Navigation

Çin Üzerine

Lev Troçki

1925_1940





EK: Çin Komünist Partili Tüm Yoldaşlara Çağrı

Çen Tu-ziu, 10 Aralık 1929



Sevgili Yoldaşlar:

1920’den (cumhuriyetin dokuzuncu yılı) beri partiyi kurmak için, Enternasyonal’in liderlerinin, Çin devrimini utanç verici ve acıklı bir yenilgiye götüren Stalin, Zinovyev, Buharin ve diğerlerinin oportünist politikalarını uygulamak için yoldaşlarla birlikte çalıştım. Gece gündüz çalıştığım halde kusurlarım faziletlerimi aşıyor.

Şüphesiz eski ikiyüzlü Çin imparatorlarının günah çıkarmalarını taklit etmemeliyim: “Ben, tek başıma insanların günahlarının sorumlusuyum”; yenilgiye sebep olan bütün hataları üzerime alıyorum. Ne var ki o zamanlar sorumlu olan bazı yoldaşların, sadece oportünizmin geçmiş hatalarını eleştirme ve kendini bundan dışlama tutumunu benimsemekten utanç duyuyorum. Ne zaman yoldaşlarım benim geçmiş oportünist hatalarıma işaret etseler, samimiyetle onlara hak verdim. Proletaryanın geçmişte en büyük bedeller pahasına elde ettiği Çin devriminin deneyimlerini kesinlikle gözardı etmek istemiyorum. (7 Ağustos [1927] konferansından bu yana, bana karşı yapılan yerinde eleştirileri reddetmediğim gibi, abartılı suçlamalar karşısında bile sessiz kaldım.)

Yalnızca eski hatalarımı kabul etmeyi arzulamıyorum, fakat şu anda ve gelecekte, düşünüşte veya eylemde herhangi bir oportünist hata yaptığım takdirde, yoldaşlarımın beni teorik argümanlarla ve olgularla acımasızca eleştirmelerini de beklerim. Bütün eleştirileri alçakgönüllülükle kabul ederim ve edeceğim, ama safsata ve iftiraları değil. Çü Çiu-pai ve Li Li-san kadar kendime güvenemiyorum. Şunu açıkça anladım ki; herhangi birisi veya herhangi bir parti için, oportünizmin hatalarından kaçınmak asla kolay bir şey değildir. Kautsky ve Plehanov gibi tecrübeli Marksistler bile yaşlılıklarında bağışlanmaz oportünizm suçlularıydılar; Stalin ve Buharin gibi Lenin’i uzun zaman izleyenler de şimdi rezil oportünistler gibi hareket ediyorlar. Bizim gibi yüzeysel Marksistler kendilerinden nasıl memnun olabilirler? Bir kimse kendisinden memnunsa, kendisini ilerlemekten alıkoyuyor demektir.

Muhalefetin bayrağı bile “İlahi Öğretmen” Çan’ın [Taoist papa] sihirli sözleri değildir. Küçük-burjuva ideolojisini esas olarak silip atmamış, geçmiş oportünizm sistemini açıkça kavramamış, mücadelelere kararlı bir şekilde katılan, ve sırf Stalin ve Li Li-san’ın oportünizmine küfretmek için Muhalefetin bayrağı altında duran ve böylece oportünist şeytanın asla kendilerine yaklaşmayacağını düşünenler hayal görmektedirler. Oportünizmin hatalarından kaçınmanın tek yolu, proleter kitlelerin mücadelesinde ve yoldaşların karşılıklı eleştirileri çerçevesinde Marx ve Lenin’in öğretisinden sürekli olarak ve alçak gönüllülükle öğrenmektir.

Nesnel koşulların, son Çin devriminin yenilgisinin nedeni olarak ikincil önemde olduklarını kesin olarak kabul ediyorum. Temel neden oportünizmin hatası, burjuva Kuomintang’a dair politikamızın hatasıydı.* O zamanki Merkez Komitenin bütün sorumlu yoldaşları, özellikle de ben, bu politikanın tartışmasız bir şekilde yanlış olduğunu açıkça ve cesurca kabul etmeliyiz. Fakat hatayı kabul etmek tek başına yeterli değildir. Geçmişteki hataların oportünist politikanın muhtevasını oluşturduğunu içtenlikle ve bütünüyle kabul etmeli, bu politikanın sebep ve sonuçlarını değerlendirmeli ve bunları açıkça ortaya çıkarmalıyız. İşte o zaman, bir sonraki devrimde, geçmişteki hataları yinelememeyi ve önceki oportünizmin tekrarlanmasını önlemeyi umabiliriz. Partimiz ilk kurulduğunda, oldukça genç olmasına rağmen yine de –Leninist Enternasyonal’in kılavuzluğu altında– büyük bir yanlış yapmadık. Örneğin işçilerin mücadelesine belirleyici biçimde önderlik ettik ve Kuomintang’ın sınıfsal tabiatını gördük. 1921’de partimiz Kuomintang ve diğer toplumsal örgütlerin delegelerini, Komintern’in toplantıya çağırdığı Uzak Doğu Emekçileri Konferansına katılmaya teşvik etti. Konferans Doğudaki sömürgelerde demokratik devrim mücadelesinin verilmesi gerektiğini ve bu devrimde köylü sovyetlerin örgütlenmesi zorunluluğunu karara bağladı.

1922’de Çin Partisinin İkinci Kongresinde, demokratik devriminde birleşik cephe politikasını benimsedik ve buna dayanarak politik duruma dair tutumumuzu ifade ettik. Aynı dönemde, Komünist Gençlik Enternasyonali’nin temsilcisi, Dalin, Çin’e geldi ve Kuomintang’a devrimci grupların birleşik cephesi politikasını önerdi. Kuomintang’ın başkanı, Sun Yat-sen, bu teklifi inatla reddetti, yalnızca, Çin Komünist Partisi ve Gençlik Birliği üyelerinin bireyler olarak Kuomintang’a katılmasına ve ona itaat etmesine izin vermeye razıydı, o da partinin dışında her türlü birliği geçersiz sayarak.

Parti kongremizin ertelenmesinden hemen sonra, Komünist Enternasyonal kendi delegesi Maring’i Çin’e gönderdi. Maring Çin Komünist Partisi Merkez Komitesinin bütün üyelerini Çekiang eyaletinde Hangçow’daki West Lake’de bir toplantıya davet etti. Bu toplantıda, Çin partisinin Kuomintang örgütüne katılmasını önerdi. Kuomintang’ın burjuva partisi olmadığını, birçok sınıfın birleşik partisi olduğunu ve proletarya partisinin de bu partiyi geliştirmek ve devrimi ilerletmek amacıyla ona katılması gerektiğini kuvvetli bir şekilde savundu.

O zaman ÇKP Merkez Komitesinin beş üyesi, Şou-çang, Çang Te-li, Zai Ho-sen, Kao Çün-yü ve ben, oy birliğiyle bu teklife karşı çıktık.[188] Ana sebep: Kuomintang’a katılmak, sınıf örgütlerinin kafasını karıştırmak ve bağımsızlık politikamızı yokuşa sürmekti. Sonunda, Üçüncü Enternasyonal’in delegesi Çin Partisinin Enternasyonal’in kararına uyup uymayacağını sordu.

Bu nedenle, uluslararası disipline uyma adına ÇKP Merkez Komitesi Komünist Enternasyonal’in önerisini ve Kuomintang’a katılmayı kabul etmekten başka bir şey yapamazdı. Bundan sonra Çin partisinin temsilcileri ve Enternasyonal delegesi, Kuomintangın yeniden örgütlenmesine yaklaşık bir yıl harcadılar.[189] Ama en başından itibaren Kuomintang buna aldırmadı ve direndi. Sun Yat-sen Enternasyonal delegelerine birçok kez şunu söyledi: “ÇKP Kuomintang’a katıldığından, KMT’nin disiplinine boyun eğmeli ve onu açıktan eleştirmemelidir. Eğer komünistler Kuomintang’a itaat etmezlerse onları Kuomintang’dan atarım; ve eğer Sovyet Rusya ÇKP’nin tarafında olursa derhal ona da karşı çıkarım.” Sonuç olarak Moskova’ya mahzun bir Maring döndü. Maring’in Çin’deki görevini üstlenen Borodin, beraberinde Kuomintang için büyük miktarda maddi yardım getirdi. Ve ancak o zaman, 1924’de, KMT yeniden örgütlenme ve Sovyet Rusya ile ittifak politikasını başlattı.

O dönemde, Çin komünistleri henüz oportünizmle fazla lekelenmemişti. 7 Şubat 1923’te demiryolu işçilerinin yaptığı grevin ve 1925’in 30 Mayıs hareketinin önderliğini yapabildik, çünkü KMT tarafından sınırlandırılmamıştık ve zaman zaman onun uzlaşma politikasına ağır eleştiriler getirmiştik. Fakat 30 Mayıs hareketinde proletarya kafasını kaldırır kaldırmaz, burjuvazi derhal harekete geçmişti. Karşılık olarak, Temmuzda Tai Çi-tao’nun anti-komünist broşürü ortaya çıktı.[190]

Ekim 1925’te Pekin’de toplanan ÇKP Merkez Komitesi genişletilmiş plenumunda ben, Politik Karar Komitesine şu teklifi sundum: Tai Çi-tao’nun broşürü bir tesadüf değil, burjuvazinin, proletaryayı denetim altına alma ve karşı devrime yönelme amacıyla kendi iktidarını güçlendirmeye çabaladığının göstergesidir. Kuomintang’dan ayrılmaya derhal hazır olmalıyız. [Kamuoyundaki] Politik saygınlığımızı korumalı, kitlelere önderlik etmeli ve Kuomintang politikasının denetimi altında durmamalıyız.

O an hem Komintern delegesi hem de Merkez Komiteden sorumlu yoldaşlar, hep bir ağızdan önerime karşı çıktılar, bunun, yoldaşlara ve kitlelere Kuomintang’a karşı çıkma yolunu önermek olduğunu söylediler. İnatçı bir mizaca sahip olmayan ben, önerimi ısrarlı biçimde savunamadım. Uluslararası disipline ve Merkez Komite çoğunluğunun fikrine riayet ettim.

Çan Kay-şek’in hükümet darbesi (20 Mart 1926), Tai Çi-tao’nun ilkelerini hayata geçirmek için yapılmıştı. Çok sayıda komünisti tutuklayan, Kanton-Hong Kong Grev Komitesinin, misafir Sovyet grubu (çoğu SBKP’nin Merkez Komite üyeleriydi) ve Sovyet danışmanları için ayrılmış muhafızlarını silahsızlandıran Kuomintang Merkez Komitesi, KMT’nin üst parti karargahlarından bütün komünist unsurların uzaklaştırılması gerektiğine, komünistler tarafından Sun Yat-senciliğin eleştirilmesinin yasaklanmasına, KMT’ye katılan Komünist Parti ve Gençlik Birliği üyelerinin bir listesinin kendi eline verilmesine karar verdi. Bütün bu koşullar kabul edildi.

Aynı sırada, Çan Kay-şek’in güçlerine eşit hale gelmek için kendi bağımsız askeri güçlerimizi hazırlamaya karar verdik. Enternasyonal delegesine planımızı danışması için yoldaş Peng Şu-çih Çin partisi Merkez Komite temsilcisi olarak Kanton’a gönderildi. Ama Enternasyonal delegesi bizimle aynı fikirde değildi ve aralıksız bir şekilde Çan Kay-şek’i güçlendirmek için elinden geleni yaptı. Bütün gücümüzü Kanton devletini inşa etmek ve Kuzey Seferini yürütmek amacıyla Çan Kay-şek’in askeri diktatörlüğünü desteklemekte kullanmamızda ısrar ediyordu. Kwangtung eyaletinin köylülerini silahlandırabilmek için, Çan Kay-şek ve Li Çi-şen’e verilen tüfeklerden 5.000 adedini bize vermesini talep ettik. Şunu söyleyerek reddetti:

Silahlı köylüler ne Çen Çiung-ming’in kuvvetlerine karşı savaşabilirler ne de Kuzey Seferinde yer alabilirler, yalnızca Kuomintang’ın kendilerinden kuşkulanmasına ve köylülerin ona karşı çıkmasına yol açabilirler.

Bu en kritik dönemdi. Somut konuşacak olursak, burjuva KMT’ın proletaryayı kendi kılavuzluğu ve yönelimini izlemeye açıkça zorladığı, ve bizim proletaryaya, burjuvaziye teslim olma, onu izleme ve onun tebaası olmayı hüsniyetle karşılama çağrısını resmen yaptığımız bir dönemdi. (Enternasyonal delegesi açıkça şunu söyledi: “İçinden geçtiğimiz dönem, komünistlerin Kuomintang’ın kuliliğini yapması gereken bir dönemdir.”) O andan itibaren parti artık proletaryanın partisi değildi, tamamen burjuvazinin aşırı sol kanadı haline gelmiş ve derin oportünizm çukuruna düşmeye başlamıştı.

20 Mart darbesinden sonra, Kuomintang içerisinde ortak faaliyet aracılığıyla Kuomintang ile işbirliğinin, KMT’ın dışında bir işbirliğine dönüştürülmesi gerektiği şeklindeki kişisel fikrimi Komintern’e verilen bir raporda ifade ettim. Aksi takdirde, kendi bağımsız politikamızı uygulamaktan ya da kitlelerin güvenini kazanmaktan aciz bir hale gelecektik. Enternasyonal, raporumu okuduktan sonra, Buharin’in Pravda’da yazdığı, Çin Partisini Kuomintang’dan çekilme konusunda sertçe eleştiren bir makaleyi yayınladı. Şu söyleniyordu:

“İki yanlış süregelmekteydi: Sarı sendikalardan ve İngiliz-Rus Sendikal Birlik Komitesinden çekilmeyi savunmak. Şimdi üçüncü yanlış üretilmiş bulunuyor: Çin Partisi Kuomintang’dan çekilmeyi savunuyor.” Aynı anda, Uzak Doğu Bürosunun başı olan, Voitinsky, KMT’den çekilme yönündeki eğilimimizi düzeltmek için Çin’e gönderildi. O sıralar Enternasyonal’in disiplinine ve Merkez Komite üyelerinin çoğunluğunun fikrine saygı gösterme adına, önerimde güçlü bir biçimde ısrar etmekte bir kez daha başarısız oldum.

Daha sonra Kuzey Seferi ordusu yola çıktı. KMT tarafından büyük bir zulüm görüyorduk, çünkü Ziang-tao’da işçi hareketinin frenlenip arka plana atılmasını ve Kuzey Seferinde kullanılmak üzere köylülerden zorla toplanan askeri fonu eleştirmiştik. Bu arada Şanghay’daki işçiler Çihli-Şantung’un birliklerini defetmek için ayaklanmak üzereydi. Ayaklanma başarıya ulaşacak olsa, hakim güç sorunu ortaya çıkacaktı. O zaman, Merkez Komitesi genişletilmiş plenumunun politik kararının tartışıldığı sıralarda şunu önerdim:

Çin devriminin iki yolu vardır: Biri proletaryanın önderlik etmesidir, ki bu takdirde devrimin hedeflerine ulaşabiliriz; diğeri burjuvazinin önderlik etmesidir, ki bu durumda burjuvazi devrimin gidişatına ihanet etmek zorunda kalacaktır. Ve şu anda burjuvaziyle işbirliği yapabilsek dahi yine de yönetme gücünü ele geçirmeliyiz. Ne var ki Komintern Uzak Doğu Bürosunun Şanghay’da yaşayan bütün üyeleri, böyle bir fikrin yoldaşlarımızı çok erken bir biçimde burjuvaziye karşı çıkmaya yönelteceğini söyleyerek, oybirliğiyle benim fikrime karşı çıktılar. Dahası şunu ifade ettiler: Eğer Şanghay’daki ayaklanma başarıya ulaşırsa, hakim güç burjuvaziye ait olmalıdır ve işçi delegelerinin herhangi bir katılımı da gereksizdir. Onların eleştirilerinden dolayı bir kez daha düşüncemi savunamadım.

1927’de Kuzey Seferi ordusunun Şanghay’ı ele geçirdiği günlerde, [Çu] Çiu-pai, Şanghay belediye yönetiminin seçimine ve küçük-burjuvaziyi (küçük ve orta tüccarları) büyük burjuvaziye karşı nasıl birleştireceğimize büyük dikkat sarf etti. İvedi sorunun belediye seçimleri olmadığı konusunda Peng Şu-çih ve Lo 1-nung benim düşüncelerime katılıyorlardı. Asıl problem şuydu: Eğer proletarya Çan Kay-şek’in askeri güçleri üzerinde bir zafer kazanacak kadar güçlü değilse, küçük-burjuvazi bizi desteklemezdi. Emperyalistlerin kışkırtmasıyla Çan Kay-şek, bir kitle katliamı gerçekleştirmeye kararlıydı. Böylece sadece yerel seçimler boş laf haline gelmekle kalmaz, aynı zamanda bütün Çin’de bir yenilgi başlangıcıyla yüz yüze gelirdik. Çan Kay-şek devrime açıkça ihanet ettiğinde, bu yalnızca şahsi bir eylem olmakla kalmayabilir, aynı zamanda burjuvazinin bütün ülkede gericilik saflarına geçmesinin işareti olabilirdi.

[Peng] Şu-çih, Enternasyonal delegesi ve Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi üyelerinin çoğunluğunun önünde fikirlerimizi ifade etmek ve onlara Çan Kay-şek’in güçlerine nasıl saldırılacağını danışmak üzere Hankow’a gitti. Fakat onlar Şanghay’da eli kulağında olan darbeyle pek ilgilenmediler. Wuhan’a gitmem konusunda ısrar eden birçok telgraf gönderdiler. Milliyetçi hükümet o zamanlar Wuhan’da olduğundan, bütün önemli sorunların orada çözülmesi gerektiğini düşünmüşlerdi. Aynı sıralarda Enternasyonal bize, işçiler ve Çan Kay-şek arasında askeri bir çatışmadan kaçınmak, Şanghay’ın silahlı kuvvetler tarafından işgalinde pürüz çıkarmamak amacıyla işçilerin tüm silahlarının saklanması ya da toprağa gömülmesini emreden bir telgraf gönderdi. Bu telgrafı okuyan [Lo] 1-nung öfkesinden kudurdu ve onu yere fırlattı. Bir kez daha Enternasyonal’in direktifine boyun eğdim ve kendi fikrimde diretemedim. Kuomintang ve emperyalistlere dönük Enternasyonal politikasına dayanarak, Wang Çing-wei ile birlikte utanç verici bir manifesto yayınladım.

Nisan başında Wuhan’a gittim. Wang Çing-wei ile ilk tanıştığımda ondan Şanghay’da söylediklerinden çok farklı bazı gerici fikirler işittim. Bunu Borodin’e anlattım; bana, gözlemlerimde haklı olduğumu, Wang Çing-wei Wuhan’a gelir gelmez etrafının Hsü Çien, Ku Meng-yü, Çen Kung-po, Tan Yen-kai ve diğerleri tarafından kuşatıldığını ve giderek daha soğuklaştığını söyledi.[191] Çan Kay-şek ve Li Çi-şen’in işçi ve köylüleri katletmeye girişmesinin ardından, [Wuhan] Kuomintang her geçen gün proletaryanın gücünden daha fazla nefret eder oldu ve Wang Çing-wei’nin ve Kuomintang Merkez Komitesinin gerici tavırları süratle katılaştı. Politbüromuzun toplantısında, partimiz ile Kuomintang arasıdaki ortak toplantının durumu hakkında bir rapor hazırladım:

Partimiz ile Kuomintang arasındaki işbirliği ile ilgili tehlike çok daha ciddidir. Ele geçirmeye çalıştıkları şey, şu veya bu küçük problem olarak görünüyordu; oysa asıl istedikleri şey merkezi iktidarın tamamıydı. Şimdi önümüzde sadece iki yol var: Ya önderlik otoritesinden vazgeçeceğiz ya da onlarla ilişkimizi keseceğiz.

Toplantıya katılanlar raporuma suskunlukla cevap verdiler. Hunan eyaletindeki darbeden sonra [21 Mayısta Çangşa’da], iki kez Kuomintang’dan geri çekilmeyi önerdim. En sonunda şunu söyledim: “Wuhan Kuomintang’ı Çan Kay-şek’in ayak izlerini takip etmiştir! Eğer politikamızı değiştirmezsek, bizim de sonumuz aynı yol olacak.”

Sadece Jen Pi-şih “Aynen öyle!” dedi, Çou En-lai ise “Biz Kuomintang’dan çekildikten sonra işçi ve köylü hareketi daha özgür olacak ama askeri hareket çok zarar görecek” diyordu. Geri kalanların tümü önerime hâlâ suskunlukla cevap veriyordu. Aynı zamanda bunu [Çu] Çiu-pai ile tartıştım. Şunu dedi: “Bırakalım Kuomintang bizi atsın; kendi başımıza çekilemeyiz.” Borodin’e danıştım. Bana şöyle dedi: “Görüşüne kesinlikle katılıyorum ama biliyorum ki Rusya buna asla izin vermez.”

Bir kere daha Enternasyonal disiplinini ve Merkez Komitenin çoğunluğunun görüşlerini gözettim ve kendi görüşümde ısrar edemedim. Başından beri kendi görüşlerimi ısrarla savunamamıştım; ama bu sefer artık dayanamazdım. Ve sonra Merkez Komiteye istifa mektubumu verdim. Ana sebebim şuydu:

Enternasyonal bir yandan bizden kendi politikamızı uygulamamızı bekliyor ama öte yandan Kuomintang’dan çekilmemize izin vermiyor. Gerçekten bir çıkış yolu yok ve ben görevime devam edemem.

Enternasyonal başından sonuna kadar Kuomintang’ı Çin ulusal demokratik devriminin ana organı olarak kabul etti. Stalin’in ağzında “Kuomintang’ın önderliği” sözleri çınlıyordu (bak. “Muhalefetin Hataları” ve “Çin Devriminin Sorunları”). Bundan dolayı bizden baştan aşağı Kuomintang örgütüne boyun eğmemiz ve kitlelere Kuomintang’ın adı ve bayrağı altında liderlik etmemiz istendi. Bu, Feng Yü-ziang, Wang Çing-wei, Tang Şeng-çih, Ho Çien vb. bütün Kuomintang açıkça gerici bir hale gelinceye ve üç-nokta politikası diye adlandırılan politikayı (Sovyetler Birliği ile birlik, KP’nin Kuomintang’a katılmasına izin vermek ve işçi ve köylü hareketine yardım etmek) yerle bir edene dek sürdü. Enternasyonal bir telgrafla bize şu direktifi verdi: “Sadece Kuomintang hükümetinden çekilin, Kuomintang’dan değil.”

Bundan dolayı 7 Ağustos Konferansından sonra, Nançang ayaklanmasından Swatow’un ele geçirilişine kadar, Komünist Parti hâlâ Kuomintang’ın sol kliğinin mavi-beyaz bayrağının arkasına saklanıyordu. Kitlelere Kuomintang’ın içinde sorun var gibi göründü, daha fazlası değil. Genç Çin proletaryası tarafından kurulan genç Çin Komünist Partisi, Marksizm ve sınıf mücadelesinde yeterli bir eğitim döneminden geçmedi. Partiyi kurduktan kısa süre sonra, büyük bir devrimci mücadeleyle yüz yüze kaldı. Çok büyük bir hatadan kaçınmakta yegâne umut, Enternasyonal’in proleter politikasının sağlayacağı doğru bir kılavuzluktu. Ama böylesi sürekli bir oportünist politikanın kılavuzluğunda, Çin proletaryası ve Komünist Parti nasıl kendi geleceğini açıkça görebilirdi? Ve nasıl kendi bağımsız politikalarına sahip olabilirlerdi? Onlar sadece adım adım burjuvaziye teslim oldular ve kendilerini burjuvaziye tâbi kıldılar. Böylece burjuvazi aniden bizi katletmeye başladığında, biz ne yapmamız gerektiğini bilmez bir haldeydik. Çangşa darbesinden sonra, Enternasyonal’in bize sunduğu politika şuydu:

1. Alt tabakadan olan toprak sahiplerinin topraklarına el koyun ama bunu Milliyetçi hükümet adına yapmayın ve askeri subayların topraklarına dokunmayın. (Tek bir burjuva, tek bir toprak ağası, tek bir tuçün ve Hunan ve Hupeh eyaletlerinin kibar takımından tek bir kişi bile yoktu ki, o sıralar subayların akrabası, hısmı ya da eski arkadaşı olmasın. Tüm toprak ağaları doğrudan veya dolaylı olarak subaylar tarafından korunmaktaydı. Topraklara el koyun sözleri, “subayların topraklarına dokunmayın” koşuluyla söylendiğinde boş laftır.)

2. Parti karargahlarının gücüyle köylülerin “aşırı-gayretkeş” eylemlerini dizginleyin. (Biz bu utanç verici köylülerin aşırı-gayretkeş eylemlerini denetleme politikasını uyguladık; daha sonra Enternasyonal, Çin Komünist Partisini “sık sık kitlelerin önünde bir engel haline gelmek”le eleştirdi ve bu en büyük oportünist hatalardan biri olarak değerlendirildi.)

3. Güvenilmez generalleri yok edin, 20 bin komünisti silahlandırın, yeni bir ordu örgütlemek için Hunan ve Hupeh eyaletlerindeki işçi ve köylü unsurlardan 50 bin kişi seçin. (Eğer bu kadar çok silah elde edebiliyorduysak, neden doğrudan işçi ve köylüleri silahlandırmıyorduk ve neden hâlâ Kuomintang için yeni birlikler topluyorduk? İşçi, köylü ve asker sovyetlerini neden kuramıyorduk? Eğer ortada ne silahlı işçi ve köylüler, ne de sovyetler yoksa, nasıl ve kiminle güvenilmez denilen generalleri yok edebiliyorduk? Sanırım Kuomintang Merkez Komitesine bu generallere yol vermesi için acınası bir şekilde yalvarmaya devam edebilirdik. Komintern temsilcisi Roy Enternasyonal’in bu direktiflerini Wang Çing-wei’ye gösterdiğinde, şüphesiz amacı buydu.)[192]

4. Eski üyelerin yerini alması için Kuomintang Merkez Komitesine yeni işçi unsurlar yerleştirin. (Eğer eski komiteyle rahatça baş edebilecek ve Kuomintang’ı reorganize edebilecek gücümüz var idiyse, sovyetleri niye örgütleyemiyorduk? Niye işçi ve köylüleri katletmiş olan burjuva Kuomintang’a işçi ve köylü liderlerimizi göndermek zorunda olalım? Ve neden böylesi bir Kuomintang’ı liderlerimizle süslememiz gerekli olsun?)

5. Kuomintang’ın tanınan üyelerinden birini (ÇKP üyesi olmayan birini) başkan yaparak gerici subayları yargılayacak bir devrimci mahkeme örgütleyin. (Kendisi zaten Kuomintang’ın gerici önderi olan biri, gerici subayları devrimci bir mahkemede nasıl yargılayacak?)

Kuomintang içerisinde böyle bir politikayı uygulamaya girişenler, sol türden de olsa hâlâ oportünistlerdi. Temel politikada hiç bir değişiklik yoktu; bir lazımlıkta banyo yapmaya benziyordu bu! O sırada eğer gerçekten sol, yani devrimci bir politika yürütmek istiyorduysak, temel çizginin değiştirilmesi gerekliydi. Komünist Parti Kuomintang’dan çekilmek ve gerçekten bağımsız olmak zorundaydı. İşçi ve köylüleri mümkün olduğunca silahlandırmalı, işçi, köylü ve asker sovyetlerini kurmalı ve yönetme gücünü Kuomintang’dan almalıydı. Aksi takdirde hangi tür sol politika benimsenirse benimsensin, bu politikayı gerçekleştirmenin bir yolu yoktu.

O sıralar Merkez Politbüro Komünist Enternasyonal’in direktiflerini yanıtladığı telgrafta şunları belirtti: direktifleri kabul ediyoruz ve bu direktiflere göre faaliyet göstereceğiz, ama bu direktiflerin derhal gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Bütün Merkez Komite üyeleri Enternasyonal’in emirlerinin uygulanamaz olduğunun farkındaydı. Merkez Komite toplantısına katılan Fan Ke bile (Stalin’in özel temsilcisi olduğu söylenirdi)[193] bu direktifleri yerine getirmenin hiçbir olanağı olmadığını düşünüyordu. Merkez Komitenin cevabi telgrafına “verebileceğimiz en iyi cevap bu” diyerek rıza gösterdi.

7 Ağustos Konferansından sonra, Merkez Komite, Çin devriminin başarısız olduğunu çünkü oportünistlerin Komünist Enternasyonal’in taktiklerin derhal değiştirilmesine dönük direktiflerini kabul etmedikleri düşüncesini propaganda etmeye çalıştı. (Şüphesiz, direktifler yukarıda bahsedilenlerdi; bunun dışında, hiçbir direktif yoktu!) Politikanın Kuomintang’ın içerisinden nasıl değiştirilebileceğini bilmiyorduk Ve sözde oportünistler kimlerdi?

Parti bir kez böylesine ilkesel bir hata yaptığında, buna bağlı diğer daha küçük ya da daha büyük hatalar doğal olarak kaçınılmazdı. Kavrayışı açık, fikirleri kesin olmayan ben, oportünizmin atmosferine kapıldım ve Üçüncü Enternasyonal’in oportünist politikasını içtenlikle uyguladım. Bilinçsiz bir şekilde Stalin’in dar fraksiyonunun bir aracı haline geldim. Partiyi ve devrimi koruyamadım. Tüm bunlardan hem ben hem de diğer yoldaşlar sorumluyuz. Şu anki Merkez Komite şöyle diyor: “Çin devriminin yenilgisini, kendi sorumluluğunuzdan kurtulmak amacıyla Komintern’in omuzlarına yüklemeye kalkışıyorsunuz!” Bu açıklama gülünçtür. Hiç kimse kendisi oportünist hatalar işledi diye parti önderliğinin oportünizmini eleştirme hakkından ya da Marksizm ve Leninizme geri dönme hakkından ilelebet mahrum kalmaz.

Aynı zamanda, hiç kimse, oportünizm yüksek yerden kaynaklanıyor diye oportünist bir politikayı uygulama sorumluluğundan kaçınma özgürlüğüne sahip değildir. Oportünist politikanın kaynağı Komintern idi; fakat Çin partisinin liderleri neden Komintern’i protesto etmedi ve bunun yerine sadakatle onun politikalarını uyguladılar? Kim bizi bu sorumluluğun günahından arındırabilir? Çok açıkça ve objektif olarak kavramalıyız ki; geçmiş ve bugünkü oportünist politikaların tümü Komünist Enternasyonal’den kaynaklanmaktadır. Enternasyonal bunun sorumluluğunu üstlenmelidir. Genç Çin partisi daha henüz kendi başına herhangi bir teori icat edecek ve herhangi bir politika üretebilecek yetenekte değildi; ama Çin partisinin yönetim organı Komintern’in oportünist politikasına küçücük bir muhakeme ve karşı çıkış bile olmaksızın körü körüne alet olmanın sorumluluğunu üstlenmek zorundadır.

Eğer biz karşılıklı olarak birbirimizin kusurlarını bağışlıyor ve hepimiz hata yapmadığımızı düşünüyorsak, o takdirde bu kitlelerin hatası mıydı? Bu sadece çok gülünç değil, aynı zamanda devrime karşı hiç bir sorumluluk taşımamaktır! Kesinlikle şuna inanıyorum ki, eğer ben ya da diğer sorumlu yoldaşlar, oportünist politikanın yanlışlığını o zaman fark edebilseydik ve buna karşı, tıpkı yoldaş Troçki’nin yapmakta olduğu gibi tüm partiyi heyecanlı bir tartışma ve görüş alışverişi için seferber etme noktasına kadar giden güçlü bir argüman geliştirebilseydik sonuç kaçınılmaz olarak devrime büyük bir yardım olurdu. Böyle bir tutum Komünist Enternasyonal’den ihraç edilmemi ve parti içinde bir bölünmenin gerçekleşmesini beraberinde getirebilirdi ama en azından devrimi böylesi utanç verici bir fiyaskoya sürüklemezdi. Kavrayışı açık, fikirleri kararlı olmayan ben hiç de böyle bir şey yapmadım! Eğer parti bana ağır bir ceza vermek için gerekçe olarak kendisini benim geçmişte yaptığım böylesi hatalara ya da önceki hatalı çizgimi inatla sürdürmem olgusuna dayandırsaydı bu cezayı içtenlikle, tek bir söz etmeksizin kabullenirdim.

Fakat şu anki Merkez Komitenin beni partiden atarken gösterdiği sebepler şunlardır:

1. Dediler ki: “Temel olarak, büyük devrim döneminde kendi oportünist önderlik hatasını kabul etmekte samimi değildir, ve geçmişteki çizgisinin gerçek hatasının nerede yattığını kabul etmeye karar vermiş değildir, bundan dolayı eski hatalı çizgisini sürdürmesi kaçınılmazdır.” Gerçekte ben önceki oportünist önderliğin hatasının nerede yattığını içtenlikle fark ettiğim ve şu anki ve gelecekteki yanlış çizginin sürdürülmesine karşı çıkmakta kararlı olduğum için partiden atılmıştım.

2. Dediler ki: “O, Komünist Enternasyonal’in kararlarına ikna olmamıştır. Enternasyonal tarafından eğitilmek üzere Moskova’ya gitmeyi inatla istemiyor.”[194] Komünist Enternasyonal tarafından yeterince eğitilmiştim. Eskiden, birçok yanlış yaptım çünkü Üçüncü Enternasyonal’in fikirlerini kabul etmiştim. Şimdi de partiden atılmış bulunuyorum çünkü bu fikirlere ikna olmuş değilim.

3. Geçtiğimiz Ağustosun 5’inde, Merkez Komiteye aşağıdaki cümleleri içeren bir mektup yazdım: “Ayrıca, iki sınıf [burjuvazi ve toprak sahipleri] arasındaki «ekonomik sınıf çıkarlarının» süre gelen temel çelişkisi nedir acaba?!” “Kanton ayaklanmasından önce ve sonra … Merkez Komiteye, Kuomintang’ın iktidar gücünün tahmin ettiğiniz kadar çabuk çökmeyeceğini ifade eden birçok mektup yazdım.” “Şu anda birtakım kitle mücadeleleri mevcutsa da, bu, onları yaklaşan devrimci dalganın belirtisi olarak ele almak için yeterli değildir.” “Bütünüyle yasal bir hareket, şüphesiz, devrim girişiminden vazgeçmektir. Ama belli durumlarda, gücümüzü arttırmak gerektiğinde, Lenin’in dediği gibi, «çok şiddetli ateşli patlamalar dışında, bu (geçiş) döneminde olası tüm yasal araçlardan da yararlanmak zorundayız.»

Merkez Komite bu cümleleri muğlaklaştırmak için değiştirdi:

“Burjuvazi ve feodal güçler arasında bir çelişki yoktur.” “Şu anki hakim sınıf yıkılmayacaktır ve devrim mücadelesi canlanmaya başlamamıştır, hatta gitgide gerilemektedir.” O, “yasal biçimlerin benimsenmesini” savunmaktadır.

Üstelik, benim asıl ifadelerimmiş gibi görünmesi için her cümleyi tırnak işareti içine aldılar. Bu da atılmamın başka bir sebebidir.

4. 10 Ekimde Merkez Komiteye yazdığım başka bir mektubumda şunları yazdım: “İçinden geçtiğimiz dönem bir devrimci dalga dönemi değil, karşı-devrim dönemidir. Demokratik sloganlarımızı genel taleplerimiz olarak özenle hazırlamalıyız. Örneğin, sekiz saatlik işgünü ve topraklara el koyma taleplerinin yanı sıra, «eşitsiz antlaşmaları iptal edin», «Kuomintang’ın askeri diktatörlüğe karşı», «Ulusal meclisi toplayın» vs. gibi sloganları özenle hazırlamalıyız. Bu demokratik sloganlar altında geniş kitleleri harekete geçirmek gerekir; işte o zaman karşı-devrim rejimini sarsabilir, devrimci dalgaya doğru ilerleyebilir ve «Kuomintang hükümetini yıkın», «sovyet rejimi kurulsun» vb. gibi temel sloganlarımızı kitle hareketinin eylem sloganları haline getirebiliriz.”

Ekimin 26’sında, Yoldaş Peng Şu-çih ve ben Merkez Komiteye yazdığımız mektupta şunları diyorduk: “Bu dönem doğrudan devrime geçiş dönemi değildir ve bizim bu döneme uyarlanmış genel politik sloganlarımız olmalıdır; o zaman kitleleri kazanabiliriz. İşçi ve köylü sovyetleri şu anda sadece propagandif bir slogandır. Eğer sovyetleri örgütleme mücadelesini bir eylem sloganı olarak ele alırsak, kesinlikle proletaryadan karşılık bulmayacağız. Fakat MK, “Kahrolsun Kuomintang hükümeti” ve “sovyet rejimini kurun” sloganları yerine bizim mevcut genel politik slogan olarak “Ulusal meclisi toplayın” talebini geçirmek istediğimizi açıkladı. Atılmamın sebeplerinden biri de budur.

5. Bir mektubumda, “hâlâ milliyetçi bir ruhla dolu geniş kitleleri, bize sempati duymaya ve emperyalistlerin Kuomintang’ı kullanarak ve Doğu Çin Demiryolu sorununu bahane ederek Sovyetler Birliği’ne saldırmak için yaptığı manevralara karşı çıkmaya” hazırlayan “Doğu Çin Demiryolunun yönetiminde Kuomintang’ın izlediği ülkenin yağmalanması veya vatana ihanet politikası”na dikkat çekmemiz gerektiğini söyledim. Bu, SSCB’nin savunulması sloganının kitlelere nüfuz etmesine yardım edecekti. Ama MK, SSCB’nin savunulması sloganının yerine Kuomintang tarafından ülkenin yağmalanmasına karşı çıkan sloganı yaymak istediğimi söyledi. Atılış nedenlerimden biri de budur.

6. MK’ya parti içindeki ciddi siyasal sorunlarla ilgili birçok mektup yazdım. MK bunları partiden uzun süre gizledi. Dahası, Komintern’in ve MK’nın delegeleri bana açıkça, prensipte farklı politik fikirlerin parti içinde dile getirilemeyeceğini söylediler. Yoldaşça meşru bir tartışma aracılığıyla Merkez Komitenin hatalarını düzeltme umudu kalmadığından, örgütün rutin disipliniyle engellenmemem gerektiğine ve yoldaşların da mektuplarımı okunması için başkalarına iletmelerine engel olunmaması gerektiğine inanıyorum. Bu da atılmamın sebeplerinden biridir.

7. 7 Ağustos konferansından bu yana, MK benim hiçbir toplantıya katılmama müsaade etmiyor ve bana yapmam için herhangi bir görev vermiyordu. Daha sonra 6 Ekimde (atılmamdan yalnızca kırk gün önce), bana birden bire şunları belirten bir mektup gönderdiler: “MK size, partinin politik çizgisi altında MK’da editörlük görevini üstlenip üstlenmeyeceğinizi ve bir hafta çerisinde «Muhalefete Karşı» adlı bir makale yazıp yazmayacağınızı sorma kararı almıştır.” Merkez Komiteyi oportünizm ve komploculuk çizgisini sürdürmesinden dolayı defalarca eleştirmiş olduğumdan, atılmam için bazı mazeretler yaratmaya giriştiler. Bugün, Yoldaş Troçki’nin görüşlerinin Marksizm ve Leninizmle özdeş olduğunu esasen kavramış bulunmaktayım. Nasıl kendi düşüncelerime aykırı, yanlış kelimeler yazabilirdim?

8. Yoldaş Troçki’nin Buharin ve Stalin’in oportünist politikasına kararlı bir şekilde karşı çıktığını biliyoruz. Stalin kliğinin şayialarına kulak asamaz ve Lenin’le el ele Ekim Devrimine önderlik eden Yoldaş Troçki’nin gerçekte bir karşı-devrimci olduğuna inanamayız (Bu belki Çinli Stalinist klik, Li Li-san vb. tarafından bizim hakkımızda çıkartılan söylentilerce “kanıtlanabilir”). Troçki'den bir yoldaş olarak söz ettiğimiz için, MK bizi “devrimi zaten terk etmiş olmakla, proletaryayı terk etmekle ve karşı-devrim tarafına geçmekle” suçladı ve bizi partiden attı.

Yoldaşlar! MK, beni partiden atmak ve hiçbir kanıt olmadığı halde bir “karşı-devrimci” olarak damgalamak amacıyla bugün bu yanlış gerekçeleri icat etmiştir. Yoldaşların çoğunun bu konuda net olmadığına inanıyorum. MK’nın kendisi bile şöyle demiştir: “Bunu anlamayanlar çıkabilir!” Fakat bazı yoldaşların bunu anlamamalarına rağmen onlar beni partiden atıp, karşı-devrim safına geçtiğimi söylediler. Yine de, neden bizleri yanlış bir şekilde “karşı-devrimciler” olarak suçladıklarını gayet iyi anlıyorum. Bu kendilerinden farklı olanlara saldırmak için son moda Çinliler tarafından yaratılan bir silahtır. Meselâ, Kuomintang kendi suçlarını kapatabilmek için komünistleri “karşı-devrimci” olmakla suçlar. Çan Kay-şek, kendisini devrimin cisimleşmesi olarak tanıtarak, kitleleri devrim tabelâsıyla aldatmaya çalışıyor. Ona muhalefet edenler “karşı-devrimciler” ve “gerici unsurlar”dır.

Birçok yoldaş biliyor ki, MK’nın beni partiden atmak için ileri sürdüğü yukarıda aktardığım yanlış gerekçeler yalnızca biçimsel ve resmi mazeretlerdir. Gerçekte, benim partide ifade edilen düşüncelerimi duymaktan ve onların devam eden oportünizm ve darbeciliğine, müflis bir politikayı yürütmelerine yönelttiğim eleştirilerden bıkmışlardır.

Dünyanın birçok burjuva ülkesinde, feodal kalıntılar ve yarı feodal sömürü yöntemleri söz konusudur (Siyahlar ve Güney Denizi takım adalarındaki köleler feodal öncesi kölelik sistemine benzer) ve feodal güçlerin kalıntıları mevcuttur. Çin buna çok daha benziyor. Elbette devrimde bunu ihmal edemeyiz; ama Komintern ve MK oybirliğiyle, Çin’de feodal kalıntıların hâlen ekonomi ve politikada baskın bir konum işgal ettiğini ve hakim güç olduğunu savunuyor. Dolayısıyla bu kalıntıları devrimin hedefi olarak değerlendiriyor ve düşmanı, devrimi bastıranları –burjuva güçleri– ihmal ediyor. Burjuvazinin tüm gerici faaliyetlerini, feodal güçlerin faaliyetleri olarak yutturuyor.

Çin burjuvazisinin hâlâ devrimci olduğunu, asla gerici olamayacağını ve gericilerin hiçbirinin burjuva olamayacağını söylüyorlar. Bu nedenle ne Kuomintang’ın burjuvazinin çıkarlarını temsil ettiğini ne de Milliyetçi hükümetin burjuvazinin çıkarlarını temsil eden bir rejim olduğunu kavramıyorlar. Bundan çıkartılan sonuç, Kuomitang’ın veya onun Nanking kesiminin yanında, şu anda ya da gelecekte, gerici olmayan, devrimci bir burjuva partinin var olduğu ya da olacağıdır. Dolayısıyla taktikler ve pratik faaliyetlerde bugün yalnızca Reorganizasyoncuları izliyor ve Çan Kay-şek’i devirmenin askeri çalışmasını yapıyorlar.[195] Platformda, burjuvazinin iktisadi güçleriyle çelişebilecek herşeye karşı çıkarak ve proletaryanın diktatörlüğü sloganını yaymaya karşı çıkarak, gelecekteki üçüncü devrimin karakterinin hâlâ burjuva-demokratik devrim olması gerektiğini söylüyorlar.* Burjuvazi hakkında böyle yanılsamalar ve onun süregiden bu cazibesi, yalnızca geçmiş oportünizmin devam ettirilmesi olarak değil, onun derinleştirilmesi olarak değerlendirilmelidir. Gelecekteki devrimde, bu, çok daha utandırıcı ve acınası bir yenilgiye yol açacaktır.

Eğer “sovyet rejimini kurun” sloganını bir eylem sloganı olarak ele alıyorsak, sadece nesnel koşullar devrimci bir dalga için olgunlaştığında bu sloganı ortaya atabiliriz. Bu slogan her istendiğinde gündeme sokulamaz.* Geçmişte, devrimci dalga sırasında, “sovyetleri örgütleyin” ve “sovyet rejimini kurun” sloganlarını benimsemedik. Doğal olarak bu büyük bir hataydı. Gelecekte, devrim gerçekleşirken derhal işçi, köylü ve asker sovyetlerini örgütlemek zorunda kalacağız. Sonra kitleleri “sovyet rejimini kurun” sloganı için mücadeleye seferber edeceğiz. Üstelik bu, proletarya diktatörlüğünün sovyeti olurdu, işçi ve köylü demokratik diktatörlüğünün sovyeti değil.

Şu anda, karşı-devrimci güçler tamamen galip gelmiş ve kitlesel devrimci eylem dalgası söz konusu değilken, “silahlı ayaklanma” ve sovyetlerin kurulmasının nesnel koşulları olgunlaşmamıştır. Şu anda “sovyetleri örgütleyin” sloganı yalnızca bir propaganda ve bir eğitim sloganıdır. Eğer onu bir eylem sloganı olarak kullanıyor ve işçi sınıfını “sovyetleri örgütlemek” için derhal pratik mücadeleye seferber ediyorsak, kitlelerden bir karşılık bulmaktan bütünüyle mahrum kalacağız.

Mevcut durumda, “ulusal meclisin toplanması için savaş” demokratik sloganını benimsemeliyiz. Bu hareket için nesnel koşullar olgunlaşmıştır ve şu anda sadece bu slogan geniş kitleleri legal politik mücadele aracılığıyla ve devrimci yükselişe ve “silahlı ayaklanma” mücadelesine ve “sovyet rejiminin kurulmasına” doğru harekete geçirebilir.

Mevcut MK bunu yapmıyor, darbeciliği sürdürüyor. Onlar devrimin yeniden doğuşunun olgunlaştığını düşünüyor** ve bizi “işçi ve köylü sovyetlerinin kurulması” sloganına sadece bir propaganda sloganı olarak baktığımız için kınıyorlar; böylelikle mantıken bu sloganı bir eylem sloganı olarak ele alıyorlar. Bundan dolayı, parti üyelerine sürekli olarak işçi mahallelerinde gösteriler için sokaklara çıkma siparişi ve işçi yoldaşlara greve çıkma emrini veriyorlar. Her küçük günlük mücadele yapay olarak, işçi kitlelerinin ve işçi yoldaşların gitgide partiden uzaklaşmalarına yol açan gürültülü büyük bir kavgaya dönüştürülüyor.

Dahası, geçenlerdeki Kiangsu temsilciler konferansında, “büyük bir grev hareketi” ve “yerel ayaklanmalar” örgütleme kararı alındı. Geçen yazdan beri Şanghay işçileri arasında küçük mücadelelerin işaretleri vardı, fakat bunlar ortaya çıktığı anda partinin darbeci politikası yüzünden yeniliyorlardı. Bundan böyle, şüphesiz hepsi ezilecekler; eğer Kiangsu temsilciler konferansının aldığı kararlar uygulanırsa, bu işçi mücadeleleri yok edilecek. Partimiz, işçilerin yaklaşan devrimci mücadele dalgasına yardım eden bir kılavuz değildir artık; daha ziyade işçi mücadelelerinin köklerini harap eden bir cellât haline geliyor.

Şu anki Merkez Komite, kendisini içtenlikle Altıncı Kongrenin iflas eden çizgisine dayandırarak ve Komintern’in* doğrudan rehberliği altında, yukarıdaki iflas etmiş politikayı sürdürmekte ve partiyi ve devrimi tasfiye ederek geçmişin oportünizminin ve darbeciliğinin üstünü örtmektedir. Geçmişte oportünist hatalar işleyen ve devrimi yenilgiye götüren ister Komintern ister Çin Komünist Partisi, kim olursa olsun, bu bir suçtur. Şimdiye kadar bu hatalar Muhalefetteki yoldaşlar tarafından açıkça ifade edilmiştir ama onlar hâlâ geçmişteki hatalarını itiraf etmiyor ve bilinçli olarak hatalı çizgilerini sürdürüyorlar. Üstelik, birkaç bireyin hatalarını kapatabilmek uğruna, Bolşevizmin örgütsel normlarını bile bile ihlal ediyor, en üst parti organlarının otoritesini suiistimal ediyor, ve farklı politik fikirleri ifade ettikleri için sayısız yoldaşı partiden atarak ve bile bile partiyi bölerek parti içinde özeleştiriyi engelliyorlar. Bu, suçların en aptalca ve en utanç verici olanıdır.

Hiç bir Bolşevik kitlelerin önünde açık özeleştiriden korkmamalıdır. Partinin kitleleri kazanmasının yegâne yolu, cesurca özeleştiri yapmaktır, hiçbir şekilde özeleştiri korkusuyla kitleleri kaybetmek değil. Şu anki Merkez Komite gibi, kendi hatalarını örtbas etmek, kitleleri kesinlikle kaybetmek demektir.

Yoldaşların çoğunluğu, farklı ölçülerde de olsa, bu hataları ve partinin krizini hissetmiştir. Partiye sadece geçimimizi sağlayacak bir araç olarak bakmadığımız sürece, parti ve devrime karşı bir sorumluluk duygusuna sahip olduğumuz sürece, her yoldaş ayağa kalkmalı ve partiyi bu krizden kurtarmak için partinin özeleştirisini kararlı bir şekilde yapmalıdır. Partimiz yıkımın eşiğine gelirken kollarımızı kavuşturup, sessizce seyretmek kuşkusuz suçtur!

Yoldaşlar! Hepimiz biliyoruz ki; her kim partinin hatalarını bir parça eleştirmek için ağzını açsa, hatalar düzeltilmeden öylece dururken, partiden kovuluyor. Ama bir muhasebe yapmalıyız. Hangisi daha önemlidir: Partiyi tehlikeden kurtarmak mı, yoksa kendimizi partiden atılanlar listesinden kurtarmak mı?

“Genel silahlı ayaklanma çizgisi”ni ve çeşitli yerlerde bunu takiben gerçekleşen ayaklanmaları benimseyen 7 Ağustos konferansından bu yana, Merkez Komiteye, kitlelerin devrimci duygularının o dönem yüksek bir düzeyde olmadığına, Kuomintang rejiminin çabucak yıkılamayacağına, nesnel koşullar oluşmamışken girişilecek ayaklanmaların sadece partinin gücünü daha da zayıflatacağına ve onu kitlelerden daha da yalıtacağına işaret eden birçok mektup yazdım. Ayaklanma politikasının yerine, kitleleri günlük mücadelelerinde birleştirme ve kazanma politikasının geçirilmesini önerdim. Merkez Komite ise, yaygın ayaklanmaların oportünizmi düzeltmek için kesinlikle geçerli yeni bir yol olduğunu ve ayaklanmanın nesnel koşullarını hesaba katmanın ve ayaklanmanın başarısının nasıl garanti altına alınacağını düşünmenin oportünizm olduğunu ileri sürdü. Şüphesiz düşüncelerimi dikkate almadılar ve sözlerimi şaka olarak algıladılar. Sözlerimi, oportünist hatalarımı düzeltmediğimin kanıtı olarak her yere yaydılar. O zamanlar, parti örgütünün disiplini ile engelleniyordum, ve partiyi yıkıma götüren Merkez Komitenin politikasına karşı kararlı bir mücadele yürütmek için örgütün başına geçmekten aciz olarak negatif bir tutum takındım.

Bunun sorumluluğunu üstleniyorum. Altıncı Kongreden sonra hâlâ, yeni Merkez Komitenin artık nihayet Komintern’in hatalarla dolu çizgisini körü körüne takip etmenin gerekmediği gerçeğini kendi kendisine görecek kadar olaylardan ders almış olduğuna dair yanlış bir anlayışım vardı. Yanlış tutumumu sürdürdüm ve Altıncı Kongrenin çizgisinden ilkesel olarak tatmin olmuş olmamama rağmen parti içinde bir ihtilâf yaratabilecek farklı teorilerde diretmedim. Çan Kay-şek ile Kwangsi klikleri arasındaki savaştan ve “30 Mayısın yıldönümü hareketinden” sonra, Merkez Komitenin oportünizm ve darbeciliği inatla devam ettireceğini ve alenen kendini değiştirmeyeceğini derinden hissettim: Yönetim organının ciddi bir biçimde yanlış olan çizgisi, en alttan en üste tüm parti üyelerinin açık bir tartışma ve eleştirisi dışında düzeltilemezdi. Fakat tüm parti üyeleri, “öfkelenmeye cesaret eden ama konuşmaya etmeyen” bir durumda, parti disiplinin hakimiyeti ve sınırlaması altında bulunmaktadır.

Artık, (sayısız yoldaşın sıcak kanlarıyla yaratılan) partiyi, durmaksızın süren ve özü itibarıyla yanlış olan bir çizgi tarafından yıkılmış ve felâkete sürüklenmiş görmeye dayanamazdım. Bu nedenle, sorumluluğumu yerine getirmek için, Ağustostan itibaren, kendi fikirlerimi ifade etmeye başlamaktan başka bir şey yapamazdım. Bazı yoldaşlar, Merkez Komitedeki insanların birkaç liderin çıkarını partinin ve devrimin çıkarlarından daha önemli saydıklarını, her yerde kendi yanlışlarını örtbas etmeye giriştiklerini ve yoldaşların eleştirilerini asla kabul edemeyeceklerini, onları bu kadar açıkça eleştirdiğimden ötürü bunu partiden atılmam için bir bahane olarak kullanacaklarını söyleyerek beni vazgeçirmeye çalıştılar. Fakat partiye duyduğum saygı, beni kendi çıkarlarımla ilgilenmeme yolunu kararlı bir şekilde izlemeye zorladı.

Komünist Enternasyonal ve Merkez Komite uzun zaman Çin Devriminin yenilgisinin herhangi bir kaydının gözden geçirilmesine karşı çıkmıştır. Ve şimdi, onları eleştirmeye devam ettiğimden ötürü, birdenbire şu beyanatı icat ettiler: “O [yani, ben] büyük devrim döneminde kendisinin oportünist önderlik hatasını kabul etmekte samimi değildir ve geçmişteki çizgisinin gerçek hatasının nerede yattığını kabul etmeye karar vermiş değildir, bundan dolayı eski hatalı çizgisini sürdürmesi kaçınılmazdır.”

Bu sözler yazarlarının eksiksiz bir tasviridir. Gerçekte, eğer zihnime ket vursaydım ve proletaryanın çıkarlarına aldırmasaydım, eğer kendi geçmiş hatalarımı kavramaya karar vermemiş ve kirli işlerini yapmaya istekli olsaydım ve geçmişteki yanlış çizgilerini sürdürmelerine göz yumsaydım, daha önce de olduğu gibi, oportünizmin eski kalemine ve diline bel bağlayacaklar ve kendi hatalarını örtbas etmek amacıyla beni sözde Troçkizme saldırmak için kullanacaklardı. Beni partiden nasıl atabilirlerdi?

Hayatımın büyük bir kısmında kötü toplumsal güçlere karşı mücadele eden ben mi doğru ve yanlışı birbirine karıştırmak gibi aşağılık bir işi yapmak istiyorum? Li Li-san diyor ki: “Çinli oportünistler* geçmiş büyük devrimin yenilgisinin derslerini tam olarak sindirmek istemiyor, kendi hatalarının üstünü örtmek için Troçkizmin bayrağı ardına sığınmaya çalışıyorlar.” Gerçekte Yoldaş Troçki’nin yazıları beni Stalin ve Buharin’in yazılarından çok daha şiddetli eleştiriyor; ve onun tarafından dikkat çekilen geçmiş devrimin derslerinin yüzde yüz doğru olduğunu görmekten başka bir şey yapamaz ve beni eleştiriyor diye sözlerini asla reddedemezdim. Yoldaşlarımın en sert eleştirilerini kabul etmeye hazırım, ama devrimin ders ve deneyimlerini toprağa gömmeye değil. Ben, partiyi kurtarmaya çalışmaksızın partinin krizini görmek ve gelecekte partinin üye kitlesi tarafından suçlanmak yerine, Li Li-san ve diğer birkaç kişi tarafından bugün partiden atılmayı tercih ederim.

Proletaryanın çıkarları için yürüttüğüm mücadelemde kötü güçlerin baskısına maruz kalırken kafaca huzurlu olmayı yeğ tutarım. Zalim ve çürümüş bürokratik unsurların peşinden gitmeyi kesinlikle reddederim!

Yoldaşlar! Merkez Komite tarafından partiden atılmamın birkaç kişinin kendi hatalarını örtbas etmesi amacıyla yapıldığını biliyorum. Onlar yalnızca, parti içerisinde benim fikirlerimin ifade edilmesini işitme ve benim politik sorunlar üzerine açık bir tartışmadan yana olduğumu duyma “belâsından” kendilerini kurtarmayı değil, aynı zamanda benim atılmam aracılığıyla tüm yoldaşların çenelerini kapatması gerektiğini göstermek istiyorlar. Partinin üye kitlesinin asla benim atılmam gerektiği fikrini içinden geçirmediğini biliyorum. Partinin tepesindeki birkaç lider tarafından atılmama rağmen, yine de tabandaki kitleler ile aramda asla herhangi bir düşmanlık ya da kötü bir his olmamıştır. Stalin kliğinin oportünist politikasını izlemeyen hem Enternasyonal’deki hem de Çin’deki tüm yoldaşlarla el ele proletaryaya hizmet etmeye devam edeceğim.

Yoldaşlar! Partinin şu anki hataları kısmi ya da tesadüfi değildir: Geçmişte de olduğu gibi, bu hatalar Stalin tarafından Çin’de yürütülen oportünist politikanın bütününün dışavurumudur. Stalin'in gramofonu olmayı arzulayan Çin Komünist Partisi Merkez Komitesinin sorumlu başları, hiçbir zaman herhangi bir politik bilinç ortaya koymamışlardır ve giderek daha da beter hale geliyorlar: Asla iflah olamazlar. Rus partisinin Onuncu Kongresinde [1921], Lenin şöyle demişti: “Yalnızca, parti içinde ilkesel olarak farklı politik düşünceler var olduğunda ve bu ayrılıkları gidermenin başkaca yolu yoksa, ancak o zaman fraksiyonel gruplaşmalar akla yatkındır.” O zamanlar bu teoriye dayanarak Bolşevik harekete önderlik etti.

Şu anda, partimizde, parti krizinin üstesinden gelmek için başka hiçbir yola (parti içinde legal ya da açık tartışmaya) izin verilmemektedir. Her parti üyesi partiyi kurtarma yükümlülüğüne sahiptir. Bolşevizmin ruhuna ve politik çizgisine geri dönmeli, sımsıkı kenetlenmeli ve açıkça Yoldaş Troçki’nin önderlik ettiği Uluslararası Muhalefet safında, yani gerçek Marksizm ve Leninizmin bayrağı altında durmalıyız. Komintern ve Çin partisi Merkez Komitesinin oportünizmine karşı kararlı, ısrarcı ve adamakıllı mücadele etmeliyiz. Sadece Stalin’in ve onun gibilerin oportünizmine değil, Zinovyev ve diğerlerinin uzlaşmacı tavrına da karşıyız. “Parti tabanının dışına düşmek” denen şeyden korkmuyoruz ve Çin devrimini ve partiyi kurtarmak için herşeyi feda etmekten çekinmiyoruz!

Proleter selâmlarımla,

Çen Tu-ziu

Militant (New York), 15 Kasım ve 1 Aralık 1930; 1 ve 15 Ocak ve 1 Şubat 1931.




* Stalin şunu diyor: “Bolşeviklerin 1905 Devrimindeki politikası doğru muydu? Evet, doğruydu. O zaman neden 1905 Devrimi, sovyetlerin varlığına rağmen, Bolşeviklerin doğru politikasına rağmen yenildi? İşçilerin devrimci hareketinden daha güçlü olduğu o zaman kanıtlanan feodal kalıntılar ve otokrasi yüzünden … Çin’deki komünist politikanın proletaryanın savaşma yeteneğini geliştirmediği, geniş kitlelerle bağını güçlendirmediği ve bu kitleler arasındaki itibarını arttırmadığı doğrulanabilir mi? Açıktır ki hayır.” [Stalin, On the Opposition (Pekin: Foreign Language Press, 1974), s.747-48] Doğru politika, şüphesiz, başarının biricik garantisi değildir, ama yanlış bir politika yenilginin en başta gelen garantisidir. Doğru bir politika izlenmesine rağmen düşmanın daha güçlü olduğunu düşünüyorsak, ve yine de devrim başarılı olamıyorsa, o takdirde 1905’teki Rus devriminin yenilgisi ve 1927’deki Çin devriminin yenilgisi ve devrimci işçi hareketinin tüm diğer yenilgileri bir kaderdir. Stalin’in, Çin partisini böyle savunmasını arzu etmezdim ve kendimi Stalin’in sözcükleriyle savunmaya da hiç hevesli değilim. (Çen Tu-ziu)

[188] Çen burada sıraladığı MK üyelerinden ikisi için, Çinlilerin yirmi yaşında adet olarak benimsedikleri gayri resmi unvan isimlerini (tzu) kullanıyor. Batıda, Li Şou-çang daha çok Li Ta-çao olarak ve Çang Te-li de Çang Kuo-tao olarak bilinir.

[189] Maring (Henricus Sneevliet) Ağustos 1922’de Hangçow’da ÇKP önderliğiyle görüştü. 4 Eylül 1922’de Sun yat-sen Kuomintang’ın reorganizasyonu ve bunu gerçekleştirecek bir komite planını açıkladı, Çen Tu-hisu da bu komitenin üyesiydi. RKP(B)’nin yapısına dayandırılan bir taslak komitenin hazırladığı plan olarak Ocak 1923’de ortaya kondu, fakat Ocak 1924’deki KMT’nin Birinci Ulusal Kongresine kadar yürürlüğe konmadı. Ekim 1923’de Mihail Borodin Sovyet hükümetinin temsilcisi olarak Çin’e geldi. Gelir gelmez, Komintern baş temsilcisinin sorumluluklarını da de facto üstüne aldı.

[190] Bu broşür Milliyetçi Devrim ve Çin Milliyetçi Partisi başlığını taşıyordu.

[191] Hsü Çien (1871-1940) 1926 yazında KMT hükümetinin adalet bakanı oldu. ÇKP’den kopuşu kışkırtan Wuhan’daki ilk sol kanat KMT liderlerinden biriydi, Haziran 1927’de Feng Yü-ziang’ı ÇKP’yi ezme konusunda Çan Kay-şek’le birlikte davranmaya ikna etmeye yardımcı olmuştu. Pekin Üniversitesinde ekonomi profesörü olan Ku Meng-yü (1889- ) Mayıs 1926’da, KMT propaganda bölümünün başı olan Mao Ze-tung’un yerine geçti. Wuhan hükümetinde göze çarpan birisiydi. 1950’lerin başlarından itibaren Berkeley’deki California Üniversitesinde profesör oldu. ÇenKung-po (1892?-1946) 1920’de Kanton’da Komünist Partiye katıldı, 1922’de Kuomintang’a geçti ve Wang Çing-wei’nin yanında yer aldı. II. Dünya Savaşı sırasında Japonların denetimindeki Nanking’deki Wang’ın uzlaşmacı rejimine hizmet etti. Tan Yen-kai (1879-1930) 1912-1920 döneminde Hunan eyaletinin yöneticisiydi. Tan, 1927’nin sonlarında KMT’nin Çan Kay-şek kanadıyla yeniden birleşmeye dönük tartışmalarda Wuhan kanadının baş uzlaşmacılarından biriydi. Ekim 1928’de Tan, Nanking’deki Yürütme Yüan’ının başkanı oldu, ki bu daha sonraki başbakanlığa eş değer bir görevdi.

[192] Çen, M. N. Roy’a atıfta bulunuyor. Roy’un Komintern direktifi hakkındaki boşboğazlığı, Temmuz 1927’de Wuhan’da ÇKP’nin ezilmesinin ivedi nedeniydi.

[193] “Fan Ke”nin bir Rus olduğu dışında hiçbir bilgi bulunamamıştır.

[194] Stalin, yabancı komünistleri, kendi partilerinden yalıtmak için uzun süreliğine Moskova’da alıkoyma pratiğine çoktan başlamıştı. Komintern’in güya ÇKP’den ihracına yol açan davranışlarını tartışmak üzere Çen’i Sovyetler Birliği’ne daveti Şubat 1930’da tekrarlandı. Bu dönemde zaten ÇKP’nin dışında bulunan Çen gitmeyi reddetti.

[195] KMT’nin Reorganizasyoncu hizbi, partiyi 1924 reorganizasyonu temelinde “gericiler”den temizleme talebi etrafında Wang Çing-wei tarafından Ekim 1928’de oluşturulmuştu. 1929-30 kışında Reorganizasyoncular Çan Kay-şek’e karşı Tang Şeng-çih’in askeri darbesini desteklediler. Bu da başarısızlığa uğrayınca, Wang Çing-wei, Pekin’de rakip bir burjuva hükümeti kurmak için Feng Yü-ziang ve Yen Hsi-shan’a katıldı. Bu hareket de Ekim 1930’da yok edildi.

* Şu anda Çin devrimi geri çekilme aşamasındadır. Bugünkü savunmacı demokratik hareket devrime yol açabilecektir, ama bu hareket devrim değildir. Anti-Çan Reorganizasyon hareketine gelince, bu yalnızca gerici Kuomintang içerisindeki bir iç çatışmadır. Bu hareketin demokratik bir hareket olarak düşünülmesinin imkânı yoktur. Sadece kitle hareketi, tüm burjuva Kuomintang rejimini bir tarafa fırlatacak kadar yükseldiğinde bir devrimden bahsedebiliriz. Altıncı Kongre, “Çin’de devrimin bugünkü aşaması devrimci bir aşamadır” dediğinde, gerçekte, gelecekteki üçüncü devrime atıfta bulunmalıydı. Mevcut aşamayı devrimci bir aşama olarak değerlendirdikleri için, “Çin Devriminin Bugünkü Aşamasının Politik Programı” gibi bir kafa karışıklığıyla, yani Çin Devriminin On Büyük Talebi denen şeyle çıkageldiler. Bu program aslında oportünizm ile darbeciliğin kısır bir dölünden başka bir şey değildir. (Çen Tu-ziu)

* Nisan 1917’de [Petrograd parti komitesi] tarafından yönetilen bazı Bolşevikler “Tüm İktidar Sovyetlere” sloganını öne sürdüklerinde, Lenin onları bu sloganı savunmaktaki aceleciliklerinden ötürü, bu maceracılıktır diyerek azarlamıştı. (Çen Tu-ziu)

** Geçenlerde Komintern, Çin devriminin yeniden canlanmasının koşullarının tam bir olgunluğa ulaştığını iddia eden talimatlar göndermişti. Bu talimatlar alındığında, ilk önce Çin Komünist Partisi MK’sı “olgunlaşma” sözcüğünde bir çeviri hatası olması gerektiğini düşünmüştü. Orijinal metin propaganda bölümü tarafından kontrol edildikten sonra bir yanlışlık olmadığı anlaşılmıştı. Yukarıda değinilen Kiangsu delegeleri konferansı sırasında delegelerin çoğunluğu da “olgunlaşma” kavramı hakkında kuşkuluydular ve çok tartışma çıkmıştı. Sonra, konferansa katılan ÇKP MK üyelerinin inatçı ayak diremeleri, Çin devriminin tam olgunlukta yeniden canlanışının onların kafalarında gerçekleştiğini açığa çıkarmıştı! (Belki de Reorganizasyoncuların anti-Çan hareketini devrimci yeniden canlanma olarak ele almışlardı.) [Çen Tu-ziu]

* Altıncı Kongre tarafından benimsenen müflis çizgi, şu türden pasajlar içeren kararlarda siyah ve beyaz olarak konmuştu: “Çin devriminin mevcut aşaması burjuva demokratik devrim aşamasıdır”; “işçi ve köylülüğün demokratik diktatörlüğünü gerçekleştir”; “zengin köylüler henüz devrimci doğalarını yitirmemişlerdir … mücadele onlara karşı yöneltilmemelidir”; “devrimci hareketin bugünkü durumuna ve Çin Komünist Partisinin genel çizgisine ilişkin olarak, yeni devrimin işaretleri halihazırda gayet açıktır … bir veya birkaç eyalette, bir devrimci yükseliş dalgası ve bir sovyet rejiminin kurulması için büyük olanaklar mevcuttur”; “pek yakında yeni bir devrimci dalga gelecektir”; vesaire. Merkez Komite tarafından sadakatle izlenen tam da bu iflâs çizgisidir. Ziang Ying, Li Fu-çun, Ho Meng-ziung ve diğer uzlaşmacılar, Altıncı Kongre kararlarının doğru olduğunu ve Merkez Komitenin yalnızca bu kararları doğru bir şekilde uygulamadığını düşünüyorlar. Bu da açıkça gösteriyor ki, uzlaşmacılar Muhalefetin çizgisini anlamamakla kalmıyor, aynı zamanda Komintern’in doğrudan rehberliği altında Altıncı Kongrede çizilen politik çizgiyi de anlamıyorlar. Kendilerine ait hiçbir çizgileri yoktur. (Çen Tu-ziu)

* Oportünizme dönük tutumlar söz konusu olduğu sürece, Li Li-san ve onun gibiler, partinin, baştan aşağı oportünist çizginin yanlışlarını bir bütün olarak kavramasına yardım etmek arzusunda değildirler. Oportünizm suçlamasından kendilerini kurtarabilecek bir tür kitle psikolojisi yaratmak amacıyla, partili yoldaşlarının tüm dikkatini oportünizmin sembolü olarak hizmet gören birkaç kişinin üstünde yoğunlaştırmak için partinin propaganda organlarını ve kendi otoritelerini kullanmayı umuyorlar. Darbeciliğe ilişkin propagandaları da aynıdır, yoldaşların dikkatini Çü Çiu-pai tarafından temsil edilen darbecilik sembollerine çekmek ve böylelikle projektörleri kendi darbeciliklerinden uzaklaştırmak. Hankow döneminde [Nisan-Temmuz 1927] Çü Çiu-pai köylü bölümündeki raporlarında köylülerin “aşırılıklarını” azarlamış ve onların hareketine serserilerin faaliyetleri olarak atıfta bulunmuştu. Her düzeydeki parti karargâhına Milliyetçi hükümetin genel politikasını izleme emri vermişti. Çangşa’daki 21 Mayıs darbesinden sonra, Komintern temsilcisi M. N. Roy şunları söyledi: “Kuomintang Merkez Komitesi zaten karşı-devrimcidir!” Suratı kıpkırmızı kesilen Li Li-san derhal sesini yükselterek protesto etti: “Yoldaş Roy ne zaman böyle konuşsa, Çin Komünist Partisine bir tabut gönderiyor!” Zai Ho -sen Kuomintang birlikleri ile çatışmalardan kaçınılabilsin diye Hankow Ana Teftiş Kolordusunu silahsızlandırmaya çalıştı. Sormak isterim, tüm bunlar nasıl bir bilinci, nasıl bir teoriyi yansıtmaktadır? Yang Yin ve Lo I-yüan bana kişisel olarak şunu söylediler: “Li Li-san Kwantung Eyalet Komitesinden sorumluyken partideki bütün yoldaşlardan çok daha darbeci idi.” (Çen Tu-ziu)