Navigation

Avusturya’da İşçilerin Çalışma Koşulları Ağırlaşıyor!

Avusturya işçi sınıfının içinde bulunduğu durumu oldukça gerçekçi bir tarzda ele alıp kamuoyuna yansıtan önemli bir araştırmanın sonuçları, Yukarı Avusturya eyaletinin İşçi Odaları başkanı Johann Kalliauer tarafından düzenlenen bir basın toplantısında açıklandı. Araştırma sonuçlarına göre, her on işçiden en az dördü, hayatını kazandığı iş veya mesleği ağır stres ve psikolojik baskı ortamında ifa etmeye çalışıyor. Yapılmakta olan işin yüklediği sorumluluk, mesai sırasında zamanla yarışma ve işe sürekli konsantre olma mecburiyeti işçiler üzerindeki ruhsal ve sinirsel gerginliği oluşturan en önemli faktörlerin başında geliyor. Tüm bunlara ilaveten yapılan işin tekdüzeliği, işçinin geleceğe yönelik perspektif kaygıları ve güvensizlik duygusu ortada duran tabutun üstüne “son çiviyi” çakıyor. Mesai bitiminden sonra limon gibi sıkılıp posaları çıkarılan emekçiler birer “zombi” gibi evlerinin yolunu tutuyorlar ve kapitalist sömürü düzeninin çarkları dönmeye devam ediyor. İnşaat sektöründeki işçilerin %41’i, fabrika işçilerinin %39’u ve market, mağaza gibi işyerlerinin kasiyerlerinin %38’i sözü edilen ruhsal baskı faktörlerinden ağır şekilde etkilenmekteler.

Araştırma sonuçlarının ortaya koyduğu bir başka istatistik bilgi, kapitalist sistemde çalışmanın işçiler için ne kadar dayanılmaz bir angarya olduğunu gözler önüne seriyor. Buna göre Avusturya’da işçilerin ruhsal rahatsızlıklar nedeniyle bir yıl içinde raporlu geçirdikleri gün sayısı 1994 yılından bu yana tam üç katına çıkmış. İşveren tarafından dayatılan hızlı çalışma temposuna bağlı zaman baskısı, emekçiler üzerindeki sürekli kontrol ve gözetleme terörü, iş stresinden uzaklaşma ve dinlenme olanaklarının kısıtlılığı, işçilerin ruh sağlığını bozan belirleyici faktörler olarak tespit edilmiş. Anket yapılan işçilerin %13’ü ise işyerindeki gürültünün kendilerini depresif yaptığından şikâyet etmişler. Bu koşullar altında çalışarak hayatını kazanmaya mahkûm edilen proleter kitlelerin bunun karşılığında aldığı sefil ücretler ise kuşkusuz onları mutlu ve motive etmekten çok uzak.

Ruhsal sorunlarla boğuşmak zorunda kalan işçilerin dertleri bunlarla da bitmiyor. Çünkü psikolojik baskı ortamı bedensel rahatsızlıkları da tetikliyor. İşçilerin üçte ikisi adale kasılmalarından ve/veya sırt ağrılarından şikâyet ederken, %67’si kronik yorgunluk ve %62’si sürekli baş ağrılarından muzdarip durumda.

Avusturya işçi odaları (Arbeiterkammer) ve işçi sendikalarının başında bulunan bürokratların bu hazin tablo karşısında bir şeyler yapıyormuş pozlarına girerek getirdikleri önerilere, bırakın sınıf bilinçli işçileri Viyana’daki parklarda bol miktarda bulunan kargalar bile kahkahalarla güler. İşyeri ve işkolu bazında işçiler üzerinde ruhsal rahatsızlık ve bozukluğa yol açan baskı unsurlarının araştırılması, tespiti ve dökümü ile bu sorunların aşılması veya en azından hafifletilmesi yolunda işveren temsilcileri ve işletme yönetici kadrolarıyla koordine bir çalışma yürütülmesi ve gerekirse büyük işletmelerde psikologların istihdam edilmesi gibi bir sürü “parlak” fikri çözüm olarak yutturmaya çalışan bu dolgun maaşlı bürokratlar aslında sadece şov yaptıklarının bal gibi farkındalar. Fabrikaların, işletmelerin, makinelerin, mağaza ve marketlerin burjuvazinin özel mülkiyeti altında bulunduğu bu sistemde işçi yığınların üzerine kâbus gibi çöken kapitalist sömürü mekanizması daima azami verim ve kâr elde etmeye endekslidir. İşçiler bu düzende kendi refahları için değil, üretim araçlarının sahibi olan burjuvaların kâr ve servetlerini büyütmek için çalışırlar. Hayatlarını kazanmak için bedensel güçlerini sefil ücretler karşılığında kapitalistlere satmak zorunda kalan mülksüz proleter yığınların üretim araçları karşısındaki sınıfsal pozisyonu, onların mutlu, sağlıklı, güvenli, tatmin edici ve eğlenceli bir mesai ortamında çalışarak üretimde bulunma hakkını elinden alır. Bunu kazanmanın ve sonsuza kadar korumanın bir ütopya olmadığını idrak eden bilinçli işçiler içinse tek bir yol vardır. Sosyalist devrim için örgütlenip mücadeleye atılmak!