Navigation

Ulusal Sorun Üzerine Perspektifler

Fransız Komünist Partisi Toplantısına Mektup

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

13 Eylül 1922

[Parça]

4. Fransız Komünizminin En Önemli Politik Görevi

Fransız Komünist Partisinin başlıca politik görevi, Versailles antlaşmasına karşı mücadele etmek ve bu mücadeleye daha kararlı bir karakter vererek daha büyük kitleleri ona çekmektir.

Fransız burjuvazisi, Avrupa için korkunç ve ölümcül olan Versailles barışınca kurulan rejimi, ancak Fransız halkının enerjisini askeri olarak sonuna kadar zorlayarak ve Almanya’yı hiç durmaksızın yağmalayıp ve harap ederek sürdürebilir. Alman topraklarının işgaline dönük sürekli tehdit, Almanya’da proleter devrimin gelişiminin önündeki en büyük engellerden birini oluşturur. Diğer taraftan, Alman halkından çalınan maddi kaynaklar, bugün sadece Avrupa’da değil tüm dünyada esas karşı-devrimci güç olan Fransız burjuvazisinin konumunu güçlendirmeye hizmet ediyor.

Aynı zamanda, şüphe yok ki Fransız burjuvazisi, Alman tazminatlarını, Fransız işçi sınıfının mümkün olan en büyük bölümüne ayrıcalıklı bir konum yaratmak için kullanmaktadır. Böylece Fransız kapitalizminin Fransız proletaryasına bir bütün olarak baskı yapması kolaylaşacaktır. Bu politikayı on yıllar boyunca, biraz daha büyük ölçekte Britanya’da gözlemiştik. Britanya burjuvazisi sömürgeleri yağmalarken ve daha geri ülkeleri sömürürken, dünya çapında elde ettiği ganimetin küçük bir kısmını, çalışan kitleleri çok daha acımasızca ve zarar görmeden sömürmesinde burjuvaziye yardım eden bir ayrıcalıklı işçi aristokrasisi tabakası oluşturmak için harcadı. Britanya sendikalarının tamamen çürüyen bürokrasisi, eğitimini böyle almıştı. Doğal olarak Fransız burjuvazisinin emperyalist çabaları, tüm diğer alanlarda olduğu gibi bu alanda da gecikerek geliyor. Avrupa kapitalizmi artık ilerleyen bir büyüme devresinde değil, çöküş devresinde. Ve Fransız kapitalizminin Versailles rejimini koruma mücadelesi, bir bütün olarak Avrupa ekonomik yaşamının artan yoksullaşması ve örgütlülüğünü kaybetmesi pahasına varolmaktadır. Bununla birlikte kesinlikle şüphe yok ki; Fransız kapitalizminin hayati işlerini sürdürme olanağını elinde tutacağı zaman dilimi, büyük ölçüde, Komünist Partinin Versailles barışına ve onun yaratıcısı Fransız burjuvazisine karşı ülke çapında aktif bir mücadelenin gelişmesine ne kadar enerjik biçimde yardım edebileceğine bağlıdır.

Muhaliflerin ve sendika-reformistlerinin, bu hırsız tazminat rejiminden doğrudan ya da dolaylı olarak çıkarı olan işçi sınıfının küçücük bir kesimindeki aktif ve bilinçli partizanlar olduğundan şüphe yoktur ve olamaz. Bu unsurların ekonomik nitelikleri ve psikolojileri özü itibariyle asalak bir karakterdedir. Mösyö Blum, Jouhaux vd. işçi aristokrasisi ve bürokrasisindeki belli unsurları Avrupa’daki Versailles rejimine bağlayan bu asalak ruhun eksiksiz politik ve sendikal ifadesidirler. Bu klikler Fransa’nın şu anki soyguncu hegemonyasına karşı ciddi bir mücadele yürütmekten acizdirler, çünkü bu mücadele kaçınılmaz olarak onlara da darbe vururdu.

Bugün Fransa’da toplumsal devrim mücadelesi, proletaryayı her şeyden önce Fransız kapitalizminin askeri hegemonyasına karşı, Almanya’nın devam eden yağmalanmasına karşı, Versailles barışına karşı mücadeleyle yüz yüze bırakmaktadır. Fransız Komünist Partisinin gerçekten enternasyonalist ve gerçekten devrimci karakteri özellikle bu sorunda ortaya konmalı ve gözler önüne serilmelidir.

Savaş sırasında proleter partinin enternasyonalist karakteri kendisini ulusal savunu ilkesinin reddedilmesinde dile getirdi, çünkü o zamanlar bu reddediş, karakteri dinamik olan bir reddedişti ve çalışan kitlelerin burjuva anayurda karşı seferberliği anlamına geliyordu. Fransız burjuvazisinin eşi benzeri görülmemiş bir ganimeti yutmakta ve sindirmekte olduğu günümüzde, ulusal savunu ilkesinin Komünist Parti tarafından reddedilmesi, gerekli ancak mutlak olarak yetersizdir. Burjuvazi yeni bir savaş patlak verene dek nutuksal bir anti-yurtseverlikle seve seve uzlaşabilir. Bugün yalnızca, ulusal savunu haydutlarına karşı, güvenceler ve tazminatlara karşı, Versailles barışına karşı bir mücadele gerçek ve güncel bir devrimci içerik kazanabilir. Yalnızca bu mücadelede, parti, birer birer ve toptan, ulusal asalaklık vebasının bulaştığı tüm unsurlarını, eğer bu tip unsurlar halen Komünist Partinin kıyısında köşesinde gizleniyorlarsa, acımasızca bir kenara fırlatarak üyelerini sınayabilecek ve çelikleştirebilecektir.

Bu sorunda da, toplantınızın Versailles’a ve onun destekleyicilerine karşı devrimci bir kitle mücadelesinin yeni dönemini açmalıdır.

Moskova, 13 Eylül 1922