynı zamanda kendi öz doğasını da değiştirir. Böylece, doğada uyuklamakta olan güçleri geliştirir ve bunların hareketini kendi emri altına alır.”

İşçinin kendi işgücünü piyasada meta olarak sattığı tarihsel evre ile insan emeğinin henüz hayvanların yaşam çabasını hatırlatan ilk içgüdüsel biçimlerinden sıyrılmamış bulunduğu tarihsel evre arasında ölçülemeyecek uzunlukta bir zaman aralığı yer almaktadır. Marx, üretici emeği önce tümüyle ve yalnızca insana ait bir biçimiyle ele aldığını belirttikten sonra, hayvanların faaliyetiyle aradaki farkı vurgulayabilmek için örnekler verir. “Bir örümcek, dokumacının çalışmasını andıran faaliyetlerde bulunur ve bir arı, bal peteğini yaparken bazı mimarları utandırır. Ama en kötü mimarı en iyi arıdan daha en başından ayırt eden şey, mimarın, peteği balmumundan yapmadan önce kafasında kurmuş olmasıdır. Emek sürecinin sonunda, bu sürecin başında zaten işçinin imgeleminde, yani düşünsel olarak var olan bir sonuç ortaya çıkar.”

İnsan ihtiyacını karşılayacak çeşitli kullanım nesnelerinin üretildiği süreci emek süreci olarak ifade edecek olursak, bu emek sürecinin temel unsurları: emeğin kendisi, emeğin nesnesi ve emeğin araçlarıdır. “Başlangıçtan beri insanlara yiyecekleri, hazır geçim araçlarını sağlayan toprak (iktisadi anlamda su da bunun içindedir), insanın faaliyetinden bağımsız olarak, insan emeğinin genel nesnesidir.” Doğanın kendiliğinden sağladığı emek nesnelerine örnek olarak, sudan çıkarılarak avlanan balık, ormandan kesilen ağaç, topraktaki damarından ayrılan maden cevheri verilebilir. Fakat emek nesnesi olan şey daha önce harcanan emeğin eleğinden geçmişse, ham madde olarak adlandırılır. O halde, her ham madde emek nesnesidir ama her emek nesnesi ham madde değildir. Doğada kendiliğinden bulunan bir emek nesnesi, ancak harcanan emek sayesinde bir değişiklik geçirdikten sonra ham madde haline gelir.

Emek aracı işçiyle emek nesnesi arasına girer ve emek nesnesi üzerindeki faaliyetin yöneticisi olan işçiye hizmet eder. Geçmişi hatırlayalım. Tarihte emek araçları olarak yalnızca bedensel organların kullanıldığı dönemler vardı ve insanlar doğanın sunduğu meyveler gibi hazır geçim araçlarını toplayarak yaşamlarını sürdürüyorlardı; doğaya ait bir şey (taş, ağaç dalı vb.) insanın faaliyetinin organı oluyordu. Toprak insana ilk azık ambarını sunarken, aynı şekilde ilk emek aracı deposunu da sağlıyordu. Örneğin, fırlatması, sürtmesi, bastırması, kesmesi için taş veriyordu. Emek süreci az da olsa bir gelişme gösterir göstermez, insan işlenmiş emek araçlarına ihtiyaç duymaya başladı. Nitekim insanların çok eskiden yaşamış oldukları mağaralarda taştan yapılmış aletler ve silahlar bulundu. İnsanlık tarihinin başlangıcında, işlenmiş taş, tahta, kemik ve deniz kabuğu ile birlikte, evcilleştirilmiş, yani kendileri de emek harcanarak değiştirilmiş, yetiştirilmiş hayvanlar emek araçları olarak başrolü oynadılar. Ayrıca unutulmasın ki, toprağın kendisi doğalında bir emek aracıdır; ama toprağın tarımda emek aracı olarak kullanılabilmesi, bir dizi başka emek aracını ve emek gücünün görece yüksek bir gelişme düzeyini gerektirir.

Geçmiş tarihlerde kullanılmış emek araçlarının kalıntıları bize farklı iktisadi çağlar hakkında fikir verir. “Kemik kalıntılarının yapısı, nesli tükenmiş hayvan türlerinin yapılarını anlamak için ne kadar önemliyse, emek araçlarının kalıntıları da, tarihe karışmış iktisadi toplum biçimlerinin değerlendirilmesi açısından o kadar önemlidir. İktisadi çağları ayırt eden, nelerin yapıldığı değil, nasıl, hangi emek araçlarıyla yapıldıklarıdır.” Lüks mallar ise, farklı üretim çağlarının birbirleriyle teknolojik bakımdan karşılaştırılması bakımından en önemsiz olanıdır.

Emek araçları yalnızca insan emek gücünün geçirmiş olduğu gelişmenin derecesini ölçmekle kalmamakta, aynı zamanda bu emek gücünün hangi toplumsal koşullar altında kullanılmış olduğunu da göstermektedir. Emek araçlarını kendi içinde sınıflandırabiliriz. Mekanik emek araçlarının tümünü üretimin kemik ve kas sistemi olarak adlandırabiliriz. Yalnızca emek nesnelerinin saklanmasına yarayan boru, fıçı, sepet, testi ve küp gibi emek araçlarına ise genel olarak üretimin damar sistemi adını verebiliriz. Mekanik emek araçları, belli bir toplumsal üretim çağını diğerlerinden ayırmak için ikinci gruba oranla çok daha belirleyici özellikler sunar. İkinci grupta yer alan üretim araçları ise ancak kimyasal üretim başladığında anlamlı bir rol oynar. Marx, o zamana kadarki yazılı tarihin, bütün toplumsal hayatın ve dolayısıyla da bütün yaşanmış tarihin temeli olan maddi üretimde meydana gelen gelişmeyi çok az ele aldığına dikkat çeker. Tarih öncesi çağlar “tarihsel araştırmalar” temelinde değil, doğa bilimleri araştırmaları temelinde, alet ve silahların yapılmış oldukları maddelere göre taş devri, bronz devri ve demir devri diye bölünmüştür. Emek aracı yalnızca doğanın sağladığı topraktaki su, taş, metal ve benzerlerinden ibaret değildir kuşkusuz, daha önce emek harcanarak yapılmış iş yerleri, kanallar, yollar vb. de emek aracıdırlar.

Emek sürecinde insanın faaliyeti, emek aracı yardımıyla emek nesnesi üzerinde daha başından amaçlanmış bir değişiklik gerçekleştirir. Süreç ürünle son bulur ve sürecin bütününü ürün açısından ele alacak olursak, hem emek aracı hem de emek nesnesi üretim aracı olarak ve emeğin kendisi de üretici emek olarak görünür. Fakat üretici emeğin ne olduğunu yalnızca basit emek süreci açısından belirlemeye yarayan bu yöntem, kapitalist üretim sürecine hiçbir şekilde uygulanamaz. (İlerde görüleceği üzere, kapitalizm öncesinde herhangi bir kullanım değeri üreten emek üretici emek olarak kabul edilirken, kapitalist üretim tarzında yalnızca artı-değer üreten emek üretici emek addedilir.)

Üretim sürecini en genel şekliyle gözümüzün önünde canlandıralım. Yeni üretilen bir kullanım değeri bu süreçten bitmiş bir ürün olarak çıkarken, daha önce üretilmiş başka kullanım değerleri ise bu sürece üretim araçları olarak girmektedir. Demek ki bir sürecin bitmiş ürünü olan kullanım değeri, bir diğer sürecin üretim aracı olabilmektedir. Bu nokta, diyalektik kavrayışın gerekliliğini anlatan örneklerden biridir. Vurgulayacak olursak, ürünler emek sürecinin yalnızca sonuçları değil, fakat aynı zamanda koşullarıdır.

“Emek nesnelerini doğada hazır halde bulan madencilik, avcılık, balıkçılık vb. gibi (bunlara, yalnızca, henüz el değmemiş toprakları kullanıma açma aşamasındaki tarım eklenebilir) çıkarıcı sanayiler dışında, diğer bütün sanayiler, ham madde olan bir nesneyi, yani emeğin eleğinden geçmiş, kendisi de emek ürünü olan bir emek nesnesini işler. Söz gelişi, tarımda tohum böyle bir şeydir. Doğal ürünler olarak görmeye alıştığımız hayvanlar ve bitkiler, sadece, belki geçen yılın emeğinin ürünleri değil, fakat bugünkü biçimleriyle, kuşaklar boyunca insanın denetimi altında, insan emeği aracılığıyla sürdürülmüş bir dönüşümün ürünleridir. Ama özellikle emek araçları söz konusu olduğunda, bunların çok büyük çoğunluğu, en dikkatsiz gözlemcilere bile, geçmişteki emeğin izlerini gösterir.”

Kömür örneğinde olduğu üzere, ham madde bazen ürünün ana maddesi olabilir ve bazen de ürünün oluşumuna yalnızca bir yardımcı madde olarak katılabilir. Yardımcı madde, ya buhar makinesinin kömürü örneğindeki gibi emek aracı tarafından tüketilir, ya da yüne eklenen boya örneğinde olduğu üzere bizzat ham maddeye katılır. Veya iş yerlerini aydınlatmak ve ısıtmak için kullanılan maddelerin örneklediği gibi, işin kendisinin yürütülmesine destek olur. Ayrıca, aynı ürün çok farklı emek süreçlerinin ham maddesi olabilir. Diyelim tahıl, hem değirmencinin, hem içki imalatçısının, hem de hayvan yetiştiricisinin kullandığı ham maddedir. Keza aynı ürün, aynı emek sürecinde, hem emek aracı ve hem de ham madde olarak kullanılabilir. Örneğin hayvan besiciliğinde hayvan, hem işlenen ham madde hem de gübre elde etmenin aracıdır. Veya üretilen bir ürün, emek sürecini bitmiş bir ürün olarak değil de sonrasında kullanılacak bir ham madde olarak terk edebilir. Bu durumu örnekleyen pamuk, dokuma ipliği gibi ürünlere yarı mamul ürün ya da Marx’ın çok daha doğru bulduğu tabirle ara ürün denir.

Daha önce üretilmiş ürünler, yeni bir emek sürecine üretim aracı olarak girdiklerinde ürün niteliklerini yitirir ve yalnızca canlı emeğin maddeleşmiş unsurları olarak iş görürler. Örneğin dokumacı için dokuma tezgâhı sadece kullandığı bir araçtır. Bu şekilde örneklenen cansız emek ancak canlı emeğin hayat veren dokunuşuyla harekete geçer ve kendisine düşen görevi yerine getirebilir. Aksi halde, örnekse emek sürecinde işe yaramayan bir makine faydasız hale gelir. Kendi haline bırakılan demir doğa kuvvetlerinin bozucu etkisi altında paslanır, tahta çürür. Marx’ın ifadesiyle, canlı emeğin bu şeylere el atması, onları ölüm uykularından uyandırması, onları yalnızca olası kullanım değerleri olmaktan çıkartıp gerçek ve etkin kullanım değerleri haline sokması gerekir.

Üretim süreci, emeğin kendisine ait maddi unsurları, yani üretim nesnesini ve üretim araçlarını kullandığı ve o halde bunları tükettiği bir süreçtir. Demek ki, yine diyalektik kavrayışın önemini vurgulayan bir husus olarak, üretim süreci aynı zamanda bir tüketim sürecidir. Fakat bu tüketim, bireyin kendi varlığını sürdürmek amacıyla ihtiyaç duyduğu bireysel tüketimden farklı olarak bir üretken tüketimdir. Bireysel tüketimin sonucu (ürünü) bizzat tüketicinin kendisi iken, üretken tüketimin sonucu tüketicinin dışında bir üründür.

Emek araçları ve emek nesneleri genelde daha önce üretilmiş ürünlerdir. Ama unutmayalım ki, emek süreci başlangıçta yalnızca insan ile onun faaliyetlerinden bağımsız olarak zaten var olan toprak arasında gerçekleşmiştir. Nitekim günümüzde de, doğrudan doğruya doğa tarafından sağlanan üretim araçlarından hâlâ yararlanılır. Emek süreci en genel anlamıyla, insan hayatının değişmez doğal koşulunu oluşturan ve dolayısıyla onun yarattığı tüm toplum biçimlerinde bu özüyle aynı olan amaçlı faaliyettir. Marx, işte bu nedenle, henüz genelin incelendiği yerde işçiye dair özelliklerin ele alınmasının gerekmediğini belirtmiştir. Fakat böyle genel bir incelemenin, bize işlerin hangi üretim tarzında ne şekilde yürüdüğü hakkında fikir vermeyeceği de açıktır. Şöyle der Marx: “Buğdayın tadına bakarak onu kimin yetiştirdiğini ne kadar anlayabilirsek, bu sürecin hangi koşullar altında gerçekleştiğini de ancak o kadar anlayabiliriz; köle gözcüsünün vahşi kırbacı altında mı yoksa kapitalistin dehşet verici bakışı altında mı üretildi, Cincinnatus’un mütevazı tarlasını ekip biçerek yaptığı bir şey miydi yoksa bir taşla hayvan avlayan bir vahşinin işi miydi, bilemeyiz.”

Emek sürecini kapitalist üretim tarzı altında inceleyecek olursak, öncelikle şunu görürüz: kapitalistimiz üretim için gerekli tüm unsurları satın alırken, artık bir meta olan işgücünü de satın almaktadır. Üretim başladığında, kapitalist, satın almış olduğu işgücünü tüketmeye koyulur. Bu eylemin asıl içeriği, o işgücünün taşıyıcısı olan işçinin emeği aracılığıyla kapitalistin üretim araçlarını tüketmeye koyulmasıdır. İşçinin bu işi kapitalist adına yapıyor oluşu sürecin genel doğasında hiçbir değişiklik yaratmaz. İşgücünün kapitalist tarafından tüketilmesi şeklinde gerçekleşen üretim süreci iki belirgin özellik gösterir. Birinci özellik, işçinin kapitalistin denetimi altında çalışması; kapitalistin de işin yöntemine uygun şekilde yapılmasına, üretim araçlarının gerektiği gibi kullanılmasına, dolayısıyla ham madde israfının önlenmesine ve emek araçlarının daha fazla eskiyip aşınmamalarına dikkat etmesidir. İkinci özellik ise, ürünün onu üreten dolaysız üreticinin değil kapitalistin malı olmasıdır.

Kapitalist, bir günlük işgücü satın aldığında işgücü biçiminde bir günlük kullanım değeri satın almış olur. O bir günlük işgücü artık onu satan işçiye ait değildir. Kapitalist satın aldığı bu bir günlük işgücünü, yani canlı emeği, üretim sürecinde yine kendisine ait olan cansız emek unsurlarına bir maya olarak katar. Emek süreci diye de adlandırdığımız üretim süreci, kapitalistin satın almış olduğu ve ona ait olan şeyler arasındaki bir süreçtir. O nedenle, “kendi şarap mahzenindeki fermantasyon sürecinin ürünü ne kadar onunsa, bu sürecin ürünü de o kadar onundur”.

2. Değerlenme Süreci

Kapitalistin malı olan ürün herhangi bir kullanım değeridir ve kapitalizmde kullanım değerleri asla salt kendileri için kıymet verilen şeyler değildir. Kullanım değerleri kapitalizmde değişim değerinin taşıyıcısı oldukları için önemlidir ve zaten bir değişim değeri taşımaları koşuluyla üretilirler. Kapitalist ilk olarak, bir değişim değerine sahip olan bir kullanım değeri, yani satılacak bir nesne, bir meta üretmek ister. İkincisi, o metanın üretimi için meta piyasasından satın aldığı üretim araçlarının ve işgücünün toplam değerinden daha yüksek değere sahip olan bir meta üretmek ister. Kapitalistin amacı, bir kullanım değeri değil, bir değişim değeri ve bu sayede artı-değer üretmektir. Ayrıca, meta nasıl kullanım değeri ile değişim değerinin birliğiyse, metanın üretim süreci de emek süreci ile değer yaratma sürecinin birliği demektir. Bu gerçeklikten hareketle Marx, üretim sürecini şimdi de bir değişim değeri yaratma süreci olarak incelemeye geçer. Biliyoruz ki, her metanın değeri kendi üretimi için gerekli olan toplumsal emek-zamanla belirlenmektedir. O halde bir ürünün değişim değerini hesaplamak için, o üründe maddeleşmiş olan emek-zamanı hesaplamak gerekir.

Marx iplik üretiminden örnek verir. İpliğin ham maddesi pamuktur ve demek ki ipliğin üretimi için gereken emek-zamanın bir kısmı pamuğun içerdiği emek-zamandır. Ayrıca, pamuk iplik haline getirilirken kullanılan ve dolayısıyla aşınan iğin içerdiği emek-zaman da ipliğin üretimi için gereken emek-zamanın bir kısmını oluşturur. Demek ki, ipliğin elde edilmesi için gereken emek-zaman (yani ipliğin değişim değeri) hesap edilirken, onun üretimi için gereken ham madde, yardımcı madde, araç-gereç gibi unsurların kendi üretimleri esnasında yutmuş oldukları toplumsal emek-zaman miktarları birer birer toplama katılır. Unutulmamalı ki, bu üretim unsurlarının böylece ipliğe kattığı değer aslında geçmişte harcanmış emektir. Bu geçmiş zamanın bir ay önce mi, bir yıl ya da on yıl vb. önce mi olduğunun ise hiçbir önemi yoktur.

Anlatılanları, Marx’ın verdiği örneği ve onun kullandığı ölçü birimlerini değiştirmeden kısaca somutlayalım. Pamuğun ve iğin değerlerinin toplamı diyelim ki 12 şilin olsun, bu tutar üretilecek ipliğin değerinin bir kısmını oluşturacaktır. 12 şilinle ifade ettiğimiz bu değerin maddeleşmiş iki işgününe eşit olduğunu varsayalım. İpliğin değerini bulmak için şimdi geriye bir tek, pamuğa iplik işçisinin emeğinin kattığı değer kısmının hesaplanması kalmaktadır. Bunu hesaplamak için, iplik yapımında kullanılan emeğin basit emek yani toplumsal açıdan ortalama emek olduğu düşünülür. Zira ayrı niteliklere sahip vasıflı emekler, belirli büyüklükteki basit emek cinsinden ifade edilebilir ve bu yöntem değerin hesabında bir yanlışlığa yol açmaz.

Üretim süreci boyunca sarf edilen emek, hareket biçiminden cisim olma biçimine geçer. Böylece, örneğin bir saatlik eğirme hareketi belli bir miktardaki iplik-ürün tarafından temsil edilir. İplik işçisi, bu bir saat boyunca kendi işgücünü sarf eder. 12 saatlik bir işgününü düşünecek olursak, işçi bu süre içinde bir saatte ürettiği ipliğin 12 katı iplik üretir. Pamuk ham maddesi, bütün bu üretim süreci boyunca harcanan 12 saatlik emeği emer. Bu emme işlemi sayesinde pamuk ipliğe dönüşürken, işgücü harcanarak ipliğin değerine eklenir. Nasıl ki ipliğin değerine giren ham madde, yardımcı madde vb. harcanmış emek-zaman (toplumsal açıdan gerekli emek-zaman) olarak ifade ediliyorsa, harcanan işgücü de bu şekilde hesaba katılır.

Kapitalist tarafından satın alınan işgücünün günlük değerinin 3 şilin olduğunu ve bu 3 şilinde 6 saatlik emeğin maddeleşmiş bulunduğunu varsayalım (işgücünün günlük değeri, işgücünün yeniden üretimi için gereken ihtiyaç maddelerinin gün başına düşen değerlerinin toplamıydı). Diyelim iplik işçisi bu 6 saatte 10 libre pamuğu 10 libre iplik haline getirmiş olsun. O halde 10 libre iplik üretimi boyunca pamuk 6 saatlik emeği emmiş, yani işgücü pamuğa 6 saatlik iplik üretimi neticesinde 3 şilinlik bir değer katmıştır. Şimdi 10 libre ipliğin toplam değerini hesaplayabiliriz. Daha önce pamuğun ve iğin değerlerinin toplamını 12 şilin olarak kabul etmiş ve bu değerin maddeleşmiş iki işgününe eşit olduğunu varsaymıştık. Aynı öçlülerle devam edecek olursak, işgücünün emek-zaman olarak karşılığı da yarım işgünü olduğuna göre, 10 libre pamuğun değeri 2,5 işgünlük emek-zaman ve bunun parasal karşılığı da 15 şilin olacaktır. O halde 1 libre pamuğun değeri 1,5 şilin edecektir.

Marx, şayet işler bu noktada kalakalmış olsaydı kapitalistin şaşkınlığa sürükleneceğini vurgular. Zira ürünün yukarda yaptığımız hesaplamayla ortaya çıkan değeri, yatırılmış sermayenin değerine yani onun üretimi için kapitalistin yaptığı harcamaların toplamına eşittir. Böyle olsaydı yatırılan sermaye hiç artı-değer yaratmamış olurdu. Çünkü daha önce pamuğa, iğe ve işgücüne harcanan değerlerin toplamından asla bir artı-değer doğmaz! Üretimde işler böyle olsaydı, kapitalistin parasını üretime yatırmaktan kaçacağını ve elindeki parayla üretimde bulunmadan para kazanmayı düşünebileceğini hatırlatır Marx. Örneğin bir kapitalist, Amerikan İç Savaşı sırasında Liverpool pamuk borsasında oynayabilmek için fabrikasını kapatıp işçilerini sokağa atarken böyle yapmıştır.

Şayet üretim süreci artı-değer yaratmasaydı, kapitalistimiz örneğimizdeki 15 şilini boşa harcamayıp saklamak veya bunu keyfi için harcamak gibi seçenekleri de düşünüp durmaya başlayacaktı. Fakat kapitalistimiz parasını harcamayıp dünya nimetlerinden el çekmek istemezdi. O halde kapitalistimiz basitçe düşünmeyi sürdürür: Onlar olmadan emeğini ete kemiğe büründüremeyeceği maddeleri (ham madde, araç-gereçler vb.) işçiye kendisi vermemiş midir? Toplumun büyük kısmı hiçbir şeyleri olmayan böyle kimselerden oluştuğuna göre, o kendi üretim araçlarıyla, kendi pamuğuyla ve kendi iğleriyle, topluma ölçülemeyecek değerde bir hizmette bulunmuş ve üstüne üstlük işçiye geçim araçları sağlamamış mıdır? Şimdi bu hizmeti yok mu sayılmalıydı? Ama işçi de, pamuğu ve iği ipliğe dönüştürerek onun hizmetine karşılık vermedi mi? Öte yandan kendisi de iplik işçisini denetleme ve gözetleme işi yapmamış mıydı, yani bizzat çalışmamış mıydı?! Marx burada kapitalistimizin hayali düşünme sürecini noktalar ve aslında kapitalistimizin gerçek olmayan tüm bu bahaneleri ve boş laf cambazlıklarını, kendilerine zaten bu iş için para ödenen ekonomi politik profesörlerine bırakacağını hatırlatır. Zira kapitalist işinin dışında kafasız biri olsa bile, işinde ne yaptığını bilen pratik bir adamdır.

İpliğin değer hesabı örneğimize geri dönelim. İşgücünün yeniden üretimi için gereken günlük geçim araçlarının maliyeti 3 şilin yani yarım işgünüydü. Fakat işçinin kendisini canlı tutmak için diyelim yarım işgününün gerekli olması, işçinin tam gün çalışmasına asla engel değildir. Böylece artı-değerin kavranması açısından önem taşıyan noktaya gelmiş bulunuyoruz. Demek ki işgücünün değeri ile o işgücünün 12 saatlik emek süreci sırasında yarattığı toplam değer birbirlerinden tamamen farklı büyüklüklerdir. Kapitalist, işgücünü satın alırken zaten işte bu farkı göz önünde bulundurmuştur.

Yeni bir değer yaratabilmek için işgücünün faydalı şekilde (iplik, kumaş, çizme vb. şeklinde bir kullanım nesnesi üretmek) harcanması gerekir. Ancak hatırlayalım, işgücü denen metanın özgül bir kullanım değeri vardır, kendisinin sahip olduğundan daha fazla bir değerin kaynağıdır. Kapitalistin ondan beklediği özgül hizmet de işte budur. İşgücü alışverişinde kapitalist, aslında meta mübadelesini yöneten genel yasalara uygun hareket etmektedir. Normalde işgücü satıcısı da, diğer herhangi bir metanın satıcısı gibi metasının mübadele değerini gerçekleştirir ve metasının kullanım değerini elinden çıkarır. Bunun diğer metaların satışından hiçbir farkı yoktur. Ayrıca, satılmış olan yağın kullanım değeri yağ tüccarına ne kadar aitse, satılmış işgücünün kullanım değeri de satıcısına artık işte o kadar aittir! Para sahibi, işgücünün bir günlük değerinin karşılığını ödeyerek işgücünün gün boyunca kullanım hakkını elde etmiştir. Bir günlük emek artık ona aittir. İşgücünün bir işgünü içinde yarattığı değerin kendi maliyetinin diyelim iki katı olması, onu satın alan kapitalist açısından büyük bir şanstır. Fakat kapitalist mantık çerçevesinde bu durum kesinlikle işgücü satıcısına yönelik bir haksızlık değildir, çünkü satın alınan metanın karşılığı ödenmiştir.

Şimdi tekrar üretim alanına göz atalım. İşçi işyerinde sadece altı saat değil, on iki saatlik emek süreci için gerekli olan üretim araçlarını hazır bulur. 12 saatlik işgününün yarısında, 10 libre pamuk 6 saatlik işgücünü emip 10 libre ipliğe dönüşür. 12 saatin bitiminde ise 20 libre pamuk 12 saatlik işgücünü emmiş ve 20 libre ipliğe çevrilmiş olacaktır. 10 libre ipliğin değerini emek-zaman cinsinden daha önce 2,5 işgünü olarak ifade etmiştik; o halde 20 libre iplikte demek ki 5 işgünü maddeleşmiştir. 5 işgününün parayla ifadesi 30 şilindir ve bu aynı zamanda 20 libre ipliğin fiyatıdır. Buradan bir libre iplik fiyatı hesaplandığında yine eskisi gibi 1,5 şilindir. Fakat şimdi 20 libre iplik üretimi için gereken harcamaların toplamına baktığımızda, 12 saatlik işgününün ikinci 6 saatlik diliminde harcanan işgücü için hiçbir şey ödenmediğini görürüz. Bu nedenle toplam harcamaların tutarı 30 şilin değil yalnızca 27 şilindir (24 şilin 12 saat için gerekli pamuk ve iğe yapılan harcama + 3 şilin 12 saat için işgücüne yapılan harcama). Oysa üretilen ipliğin değeri ve dolayısıyla fiyatı 30 şilindir. Demek ki işgününün ikinci yarısında işgücüne harcama yapılmadığından, 27 şilin 30 şiline dönüşmüştür; 3 şilinlik bir artı-değer elde edilmiştir. “Oyun sonunda başarıyla sonuçlanmıştır. Para, sermayeye dönüşmüştür.”

Örneklenen olayda meta mübadelesinin yasalarının hiçbir şekilde ihlal edilmediğini, eşdeğerlerin değişildiğini vurgular Marx. Kapitalist, iplik üretimi için piyasada satın alma yaparken her metanın (pamuğun, iğlerin ve işgücünün) tam değerini ödemiştir ve üretim sürecinde ise satın aldığı bu metaların kullanım değerlerini tüketmiştir. 12 saatlik işgünü sonunda, işgücü kapitaliste 30 şilin değerinde 20 libre iplik-ürün vermiştir. Kapitalist pazara geri dönüp bu ürünü sattığında, başlangıçta dolaşıma soktuğundan 3 şilin fazlasını dolaşımdan çeker. Marx, paranın sermayeye dönüşmesi “hem dolaşım alanında gerçekleşir, hem de bu alanda gerçekleşmez” diyerek meseleyi yine diyalektik bütünlüğüyle ortaya koyar. Bu iş dolaşımın araya girmesiyle olmaktadır; çünkü meta piyasasında emek gücünün satın alınması gerekir. Öte yandan bu iş dolaşımda olmaz; çünkü dolaşım alanı üretim alanında gerçekleşen değer yaratma sürecinin ancak ilk adımının atıldığı yerdir. Kapitalist, üretimde iş gören metaların cansız maddelerine canlı emek gücünü katar ve “geçmişte harcanmış ve maddeleşmiş ölü emeği sermayeye, yani kendi değerini arttıran bir değere, üreyip çoğalan canlı bir canavara çevirmiş olur”.

Artı-değer üretme süreci, belli bir noktanın ötesine (örneğimizde 6 saatten 12 saate) uzatılmış bir değer yaratma sürecinden başka bir şey değildir. İster daha önce üretilmiş üretim araçları tarafından emilmiş bulunsun, isterse işgücü tarafından yeni üretim sürecinde eklenmiş olsun, emek burada sadece harcandığı süreye göre ele alınır. Diyelim bir kullanım değerinin üretiminde eskisiyle ve yenisiyle toplamda harcanan şu kadar saatlik veya şu kadar günlük emek-zaman söz konusudur; ama bu zaman toplumsal olarak gerekli olan emek-zaman soyutlaması üzerinden düşünülmelidir. Ayrıca bu kavrayış, bilimsel olarak tüm ölçü birimlerinin hesaplanmasında dikkate alınan “verili koşullar” ortalamasına dayanır. Özetle, işgücü normal koşullar altında faaliyet gösteriyor olmalıdır. Örneğin üretimde artık yaygın olarak iplik makinesi kullanılıyorsa, işçinin iplik çıkrığı ile çalıştığı düşünülmemelidir. İşçinin normal nitelikte pamukla değil de her an kopan döküntü pamukla çalıştığı varsayılmamalıdır. Kullanılan işgücü, ilgili işkolundaki ortalama beceriye, el yatkınlığına ve çabukluğa sahip nitelikte düşünülmeli ve bu gücün ortalama düzeyde, toplumsal olarak alışılmış yoğunluk derecesinde harcandığı varsayılmalıdır.

Dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta da, nitelikli ve niteliksiz emeğin somutlanması açısından farklı coğrafyalardaki farklı koşulların çok büyük rol oynadığını ve emeğin bu iki türünün zaman içinde yer değiştirdiğini unutmamaktır. “Örneğin, gelişmiş kapitalist üretimin egemen bulunduğu bütün ülkelerde olduğu gibi, işçi sınıfının fiziksel bakımdan göreli bir tükenme gösterdiği durumlarda, fazla kas kuvveti gerektiren kaba ve zor işler, genellikle, basit iş derecesine inen daha ince işlere göre yüksek nitelik gerektiren işler sayılmaya başlar; örneğin, İngiltere’de bir bricklayer’ın (duvarcının) işi Şam ipeklisi dokuyan bir dokumacının işinden çok daha yüksek bir dereceye çıkar.” Dünden bugüne genelde her değer yaratma sürecinde yüksek nitelikli emeğin her zaman ortalama toplumsal emeğe indirgenmesi gerekir. Örneğin yüksek nitelikli emeğin bir günü, basit emeğin x katı olarak dikkate alınır. Demek ki, sermaye tarafından çalıştırılan işçinin emeğinin basit ortalama toplumsal emek olduğunu varsaydığımızda, gereksiz bir işlemden kurtulmuş ve analizi basitleştirmiş oluruz. Ayrıca, üretim öğelerine onca harcama yapan kapitalistin bunların israfına göz yummayacağı bilinmelidir. İşte söz konusu “toplumsal olarak gerekli emek-zaman” kavrayışı tüm bu hususların hesaba katılmasına dayanır.

Marx, kapitalizmde sermaye sahibinin üretim sürecinde israfa göz yummaması gerçeğini, eski tarihlere ilişkin örneklerle karşılaştırır. İsraf unsuru, köle emeği üzerine kurulmuş üretimin pahalılaşmasına yol açan hususlardan biridir. Eskilerin deyişiyle, işçinin “yarı konuşan alet” olarak hayvandan ve “sessiz alet” kabul edilen emek aracından tek farkı “konuşan alet” olmasıdır. Ama işçi, hayvanlara ve aletlere, onların dengi değil, insan olduğunu hissettirir. Onlara insafsızca davranarak ve “zevkle” zarar vererek kendisini onlardan farklı hissetmeyi başarır. Bundan dolayı köleci üretim biçiminde en kaba, en ağır, ama aşırı hantallıkları nedeniyle tahrip edilebilmeleri de zor olan emek araçlarının kullanılması iktisadi bir ilke olmuştur. Bu nedenle, iç savaşın patlak vermesine kadar, Meksika Körfezi çevresindeki köleci eyaletlerde toprağı bir domuz veya köstebek gibi karıştıran, ama şeritler halinde kesip tersyüz etmeyen eski Çin tipi sabanlar kullanılmıştır. Keza köle emeğinin kullanıldığı çiftliklerde atlar kara derili kölelerin onlara reva gördüğü davranışlara dayanamadığı için, at yerine her türlü ezaya ve kötü koşula dayanıklı katırlar yaygın biçimde kullanılmıştır.

Marx’ın aydınlattığı son derece önemli hususlardan biri olarak, kapitalizm öncesi üretim tarzlarında (örneğin köleci toplumda) kullanım değeri yaratan emek ile kapitalizmde değişim değeri yaratan emek arasında büyük farklılıklar vardır. Kapitalist üretim süreci, çeşitli kullanım değerlerini yaratan emek süreciyle değişim değeri yaratma sürecinin birliği demektir. Kapitalist üretim süreci meta üretiminin kapitalist biçimidir ve kapitalizm genelleşmiş meta üretimi anlamına gelir.

(devam edecek)