Navigation

Marx’ın Kapital’ini Okumak /4

Kapitalist ekonominin bunalımları, Kapital’in ilerleyen bölümlerinde çok daha detaylı ve çeşitli yönleriyle ele alınacak olan son derece önemli bir konudur. Marx’ın “metaların başkalaşması” başlığı altında da değindiği üzere, metaların dolaşım süreci her zaman bunalım olasılığını içerir. Genelde her satış karşılığında bir alış işlemidir ve her alış işlemi de karşılığında bir satıştır. Ancak bu açıklamadan, piyasada toplam satışla toplam satın alma arasında zorunlu bir denge olduğu şeklinde dogmatik bir sonuç çıkartılamaz. İşin gerçeğinde, pazara çıkan bir metanın sahibi tarafından satılamaması ya da o metanın hiçbir para sahibi tarafından satın alınmaması pekâlâ mümkündür ve bu durumda o meta yararsız hale gelir.

Piyasada peş peşe pek çok satış ve satın alma işlemi gerçekleşmektedir, fakat bir kişi bir satış yaptıktan sonra o parayla illa da piyasadan bir şey satın almak zorunda değildir. Böyle olduğunda dolaşım zinciri o noktada kopar. Satıcı elde ettiği parayla yeni bir meta satın almaz ve bu örnekte olduğu gibi, metanın tam başkalaşımının (yani M-P-M) birbirini tamamlayan iki evresi (yani birincisi M-P ve ikincisi P-M) arasındaki zaman süresi çok uzarsa, satışla satın alma arasındaki kopuş çok belirgin hale gelir. İşte bu durum kendisini bir bunalım yaratarak ortaya koyar. Metanın dolaşımı konusuna bir bütün olarak bakıldığında, metaya özgü çelişkilerin kendilerini en çok dolaşım sırasında ortaya koydukları görülecektir. Bunun içindir ki, dolaşım süreci bunalım olasılığını (ama yalnızca olasılığını) her zaman içerir. Bu olasılığın gerçeğe dönüşmesi ise, daha sonra inceleneceği üzere, basit meta dolaşımının ötesinde gelişkin ve bütünsel ilişkiler zincirinin varlığını gerektirir.

Marx bu kısma koyduğu dipnotta, meta üretimi ve meta dolaşımının, hacimleri ve etki alanları farklı olsa bile, birbirinden çok farklı üretim biçimlerinde de kendilerini gösterdiğini hatırlatır. O nedenle, yalnızca meta dolaşımında ortak olan bazı hususları bilmekle kapitalist üretim biçiminin ayırt edici farkını ortaya koymak mümkün değildir. Marx, “bomboş ve sıradan şeyler söyleyerek, önemli işler yapılıyormuş havasının bu derece estirildiği, ekonomi politik dışında, bir başka bilim dalı yoktur” der. Ünlü Fransız iktisatçısı Jean-Baptiste Say’ın (1767-1832) yaklaşımı buna örnektir. Say, metanın ve meta mübadelesinin sırlarını keşfetmeden bunalımlar konusunda ahkâm kesmiş ve “her mal kendi talebini yaratır” diyerek aşırı üretimin bunalım yaratacağı gerçeğini reddetmiştir.

b. Paranın el değiştirmesi

Para meta dolaşımında dolaşım aracı olma görevini yüklenmiştir. Hatırlanacağı gibi, emeğin maddi ürünlerinin dolaşımını sağlayan biçim değişikliği M-P-M olarak ifade edilebilir. Metaların bu şekildeki hareketi bir döngü oluşturur. Satıcı metasının dönüşmüş biçimi olan paraya sıkı sıkıya sarıldığı sürece meta henüz birinci başkalaşım (M-P) evresinde bulunuyor demektir, yani henüz kendi dolaşımının yalnızca ilk yarısını tamamlayabilmiştir. Dolaşım tamamlandığında ve diyelim dokumacı 200 liralık (20 metre) keten bezi satışından elde ettiği parayla ceket satın aldığında, para kendisinden (yani başlangıçtaki sahibinin elinden) uzaklaşmış olur. Keten bezi satıcısının elinden çıkarttığı 200 lira paraya yeniden kavuşabilmesi için, pazarda yeniden 20 metre keten bezi satması gerekecektir. O halde paranın el değiştirmesi, M-P-M sürecinin sürekli ve monoton biçimde tekrarı anlamına gelir.

Para metanın fiyatını gerçekleştirir ve böylece satın alma aracı olarak da iş görür. Para, M-P-M sürecinde iki ayrı metanın fiyatının gerçekleşmesine hizmet eder ve burada para bir kez hareket ederken metanın hareketi ise çift (keten bezi ve ceket) yönlüdür. Dolaşımın birinci yarısında (M-P) meta yerini parayla değiştirmekte ve kullanım nesnesi olarak bir tüketicinin eline geçmektedir; böylece o meta dolaşım alanından çıkıp tüketim alanına girmektedir. Şimdi satıcının elinde artık keten bezi yoktur ve onun yerini ketenin değer biçimi olan para almıştır. Dolaşımın ikinci yarısında (P-M) ise baştaki değer artık yoluna yeni kılığıyla, yani büründüğü bu parasal hırka içinde devam eder. Görüldüğü üzere, dolaşım sürecinde hareketin sürekliliği hep paranın işi olmaktadır ve hareketin devam edebilmesi için bu süreçte paranın durmadan başka metalarla yer değiştirmesi zorunludur. Bu özellik, gerçekliğin tersinden kavranmasına neden olur. Şöyle ki, paranın hareketi aslında yalnızca metaların dolaşımının ifadesiyken, metaların dolaşımı yalnızca paranın hareketinin sonucuymuş gibi görünür.

Dolaşım sürecinde aynı para parçaları (diyelim aynı 200 lira) pek çok metanın fiyatını gerçekleştirmek üzere elden ele yer değiştirir. Aynı para parçalarının yer değiştirmelerinin sık sık tekrarlanması, yalnızca tek bir metanın başkalaşımlar dizisini değil, genel olarak metalar dünyasının sayısız başkalaşımlar kümesini yansıtır. Gözden kaçırılmaması gerekir ki, Marx’ın buraya kadar ve burada anlattığı hususlar henüz analizinin “basit meta dolaşımı” basamağı için geçerlidir. Bu hususu akılda tutmak koşuluyla devam edelim. Para dolaşım aracı olarak dolaşım alanının içinde dönüp duruyorsa, acaba dolaşım alanı sürekli olarak ne kadar parayı emmektedir? Bir ülke piyasasını düşünecek olursak, açık ki her gün aynı anda sayısız satış ve sayısız satın alma gerçekleşir. Biliyoruz ki, metalar fiyatları sayesinde zihnimizde belirli para miktarlarına eşitlenmiştir. O halde metalar dünyasının dolaşım süreci için gerekli olan dolaşım aracı kütlesinin hesabında birinci adım bellidir: metaların fiyatlarının toplamı!

Metaların fiyatlarının toplamında yükselme ya da düşme olursa, söz konusu gerekli kütle de (gerekli toplam para miktarı) buna uygun miktarda artmak ya da azalmak zorunda kalır. Ya da metanın genel eşdeğeri olan altın-paranın değerinde çeşitli nedenlerle oynamalar olabilir. Marx, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için altının değerini veri kabul edeceğini belirtir ve böylece bu faktörden kaynaklı muhtemel oynamaları elimine eder. Dolaşım sürecinin emeceği para miktarını hesaplarken değişim yaratabilecek diğer bir faktör ise, piyasaya sürülecek metaların miktarındaki azalma veya artışlar olabilir. Metaların miktarı veri kabul edilirse, demek ki dolaşımdaki para miktarı metaların fiyatlarındaki dalgalanmalara bağlı olarak yükselecek ya da düşecektir. Bu noktada bakmamız gereken tek tek meta fiyatlarındaki oynamalar değil, metaların fiyatlarının toplamındaki değişikliklerdir. Diğer önemli bir husus ise şudur: Metaların toplam fiyatındaki değişim ister metaların değerindeki değişimden ister piyasadaki fiyat dalgalanmalarından kaynaklansın, dolaşım aracı miktarı üzerinde yaratacağı etki aynı olacaktır.

Nihayet dolaşım süreci için gerekli para miktarının hesaplanmasında belirleyici olacak en önemli özellik ise, aynı para parçasının peş peşe pek çok satış ve satın alma işlemini gerçekleştiriyor oluşudur. Bu nedenle aynı para parçalarının belli bir süre içindeki el değiştirme sayısı, paranın el değiştirme hızını verecektir. Bu anlattıklarımızı bir formül olarak ifade etmek mümkündür: “Meta fiyatlarının toplamı / Aynı para parçalarının el değiştirme sayısı = Dolaşım aracı olarak iş gören paranın miktarı.” Marx bu formülde ifadesini bulan yasanın genel geçerliliğe sahip olduğunu belirtir.

Yukarıdaki formülden anlaşılacağı üzere, para parçalarının el değiştirme sayısı artarsa dolaşımda gerekli para miktarı azalmakta, tersi olursa artmaktadır. Fakat paranın el değiştirme hızının düşmesi, dolaşım süreci zincirinde kopmalar ve metaların dönüşümünde tıkanmalar anlamına gelir ve bu önemli bir sorundur. Ne var ki dolaşım sürecinin ortaya koyduğu böyle bir durum yalnızca görüntüyü ele verir, bunun nedenlerini açıklamaz. İşte yalnızca görüntüye bakarak hüküm verenler böylesi durumlarda yanılmakta ve dolaşım sürecinde gerçekleşen tıkanıklık ve bunalımları, dolaşım aracı miktarının (paranın) eksikliğine bağlamaktadırlar.

İncelenen konuyla ilgili diğer bir faktör ise, aynı para parçalarının piyasadaki akış hızıdır. Fiyatlar toplamının ne kadar bir kısmının aynı para parçaları ile gerçekleştirilebileceği, kuşkusuz bu akış hızına bağlıdır. İncelenen faktörleri şimdi birlikte düşünmek gerekir. Demek ki üç etken, yani fiyat hareketleri, dolaşımdaki meta miktarı ve paranın el değiştirme hızı sonucu belirleyecektir. Bu faktörler hep aynı kalmaz ya da hep aynı yönde değişmez, farklı yönlerde ve farklı oranlarda değişebilir. O nedenle de, piyasada gerçekleştirilecek fiyatların toplamı ve bu toplamla belirlenecek dolaşım aracı miktarı (gerekli para) çok çeşitli bileşimlerde olabilir. Farklı yönlerde ve farklı oranlarda cereyan edebilecek değişikliklerin yaratacağı sonuçlar gözden geçirilebilir. Ayrıca unutulmamalı ki, çeşitli etkenlerdeki farklı değişimler karşılıklı olarak birbirlerini telafi edebilir ve o nedenle sonuç aynı kalabilir. Zaten bu nedenle, herhangi bir ülkede dolaşımdaki para miktarı uzun dönemler için ilk bakışta sanılabileceğinden çok daha istikrarlı bir ortalama düzeye sahiptir. Marx’ın ifadesiyle, “Belirli aralıklarla yaşanan üretim ve ticaret bunalımlarından ve daha ender olarak gerçekleşen para değeri değişimlerinden kaynaklanan şiddetli çalkantılar bir yana bırakıldığında, bu ortalama düzeyden sapmalar, ilk anda beklenebilecek olandan çok daha sınırlı kalır.”

c. Sikke. Değer simgesi

Paranın sikke biçimini alması, meta dolaşımının gelişmesi neticesinde dolaşım aracı parayı kolayca dönüştürülebilir biçimlere sokma ihtiyacından doğmuştur. Sikke darp etmek devlete ait bir iştir. Sikkelerin altın olduğu dönemler hatırlanacak olursa, “sikke altından” kolayca “külçe altına” geçilebileceği ve bu nedenle sikkelerin sık sık eritme potasının yolunu tuttuğu anlaşılır. Marx, Orta Çağın ve 18. yüzyıla kadar Yeni Çağın sikke tarihinin bu karışıklığın tarihi olduğunu belirtir. Tarihsel dokümanlar, altın sikkelerin dolaşım sürecinde elden ele aşınmaları yüzünden ayarlarının bozulduğunu ve bu temelde zamanla yüksek değerli metaller yerine düşük değerli metallerin tercih edildiğini ortaya koyar. Böylece, altın yerine gümüş ve gümüş yerine bakır değer ölçüsü olma işlevini üstlenmiştir. Zaten para değer ölçüsü olarak simgeseldir ve o nedenle aslında değersiz şeyler de pekâlâ para işlevini görebilir.

Bu özellik kapitalizmle birlikte ulaşılan kâğıt paralarda çok açık biçimde ortaya çıkmıştır. Burada kastedilen, devletin çıkardığı ve ödeme aracı olarak kabul edileceği yasalarla belirlenen kâğıt paralardır. İlgili devletin Merkez Bankası tarafından darp edilen, yani üzerine örneğin 5 lira, 10 lira gibi para isimleri basılan kâğıt parçaları, dolaşım sürecine dışarıdan, devlet tarafından sokulur. Kâğıt paranın dolaşımına özgü yasa, kâğıt para ile altın arasında belirlenmiş olan temsil oranından doğar. Bu yasayı basit olarak ifade edelim: Merkez Bankası tarafından çıkartılması gereken kâğıt para, şayet bu kâğıt para altının yerini almamış olsaydı fiilen dolaşımda bulunması gerekecek olan altın-paranın miktarıyla sınırlı olacaktır. Kuşkusuz yasadan sapmalar, söz konusu kâğıt paranın eskisi kadar değeri temsil etmemesi gibi sonuçlar doğuracaktır. Kâğıt para doğrudan doğruya metal para dolaşımının neticesinde ve onun sergilediği zorlukların aşılması ihtiyacından doğmuştur. Marx, basit meta dolaşımında yeri olmadığı için henüz ele almadığı ve ileride inceleyeceği kredi parası konusuna da burada geçerken değinir. Nasıl ki kâğıt paranın kaynağında paranın dolaşım aracı olma işlevi varsa, kredi parası da, paranın ödeme aracı olma işlevinin doğal bir ürünüdür.

Tarihte nereden hareketle ödemelerde kâğıt parçalarının para yerine geçtiği noktalara gelinebildiğini kavramayan bir kişi açısından mesele karmaşık görünebilir. Oysa işin sırrı, ödeme aracı olarak paranın bir simgeden ibaret olmasında saklıdır. Nasıl ki vaktiyle çeşitli metal parçaları belirli altın miktarını temsil ettiğinden para olarak geçerli olabilmişse, kâğıt para da aynı nedenle bir değer simgesi olabilmiştir. Marx, “burada gerekli olan şey, para simgesinin nesnel toplumsal geçerliliğe sahip olmasıdır ki, bunu da yasaya dayanan ödeme aracı olarak kabul edilme zorunluluğu ile elde eder” der.

3. Para

Değer ölçüsü olan ve dolayısıyla da ister altın sikke olarak kendi cismiyle ister kâğıt para gibi bir temsilci aracılığıyla olsun, dolaşım aracı olma işlevini üstlenen meta paradır. Dolaşım sürecinde aracılık işlevini gören bu meta, bu sürecin özelliğinden kaynaklı olarak aşağıda özetle değinilen çeşitli işlevleri görebilir.

a. Gömüleme

Dolaşım sürecinde meta ve para başkalaşımı sürerken, bazen bu zincir bir meta satışıyla elde edilen paranın yeni bir alışla başka bir metaya dönüşmemesi neticesinde kopabilir; böylece para hareketsizleşir. Dolaşımdan çekilerek dondurulan paraya gömüleme denir. Tarihte meta dolaşımının ilk dönemlerinde satın alma ihtiyacı çok gelişmediğinden, fazla kabul edilen paralar hep dolaşımdan çekilmiştir. Marx gömülemenin bu ilkel biçiminin, geleneksel üretim tarzının ihtiyaçlar kümesini ciddi şekilde sınırlandırdığı toplumlarda ebedîleştiğini, Asyalılarda ve özellikle de Hintlilerde durumun bu olduğunu belirtir.

Meta üretiminin gelişmesiyle birlikte, her meta üreticisi kendi toplumsal güvencesini sağlamak zorunluluğuyla yüz yüze gelmiştir. Çünkü kişinin o anda bir şey satmadan bir satın alma yapabilmesi için, daha önceden bazı metaları satıp parasını elde tutuyor olması gerekir. Böylece dolaşımın her noktasında, yeni bir satın alma için kullanılmayıp gömülenen farklı miktarlardaki paralar birikmeye başlamıştır. Paranın bu şekilde amaç haline gelmesi gömüleme ihtirasını, altın tutkusunu kamçılamıştır. Grundrisse’den Kapital’e, satırlarını sık sık engin kültürünün bir yansıması olan edebi ve tarihsel zenginliklerle dokuyan Marx, altının toplumda oynadığı rolü Shakespeare’in “Atinalı Timon” eserinden aktardığı dizelerle anlatır: “Bu sarı köle din de kurar, din de bozar/ Lanetliye hayır dua kazandırır/ Hırsızları mevki sahibi eder/ Senatoda yeri olan azalarla beraber/ Onlara da unvan ve itibar verir/ Geçkin dullara bir kere daha koca bulduran budur/ Lânetlik, insanlığın orta malı!” Marx tarihten de örnek verir: Kristof Kolomb 1503 yılında Jamaika’dan yazdığı bir mektupta “altınla ruhların cennete girmesini sağlamak bile mümkündür” demektedir.

Marx paranın radikal bir eşitlikçi gibi tüm farklılıkları yok ettiğini, kimin eline geçerse onun özel mülkiyeti, özel gücü haline geldiğini vurgular. Bu yüzden Eski Çağ toplumu, parayı kendi iktisadi ve ahlâki düzeninin bozucusu olmakla suçlamıştır. Marx’ın aktardığı gibi, Antik Yunan’ın ünlü tragedya yazarı Sofokles “Antigone” adlı eserinde, “İnsanoğlunun hiçbir icadı para kadar fesat verici değildir, ülkeleri harap ve yerle bir eden odur/ Hilebazlığı öğreterek mertliği bozar ve böylece asil ruhları fenalığın menfur yoluna saptırır/ İnsanları her türlü hileye başvurdurur ve onlara her günahı işletir” diye yazmıştır.

Para metanın değer ölçüsüdür ve tüm toplumlarda sahibinin toplumsal zenginliğini ölçer, maddi zenginliğin genel temsilcisidir. Doğası gereği sınırsız olan servet biriktirme hırsı, pintilik diye nitelenen eğilimi yaratmış ve kamçılamıştır. Pinti için “çalışkanlık, tutumluluk ve gözü doymazlık, bundan ötürü, kendisinin en başta gelen özellikleridir; çok satıp az satın almak, onun ekonomi politiğinin özetidir”. Servet tutkunluğu altın ya da altın karşılığı para tutma eğiliminin yanı sıra altın ve gümüşten yapılmış şeylere de sahip olma arzusunu besler. Bu yüzden, burjuva toplumun zenginliği geliştikçe altın ve gümüş gibi değerli madenler için genişleyen bir pazar oluşur.

b. Ödeme aracı

Meta dolaşımı geliştikçe, metaların satış ve alış işlemleri arasında bire bir eşzamanlılık ve denklik aramak beyhude hale gelir. Artık piyasada, daha metanın alıcısı ortaya çıkmadan satıcısı boy gösterebilir. Diğer yandan, ev örneğinde olduğu üzere, alıcı kişi metayı henüz onun tam karşılığını ödemeden satın alır. Böylece satıcının alacaklı, alıcının borçlu olduğu durumlar gelişirken, para da yeni bir işlev kazanır. Para şimdi metanın fiyatının yanı sıra, borçlanan miktarı ölçer. Bu durumlarda para henüz düşünsel satın alma aracı olarak işlev görmektedir. Fakat süreleri gelen ödemelerle birlikte para alıcının elinden çıkıp satıcının eline geçtiğinde, para dolaşım sürecinde ödeme aracı işlevini yerine getirmiş olur. Burada alacaklı ve borçlu olma nitelikleri basit meta dolaşımından doğmaktadır. Marx yine tarihten bir örnek vererek, bu niteliklerin meta dolaşımından bağımsız olarak da kendini gösterebildiğine dikkat çeker. Belirttiği üzere, eski dünyanın sınıf mücadelesi asıl olarak alacaklılarla borçlular arasındaki mücadele biçimini almıştır. Roma’da bu mücadele borçlu pleblerin çöküşüyle ve yerlerine kölelerin konmasıyla son bulmuştur. Aynı mücadele Orta Çağda ise, iktisadi güçleriyle birlikte buna dayanan siyasal güçlerini de yitiren feodal borçluların çöküşüyle sona ermiştir.

Kapitalizmde dolaşım sürecinin her bir belirli anında vadesi gelen ödeme yükümlülükleri, satılan metaların bu önceden karşılığı ödenmeyen kısmının fiyatlarının toplamını temsil eder. Fakat bu ödemeler için gerekecek para, aynı paranın piyasada durmadan el değiştirerek pek çok ödemeyi gerçekleştirebilmesi nedeniyle onun dolaşım hızına da bağlıdır ve dolayısıyla bu fiyat toplamından çok daha az olacaktır. Ayrıca ticari işlemlerde karşılıklı alacaklılık ve borçluluk ilişkileri nedeniyle, ödemelerin aynı noktalarda denkleştirilmesi olanağı ortaya çıkmış ve bu temelde bunu sağlayan özel kurumlar ve yöntemler de kendiliklerinden gelişmiştir. Marx, Orta Çağda Roma için önemli bir kent olan Lyon’daki borç transferlerini (virement-virman) bunlara örnek olarak verir. Alacak ve borç niceliklerinin zamanla alabildiğine büyümesine rağmen, bunların karşılaştırılması neticesinde ödenecek bakiyeler ne kadar az olursa, toplam borca oranla çok daha küçük miktarda ödeme aracı (para) yeterli olacaktır.

Paranın ödeme aracı olma işlevi dolaysız bir çelişkiyi de içerir. Şöyle ki, ödemeler birbirlerini dengeledikleri sürece, para yalnız düşüncede var olan hesap parası ya da değer ölçüsü olarak iş görür. Fakat gerçek ödemelerin yapılması gerektiğinde, para vazgeçilmez mutlak rolüyle ve evrensel meta olarak ortaya çıkar. Marx bu çelişkinin, para bunalımı diye isimlendirilen üretim ve ticaret bunalımları sırasında kendini açıkça gösterdiğini belirtir ve Kapital’in üçüncü basımına koyduğu dipnotta önemli bir hususa açıklık getirir. Aslında her genel üretim ve ticaret bunalımının özel bir aşamasını para bunalımı oluşturur. Ancak bir de, sanayi ve ticaretin ürünü olmayıp kendi başına ortaya çıkabilen (kuşkusuz sanayi ve ticaret yaşamını da olumsuz etkileyen) ve yine para bunalımı diye anılan bunalımlar vardır. “Bunlar, hareket merkezleri para-sermaye olan ve bu nedenle de dolaysız etki alanlarında bankaların, borsaların ve malî kesimin bulunduğu bunalımlardır.”

Parayı da etkileyen ticaret ve sanayi bunalımları, ödemelerin birbirleriyle dengelenmesini sağlayan mekanizmanın tam olarak gelişmiş olduğu yerlerde kendini gösterir. Bu mekanizmada şu ya da bu nedenle bozukluklar yaşandığında, para birdenbire yalnızca düşüncede var olan hesap parası biçiminden çıkar ve telaşla elde tutulacak gerçek paraya çevrilir. Böylece paranın kendisi kıymetli hale gelirken, metalar değersizleşir. Marx böyle bir bunalım durumunu veciz sözlerle betimler: “Burjuva, daha kısa bir süre önce, refah sarhoşluğunun verdiği bilgiççe bir kendine güven duygusuyla parayı boş bir hayal ilan etmişti. Sadece meta, paradır. Ama şimdi dünya pazarında yükselen çığlık şu: Sadece para, metadır! Aç tavuğun arpa ambarından gayri bir şey hayal etmemesi gibi, onun da ruhu şimdi paranın, biricik zenginliğin peşindedir.”

Marx’ın bizzat tanık olduğu örneklerden hareketle, kapitalizmin kaçınılmaz bunalımlarının sergilediği tabloya açıklık getiren satırları çok önemlidir. Bunalım sırasında meta ile kendi değer biçimi yani para arasındaki karşıtlık mutlak çelişki derecesine ulaşır. Satılmış metalar için elde tutulan borç senetleri, para sıkışıklığı nedeniyle başkalarına devredilmek üzere tekrar dolaşıma çıkar. Açıkça görüleceği üzere, demek ki paranın ödeme aracı olma işlevinden, doğrudan doğruya kredi parası doğar. Kredi sisteminin yaygınlaşması ölçüsünde de paranın ödeme aracı olma işlevi yaygınlaşır. Para bu özelliğiyle büyük ticaret işlemleri alanında boy gösterirken, altın ve gümüş sikkeler ise asıl olarak perakende ticaret alanına sürülürler. Paranın ödeme aracı olarak gelişimi, borçlanılmış miktarların ödeme günleri için para biriktirilmesini de zorunlu kılar. Bağımsız bir zenginleşme biçimi olan pintinin gömülemesi, burjuva toplumun gelişmesiyle birlikte ortadan kaybolur ve para biriktirme ihtiyacı şimdi ödeme aracı yedek fonları biçiminde artış gösterir.

Eski dönemlerde rantlar ve vergiler ayni ödemeler iken, kapitalizmle birlikte bunlar parayla yapılan ödemeler haline gelir. Marx burada önemli bazı tarihsel örneklere değinir. “Bu dönüşümün üretim sürecinin bütününe ne derece bağlı olduğunu, örneğin, Roma İmparatorluğu’nun, devlete yapılan bütün ödemeleri para olarak yaptırmak için giriştiği ve başarısızlığa uğradığı iki deney çok iyi kanıtlar” der. Fransız köylülerinin XIV. Louis yönetiminde çektiği korkunç sefaletin nedeni, sadece vergilerin yüksekliği değil, aynı zamanda ayni vergilerin parayla ödenen vergilere çevrilmiş olmasıdır. Öte yandan, toprak rantının başlıca devlet geliri olduğu Asya ülkelerinde bunun ayni olarak ödenmesi, eski üretim biçiminin devamını sağlamaktadır. Marx “Osmanlı İmparatorluğu’nun ayakta kalışının sırlarından biri budur” der ve devam eder: “Japonya’ya Avrupa’nın zorla kabul ettirdiği dış dünyayla ticaret, kendisiyle birlikte ayni rantın para olarak ödenen ranta çevrilmesini de getirecek olursa, bu ülkenin örnek tarımına olanlar olacaktır. Bu tarımın sınırlı iktisadi varlık koşulları yok olup gidecektir.”

c. Dünya parası

Kapitalizm ulusal sınırlara sığmayan ve küresel ölçekte yayılan bir üretim tarzıdır. O nedenle metalar da dünya ticaretinde değerlerini evrensel şekilde ifade ederler ve bu bağlamda metaların değer biçimi onların karşısına dünya parası olarak çıkar. Zaten para ancak bu düzeyde soyut insan emeğinin toplumsal gerçekleşme biçimi niteliğine kavuşur ve böylece para kavramına da tam uygun hale gelir. Marx’ın Kapital’i yazdığı dönemlerde dünya pazarında çift değer ölçüsü olarak altın ve gümüş bir arada hüküm sürmüştür. Fakat daha sonra Engels’in de tahmin ettiği gibi, gümüş dünya pazarında para olma özelliğini yitirmiştir.

Dünya parasının dünya ticaretinde uluslararası bakiyelerin tasfiyesi için ödeme aracı olma işlevi belirleyicidir. Zaten bu nedenle merkantilizmin egemen olduğu dönemde merkantilistlerin parolası “Ticaret dengesi!” olmuştur. Her ülkenin iç dolaşımda ihtiyaç duyduğu gibi, dünya pazarı dolaşımı için de bir ihtiyat fonu gerekli hale gelmiştir. Gömüleme (modern anlamda) ihtiyacı da kısmen paranın iç dolaşım ve ödeme aracı olma işlevinden, kısmen de dünya parası olma işlevinden doğmuştur. Dünya parası açısından gömüleme için (yedek fonlar oluşturmak için) gerçek para metaya, yani bizzat madde olarak altın ve gümüşe gereksinim duyulmuştur. Buna bağlı olarak, altın ve gümüşün ülke içindeki hareketlerinin yanı sıra ülkeler arasındaki hareketleri de önem kazanmıştır. Kambiyo kurlarının sonu gelmez dalgalamalarına bağlı olarak altın ve gümüş çeşitli ulusal dolaşım alanları arasında durmadan gider gelir. Marx, gelişmiş burjuva üretim biçimine sahip ülkelerin, bankalarının kasalarında büyük miktarlarda toplanan gömüleri bunların özgül işlevlerinin gerektirdiği bir minimumla sınırladıklarına dikkat çekmiştir. Unutulmamalı ki, günümüzde de merkez bankaları kasalarında altın külçeler ve yabancı paralar bulundurmaktadır. Rezerv adı verilen bu altınlar ve paralar, devletlerin ekonomik sıkıntı durumlarında başvurmak için biriktirdikleri tasarruflardır.