Navigation

1905

Lev Troçki

Ekim 1909





Kasım Grevi

Ekim hükümeti sualtındaki binlerce kayanın ortasında, bir tehlikeden diğerine yolunu el yordamıyla arıyordu. Nereye gidecekti? Bunu kendisi de bilmiyordu.

26 ve 27 Ekimde Petersburg’dan üç tüfek menzili uzaklıktaki Kronştad’da aniden bir ayaklanma patlak verdi. Askerler arasında politik bakımdan bilinçli olanlar kitleyi zaptetmeye çalıştı, fakat öfke kendiliğinden patladı. Ordu içindeki en iyi unsurlar, bu hareketi durduramayacaklarını anlayınca onun başına geçtiler. Ancak yetkililer tarafından kışkırtılan birtakım serserilerin pogromlarına engel olmayı başaramadılar. Bunda en büyük rolü, denizcilerin en cahillerini de kendileriyle birlikte sürükleyen Kronştad’ın ünlü mucizevi işçisi Ioann’ın çeteleri oynadı. 28 Ekimde Kronştad’da sıkıyönetim ilân edildi ve talihsiz ayaklanma ezildi. Askerlerin ve denizcilerin en iyileri idam tehdidiyle yüz yüze geldiler.

Kronştad kalesinin zapt edildiği gün, hükümet Polonya’nın bütününü sıkıyönetim altına alarak, ülkeye sert bir uyarı verdi; varlığının on birinci gününde bildirge hükümetinin Peterhof kamarillasının[1] önüne attığı ilk büyük kemik buydu. Kont Witte, bu adımın tüm sorumluluğunu üzerine aldı; bir hükümet bildirisinde Polonyalıların ayrılmak için “küstah” (!) bir girişimde bulundukları yalanını söyledi ve tehlikeli bir yola girmemeleri için onları uyardı, “bu ilk kez olmuyordu.” Ertesi gün, kendisini Trepov’un tutsağı olarak bulmamak için, çark edişin yollarını döşemek zorunda kaldı; “Polonyalıların aşırı duyarlı” oldukları mevcut durumda, hükümetin, güncel olaylardaki gelişmelerin olası sonuçlarını önceden tahmin edip bu olayları değerlendirmediğini itiraf etti. Böylece, sıkıyönetim bir bakıma anayasanın Polonya halkının politik mizacına övgüsüydü.

Çernigov, Saratov ve Tambov eyaletlerinde, toprak sorunu patlak veren bazı bölgeler 29 Ekimde sıkıyönetim altına alındı. Öyle görünüyor ki, Tambovlu mujikler de “aşırı duyarlılık”tan musta­ribdiler.

Liberal cemaatin dişleri korkudan takırdamaya başladı. Liberaller Witte’yi ne kadar hor görerek yüzlerini buruşturmuşlarsa da, yine de ona içten inanıyorlardı. Ancak şimdi, Durnovo kendinden emin bir şekilde Witte’nin sırtına basarak yükselmişti; ve Durno­vo, Cavour’un özdeyişini –“aptalları yönetmenin yöntemi ablukadır”– kendi kılavuzluğunun teorisi haline getirecek kadar da akıllıydı.

Devrimci içgüdüleri işçilere, karşı-devrimin bu açık saldırısının cezasız kalmasına izin vermenin, onun küstahlığını teşvik edeceğini söylüyordu. 29-30 Ekimde ve 1 Kasımda, Sovyet tarafından, Petersburg sanayi tesislerinin çoğunu kapsayan ve şiddetli protesto çağrıları yapılan kitle mitingleri düzenlendi.

1 Kasımdaki kalabalık ve patırtılı bir mitingde, Sovyet üyelerinin ezici çoğunluğu, hararetli bir tartışmadan sonra aşağıdaki kararı kabul etti:

Hükümet cesetler üzerinde yürümeye devam ediyor. Kendi haklarını ve halkın özgürlüğünü savunmak için ayağa kalkan Kronştad’ın cesur asker ve denizcilerini askeri mahkemelerde yargılıyor. Ezilen Polonya’nın boynuna sıkıyönetim kemendini geçirdi.

İşçi Temsilcileri Sovyeti, Petersburg’un devrimci proletaryasını, yenilmez gücünü çoktan göstermiş bir politik genel grev ve kitlesel protesto mitingleri aracılığıyla, Kronştad’ın devrimci askerleri ve Polonyalı devrimci işçilerle kardeşçe dayanışma göstermeye çağırıyor.

Yarın, 2 Kasımda, öğlen 12:00’da, Petrsburg işçileri aşağıdaki sloganlar altında iş bırakacaklardır: Kahrolsun askeri mahkeme! Kahrolsun ölüm cezası! Kahrolsun Polonya ve Rusya’nın her tarafındaki sıkıyönetim!

Çağrının başarısı tüm beklentilerin üzerindeydi. Pek çok fedakârlık gerektiren Ekim grevinin durmasının üzerinden yaklaşık iki hafta geçmiş olmasına rağmen, Petersburg işçileri olağanüstü bir oybirliğiyle iş durdurdular. Sovyette temsil edilen bütün büyük tesisler ve fabrikalar saat 12:00’dan bir saniye önce grevdeydiler. O güne kadar politik mücadeleye katılmayan birçok orta ve küçük sanayi işletmesi greve katıldı, temsilciler seçti ve onları Sovyete gönderdi. Petersburg demiryolu merkezinin bölge komitesi Sovye­tin kararını onayladı ve Finlandiya demiryolu hariç bütün demiryolları çalışmayı kesti. Kasım grevine katılan tüm işçi sınıfı grevcilerinin toplam sayısı, sadece Ocak grevini değil Ekim grevini de geçti. Posta ve telgraf servisleri, atlı araba sürücüleri, atlı tramvaylar ve tezgâhtarların çoğunluğu grev yapmadılar. Gazeteler arasında, sadece Hükümet Haberleri, Petersburg Şehir Valiliği Gazetesi ve İzvestia yayınlandı, ilk ikisi askeri birliklerin, üçüncüsü ise silahlı işçi müfrezelerinin koruması altındaydı.

Kont Witte tümüyle gafil avlanmıştı. İki hafta önce iktidar kendi eline geçtiğinden beri, tüm yapması gerekenin yol göstermek, teşvik etmek, engel olmak, tehdit etmek ve yönetmek olduğunu düşünüyordu. Kasım grevi, hükümetin riyakârlığına karşı proletaryanın bu öfkeli protestosu, büyük devlet adamını şaşkına çevirmişti. Hiçbir şey, onun devrimci olayları anlamaktaki mutlak başarısızlığını, bu olaylar karşısındaki çocukça şaşkınlığını ve aynı zamanda inatçı kibrini gösteren, proletaryayı yatıştıracağını umduğu şu telgraftan daha tipik değildir. Metnin tamamı şöyle:

İşçi kardeşler, işe geri dönün, ayaklanmadan vazgeçin, karılarınızı ve çocuklarınızı düşünün. Kötü tavsiyelere kulak vermeyin. Çar bize işçilerin sorunlarına özel bir ilgi göstermemizi emretti. Bu amaçla İmparator Hazretleri işçilerle işverenler arasında hakkaniyetli ilişkiler kurmak üzere bir Ticaret ve Sanayi Bakanlığı kurdu. Bize zaman verin, sizin için mümkün olan herşey yapılacaktır. Sizin tarafınızda olan ve sizin iyiliğinizi isteyen bir adamın öğütlerini dinleyin. Kont Witte.

Korkakça bir nefretin, cebindeki bıçağı saklı tutarak, dostça bir alçakgönüllülük pozuna girdiği bu utanmaz telgraf alınıp 3 Kasımdaki Sovyet toplantısında herkese açıklandığında, bir öfke fırtınasına yol açtı. Tarafımızca önerilen yanıt ateşli bir kararlılıkla derhal onaylandı ve ertesi gün İzvestia’da yayınlandı. İşte metin:

Kont Witte’nin “kardeş işçiler”e gönderdiği telgraftaki notu almış olan İşçi Temsilcileri Sovyeti, herşeyden önce Çarın gözdesinin Petersburg işçilerine kendi “kardeşler”i olarak hitap etmeye kalkışmasındaki fevkalâde laubaliliğe müthiş şaşırdığını ifade etmek istemektedir. Proleterler ve Kont Witte arasında hiçbir akrabalık yoktur.

Sovyet, sorunun özüne ilişkin olarak şunu ilân eder:

1. Kont Witte bizi karılarımızı ve çocuklarımızı düşünmeye çağırıyor. Yanıt olarak, İşçi Temsilcileri Sovyeti, bütün işçileri, Kont Witte iktidara geldiğinden beri işçi sınıfı saflarına kaç tane dul ve yetimin eklendiğini saymaya çağırıyor.

2. Kont Witte, Çarın çalışan insanlara karşı nazik ilgisine dikkat çekiyor. İşçi Temsilcileri Sovyeti Petersburg proletaryasına 9 Ocaktaki Kanlı Pazarı hatırlatır.

3. Kont Witte “zaman” istiyor ve işçiler için “mümkün olan herşeyi” yapmaya söz veriyor. İşçi Temsilcileri Sovyeti Witte’nin Polonya’yı askeri cellâtlara teslim etmek için zaman bulduğunu biliyor ve İşçi Temsilcileri Sovyetinin Kont Witte’nin devrimci proletaryayı boğmak için mümkün olan herşeyi yapacağına dair en ufak bir şüphesi yok.

4. Kont Witte kendisine, bizim tarafımızda ve bizim iyiliğimizi isteyen bir adam diyor. İşçi Temsilcileri Sovyeti, Çarın gözdelerinin lütuflarına ihtiyacı olmadığını ilân eder. Genel, eşit, doğrudan ve gizli oy hakkı temelinde bir halk hükümeti talep eder.

Malûmat sahibi olanlar, grev yapan “kardeşler”inin mektubunu aldığında Kontun astım krizine tutulduğunu anlatıyorlardı.

5 Kasımda Petersburg telgraf bürosu şunu bildiriyordu: “Askeri mahkemenin kullanılması ve Kronştad kargaşasında yer alan erlerin idamına ilişkin taşraya yayılan söylentiler (!) nedeniyle, böylesi söylentilerin ham (?) ve temelsiz olduğunu bildirmek için yetkilendirildik.… Kronştad olaylarında yer alanlar askeri mahkemede yargılanmadılar ve yargılanmayacaklar.” Bu kesin ifade hükümetin grev karşısında teslim olduğu anlamına geliyordu. Protestolara katılan Petersburg proletaryasının sermayenin ticari ve sınai hayatını geçici bir duraklamaya uğrattığı sırada, “taşradaki söylentiler”e çocukça atıfta bulunmak, şüphesiz bu gerçeği gizleyemezdi. Hükümet, Polonya sorununda, oradaki “kargaşa diner dinmez”, Po­lonya Krallığı eyaletlerindeki sıkıyönetimi kaldıracağını vaat ederek taviz vermeye ise daha önce başlamıştı.[2]

5 Kasım akşamı, Yürütme Komitesi, en uygun psikolojik anın geldiğine karar vererek, Sovyete grevi sona erdirmeyi teklif etti. O anki politik durumun bir tasviri olarak, Yürütme Kurulu raportörü tarafından yapılan konuşmayı aktarıyoruz:

Kronştad denizcilerinin askeri mahkeme tarafından değil, fakat bir askeri bölge mahkemesi tarafından yargılandıklarını bildiren bir hükümet telgrafı halka şimdi açıklandı.

Bu telgraf, bizim gücümüzün, Çar hükümetininse güçsüzlüğünün bir göstergesinden başka bir şey değildir. Bir kez daha Petersburg proletaryasını bu büyük manevi zaferinden dolayı kutlayabiliriz. Ancak şunu da açıkça söyleyelim: bu hükümet telgrafı ortada olmasaydı bile, Petersburg işçilerine grevi durdurma çağrısı yapmak zorunda olacaktık. Bugünkü haberler gösteriyor ki, bütün Rusya’daki politik gösteriler giderek azalmakta. Grevimiz, gerçekte, bir gösteri mahiyetindedir. Onun başarısını ya da başarısızlığını yalnızca bu bakış açısından yargılayabiliriz. Doğrudan ve asli amacımız, uyanmakta olan orduya, işçi sınıfının onun yanında olduğunu, orduyu savunacağını göstermekti. Bu amacı başarmadık mı? Her dürüst askerin kalbini kazanmadık mı? Kim bunu inkâr edebilir? Ve eğer böyleyse, bir şey elde etmediğimiz iddia edilebilir mi? Grevin sona ermesi yenilgimiz olarak görülebilir mi? Büyük Ekim mücadelesinin sona ermesinden sadece birkaç gün sonra, işçiler kanlarını temizlemek ve yaralarını sarmak için henüz zaman bulamamışken, kitlelerin Sovyetin tek bir sözüyle tek bir vücut halinde yeniden greve gidecek kadar muhteşem bir disipline sahip olduğunu bütün Rusya’ya göstermedik mi?

Bakın! Bu kez, daha önce hiç greve gitmemiş en geri fabrikalar bile greve katıldı ve onların temsilcileri şimdi Sovyette bizimle oturuyor. Ordunun başı çeken unsurları protesto mitingleri örgütlediler ve bu sayede de gösterilerimize katıldılar. Bu zafer değil mi? Bu görkemli bir başarı değil mi? Yoldaşlar, yapmamız gereken herşeyi yaptık. Bir kez daha Avrupa borsası gücümüzü selâmladı. Sovyetin bir grevin gerekli olduğuna karar vermesi, hemen yurtdışı döviz kurumuzda hatırı sayılır bir düşüşte yansımasını buldu. Böylece, ister Kont Witte’ye isterse bir bütün olarak hükümete yanıt vermek için yapalım, eylemlerimizin her biri mutlakıyete kesin bir darbe vurdu.

Bazı yoldaşlar, Kronştad denizcileri jüri tarafından yargılanana ve Polonya’da sıkıyönetim kaldırılana kadar grevin devam etmesini talep ediyorlar. Başka bir deyişle, mevcut hükümet düşene kadar, çünkü Çarlık bütün güçlerini grevimize karşı harekete geçirecektir, bu gerçekle yüz yüze gelmek zorundayız yoldaşlar. Eğer hareketimizin amacının otokrasiyi devirmek olduğunu varsayarsak, o zaman, hiç şüphe yok ki bu amaca ulaşmadık. Bu bakımdan, kızgınlığımızı gizlemeli ve bir protesto gösterisi yapmaktan kaçınmalıydık. Ancak taktiklerimiz, yoldaşlar, hiç de bu modele dayanmıyor. Eylemlerimiz ardarda gelen bir dizi muharebedir. Amaçları düşmanı altüst etmek ve yeni dostlar kazanmaktır. Ve bizim için kimin sempatisi ordununkinden daha değerlidir? Bunu anlayın: grevin devam etmesinin gerekip gerekmediği üzerine tartışırken, özünde, grevin coşkun niteliğini muhafaza edip etmeyeceğimizi ya da onu tayin edici bir mücadeleye dönüştürüp dönüştürmeyeceğimizi, yani onu toplam bir zafer veya yenilgi noktasına kadar devam ettirip ettirmeyeceğimizi tartışıyoruz. Çarpışmalardan ya da yenilgilerden korkmuyoruz. Yenilgilerimiz sadece zaferimize giden adımlardır. Ama biz her çarpışma için en elverişli koşulları ararız. Olaylar bizim lehimize işliyor ve onların akışını zorlamanın bizim açımızdan hiçbir avantajı yok. Soruyorum size: tayin edici çarpışmayı ertelemek kimin yararınadır, bizim mi, hükümetin mi? Bizim yararımızadır, yoldaşlar! Yarın bugün olduğumuzdan daha güçlü ve ertesi gün de yarın olduğumuzdan daha güçlü olacağız.

Unutmayın yoldaşlar, binlerce insanın katıldığı mitingler düzenleyebildiğimiz, proletaryanın geniş kitlelerini örgütleyebildiğimiz ve devrimci basınımız vasıtasıyla tüm halka seslenebildiğimiz bu koşullar, bizim için ancak bu son günlerde oluştu. Bu koşulları proletarya safları arasındaki mümkün olan en geniş ajitasyon ve örgütlenme için en iyi şekilde kullanmalıyız. Tayin edici eylem için kitlelerin hazırlık dönemini uzatmalıyız, daha sonra mümkün olduğu kadar birleşik ve örgütlü bir ordu olarak hareket etmek için, uzatabildiğimiz kadar, belki bir ya da iki ay uzatmalıyız. Hükümet, şüphesiz, nihai çarpışma için daha hazırlıksız olduğumuz bir anda, yani şimdi, bizi paramparça etmeyi tercih ederdi.

Bazı yoldaşlar, cenaze töreni gösterisinin iptal edildiği gün olduğu gibi, bugün de şu şüphelere sahipler: bugün geri çekilirsek, kitleleri başka bir anda harekete geçirebilir miyiz? Kitleler uykularına geri dönmeyecekler mi? Benim yanıtım şu; bugünkü rejimin kitlelerin huzur içinde uyuyabileceği koşulları yaratabileceğini gerçekten düşünüyor musunuz? Gelecekte onları tekrar harekete geçirecek hiçbir olay olmayacağı konusunda gerçekten endişelenmemiz gerekiyor mu? İnanın bana, bunun gibi pek çok olay olacaktır; Çarlık bunu halleder. Şunu da unutmayın, önümüzde, tüm devrimci proletaryayı ayağa kaldırması gereken bir seçim kampanyası uzanıyor. Bu seçim kampanyasının mevcut rejimi silip süpürerek sona ermeyeceğini kim bilebilir? Sakin olalım, olaylar hakkında vaktinden önce konuşmayalım. Devrimci proletaryaya daha çok güvenelim. Proletarya 9 Ocaktan sonra uykuya daldı mı? Şidlovski komisyonundan[3] sonra? Karadeniz olaylarından sonra? Hayır, devrimci dalga giderek yükseliyor ve onun tüm otokratik rejimi parçalayıp boğacağı an çok uzak değil.

Önümüzde tayin edici ve acımasız bir mücadele uzanıyor. Grevi şimdi durduralım, onun muazzam manevi zaferiyle yetinelim. Herşeyden daha çok ihtiyaç duyduğumuz şeyi yaratmak ve sağlamlaştırmak için her çabayı gösterelim: örgütlenme, örgütlenme ve örgütlenme. Bu alanda her günün bize yeni fetihler getirdiğini görmek için sadece etrafımıza bakmamız yeterli.

Demiryolları çalışanları ile posta ve telgraf memurları örgütleniyor. Onlar, raylarının demiriyle ve telgraflarının telleriyle, ülkemizin bütün devrimci merkezlerini bir bütün olarak tek bir vücut halinde birleştirecekler. Zamanı geldiğinde yirmi dört saat içinde Rusya’nın tümünü ayağa kaldırmamız mümkün olacak. O an için hazırlanmalı, disiplin ve örgütlenmeyi en yüksek noktasına taşımalıyız. Yoldaşlar, çalışmaya!

Derhal işçileri çarpışma için örgütlemeye ve silahlandırmaya başlamalıyız. Her tesiste seçilmiş önderlerle “savaşçı onlar”ı, diğer önderlerle “yüzler”i oluşturmalı ve “yüzler”in üzerinde de bir komutan seçmelisiniz. Bu hücrelerdeki disiplini öyle yüksek bir noktaya çıkarmalısınız ki, her an tüm fabrika ilk çağrıda ileriye doğru yürüyüşe geçsin. Karar anında sadece kendimize güvenebileceğimizi unutmayın. Liberal burjuvazi şimdiden bizimle kuşku ve düşmanlık içinde görüşmeye başlıyor. Demokrat entelijensiya bocalıyor. İlk grevde bizi seve seve bir araya getiren Birlikler Konfederasyonu, ikinciye gelince buna çok daha az taraftar oldu. Geçen gün üyelerinden biri bana şunları söyledi: “Grevlerinizle halkı aleyhinize döndürüyorsunuz. Yardım olmaksızın kazanmayı gerçekten umuyor musunuz?” Ona Fransız Devriminden, Konvansiyon’un “Fransız ulusu kendi toprağındaki düşmanla herhangi bir anlaşma imzalamayacaktır” kararını aldığı bir anı hatırlattım. Konvansiyon üyelerinden biri şöyle haykırmıştı: “Yoksa zaferle bir anlaşma mı yaptınız?” Yanıt: “Hayır, biz ölümle anlaşma yaptık.”

Yoldaşlar, liberal burjuvazi, adeta ihanetiyle övünürcesine, bize “yardımımız olmadan tek başınıza mücadele etmeyi mi umuyorsunuz? Yoksa zaferle bir anlaşma mı yaptınız?” diye sorduğunda, yüzüne şu cevabı çarpmalıyız: “Hayır, biz ölümle anlaşma yaptık.”

Sovyet ezici bir oy çoğunluğuyla 7 Kasım pazartesi öğlen 12:00’da grevi durdurma kararını benimsedi. Sovyet kararının basılı afişleri tesislere ve fabrikalara dağıtıldı ve kente yapıştırıldı. Kararlaştırılan gün ve saatte, grev aynı birlik içinde başladığı gibi bitti. Grev, Polonya’daki sıkıyönetimden üç kat daha az, 120 saat sürmüştü.

Kasım grevinin önemi, şüphesiz birkaç düzine denizcinin boynundaki kemendi kaldırmasında yatmıyordu; on binlercesini yutan bir devrimde birkaç hayatın ne önemi vardı? Hükümeti aceleyle Polonya’daki sıkıyönetimi kaldırmaya zorlaması gerçeğinde de yatmıyordu; uzun süredir acı çeken bir ülkenin tarihinde olağanüstü yönetimle fazladan geçen bir ayın ne önemi olabilirdi? Kasım grevi ülke geneline seslenen bir uyarı çığlığıydı. Eğer Polonya’daki deneme başarılı olsaydı, eğer proletarya “hayatta, zinde ve yumruğa yumrukla karşılık vermeye hazır” olduğunu göstermemiş olsaydı, ülkenin her yerinde vahşi bir gericilik şöleninin başlamayacağını kim bilebilirdi?[4]

Halkın pek çok ırkı arasındaki tam dayanışmanın, 1848 Avusturya’sındaki olaylarla görkemli bir tezat oluşturduğu bir devrimde, Petersburg proletaryası, bizzat devrim adına, Polonyalı kardeşlerini karşı çıkmaksızın gericiliğin hoşgörüsüz ellerine teslim edemezdi ve etmeye de kalkışmadı. Ve kendi geleceği ile ilgili olmasına rağmen, Kronştad ayaklanmasını suskunlukla geçiştiremezdi ve geçiştirmeye de kalkmadı. Kasım grevi, proletaryanın, kışladaki tutsaklar için, hükümetin başındakilere ve burjuva muhalefete savurduğu bir dayanışma çığlığıydı. Ve çığlık işitildi.

Kasım grevi üzerine bir haber yazan London Times muhabiri aşağıdaki yorumu yapan bir muhafız albayının sözlerini aktarıyordu: “Ne yazık ki, işçilerin Kronştadlı asi askerler lehine müdahalesinin askerlerimiz üzerinde müessif bir moral etki yarattığı inkâr edilemez.” Kasım grevinin asıl öneminin aranması gerektiği yer, işte bu “müessif moral etki”dir. Bu grev, basit bir darbeyle ordu içindeki pek çok çevrenin bilincini uyandırmış ve birkaç gün içinde Petersburg garnizonunun kışlasında birtakım politik mitinglere yol açmıştı. Sadece tek tek askerler değil, asker temsilcileri de Yürütme Komitesinde ve hatta bizzat Sovyet mitinglerinde konuşmalar yaparak, destek isteyerek boy göstermeye başlamışlardı; askeri birlikler arasındaki devrimci irtibat pekiştirilmişti; bildiriler yaygın bir biçimde okunuyordu.

O günlerde, ordu safları içindeki ajitasyon onun aristokrat önderliğine bile ulaşmıştı. Kasım grevi sırasında, yazar, kendi türü içinde eşsiz olan bir askeri toplantıya “işçilerin sözcüsü” olarak katılma fırsatı bulmuştu. Hikâyeyi burada anlatmak, harcanan zamana değecektir.

Barones X’ten[5] aldığım bir davetiyeyle kuşanmış vaziyette, Petersburg’un en varlıklı evlerinden birine saat 21:00’da vardım. Bu günlerde hiçbir şeye şaşırmamaya karar vermiş bir adam gibi bakan kapıcı paltomu aldı ve subay paltolarının olduğu uzun sıranın ortasına astı. Bir uşak kartvizitimi ona vermem için beni bekleyerek duruyordu. Eyvah, bir “illegal insanın” ne tür bir kartviziti olabilir? Bu zorluktan kurtulmasına yardımcı olmak için, ona ev sahibesinin davetiye kartını uzattım. Radikal bir üniversite okutmanını takiben bir öğrenci ve son olarak da bizzat Barones salona geldi. Besbelli ki “işçilerin sözcüsü”nün korkunç bir insan olmasını bekliyorlardı. İsmimi söyledim. İçtenlikle içeri girmemi söylediler. Girişteki perdeyi kaldırdığımda, altmış yetmiş kişilik bir topluluk gördüm. Koridorun bir tarafında, aralarında birkaç şık muhafızın da bulunduğu otuz kırk subay sandalye sıralarında oturuyorlardı, diğer tarafta bayanlar vardı. Öndeki köşede, siyah paltolu bir grup gazeteci ve radikal avukat vardı. Daha önce görmediğim yaşlı bir bay küçük bir masanın arkasına oturuyor ve başkanlık yapıyordu. Yanında Kadetlerin gelecekteki “temsilci”si Rodiçev’i gördüm. Polonya’da sıkıyönetiminin tesis edilmesinden, liberal halkın ve ordudaki düşünen unsurların Polonya sorununa karşı tutumunun ne olması gerektiğinden bahsediyordu; konuşma yavan ve sönüktü, ifade edilen düşünceler kısa ve sönüktü, ve sondaki alkışlar da sönüktü.

Ondan sonra, Rusya’ya dönüşünü Ocak grevine borçlu olan ve hemen zemstvo liberalizminin aşırı sağ kanadında konumlanması, bu konumla sosyal demokratlara karşı şiddetli bir kampanya yürütmesi için kendisine teklif edilen fırsatı kullanan dünün “Stuttgart sürgünü” Peter Struve konuştu. Kekeleyen, güçlükle nefes alan ve ümitsiz derecede zavallı bir konuşmacı olan Struve, ordunun 17 Ocak bildirgesinden vazgeçmemesi ve hem sağ hem de soldan gelecek saldırılara karşı onu savunması gerektiğini kanıtlamaya çalıştı. Bu zehir saçan tutucu düşünce, eski bir sosyal demokratın ağzından çıkınca iyice garip geliyordu. Konuşmasını dinlerken yedi yıl önce bu adamın “Avrupa’nın doğusuna gidildikçe, burjuvazi daha zayıf, daha korkak ve daha alçak olur” diye yazdığını, ardından tarihsel genellemesinin doğruluğunu kendi örneğiyle kanıtlayarak Alman revizyonizminin koltuk değneklerine yaslanıp liberal burjuvazinin kampına geçtiğini hatırladım.

Struve’den sonra radikal gazeteci Prokopoviç Kronştad ayaklanmasından söz etti; sonrasında, gözden düşmüş, liberalizmi ya da sosyal demokrasiyi seçme konusunda bocalayan ve bu arada herşeyden konuşup da hiçbir şey söylemeyen bir profesör vardı; ondan sonra subayları kışladaki politik ajitasyona karşı çıkmamaya davet eden ünlü bir avukat (Sokolov) konuştu. Konuşmalar gitgide daha kararlı, atmosfer daha sıcak ve alkışlar daha kuvvetli oldu. Sıram geldiğinde, işçilerin silahsız olduğuna, onlarla birlikte özgürlüğün de silahsız olduğuna, ulusun silah depolarının anahtarlarının subayların elinde olduğuna, tayin edici an geldiğinde bu anahtarların halka, ait oldukları insanlara verilmesi gerektiğine dikkat çektim. Hayatımda ilk ve belki de son kez bu tür bir izleyici kitlesine hitap etmek zorunda kalıyordum.

Proletaryanın askerler üzerindeki “müessif moral etkisi”, hükümetin bazı baskıcı önlemler almasına yol açtı. Muhafız alaylarından birinde tutuklamalar oldu; bazı denizciler muhafız eşliğinde Petersburg’dan Kronştad’a transfer edildi. Dört bir yandan askerler, Sovyete ne yapmaları gerektiğini soruyordu. Bu sorulara Askerlere Bildirge olarak bilinen bir bildiriyle yanıt verdik. Metin şöyleydi:

İşçi Temsilcileri Sovyeti askerlere yanıt veriyor:

Ordunun ve donanmanın kardeş askerleri!

Sık sık tavsiye ve destek almak için bize, İşçi Temsilcileri Sovyetine geldiniz. Preobrajenski alayının askerleri tutuklandığında, yardım için bize geldiniz. Ordunun elektro-teknik öğrencileri tutuklandığında, destek için bize geldiniz. Donanma tayfaları, muhafız eşliğinde Petersburg’dan Kronştad’a gönderilirken, bizim korumamızı istediler.

Birçok alay bize temsilcilerini gönderiyor.

Kardeş askerler, haklısınız. İşçilerden başka koruyucunuz yok. İşçiler sizi savunmadıkça, sizin için kurtuluş yok. Lanetli kışlalar sizi boğacak.

İşçiler her zaman dürüst askerlerin yanındadır. Kronştad ve Sivastopol’da işçiler denizcilerle birlikte savaştılar ve öldüler. Hükümet Kronştad’daki denizcileri ve askerleri yargılamak için bir askeri mahkeme oluşturdu ve Petersburg işçileri derhal her yerde greve gittiler.

Aç kalmaya razı oluyorlar, ancak askerlere kötü davranılırken sessizce seyretmeye razı olmuyorlar.

Biz, İşçi Temsilcileri Sovyeti, size Petersburg İşçileri adına sesleniyoruz:

Sizin sıkıntılarınız bizim sıkıntılarımızdır, sizin ihtiyaçlarınız bizim ihtiyaçlarımızdır, sizin mücadeleniz bizim mücadelemizdir. Bizim zaferimiz sizin zaferiniz olacaktır. Aynı zincirlerle bağlıyız. Bu zincirleri yalnızca halkın ve ordunun birleşik çabaları kıracaktır.

Preobrajenski alayındakiler özgürlüklerine nasıl kavuşturulur? Kronştad ve Sivastopol’dakiler nasıl kurtarılır?

Bunun için ülkeyi Çarın cezaevlerinden ve askeri mahkemelerinden temizlemek gerek. Ne Preobrajenski alayındakileri ne de Kronştad ve Sivastopol’dakileri basit bir vuruşla özgürleştiremeyeceğiz. Birleşik ve kuvvetli bir hamleyle, keyfi yönetimi ve mutlakıyeti anayurdumuzdan süpürüp atmalıyız.

Bu büyük işi kim yapabilir?

Ancak, silahlı kuvvetler içindeki kardeşleri ile birlikte işçiler.

Kardeş askerler! Uyanın! Ayağa kalkın! Bizim tarafımıza geçin! Dürüst ve cesur askerler, birliklerinizi oluşturun!

Uyuklayanları uyandırın! Başıboş dolaşanlara yardım edin! İşçilerle anlaşın! İşçi Temsilcileri Sovyeti ile bağlantı kurun!

Hak için, halk için, özgürlük için, eşlerimiz ve çocuklarımız için ileri!

İşçi Temsilcileri Sovyeti kardeşlik elini size uzatıyor.

Bu bildirge Sovyetin varlığının son günlerinde kabul edilmiş ve yayınlanmıştı.




[1] Kamarilla: İspanya krallarının ya da devlet başkanlarının çevresindeki insanlara takılan küçültücü ad. Aynı zamanda geniş bir anlamda, bir hükümetin işlerini entrika ve hileyle yöneten insan grubu. (ç.n.)

[2] Sıkıyönetim 12 Kasımda yayınlanan bir fermanla kaldırıldı.

[3] Senatör Şidlovski komisyonu, 9 Ocak (Kanlı Pazar) sonrasında, karışıklığı bastırmak üzere Çar tarafından kurdurulmuştu. (ç.n.)

[4] Metindeki alıntı bir Sovyet kararındandır.

[5] Şimdi adı söylenebilir: Uexküll von Hildebrandt