Navigation

Jones Ana

Bir Özyaşam Öyküsü

Bölüm 17- Kadınlar Şarkı Söyleyerek Hapisten Nasıl Kurtuldular?

Pennsylvania Greensburg’da maden işçileri, daha iyi ücretler için greve çıkmışlardı. Ücretleri acınacak ölçüde düşüktü. Bu ekmek çığlığına yanıt olarak bölgeye İrlanda –Pennsylvania– Jandarması gönderildi.

Madenin önünde duran bir grup kızgın kadın, çocuklarının ağzından ekmeklerini çalan grev kırıcıları yuhalıyordu. Polis şefi geldi ve tüm kadınları “huzuru bozdukları için” tutukladı. Asıl tutuklaması gereken grev kırıcılardı, gerçek huzur bozucular onlar oldukları için.

Kadınlara, duruşmaya çıkarken bebeklerini ve küçük çocuklarını yanlarına almalarını söyledim. Öyle yaptılar ve onları 30 dolar ödemeye ya da hapishanede otuz gün çalışmaya mahkûm ettiği sırada, bebekler, yargıcın sesini bastıracak kadar müthiş bir feryada başladılar. Yargıç sinirlendi ve kadınlara, çocuklarını bırakacakları birileri olup olmadığını sordu.

Kadınlara, yargıca maden işçilerinin karılarının bakıcı tutmadıklarını; Tanrı’nın çocukları annelerine verdiğini ve bakımlarından onları sorumlu tuttuğunu söylemelerini fısıldadım.

Kadınları onlarca kilometre ötedeki hapishaneye götürmek için iki atlı polis çağrıldı. Kadınlar, kaçmalarını engellemek için, iki polisle birlikte bir şehirlerarası arabaya bindirildiler. Araba yolda durdu ve birkaç grev kırıcıyı aldı. Araba hareket eder etmez, kadınlar grev kırıcıları bir güzel benzetmeye başladılar. Polis memurları, bir şey yapamayacak kadar korkmuşlardı. Hayli tırmalanmış durumdaki grev kırıcılar, şoföre, durması ve onları indirmesi için yalvardılar, fakat şoför durak harici durmanın yasak olduğunu söyledi. Bu durum kadınlara bu ahbapları iyice benzetmek için biraz daha zaman kazandırdı. Durağa vardıklarında, grev kırıcılar, sanki hayvanat bahçesindeki kaplanların kafesinde uyuyakalmış gibiydiler.

Greensburg’e vardıklarında, araba şehrin içinden geçerken, kadınlar şarkılar söylediler. Büyük bir kalabalık, kadınlarla birlikte şarkılar söyleyerek arabanın peşinden gitti. Kadınlar, hapishanenin önünde, kucaklarında bebekleriyle arabadan inerken, kalabalık onları alkışladıkça alkışladı. Polis memurları, mahkûmları şerife teslim ettiler, her iki taraf da rahatlamış görünüyordu.

Şerif bana, “Ana, bu kadınların yerine bana 100 erkek getirmeni tercih ederdim. Kadınlar vahşî oluyorlar!” dedi.

“Onları sana ben getirmedim şerif” dedim, “onları sana hediye eden, maden şirketinin yargıcıdır.”

Şerif, kadınları üst kata aldı, hepsini bir odaya koydu ve uzun bir süre onlarla kalmama izin verdi. Kadınlara dedim ki:

“Bütün gece şarkı söyleyin. Yorulursanız ya da sesiniz kısılırsa nöbetleşe söyleyebilirsiniz. Gündüz uyuyun ve tüm gece boyunca şarkı söyleyin ve kim ne derse desin durmayın. Şarkıları bebekleriniz için söylediğinizi söylersiniz. Ufaklıklara süt ve meyve getireceğim. Siz sadece şarkı üstüne şarkı söyleyin.”

Şerifin karısı, asabî bir küçük kediydi. Uyuyamadığı için sık sık yukarıya çıktı ve kadınları susturmaya çalıştı. Daha sonra şerif beni çağırdı ve onları susturmamı rica etti.

“Ben onları susturamam” dedim. “Bebekleri için söylüyorlar. Onların serbest bırakılmasını emretmesi için yargıca telefon edin.”

Otellerden, pansiyonlardan ve evlerden, onlarca şikâyet geldi.

Bir otel işletmecisi bana, “Bu kadınlar kediler gibi bağırıyorlar” dedi.

“Yurtsever şarkılar ve bebeklerine ninniler söyleyen kadınlar hakkında asla böyle konuşmamalısınız” dedim.

Kasabadaki hiç kimsenin uyuyamadığı beş günün sonunda, yargıç, kadınların salıverilmesini emretti. Yargıç, kıt akıllı, sinirli, vahşî görünüşlü, yaşlı bir hayvandı ve kadınları serbest bırakmaktan hiç hoşnut değildi, fakat bu kadınları kimse susturamamıştı.