Navigation

Marx’ın Kapital’ini Okumak /1

Çalışmaya giriş

Kapitalist üretim tarzı, üreticilerin üretim araçlarının sahipliğinden yoksun kalıp işçileşmelerine ve o nedenle sermayenin emri altına girerek kendilerine yabancılaşan emek ürünleri üretmelerine dayanır. Vaktiyle meta değil de kullanım değerleri üreten üreticilerin, ürettikleri ürünlerle ve birbirleriyle doğrudan bağlar kurdukları eski dönemler çoktan sona ermiştir. Kapitalist toplumda işçi, kendi işgücünün de sıradan bir değişim değeri haline geldiği bir meta egemenliği dünyasında yaşar. İşgücünün metalaşması, işçiyi üretim sürecinde yatan sırları ve gerçek toplumsal ilişkileri kavrayabilmekten uzaklaştırmıştır. İşçilerin bu gerçekleri kavrayabilmesi için, kapitalizmin içyüzünü onlara kavratacak bir mücadele bilimine ihtiyaç vardır. Ve işçi sınıfına bu mücadele bilimini sağlayan da Marksizm olmuştur. Burjuva iktisadı, sermayenin ideolojik egemenliğinin doğrudan parçasıdır ve işçilere ekonomik-toplumsal gerçekleri sermayenin prizmasından çarpıtılmış biçimde sunar. Marksizm ise bu çarpıtmaları yere sermiş ve işçi sınıfının kendi ekonomik-toplumsal gerçekliğini kavrayabilmesinin yolunu açmıştır.

Artık kapitalizmin iyice çürüdüğü ve insanlığı yıkıma sürüklediği bir dünyada yaşıyoruz. Açık ki, işçi sınıfının dünyayı sermaye egemenliğinden kurtaracak mücadeleyi yükseltmesi, günümüz koşullarında gerçekten de yaşamsal bir zorunluluk oluşturuyor. Marksizm dünden bugüne, işçi sınıfının devrimci mücadelesine yol gösteren bilimsel meşale oldu. Bugünse, sınıfın öncüsünün Marksizm temelinde sağlam bir bilinçle donatılması gereği çok daha yakıcı bir önem kazandı. Bu bağlamda, Marx’ın neredeyse ömrünü vererek kapitalizmin sırlarını gözler önüne serdiği devasa çalışması Kapital’in kavranmasına hizmet etmek devrimci bir görevdir.

Kapital çalışmaları, Marx’ın sorunların nedenlerini açıklayabilmek için önce onların kökenine inen soyutlamalarla ilerlettiği son derece derin, detaylı ve karmaşık bir nitelik taşır. Bu nedenle, Kapital ciltlerinin öze değin noktaları ortaya çıkartan bir yöntemle okunmaması durumunda, ondan eğitim aracı olarak yararlanmada arzulanan sonuca ulaşılamayacaktır. İşte, çeşitli bölümler halinde okuyucuya sunulacak bu çalışmanın amacı da, arzulanan sonuca ulaşabilme çabalarına katkıda bulunabilmektir. Çalışmanın verimi açısından, Marx’ın Kapital’indeki satırların eşliğinde ve fakat kendi cümlelerimizle özetlemeler, açıklamalar yapılarak ilerlenecek, doğrudan Marx’ın ifadelerinden yapılan aktarımlar ise tırnak içinde gösterilecektir. Çalışmamızda, Yordam Yayınları tarafından Türkçe çevirisi yapılıp basılan Kapital ciltleri esas alınacaktır.

Bunun dışında, Marx’ın konuya dair farklı eserlerinden ek yapmak gerektiğinde bu alıntıların kaynağı belirtilecektir. Çalışma içinde geçen iktisadi kavramlarda genelde Yordam çevirisindeki karşılıklar kullanılacaktır. Ancak daha önceki yazılarımızda da benzer konulara değindiğimiz için, okur açısından kolaylık sağlamak üzere, daha önce kullandığımız farklı Türkçe karşılıklar varsa bunlar kavramların ilk kez geçtiği yerlerde parantez içinde belirtilecektir. Çalışmamız boyunca, Kapital’in iç akışında yer alan kısım, bölüm gibi ayrımlarda ve çeşitli üst, alt başlıklarda Yordam Yayınlarının çevirisindeki düzen esas alınacaktır.

Kapital’in yöntemi

Marx, Kapital birinci cilde yazdığı 25 Temmuz 1867 tarihli önsözde, Kapital’de inceleyeceği konunun kapitalist üretim tarzı ve onunla uyuşan üretim ve dolaşım ilişkileri olduğunu belirtir. O dönemde bu ilişkilerin klasik yurdu İngiltere’dir ve o yüzden Marx da teorisini geliştirirken başlıca örnek olarak İngiltere’den yararlanmıştır. Zaten söz konusu olan, kapitalizmin genel yasalarını keşfedip açıklığa kavuşturmaktır. Bu bakımdan, İngiltere örneği temelinde ele alınan hususlar, katı bir zorunlulukla işleyen ve kendilerini ortaya koyan eğilimlerdir. İngiltere kadar gelişmemiş ve daha arkadan gelen örneklerde ise, bu eğilimler kendilerini zamanla ortaya koyacaklardır. “Anlatılan senin hikâyendir” misali, sanayi bakımından daha gelişmiş olan ülke, daha az gelişmiş olanına yalnızca kendi geleceğinin imgesini göstermektedir.

Marx, Kapital birinci cildin Almanca ikinci basımına yazdığı 24 Ocak 1873 tarihli sonsözde de önemli noktalara değindi. Örneğin, İngiltere’de ünlü iktisatçı David Ricardo ile kapanan klasik ekonomi politik döneminin ortaya koyduğu bir gerçek vardı. Ekonomi politik ancak sınıf mücadelesinin yeterince gelişmediği dönemler boyunca bir bilim olabilmişti. 1830 sonrasında ise, genelde Avrupa’da sınıf mücadelesi hem pratikte hem de teoride giderek daha açık ve düzeni tehdit edici biçimler almış ve böylece bilimsel burjuva ekonomisinin de ölüm çanları çalmaya başlamıştı. Marx’ın deyişiyle, artık iktisadi alanda şu ya da bu teoremin doğru olup olmadığı değil, fakat sermaye için yararlı mı yoksa zararlı mı olduğu hususu belirleyici önem kazanmıştı. William Petty (1623-1687), Adam Smith (1723-1790), David Ricardo (1772-1823) döneminde çıkar gözetmeyen iktisadi araştırmaların yerini, artık para karşılığı yapılan seyirlik dövüşler, tarafsız bilimsel incelemelerin yerini ise özürcülüğün kötü niyeti almıştı. 1848’deki kıtasal devrim patlak verdiğinde, kapitalist gelişmenin anavatanı İngiltere’de burjuva iktisadı adına ortaya konan çalışmalar, artık burjuva iktisatçıların egemen sınıfın dalkavuklarına dönüştüğünü ilan ediyordu. İşte bu durum, ekonomi politiğin (nam-ı diğer politik ekonomi) bilimsel anlamda iflası demekti.

Marx döneminde yaşanan bu gelişmeler, onun Politik İktisadın Eleştirisi İçin Ön Taslak’tan (Grundrisse) başlayıp, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’ya (kısaca “Katkı”) ve Kapital ciltlerine ilerleyen çalışmaları boyunca, görüşlerini neden politik iktisadın eleştirisi bağlamında ortaya koyduğunu yeterince açıklar. Hele ki, o tarihlerden günümüze uzanan zaman dilimi boyunca yaşanan gelişmeler ve nihayetinde kapitalizmin artık çürümüş bir sisteme dönüştüğü hesaba katılırsa, burjuva iktisadın, Marx’ın onu eleştirdiği dönemden fersah fersah daha fazlasıyla bir egemen sınıf ideolojisi olduğu aşikârdır.

Marx, tüm bilimlerde bir çalışmanın başlangıcının daima zor olduğunu belirtir. O nedenle de, Kapital birinci cildin birinci bölümünün ve özellikle de meta analizinin en büyük güçlüğü yaratacağını ekler. Bu noktayı hesaba katarak vurguladığı üzere, değerin özüne ve değerin büyüklüğüne ilişkin açıklamalarını mümkün olduğu ölçüde ortalama okuyucunun seviyesine indirmeye çalışmıştır. Fakat yine de, gerçekliğe soyutlamalarla ilerleme mecburiyeti nedeniyle, Kapital’deki anlatım bir hayli karmaşıktır. Unutulmasın ki, iktisadi biçimlerin analizinde diğer bazı bilim alanlarında olduğu gibi mikroskop veya kimyasal ayıraçlardan yararlanılamayacağına göre, bunların yerini soyutlama gücü almak zorundadır.

Burjuva toplumu için emek ürününün meta biçimi ya da metanın değer biçimi, iktisadi bütünün hücre biçimidir. Marx, meta analizinin eğitimsiz olanlara sadece kılı kırk yarmak gibi görüneceğini vurgular. Ancak söz konusu olan bilimsel bir çalışmadır ve nasıl ki diğer bilim alanlarında örneğin mikroskopik anatomi dışlanamayacaksa, burada da okurun kitabın zor anlaşılmasından yakınma hakkı olmayacaktır. Marx düşüncelerini bu şekilde dile getirirken, yeni bir şeyler öğrenmek ve beraberinde bizzat düşünmek isteyen bir okuyucuyu varsaydığını da eklemiştir.

1867 tarihli önsözde belirttiği üzere, bilimsel eleştiriye dayanan her görüşü hoşnutlukla karşılayan Marx, kamuoyunun önyargıları söz konusu olduğunda ise İlâhi Komedya’nın yazarı büyük Floransalı Dante’nin izinden gitmeye kararlıdır: “Sen yolunda yürü, bırak ne derlerse desinler!” Nitekim Marx “kimse Kapital’in edebi eksiklerini benden daha sert bir şekilde eleştiremez” diyerek iğneyi kendine batırırken, düzeysiz eleştirileri ise dikkate bile almamıştır.

Marx’ın ortaya koyduğu gibi, toplumların iktisadi yaşamının tüm tarihsel dönemler için değişmez, genel geçer yasaları yoktur. Gerçeklik somuttur ve her farklı tarihsel dönemin kendine özgü yasaları vardır. Üretici güçlerin gelişme düzeyindeki farklılıklar, neticede söz konusu toplumdaki egemen üretim ilişkilerini ve bunların ifadesi olan yasaları belirler ve açıklığa kavuşturur. İnsanlık tarihi boyunca yer alan değişik üretim tarzlarının ve nihayetinde kapitalist üretim tarzının özelliklerini bu temelde kavramaya çalışan yöntem, diyalektik yöntemdir.

Her alanda doğru bir kavrayışa ulaşabilmek için birincil derecede önemli olanın yöntem sorunu olduğuna dikkat çeker Marx. O nedenle burjuva iktisadın eleştirisi kapsamında çalışmalarını yürütürken de, öncelikle üzerinde durduğu konu yöntem sorunu olmuştur. Kapital’in yöntemini anlayabilmek için, Grundrisse ve Katkı’da yer alan açıklamalar başta olmak üzere, Marx’ın yöntem konusundaki çeşitli değinmelerini dikkatle kavramaya çalışmak gereklidir.

Doğru yöntem, somuttan soyuta ve soyuttan somuta ilerleyerek gerçekliği kavramaya çalışan bilimsel düşünce sürecinin bütünlüğünü içerir. Düşüncenin dışında var olan dış dünya yani somut, aslında bilimsel analizde gerçek hareket noktasıdır. İnceleme süreci, önce somut gerçeklikten alınan parçaların (bütünden soyutlanan detayların) analiziyle ilerler. Sonra bu soyutlamalar neticesinde incelenip çözümlenen parçaların birleştirilmesiyle, bir üst düzeyde kavranan somut gerçekliğe varılır. Bilimsel inceleme ve bilimsel sonuçlara varma sürecindeki bütün bu faaliyetlerin anlamı, analizin sentezle, tümdengelim yönteminin tümevarım yöntemiyle birleştirilmesidir ve zaten diyalektik yöntemin özü de budur.

Marx, yöntem konusundaki açıklamalarında, sunuş tarzının araştırma tarzından ayrılması gerektiğine de dikkat çeker. Araştırma sırasında, incelenen malzemenin tüm ayrıntılarıyla ele alınması, farklı gelişim biçimlerinin çözümlenmesi ve bunların iç bağlantısının kavranması gerekir. İşte gerçek hareket ancak bu işlerin yapılmasından sonra tasvir edilebilir. Bir başka deyişle, araştırmada yüzeyden başlanıp bin bir zorlukla derinlere inilir ve sorunun temelinde yatan nedenler keşfedilir. Sunuşta ise asıl önemli olan, artık keşfedilmiş olanı okuyucuya açıklayabilmektir. Marx’ın diyalektik yöntemi, kapitalist toplumun işleyişini ve onun çelişkilerle dolu hareketini, bu çelişkilerin kendilerini en çok da periyodik çevrimlerin bunalım noktasında hissettirdiğini açıklığa kavuşturmuştur.

Kapital’in İngilizce basımına yazdığı Kasım 1886 tarihli önsözde Engels, ilerleyen yıllar içinde Marx’ın Kapital’de yazdıklarının nasıl doğrulandığına ve Kapital’in Avrupa’da devrimci işçiler tarafından nasıl da benimsendiğine değinir. O dönemde İngiltere’de patlak veren iktisadi bunalıma dair Engels’in kaleme aldığı satırlar, Marx’ın Kapital incelemelerinin önemini gözler önüne sererken günümüz dünyasına da ışık tutmaktadır.

Engels, ancak üretimin ve dolayısıyla pazarın sürekli ve hızlı bir genişlemesi sayesinde işleyen İngiliz sanayi sisteminin, o dönem durma noktasına geldiğini vurgular. Serbest ticaret kaynaklarını tüketmiş ve hızla gelişmekte olan yabancı sanayi her yerde İngiliz üretiminin karşısına dikilmeye başlamıştır. Üretici güçler geometrik diziyle artarken, pazarların genişlemesi buna ayak uyduramamakta ve en iyi ihtimalle aritmetik bir dizi oluşturmaktadır. 1867’den beri yinelenen, yaklaşık on yılı kapsayan ve durgunluk, refah, aşırı üretim, bunalım evrelerinden oluşan sanayi çevrimi sanki durmuş, İngiltere sürekli ve kronik bir çöküntünün umutsuz bataklığına terk edilmiş gibidir. Burjuvazinin dört gözle beklediği refah dönemi bir türlü ufukta görülmemekte ve iyileşme belirtileri sanılan görüngüler de kısa zamanda yeniden buharlaşmaktadır. İşsizlerin sayısı yıldan yıla kabarırken, burjuva düzen bu soruna bir çözüm bulamamaktadır. Egemenler cenahında, işsizlerin sabırlarını yitirip kendi kaderlerini ele almak üzere ayağa dikilecekleri bir devrimin korkusu büyümektedir. Engels’in önsözü bitirirken vurguladığı ve günümüzde de yaşandığı gibi, böylesi dönemler işçi sınıfının devrimci mücadelesini yükseltebilmek için Marx’a çok daha özenle ve dikkatle kulak verilmesi gereken dönemlerdir.

BİRİNCİ KISIM: META ve PARA

Marx Kapital’e yazdığı önsözde, bu eserinin 1859 yılında yayınlanan Katkı’nın devamını oluşturduğunu belirtir. Nitekim Kapital’in alt başlığı da “Ekonomi Politiğin Eleştirisi” adını taşır ve birinci cildin ana konusu “Sermayenin Üretim Süreci”dir. Katkı’nın içeriği, Kapital birinci cildin birinci kısmında özetlenmiştir. Marx bu özet tekrarı yalnızca bağlam ve bütünlük kaygısıyla yapmadığını, konunun sunumunun iyileştirilmeye çalışıldığını belirtir. Marx’ın Grundrisse notlarından başlayıp, Katkı’nın yayınlanması ve zaman içinde değişen planlar temelinde Kapital’in yazılmasıyla ilerleyen “Ekonomi Politiğin Eleştirisi” çalışmasında “Meta, Para ve Sermaye” analizi temel ekseni oluşturur.

Kapital’in birinci cildi kendi içinde çeşitli alt bölümlere ayrılan üç kısımdan oluşur ve birinci kısmın başlığı “Meta ve Para” adını taşır. Bu kısım boyunca Marx, burjuva iktisatçılar tarafından çeşitli şekillerde çarpıtılarak sunulan metanın sırlarını deşifre etmektedir. Tarih içinde metanın ortaya çıkmasından basit meta üretiminin açıklanmasına, yine tarih içinde meta değişiminin kaçınılmaz sonucu olarak para adlı mübadele (değişim) aracının oluşum ve başkalaşımına, mübadele sürecine ve paranın çeşitli rollerine değinir. Marx’ın bu kısımda üzerinde durduğu pek çok nokta, olgunlaşmış bir kapitalist işleyiş içinde meta değişimine ve paranın rollerine ilişkin artık olup bitmiş sonuçlar değildir; geçmiş zamanlardan hareketle metanın ve paranın tarihi boyunca başkalaşan halkalarını inceleyerek ilerler. Kapital’i eğitim amacıyla incelemeye girişen okur bilmelidir ki, “Meta ve Para” kısmında yer alan pek çok açıklama tarihsel gelişime ışık tutar. Kaçınılmaz olarak, yalnızca modern kapitalist gelişmeyle varılan son halkayı gözler önüne seren bir mahiyette değildir, ama bu son durumlara nerelerden gelindiğini aydınlatmaya yöneliktir. Bu gibi hususlar söz konusu olduğunda okuyucuya gerekli özet bilgiler verilerek, esasen bugünü anlamak bakımından büyük bir önem taşıyan noktalar üzerinde odaklanılacaktır.

Bölüm 1: Meta

1. Metanın İki Unsuru

Kapitalist üretim tarzının egemen olduğu toplumların zenginliği “muazam bir meta yığını” olarak görünür ve bu yüzden incelemeye metanın analiziyle başladığını belirtir Marx. Metalar, yiyecek, içecek, giyecek maddesi vb. olarak taşıdıkları özelliklerle, şu ya da bu türden insan ihtiyacını karşılayan şeylerdir. Bu ihtiyaçların mideden mi yoksa hayallerden mi kaynaklandığı meta açısından hiçbir değişiklik yaratmaz. Daha da önemlisi, metanın doğrudan doğruya nihai bir tüketicinin ihtiyacını gideren bir tüketim nesnesi (ekmek, ceket vb.) biçiminde mi, yoksa bir üretim aracına sahip olmak isteyen kişinin ihtiyacını karşılayan bir üretim aracı (makine, vb.) biçiminde mi olduğu da önemli değildir. Asıl olan, meta olacak şeyin öyle ya da böyle birilerinin işine yaraması, yani bir kullanım değerine sahip olmasıdır. Kullanım değeri demir, buğday ya da elmas gibi bir metada cisimleşir ve onu tüketecek kişinin kullanımıyla, bir başka deyişle tüketimiyle gerçekleşir.

Kullanım değerleri toplamı, üretim tarzı her ne olursa olsun (ister feodal, ister kapitalist vb.) o toplumun servetinin maddi içeriğini oluşturur. Fakat kapitalist toplumda kullanım değerleri aynı zamanda mübadele (değişim) değerlerinin maddi taşıyıcılarıdırlar, yani her bir meta hem bir kullanım değeri hem de bir mübadele değeri (değişim değeri) içerir. İki meta birbiriyle aralarındaki değişim oranına göre değiştirilirken, iki farklı kullanım değeri de karşılıklı bir elden bir diğer ele geçmektedir.

Örneğin ceket ve keten bezi gibi iki ayrı metayı ele alalım. Bunların arasındaki mübadele oranı, ceketi keten bezine eşitleyen bir denklemle gösterilebilir (1 ceket = 20 metre keten bezi gibi). Bu eşitliği sağlayan, bu iki farklı metada eşit miktarda ortak bir şeyin olmasıdır. Eşitlikteki bu ortak şey, metaların kullanım değeri olarak taşıdığı herhangi bir doğal özellik olamaz. Çünkü karın doyurmaya, giyinmeye, ısınmaya vb. yaramak gibi doğal özellikler ancak metanın kullanım değerini ilgilendirir, değişim değerini ise zerre kadar ilgilendirmez. İşte metaların hangi ortak şeye göre mübadele edildiklerinin keşfi, ancak soyutlamalarla ilerleyen bir analiz neticesinde mümkün olabilmiştir. Bu analiz boyunca metalar kullanım değerlerinden soyutlandıklarında, geriye tek bir ortak özellik, hepsinin emek ürünü olma özelliği kalmıştır.

Marx, tarihsel akış içinde paranın ortaya çıkışını açıklayabilmek için soyutlamalarla ilerlerken, önce parayı devre dışı bırakır ve iki metanın mübadelesinin bir üçüncü meta üzerinden yapıldığını varsayar. Ceket ve keten bezi örneğimize geri dönecek olursak, şimdi bu ikisiyle eşdeğer olan bir üçüncü meta, değişilecek iki metanın değişiminde değer ölçüsü oluşturacaktır. Örneğin bu üçüncü meta buğday olsun ve 50 kilo buğdayın 1 ceketle ve 20 metre keten beziyle eşdeğer olduğunu varsayalım. Bu durumda ceket ve keten bezi arasındaki değişim 50 kilo buğday değeri üzerinden gerçekleşecektir. (Bu gibi örnekleri aynen Kapital’deki örneklerden değil de, günümüz ölçü birimleri ve günümüz değişim değerleri itibarıyla vermenin daha yararlı olacağını düşündük. Bugün ceketin 200 lira, keten bezinin metresinin 10 lira ve buğdayın kilosunun 4 lira olduğunu varsayıp, buradan hareketle geçmişe uzanarak eşitlik denklemlerini oluşturduk.)

Burada bir ara açıklama yapmak yararlı olacaktır. Bu kısımda incelediğimiz pek çok alt başlık boyunca, Marx genel bir eşdeğer olarak paranın modern kapitalist yaşamdaki rolünü çözümlemeye doğru ilerlemektedir. Fakat bugünün Kapital okuru için, meta değişiminde paranın rolü zaten artık herkesin bildiği, çoktan olup bitmiş ve tarihsel geçmişini sorgulamaya gerek duymadan yüzeyde kavranabilen bir gerçekliktir. Bu nedenle, bugünün okuru açısından Kapital’in buna benzer bölümlerinde soyutlamaların karmaşıklığına takılmadan, net sonuçları kavratmaya doğru ilerleyen özetlemeler yapılacaktır.

Meta değişiminde asıl önemli noktaya gelecek olursak, vurgulamak gerekir ki, metalar kullanım değerleri açısından farklı niteliklere sahiptirler. Oysa mübadele değerleri olarak yalnızca nicelikleri farklıdır ve hepsi farklı niceliklerde ama ortak bir niteliğe sahiptirler. Bu ortak nitelik, tüm metaların insan emeğinin ürünü olmalarıdır. Çeşitli emek ürünlerini kendi kullanım değerlerinden soyutladığımızda, o artık bir ceket ya da kumaş gibi kullanıma sunulan yararlı bir nesne değildir. Bu soyutlama neticesinde salt bir mübadele değeri olarak kavramaya çalıştığımız meta, artık terzilik ya da dokumacılık gibi özel bir üretici emeğin ürünü de değildir. Kısacası mübadele değerini ve paranın rolünü kavrama yolunda yaptığımız bu soyutlamalarla, zihnimizde tüm metalar farklı büyüklüklerle ifade edeceğimiz soyut insan emeğine (ortalama bir insanın emek gücü) indirgenmiş olurlar. Bir başka deyişle, şimdi metalar hayalimizde farklı büyüklüklerde harcanmış insan emek gücünden (işgücünden) başka bir şey değildir.

Açık ki, bir kullanım değeri (örneğin ceket, kumaş vb.) harcanmış ortalama insan emeğinden bir miktar içerdiği için bir mübadele değerine sahiptir. Bu mübadele değerinin büyüklüğünü, içerdiği o harcanmış emek gücünün miktarı belirler. Bu miktar ise, harcanan emeğin süresiyle (saat, gün gibi belirli bir zaman birimiyle) ölçülür. Unutulmamalı ki değişim değerlerinin özünü oluşturan bu emek, çalışkanlık tembellik gibi özelliklerinden ve dokumacılık, terzilik vb. gibi farklı niteliklerinden soyutlanmış, böylece her ayrı meta için eşit değer ölçütü oluşturduğu varsayılmış ortalama bir emek gücüdür.

Bir metanın mübadele değerini belirleyen emek, tüm üretim sürecinde onun yalnızca tüketiciye sunulan biçimi aldığı son safhada harcanan emek gücü değildir; o metanın ortaya çıkabilmesi için onun içine giren tüm unsurlar itibarıyla baştan sona dek harcanan emek güçlerinin toplamıdır. O nedenle mübadele değerinin kavranabilmesi için bu noktada da bir soyutlama yapmaya gerek vardır ve işte bu toplamı, bir metanın üretimi için toplumsal olarak gerekli emek-zaman olarak adlandırırız. Toplumsal olarak gerekli emek-zaman, herhangi bir kullanım değerini toplumun verili üretim koşulları altında, ortalama toplumsal hüner derecesi ve emek yoğunluğuyla elde edebilmek için gerekli olan emek-zamandır. Asla göz ardı edilmemeli ki, bir metanın mübadele değerini bulmak üzere, baştan sona fiilen harcanan somut işgücü saatlerini hesaplamaya girişmek gibi bir düşünce saçmadır! Çünkü metanın mübadele değerini belirleyen “toplumsal olarak gerekli emek-zaman” ölçüsü bir soyutlamadır ve işte sorunu kavrayabilmek için de, ancak soyutlamalar ve varsayımlar temelinde ilerleyen bir akıl yürütmeye ihtiyaç vardır.

Mübadele değerinin özüne ilişkin açıklamadan anlaşılacağı üzere, eşit büyüklükte emek miktarları içeren metalar aynı mübadele değeri büyüklüğüne sahiptirler. O halde, bir metanın değerinin bir başka metanın değerine oranı, birinin üretimi için gerekli olan emek-zamanın diğerinin üretimi için gerekli olan emek-zamana oranıdır. Bir metanın üretimi için gerekli olan emek-zaman değişmiyorsa, o metanın değer büyüklüğü de değişmez. Fakat emeğin üretkenliği artarsa o metanın üretimi için gerekli emek-zamanı azalacağından metanın mübadele değeri düşer, üretkenlik azalırsa mübadele değeri yükselir. Emeğin üretkenliğini belirleyen başlıca koşullar ise, işçinin ortalama hüner derecesi, bilimin gelişme düzeyi ve kullanılan teknoloji, üretim sürecinin toplumsal bileşimi, üretim araçlarının kapsam ve etkinliği ve doğal koşullar olarak sıralanabilir. Sonuncusuna bir örnek vermek gerekirse, elverişli mevsim koşullarında harcanan belirli miktarda emek-zamanı diyelim 4 kilo buğdayda maddeleşirken, olumsuz koşullarda aynı emek-zamanı diyelim 2 kilo buğdayda maddeleşir.

İçimize çektiğimiz hava örneğinde olduğu gibi, bir şey insana yarar sağlayabilmek için üretici emek harcanmasını gerektirmiyorsa (yani böyle bir emek ürünü değilse), o şey meta değildir. Bir mübadele değerine sahip değildir, fakat yararlı olduğu için bir kullanım değeri vardır. Üretici emek harcanmadan insanın kullanabileceği bedava hava, bedava su, doğal çayırlar vb. böyledir. Dikkat edilmesi gereken önemli bir husus daha vardır. Doğanın sunduğu kullanım değerleri dışında, bir şey meta olmamasına (yani bir mübadele değeri taşımamasına) rağmen yararlı bir üretici emek ürünü olabilir. Eski dönemler hatırlanacak olursa bu durum kolaylıkla kavranır. Şöyle ki, kendi ürünüyle kendi ihtiyacını karşılayan, örneğin buğday üreten bir kişi bir kullanım değeri yaratmış demektir, fakat bu kullanım değeri bir meta değildir. Çünkü bir kişinin meta üretiyor olması için, kendi ihtiyacı (kendi kullanımı) dışında başkalarının kullanımı için üretmesi, yani bireysel değil toplumsal kullanım değeri üretmesi gerekir.

Marx bu genel açıklamadan sonra, bir yanlış anlama olmaması için önemli bir tarihsel gerçeğe işaret eder ve şöyle der: “Ve sırf başkaları için üretmesi de yetmez. Orta Çağın köylüsü, feodal bey için haraç-tahıl, papaz için öşür-tahıl üretirdi. Ama haraç-tahıl da öşür-tahıl da, başkaları için üretildikleri için meta olmuyordu. Meta olabilmek için, ürünün, kullanım değeri olarak hizmet edeceği başkasına, mübadele yoluyla aktarılması zorunludur”.

2. Metalarda Cisimleşmiş Emeğin İki Yönlü Niteliği

Mübadele değerini anlamaya yönelik soyutlama neticesinde tanımlanan ortalama emek, kullanım değerlerinin yaratıcısı olan gerçek, somut emeğin taşıdığı özelliklerden uzaklaşmış varsayımsal emektir. Marx bu hususa özellikle dikkat çeker. Böylece kullanım değerlerinin yaratıcısı olan yararlı somut emekle (ceket üreten terzilik emeği veya keten bezi üreten dokumacılık emeği gibi), değişim değerini kavramayı mümkün kılan soyut emek (özelliklerinden soyutlanarak varsayılan bir ortalama emek) olarak emeğin iki yönlü niteliği ortaya konmuş olur. Marx, emeğin bu iki yönlü doğasını eleştirel olarak ilk ortaya koyan kişinin kendisi olduğunu belirtir ve bu noktanın ekonomi politiği anlamanın çıkış noktasını oluşturduğuna dikkat çeker.

Üretilen şeyler nitelikçe farklı kullanım değerleri (keten bezi veya ceket gibi) ve dolayısıyla nitelikçe farklı yararlı emeklerin (dokumacılık emeği veya terzilik emeği gibi) ürünleri olmasaydı, birbirlerinin karşısına değişilecek metalar olarak çıkamazlardı. Bu değişim ihtiyacını yaratan toplumsal işbölümüdür ve bu işbölümü tarih sahnesine çıkmasaydı meta da çıkmazdı. Fakat kullanım değerlerinin yaratıcısı olarak, üretici emek kuşkusuz meta üretiminin olmadığı tarihsel dönemlerde de vardır ve genelde insanın tüm toplum biçimlerindeki varoluş koşuludur. İnsan üretim faaliyeti sırasında genelde doğa güçleri tarafından desteklenir ve bu nedenle toplumsal maddi servetin kaynağı yalnızca insan emeği değil, bunun yanı sıra doğadır da. Marx “toplumsal servetin biricik kaynağı emektir” diyenleri eleştirirken, ünlü İngiliz iktisatçısı William Petty’nin deyişini hatırlatır: “Emek onun babası ve toprak onun anasıdır.” (W. Petty, değeri emek ile belirleyen ilk klasik iktisatçıdır.)

Terzilik, dokumacılık vb. gibi nitelikleri farklı tüm üretici faaliyetler neticede insan beyninin, kaslarının, sinirlerinin, elinin, kısacası insanın emek gücünün (işgücünün) üretici şekilde harcanmasıdır. İnsanın emek gücünün bu nitelikteki üretici faaliyetlerde harcanabilmesi için de, elbette insanın işgücünün az çok gelişmiş ve belirli nitelikler kazanmış olması zorunludur. Fakat ortalama emek gücü soyutlaması, fiilen harcanan işgücünü, özelliklerinden sıyrılmış ve bu sayede aynılaştırılmış basit işgücü olarak varsayar. Meta değişiminin sırlarını çözmek için başvurulan bu soyutlama mantıksız değildir. Çünkü insan emeği, ortalama olarak kavramak istersek, temelde her sıradan insanın canlı organizmasında var olan gücün (basit emek gücü) harcanmasıdır.

Farklı ülkelerde ve farklı uygarlık dönemlerinde basit ortalama emeğin niteliği değişse bile, “varsayılan değer” incelemeye konu olan belirli bir toplumda verili koşullarda kabul edilen bir soyutlamadır. Düşüncede tek tipleştirilmiş, aynılaştırılmış (yani soyutlanmış) bu “basit emek”, aslında gerçek yaşamda yani somutta var olan çeşitli niteliklerdeki karmaşık emeğin rolünü kavrayabilmek için bize bir kalkış noktası sunar. Zira dikkatlice düşünecek olursak, aslında “karmaşık emek” neticede basit emeğin belirli ölçülerde yoğunlaştırılmış, çoğaltılmış halidir. Bunu bir eşitlikle ifade etmek gerekirse, küçük miktarda bir karmaşık emek büyük miktarda bir basit emeğe eşittir; örneğin 1 birim karmaşık emeği 8 birim basit emek olarak varsayabiliriz. Bu noktada gerçek yaşamın, yani somutun kavranmasına kuşkusuz fiili matematiksel hesaplar yapılarak varılamaz! Ama sorunun kavranabilmesi için, diyalektik düşünce sayesinde işin doğasında, özünde mantıksal olarak bunların olduğunu keşfederiz.

Bir meta diyelim ceket gibi görece karmaşık nitelikte bir emeğin ürünü olabilir. Fakat bu ürünün içerdiği emek gücünün değeri, bu değere denk gelen daha basit bir emek gücünün yarattığı değerle eşleşebilir (örneğin bu sayede 1 ceket 20 metre keten bezine eşitlenebilir). Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu noktada akıl yürütürken, bu oranların somutta hesaplanıp kararlaştırıldığını sanmak büyük bir yanılgı olur. Marx’ın çözümlediği ve bize anlatmaya çalıştığı olgu, biz hesaplayıp karar vermeden nasıl olup da metaların birbirleriyle belirli oranlarda değiştirildiğidir. Aslında kavranması gereken konu, insanlık tarihinin akışı içinde trampayla başlayıp meta değişimine ilerleyen bir süreçte, çeşitli emek ürünlerinin mübadelesi neticesinde zamanla oluşmuş oranlardır. Marx’ın sözleriyle, “farklı emek türlerini, ölçü birimleri olarak basit emeğe indirgeyen farklı oranlar, üreticilerden bağımsız bir toplumsal süreçle belirlenir ve bu yüzden, onlara, geleneksel olarak belirlenmiş gibi görünür”.

Marx, meta değişimine egemen olan sorunları çözümlerken işi kolaylaştırmak için, bundan böyle her türden emek gücünün basit emek gücü cinsinden ifade edileceğini belirtir ve bize diyelim 1 ceketin neden 20 metre kumaş ettiğinin sırrını açıklar. Değer büyüklüklerindeki bu fark, 1 metre keten bezinin ceketin içerdiğinin yirmide biri kadar basit emek gücü içermesinden, bir başka deyişle ceketin üretimi sırasında 1 metre keten bezinin üretimine harcanan basit emek gücünün yirmi katı kadar basit emek gücü harcanmış olmasından ileri gelir.

Üretilen bir ürün için harcanan emeğin, aynı anda bir yandan bir kullanım değeri yaratırken diğer yandan bir değişim değeri yaratmış olması şeklinde ikili bir niteliği vardır. Emeğin bu ikili karakteri nedeniyle, üretkenlikteki artış kullanım ve değişim değeri bakımından farklı sonuçlar doğurur. Diyelim eskiden 2x zamanda bir ceket üretilirken, üretkenlikteki artış sonucu şimdi 1x zamanda 1 ceket üretilirse bunun anlamı kullanım değerleri olarak maddi servetin artması demektir. Çünkü şimdi 2x zaman içinde toplum 1 değil 2 ceket sahibi olacaktır. Görüleceği üzere, kullanım değeri yaratan özelliğiyle emek (yararlı emek) kendi üretkenliğindeki artış ya da azalma ile doğru orantılıdır. Buna karşılık, aynı örneğe emeğin değişim değeri yaratması açısından baktığımızda durum değişir. Çünkü eskiden 2x zaman içinde üretilen bir ceketin değişim değeri şimdi 1x zaman üzerinden belirleneceğinden, demek ki üretkenlikteki artış neticesinde aynı ceketin değişim değeri yarıya düşmüş olacaktır. Fakat neticede eskisiyle aynı süre içinde şimdi daha fazla miktarda meta (1 yerine 2 ceket) üretilmektedir ve sermaye sahibini ilgilendiren asıl husus da zaten budur.