Navigation

Irgatlar Bir Araya Gelip İktidarınızı Yıkacak!

Bunlar daha iyi günleriniz, çünkü işçi sınıfı er geç yapılanların hesabını soracaktır. İşçi sınıfı örgütlendiğinde ve şaha kalktığında kaçacak delik arayacaksınız. Çünkü işçiler örgütlenip ayağa kalktığında azla yetinmeyecek, yeni bir dünya istiyoruz diyecekler.

Yeni Şafak gazetesi yazarı Hayrettin Karaman 11 Haziran 2015 tarihli yazısında seçim sonuçları için şunları demişti: “Birden fazla muhalif parti, bir kısım medya, bazı sivil toplum kuruluşları, bir kısım patronlar, Türkiye’nin tam manasıyla bağımsız ve İslam dünyasının ümidi bir ülke olmasını istemeyen dış mihraklar… El ele vererek Ak Parti iktidarına son verdiler. Bunu şiirdeki yıkmaya benzetelim. Birkaç ırgat bir araya geldi ve bazı eksikleri ve kusurları olsa bile Türkiye’yi şaha kaldıran ve alternatifi de ortada bulunmayan iktidarı yıktı.” Ardından da, muhalefet partilerinin koalisyon hükümeti kurmada isteksiz ve beceriksiz davrandığını öne sürerek “yıkmayı becerdiniz, hadi yapın da görelim” diyordu.

Karaman’ın bahsettiği şiir Mehmet Akif Ersoy’un Nizam-ı Âlem şiiridir. Bu şiirinde Mehmet Akif “yakıp, yıkmak” üzerine şunları söylemiştir:

İnkılâp ümmetinin şânı yakıp yıkmaktır.

Size çılgın demeyen varsa, kuzum, ahmaktır.

Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir

Onu en çolpa herifler de emin ol becerir.

Sade sen gösteriver ‘işte budur kubbe’ diye

İki ırgatla iner şimdi Süleymaniyye.

Ama gel kaldıralım dendi mi heyhat o zaman

Bir Süleyman daha lazım yeniden bir de Sinan.

Bunların var mı sizin listede hiç benzeri; yok.

Ya ne var? Bir kuru dil, siz buyurun karnım tok.

Ötmeyin nafile baykuş gibi karşımda, susun.

Mürtecisin be imam? Mürteciyim hamdolsun...

Karaman, bu şiirden hareketle muhalefet partilerini ırgatlara benzetiyor, bunların AKP iktidarını yıkmayı becerdiklerini ama yerine daha iyisini koymaya kapasitelerinin olmadığını söyleyerek AKP iktidarının alternatifinin olmadığını iddia ediyor.

Karaman’a göre muhalefet partileri iktidarı alma sorumluluğundan kaçmakta, koalisyon kurmak konusunda ipe un sermekte, “imkânsız şartlar” ileri sürmektedirler. Zaten muhalefet partilerinin gerçekçi projeleri de yoktur! Seçim sonuçlarından da halkın AKP iktidarını istemediği sonucunu çıkarmak mümkün değildir! Muhalefet partileri daha şimdiden erken seçimden bahsetmektedirler. AKP’yi devirmekle muhalefet partileri kaos ortamının kapısını aralamışlardır. Bunları söyleyen Karaman, yazısını şu cümleyle bitirmektedir: “İnşallah halkımız bu sonuçtan yeterli dersi alır da bir seçim daha olursa oyunu daha akıllıca kullanır vesselam!”

AKP yandaşı Karaman’ın yazısında ortaya koyduğu anlayış, tüm AKP kadrolarına sinmiş olan anlayıştır. Bu anlayışa göre AKP iktidarı, “bazı eksikleri ve kusurları olsa bile”, istikrarın, ilerlemenin ve büyümenin adıdır. AKP’siz bir Türkiye’de ise sadece kaos hüküm sürebilir! Bu yüzden de halk aklını başına almalı, olası erken seçimde oyunu “akıllıca” kullanmalıdır!

Başta Erdoğan olmak üzere tüm AKP kadrolarına ve yardakçılarına sinmiş bir tarzdır bu; milleti aşağılamak, hor görmek, tepeden bakmak. 2002’de kendini ezilen, hor görülen dindar kesimlerin ve “zencilerin” temsilcisi, ümidi olarak göstererek iktidara gelen AKP’nin, tam da iktidarı gerçekten ele geçirdiği andan itibaren geldiği nokta “beyazlaşmak”, kendi elitini yaratmak olmuştur. Oysa halk kullandığı oyla tam da bu anlayışa ve gidişata “artık yeter!” demiştir. AKP’nin kendilerinden olmayan, kendileri gibi düşünmeyen herkese bir kulp takma pervasızlığına “artık yeter!” demiştir. Yani oyunu gayet de “akıllıca” kullanmıştır.

Peki, neden böyle olmuş?

AKP ilk iktidara geldiği yıllarda mazlum rolünü oynuyordu. Erdoğan sürekli halkın içinden geldiğini söyleyerek onlardan biri olduğuna inandırmıştı halkı. Ancak yıllar geçtikçe AKP’li politikacılar iktidar koltuğuna iyice yerleştiler. Devlet kurumlarını bir bir kontrollerine almaya başladılar. Gittikçe, o çok eleştirdikleri elitist ve kendini devletin sahibi gören Kemalistlere benzemeye başladılar. Bu yüzden de giderek toplumun daha fazla kesimlerinin tepkisini çeker oldular. Özellikle, hırslandıkça pervasızlaşan ve çılgınlaşan Erdoğan’ın yaptıkları ve toplumun her şeyine karışmaya başlaması, insanların tepkisine yol açtı.

Örneğin Erdoğan, çiftçilerin zor durumda olduğunu anlatmaya çalışan ve “iki senedir anamız ağlıyor” diyen bir emekçiyi, “Ananı da al git buradan” diye yanından kovabildi. Yine kendisine sıkıntılarını anlatmaya çalışan bir emekçiyi Tarım Bakanı Mehdi Eker de aynı Erdoğan’ın üslubuyla “Artistlik yapma, sesini yükseltme” diye azarladı. Doktorlar “tam gün yasası”nı protesto eylemlerine katıldı diye Sağlık Bakanı sağlık çalışanlarını “marjinal gruplar” diye karalamaya çalıştı. Görme engelli bir işçi “Taşeronda asgari ücretle çalışıyoruz, koşulların iyileştirilmesini istiyoruz” diye Sağlık Bakanı Akdağ’a derdini anlatmaya çalışırken, bakan Akdağ, “Gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz daha ne istiyorsun? Para kazanıyorsun değil mi” diye utanmazca sorabildi.

Asgari ücretle geçimini sağlamaya çalışan milyonlarca işçiye, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, “800 lira iyi para. Peynirin, ekmeğin, zeytinin fiyatı bellidir. Geçinilmez diye bir şey yok. Geçinirsiniz” demişti. Şırnak’ta Silopi termik santralinin açılışına katılan Erdoğan, kendisine tepki gösterenleri “Nankörlük yapma, sus nankörlük yapma. Ekmek bulamazsınız yemeğe, ekmek gelince de tepersiniz” diye azarlamıştı. Yine Erdoğan, kendi yandaşı olmayan basın için “Bunlar köpekleriyle yatar, köpekleriyle kalkarlar” yakıştırmasını kullanmıştı. İçişleri Bakanı Şahin, kendisini gördüğü için sevindiğini belirten bir vatandaşa, “Nereden bileyim sevindiğini, hadi bir takla at, oyna da göreyim” demişti. Örnekler arttırılabilir.

AKP 2002’den bu yana işçi sınıfının zaten sınırlı olan haklarını iyice kuşa çevirdi. Taşeronlaştırma yaygınlaştı. Çalışma saatleri uzadıkça uzadı. Esnek çalışma ve kısa süreli sözleşme yaygınlaştı. Uzun saatler çalışılmasına rağmen reel ücretler düştükçe düştü. Emeklilik yaşı uzatıldı. İş cinayetleri had safhada. İşçi sağlığı ve güvenliği hiçe sayılmakta. AKP sağlık alanında iyileştirmeler yaptık diye övünüyor, oysa sigorta primlerimizi her ay zaten ödediğimiz halde hastaneye gittiğimizde her şey için tekrar katkı payı ödüyoruz; reçete parası, katkı payı, muayene ücreti vs. Kaliteli sağlık hizmetinden bahsetmek ise zaten mümkün değil.

Erdoğan kadınlara üç çocuk yapın, evinizde oturun diyor. Bir direnişçi kadın ise Erdoğan’a şöyle yanıt veriyor: “Kocama 5 bin TL maaş versinler, evimde oturayım, istenildiği kadar da çocuk yapayım!” Tam da kadınları aşağılayan, insanlar için “kadın mı kız mı belli değil” diyen Erdoğan’ın iktidarı döneminde kadın cinayetleri ciddi biçimde yükselişe geçti.

Baskılar ve anti-demokratik uygulamalar arttıkça arttı. İç Güvenlik Yasası adı altında polisin yetkileri iyice arttırıldı. Metal grevleri ve Şişecam grevi “milli güvenliği bozucu nitelikte” olduğu gerekçesiyle yasaklandı. Yolsuzluklar ve hırsızlıkları, ayakkabı kutularında saklanan paralar takip etti. Ağzından dini hiç düşürmeyen AKP kadrosu, her fırsatta dini istismar aracı olarak kullandı.

Kısacası AKP iktidara geldiğinden bu yana yerini sağlamlaştırdıkça otoriterleşti. Toplumda en ufak bir muhalif ses duymaya bile tahammülü olmayan ve sonradan görme burjuvaları temsil eden Erdoğan, her muhalifi “terörist” ilan etti, her sesini çıkaranı zapturapt altına almaya çalıştı. Neredeyse tüm burjuva medyayı kontrolü altına almışken, bu bile ona yetmedi. Devletin tüm organlarına hükmetmek ve tek bir merkezden yönetmek istiyordu.

Ancak AKP’nin ve Erdoğan’ın gittikçe pervasızlaşan ve otoriterleşen, muhafazakârlaşan iktidarı altında farklı kesimler de seslerini ve tepkilerini daha fazla dışa vurmaya başladılar. Gezi eylemleri bir kesimin tepkisinin dışa vurumuydu. Şimdilerde ise, metal işçileri mücadeleye atılıyorlar. Her katmandan emekçinin bu gidişattan rahatsız olduğu açıktır.

İşte halkın oyunu neden bu şekilde kullandığının ve AKP’nin tek başına iktidar olmasını istemediğinin açıklaması budur. Peki, Erdoğan, AKP ve yardakçıları bunu bilmiyorlar mı? Bal gibi de biliyorlar. Ama halkın gözünün içine baka baka yalan söylemeye devam ediyorlar. Dahası “AKP olmazsa kaos çıkar” laflarıyla aslında halkı düpedüz tehdit ediyorlar. AKP’siz bir Türkiye pekâlâ mümkündür. Muhalefet partileri de koalisyon kurmak konusunda hiç de ehliyetsiz değillerdir. Aksine koalisyonun önüne alttan alta taş koyan, yolsuzluk dosyalarına dokunulmaması konusunda vs. imkânsız kırmızı çizgiler öne süren bizzat AKP’dir. Üstelik AKP-Erdoğan cephesi şimdi de ülkeyi savaşa sokmak pahasına erken seçimin zeminin döşemenin hesaplarını yapmaktadır.

Ancak Karaman bir noktada haklıdır, mevcut düzen partileri AKP’nin alternatifi değillerdir. Tabii şu kayıtla, ne MHP ne de CHP, işçi ve emekçilerin yararına daha iyi bir Türkiye yaratmaya ehildirler. Ne AKP-MHP koalisyonu ne de AKP-CHP koalisyonu işçi-emekçi sınıfların dertlerine derman olacaktır. Ekonomik kriz ve emperyalist savaş cenderesindeki dünya konjonktüründe hiçbir düzen partisi Türkiye’nin önündeki gittikçe kangrenleşen sorunları işçi sınıfının lehine çözme niyetinde ve becerisinde olmayacaktır. Bu noktada da, Karaman’ın bir aşağılama sıfatı olarak kullandığı “ırgatlar” devreye girmektedir.

Karaman’ın, Mehmet Akif’in şiirine atıfla yaptığı bu benzetmede “ırgat” kelimesini gerçek anlamında, yani işçi anlamında kullanma niyeti yoktur. Ama biz kelimeyi gerçek anlamında kullanarak meseleye Karaman’ın ve diğer burjuva temsilcilerin bakmadığı, bakmak istemediği bir başka boyuttan bakalım ve bir hatırlatma yapalım.

Doğrudur, tam da Mehmet Akif’in şiirinde bahsettiği gibi “inkılâp ümmeti”nin yani ırgatların, yani işçi ve emekçi sınıfların şanındandır yakıp yıkmak. Tarihte işçiler, emekçiler nice sefer egemenlerin baskı ve sömürü düzenini yakıp yıkmıştır. Paris Komünü ve Ekim Devrimi bunun en güzel örnekleridir. Ama hem Mehmet Akif’in hem de Karaman’ın yanıldığı nokta şudur; işçi sınıfı yakıp yıktığı gibi yerine koymasını da bilir. Tıpkı 1917’de Rusya’da Çarlığı devirip yerine işçi iktidarını koymasını bildiği gibi. Gün gelecek, işçi sınıfı sadece Türkiye’de de değil, dünyanın her köşesinde kapitalistlerin düzenini yıkacak ve yerine çok daha iyisini, sosyalizmi kuracaktır. Bundan ne Karaman’ın ne de diğer burjuvaların şüphesi olmasın!

Bu yüzden şöyle sesleniyoruz Karamanlara ve diğer burjuvalara: Bunlar daha iyi günleriniz, çünkü işçi sınıfı er geç yapılanların hesabını soracaktır. İşçi sınıfı örgütlendiğinde ve şaha kalktığında kaçacak delik arayacaksınız. Çünkü işçiler örgütlenip ayağa kalktığında azla yetinmeyecek, yeni bir dünya istiyoruz diyecekler. Ve o ırgatlar bu düzeni yıktıkları gibi, “Süleyman”a ihtiyaç duymadan, içlerinden nice “Sinan”lar çıkaracaklar!