Navigation

Bir işçi devriminin ayırt edici özellikleri nelerdir?

İşçi devriminin tarihte görülen tüm devrimlerden ayırt edici yönleri vardır. 1789 Fransız burjuva devrimi gibi devrimler, geniş halk kitlelerinin katılımıyla gerçekleşmiş olmasına rağmen, bir sınıf egemenliği biçiminin yerine bir başka sınıf egemenliği biçimini geçirmiştir. Tüm bu tür devrimlerde, iktidar, toplumun küçük bir azınlığının elinden bir başka azınlığın eline geçmiştir. Bu devrimlerin hepsinde iktidar, ezilen emekçi sınıflar tarafından değil, sömüren mülk sahibi sınıflar tarafından ele geçirilmiştir. Bu nedenle de tüm bu devrimler yeni sömürü ilişkilerinin önünü açmış, bürokratik devlet aygıtlarına dayanmış devrimlerdir. Ve hepsi, yerel, bölgesel ya da ulusal devrimlerdir. İşçi sınıfının gerçekleştireceği devrim tüm bu yönlerden kendisini ayırt eder. İşçi devrimi özü itibarıyla uluslararası bir devrimdir. Biçim olarak ulusal alanda başlasa bile, orada durup bekleyemez, uluslararası alana yayılmak, burjuvaziyle nihai hesaplaşmasını bu alanda yürütmek ve zaferini dünya çapında kazanmak zorundadır. İşçi devrimi, yeni bir sömürü ilişkisini geliştirmez, tersine varolan tüm sömürü biçimlerini ortadan kaldırmaya girişir. Çünkü işçi devrimi, üretim araçlarının özel mülkiyetinin şu biçiminin yerine bu biçiminin getirilmesini hedeflemez. Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti tümüyle ortadan kaldırmayı ve böylelikle bunların topluma ait hale gelmesini, tüm toplumun çıkarları doğrultusunda kullanılabilmesini amaçlar. İşçi devrimiyle tarihte ilk defa üretici sınıflar yönetici sınıf haline gelir. Bu nedenle de, artık bir sömürücü azınlığın sömürülen çoğunluk üzerindeki baskı aygıtı olan bürokratik bir devlete duyulan ihtiyaç ortadan kalkar. Sömürülenler iktidarı kendi ellerine aldıklarında, eski sömürücü azınlığın tekrar başını kaldırmasını engellemek için pahalı ve karmaşık devlet aygıtlarına ihtiyaç duymayacaklardır. Silahları kendi ellerine almaları ve örgütlü davranmaları bunun için yeterli olacaktır. Demek ki, eski dönemlerden tamamen farklı olarak iktidar artık toplumun çoğunluğunun ellerine geçecektir. Böylelikle yeni bir sınıf egemenliğinin koşulları da ortadan kalkacaktır. Özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasıyla sınıflar ve onunla birlikte devlet de yok olup gidecektir.