Navigation

Ahmedinecad’ın Venezuela’ya Dördüncü Gezisi Üzerine

ABD emperyalizmi ile İran rejimi arasında on yıllardır devam eden soğuk savaşın en yüksek düzeye yükseldiği sırada, cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad Venezuela’ya dördüncü gezisini yapıyor. Ahmedinecad Venezuela’ya ek olarak Küba, Ekvador ve Nikaragua’ya da gidecek.

Ahmedinecad’ın Latin Amerika turunun amacı açıktır: artan diplomatik basınca, ekonomik yaptırımlara ve boykotlara rağmen İran rejiminin “Amerika’nın arka bahçesi” de dahil olmak üzere dünyanın pek çok yerinde dostlara ve müttefiklere sahip olduğunu göstermek.

Bununla birlikte, bu gezi, gerici rejimin daralan toplumsal tabanının moralini yükseltmekten başka dişe dokunur hiçbir sonuca yol açmayacaktır. Aralarında Hindistan, Japonya, Güney Kore ve diğerlerinin de bulunduğu bir dizi ülkenin ABD ve AB’nin İran’a yönelik ticaret ya da yatırımlar üzerindeki yaptırım ve kısıtlamalarına katıldıkları bir dönemde, Venezuela, Küba, Ekvador ve Nikaragua İran rejimini içinde bulunduğu durumdan kurtarmaya hiçbir ciddi yardım sunamaz.

Ekonomik yaptırımlara ek olarak, devam eden gizli operasyonlar, çeşitli gözetim biçimleri, nükleer programla bağlantılı bilimcilere yönelik suikastlar, stratejik askeri tesislerin sabote edilmesi vs. hızlandırılmıştır. İran’ı Amerika’nın banka sisteminden koparmak ve İran petrolüne yönelik ufukta beliren AB boykotu, rejimin Irak’la savaşın sona erdiği Ağustos 1988’den beri en iç karartıcı saatlerle yüz yüze gelmesi anlamına gelecektir.

Birlikte ele alındığında bu faktörler, İran’ın emperyalizme karşı “hakları için ayağa kalkmış” kafa tutan “anti-emperyalist” ve “devrimci” bir ülke olduğu izlenimini verebilir. Venezuela ve Latin Amerika’nın diğer bölgelerindeki pek çok insanın İran rejimine ilişkin kanısı ne yazık ki budur. Bu tam da rejimin kendi propagandasıyla yansıttığı imajdır ve şimdilerde rejim bu imajı yeni kurduğu İspanyolca kanal Hispan TV aracılığıyla da Latin Amerika’ya yayacaktır.

Oysa bu imaj iki bakımdan tümüyle sahte bir imajdır: İlki, İran İslam Cumhuriyeti (İİC) dünyanın en baskıcı rejimlerinden biridir. Bu rejimde,

·         İşçilerin sendika kurma, greve gitme ya da gerçek temsilcilerini seçme hakları yoktur

·         Kadınlar erkeklerin yasal haklarının yarısına sahip olan ikinci sınıf yurttaşlardır

·         Gençler, yaşamlarını en küçük ayrıntısına kadar sınırlayan bir ortaçağ ideolojisine itaat etmeye zorlanmaktadırlar

·         Ulusal azınlıklar en temel haklarından yoksun bırakılmışlardır

·         Nüfusun tümü, gerçek demokratik haklarından ve serbest seçimlerden mahrum bırakılmıştır

Gücünü sağlamlaştırdığı andan itibaren İran İslam Cumhuriyeti’nin hapishaneleri işçi eylemcilerle dolu olmuştur. Şu anda Tahran ve Çevresi Vahed Otobüs Şirketi Sendikasından Rıza Şahabi ve İbrahim Madadi rejimin kapatmış olduğu bir sendikayı yeniden oluşturmaya çalışmak “suçuyla” cezaevinde çürüyorlar! Onlar rejimin hapishanelerindeki yüzlerce işçi eylemciden sadece ikisi.

İkincisi, İran rejiminin nükleer silah kapasitesi geliştirme yolundaki durmak bilmez uğraşı gerçekte İran burjuvazisinin, Şah’ın “büyük medeniyeti” ve ötesine kadar uzanan emellerinin bir devamıdır. Emperyalizmle anlaşmazlık –esas olarak ABD emperyalizmiyle– İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgesel güç hiyerarşisinde nereye oturacağı konusundadır. Emperyalist ülkelerle bu konuda varılacak uyuşmanın, eğer olursa, nasıl olacağı, sadece İran’ın geleceğe nasıl bakacağını değil tüm bölgede güç dengesinin nasıl çizileceğini de belirleyecektir.

ABD emperyalizmi ve müttefiklerinin Irak ve Afganistan’daki yağmacı ve açgözlü savaşları İran rejiminin iki düşmanını ortadan kaldırdı. Özellikle Irak’taki Baasçı baskıcı yapıların tümüyle tahrip edilmesi İran İslam Cumhuriyeti’ni Irak’ta ve komşularında güçlendirmiştir. Amerikan güçlerinin çekilmesi Irak’taki İran İslam Cumhuriyeti yanlısı hizipleri daha da güçlendirmiştir ve ABD’nin 2014’te planlanan Afganistan’dan çekilmesi de İran rejiminin Orta Asya’daki nüfuzunu arttıracaktır.

Dolayısıyla, Latin Amerikalı işçilere ve sosyalistlere, bu rejime karşı sempati duymak yerine, İranlı işçilere, kadınlara, gençlere, ulusal azınlıklara, gazetecilere ve nüfusun yüzde 95’ine gaddarca eziyet eden baskı aygıtının ellerinde acı çekenlerin durumunu düşünmeleri gerektiğini hatırlatıyoruz.

Chavez hükümetinin İslami Cumhuriyet ile sıra dışı yakınlığını ve kardeşçe ilişkilerini şiddetle kınıyoruz. Bu ilişkiler iyi diplomatik ilişkiler ve ticari ilişkilerin ötesine geçmekte ve İran İslam Cumhuriyeti’nin “devrimci” ve “anti-emperyalist” olduğu efsanesinin sürdürülmesine yardım etmektedir. Chavez’in Ahmedinecad’a birçok kez “kardeşim” demesini de içeren bu ilişki, rejimin can bulmasına ve İran’daki kitle hareketlerinin –özellikle işçilerin temel sendikal hakları için verdikleri mücadelelerin– zayıflatılmasına yardımcı olmaktadır.

Bu nedenle tüm Venezuelalı ve Latin Amerikalı devrimcileri, sosyalistleri ve aktif işçileri Latin Amerika’nın işçi hareketleri ve sosyal hareketleri içinde İran rejiminin gerçek karakterini teşhir etmeye çağırıyoruz.

Tüm aktivistlerin kendi sendika şubelerinde ve dahil oldukları çeşitli hareketlerin toplantılarında İran’daki baskılar konusunu, özellikle de işçi sınıfının durumunu gündeme getirmelerini istiyoruz. Aktivistler aynı zamanda, kendi yerel ve ulusal temsilcilerinin, İran rejiminin Rıza Şahabi ve İbrahim Madadi gibi işçileri neden hapse tıktığını açıklaması için Ahmedinecad’a baskı uygulamalarını sağlamaya çalışmalıdırlar. Bu temsilcilere Chavez, Castro, Correa, Ortega ve onların kabinelerindeki diğer yetkililer dâhildir.

Iranian Revolutionary Marxists' Tendency [İranlı Devrimci Marksistlerin Eğilimi]



[Bu açıklamanın İngilizce orijinali Committee for Marxist Revival sitesinde yer almaktadır]