Navigation

Kendini Değil Kapitalizmi Öldür!

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Ekonomik krizin işçi sınıfı üzerindeki yıkıcı etkileri giderek derinleşiyor. Büyük patronlar kriz dönemlerini daha küçük şirketleri yutup sermayelerini büyüterek atlatıyorlar. Fakat işçiler krizle birlikte işten çıkarılıyor, ücretsiz izinlerle, sendikasızlaştırmayla hakları gasp ediliyor. Sermayenin krizi bütün ağırlığıyla emekçilerin üzerine çöküyor. İşçi sınıfı esas olarak örgütsüzlüğün bedelini ödemektedir. Saldırılar karşısında ne yapacağını bilemeyen işçiler, işsizliğin kıskacında sorunlarıyla boğuşmak zorunda kalıyorlar, hatta kimisi hayatla olan bağını kendi canına kıyarak tümüyle kesebiliyor.

Kapitalizmin olağan dönemlerinde dahi güvencesiz çalışmaya itilen emekçilerin sorunları kriz dönemlerinde katlanılmaz boyutlara ulaşıyor. Bu sorunlar sürekli stres altındaki işçilerin depresyon benzeri psikolojik rahatsızlıklar yaşamalarına neden oluyor. Bu durum dünyanın birçok ülkesinde, krizin etkileriyle boğuşan tüm emekçiler için geçerlidir. Bir daha iş bulamayacak olma kaygısının verdiği sıkıntıyla iyice darboğaza girdiğini düşünen çok sayıda işçi, içine düştüğü bunalımın sonucunda intihar ederek yaşamına son veriyor. Yapılan araştırmalar kriz dönemlerinde intihar oranlarında ciddi artışların yaşandığını gösteriyor.

1997 yılında Güneydoğu Asya’da patlak veren ekonomik krizde intihar olayları %63 oranında artmıştı. 1999’da Tayvan’da da benzer şekilde intihar oranları artmış, ülke tarihinin en yüksek düzeyine ulaşmıştı. ABD, Fransa gibi gelişmiş kapitalist ülkelerde, düşük ücretlerle çalıştırılan işçilerin yüksek ücretlerle çalışanlara göre 1,5-2 kat daha fazla depresyon yaşadıkları gözlenmiştir. Son dönemlerde Fransa’da Telecom şirketinde çalışan işçiler arasında intihar olayları çok sık yaşanıyor. Şirkette son 19 ayda 24 işçi intihar etti. En son geçtiğimiz Eylül ayında 51 yaşındaki bir çağrı merkezi çalışanı, ardında “suçlu, şirket yönetimidir” diyen bir mektup bırakarak yaşamına son verdi. Şirket yöneticileriyse yaşanan intihar olaylarını arsızca, işçiler arasındaki bir “moda” olarak değerlendiriyor ya da yüz binden fazla işçinin çalıştığı şirketlerinde intihar oranının aslında çok düşük olduğunu söylüyorlar. Oysa kriz koşullarında küçülmeye gitmek isteyen Telekom yönetimi, çalışma koşullarını ağırlaştırarak işçilerin istifa edip işten ayrılmalarını istiyor. Bu baskıların sonucunda ise intiharlar birbiri peşi sıra geliyor.

ABD’de her yıl 16-54 yaşlarındaki 6 milyon işçi psikolojik sorunlara bağlı olarak işini kaybediyor. İngiltere’de yapılan bir araştırma, insanların iki dünya savaşı arasında yaşanan Büyük Buhran dönemine göre bile daha mutsuz olduklarını ortaya koyuyor. Raporda bunun sosyal dayanışma ağları gibi eskinin toplumsal alışkanlıklarının çözülmesinden kaynaklandığı belirtiliyor. Günümüzde sayısı her geçen gün daha da artan işsizler, yalnızlığın girdabına sürükleniyorlar ve yaşadıkları karamsarlığı kendi başlarına aşamıyorlar. Asıl neden yine aynı: Örgütsüzlük.

Benzer sorunlar Türkiye için de geçerli. Ankara’da işsizler arasında yapılan bir araştırma, işsiz kalan işçilerin çoğunluğunun aileleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerinin bozulduğunu, iş bulma umutlarının azaldığını ortaya koyuyor. Bu araştırma, örgütlenmenin yasalarla zorlaştırıldığı Türkiye’de, çoğunluğu genç olan nüfusun, işsizlik koşullarında ciddi psikolojik sorunlarla karşı karşıya kaldığını da ortaya koyuyor. Genç işsizlerin kriz nedeniyle yaşadıkları sıkıntıları bu şekilde yansıtmalarının, kapitalistler açısından örgütlü bir tepki vermelerinden daha evlâ olduğu açık. Ne de olsa intiharların veya psikolojik sorunların yaygınlaşması onların kârlarına halel getirmiyor.

­Üretimde yüksek teknolojinin kullanılmaya başlanması, işçilerin üzerindeki sömürünün hafiflemesine, yaşam standartlarında ve ücretlerinde iyileşmeye neden olmadı. İşçi sınıfının kazandığı her bir hak, yaşanan mücadelelerin, ödenen bedellerin ardından gelmiştir. Ne zaman sınıf mücadelesi yükseldiyse, işçiler yaşadıkları sorunun kaynağına doğru örgütlü bir hamle yaptılarsa, kendilerini gerçek anlamda bir insan gibi hissetmişlerdir. Bu, geçmişte ne kadar geçerliyse bugün de o kadar geçerlidir. Krizin etkilerine karşı işçilere “elbirliğiyle fedakârlık” çağrısı yapan patronların yalanlarına karşı ancak örgütlenerek karşı durulabilir. İşyerlerinde ve yaşamın her alanında yaşanan sorunların işçileri bunalıma sokmasına engel olmanın tek yolu örgütlenerek daha iyi iş ve yaşam koşulları için mücadele etmektir.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no:56, Kasım 2009